Tekilhaber Sitesi İle İlgili Zaruri Bir Açıklama

TEKİLHABER SİTESİ İLE İLGİLİ ZARURİ BİR AÇIKLAMA
Dücane Cündioğlu ile alakalı iki tenkit yazımız muhtelif web sitelerinde yayınlandı. Yazıların her ikisi de ciddi tenkit konuları ihtiva ediyordu. “Bilmek varetmektir” ve “yaratılan da aynı zamanda yaratandır, kaçınılmaz olarak” ifadeleri, maalesef Müslüman bir fikir adamı için altından kalkılmaz bir sabıka olarak Dücane Cündioğlu’nun müktesebatında duruyor.
“Ah şu Dücane Cündioğlu” başlıklı ikinci yazıya gelen tepkiler, Dücane Cündioğlu’nun müktesebatındaki mezkur iki bahisle ilgili hiçbir savunma, fikir, tespit ve tenkit ihtiva etmeksizin şahsımıza yönelik hakaretler şeklinde cereyan etmiştir. Ciddi birer tenkit bahsi olarak yukarıdaki meseleler orta yerde dururken, hakaretlerden ibaret tepkiler, tam bir “tetikçilik” misyonu ile gerçekleştirilmiştir. Devamını Oku »

Fikir Adamı ve Hakikat Kaygısı

Fikir adamı olmak, hakikatin peşine düşmektir. Hakikat arayıcılığı, fikir adamının diğer adıdır. Her nerede ve hangi çerçevede ise hakikat, keşfedilmeli, mümkünse zapt edilmeli değilse tabi olunmalı ve münasip bir dil ve üslup ile kaydedilmelidir. Hakikatin kaynağını bilen biz Müslümanlar için, hayatın ve zihni organizasyonun merkezine İslam alınmalı ve mütemadiyen o eksende arayış devam etmelidir. Devamını Oku »

RAMAZANDA KERBELAYI HATIRLAMAK

Kerbela… Muhakkak ki ümmet bu hadiseyi unutmadı ve unutmayacak… Sayısız boyutu olan bir hadisedir Kerbela ve hakkında sayısız yazı yazılmıştır. Konunun boyutlarından birini, önemine binaen izah edelim. Ki bu boyut, ümmet için kıyamete kadar devam edecek olan bir hükmü ihtiva ediyor.
Hz. Hüseyin’in kıyamının hukuki bir kıymeti var. İslam tarihinde otoriteye ilk isyandır. Nasıl bir isyan? Meşru bir isyan… İşte bu hususiyetinden dolayı Hz. Hüseyin’in kıyamı, İslam Amme Hukukunda, otoriteye karşı meşru isyanın ilk misalidir ve “zalim idareye karşı isyanın yolunu açan” ilk İÇTİHATTIR. Hz. Hüseyin’in kıyamı ve kıyamının arka planındaki hukuki gerekçeleri, İslam Amme Hukukunda bir çığır açmıştır. Devamını Oku »

Kaosun Ortasında İslami Tavır

Birçok dünya görüşü kırıntısının, birçok siyasi yaklaşımın, birçok ahlaki kavrayışın ve teorik temelleri olmayan pratiğin sayısız çeşidi içinde bir dünya görüşünün her alanda ve anlamda doğru tavrını sergileyebilmek hakikaten zor. Çok kişinin bir dünya görüşüne bağlanıp bağlanmama meselesini gündemine almaksızın siyasi savruluşlarla tavır aldığı ve taraf tuttuğu bir ülkede, bir dünya görüşü sahibi olmak daha da zor. Siyasi ve ahlaki tavır alışların bir dünya görüşü temeline oturması gerektiğinin gündeme gelmediği hengâmede, insani varoluş çabasının bir dünya görüşü çerçevesinde gerçekleşmesi lüzumunu anlatmak ayrıca zor. Dünya görüşü temelinden tecrit edilmiş her bahsin, satıhta tartışıldığı ve satıhtaki tavır alışların katliamlara kadar kapı araladığı günümüz siyaset ikliminde, tezatsız bir dünya görüşüne ve istikrarlı bir ahlaka sahip olmak çok zor. En zoru ve dayanılmaz olanı, her alanda kendini gösteren ucuzluğun fikri ve tabi ki aklı iptal etmesidir. Devamını Oku »

Ah Şu Dücane Cündioğlu

Dücane Cündioğlu’nun 15 Ağustos 2010 Pazar günkü yazısını okuyunca, insanın nevri dönüyor. Yazı müellifsiz okunsa tam bir şarkiyatçı dili ve üslubu görülecektir. Fakat müellifin Dücane Cündioğlu olduğunu gören okuyucunun, ruh hali geriliyor ve patlamamak için hususi bir gayret sarf etmek mecburiyetinde kalıyor.
Epistemoloji ile ontoloji arasındaki irtibatın anlaşılmaması, bunların her birinin diğerinden müstakil olduğu zannını meydana getiriyor. Epistemolojinin üzerine basan akıl, ontolojiyi bu merkezde inşa eder. Bu durumda, epistemoloji merkezli bir ontoloji meydana gelir ki, tüm ontolojiler aslında epistemoloji ile maluldür. Epistemolojiden bağımsız bir ontoloji kurma imkanı, insan aklı esas alındığında (akıl merkezli tefekkür faaliyetinde) yoktur. Epistemolojiden bağımsız ontoloji kurma imkanı, sadece ve sadece insanın idrak kaynakları dışında kendisine sunulan bir bilginin olması ile kabildir. İnsan dahlinin olmadığı bir ontoloji teklifi, epistemolojiden bağımsız olabilir. Bu noktada bile teklif edilen “müstakil ontoloji”yi insanlar, anlama faaliyetine konu edindiklerinde epistemolojinin etkisi az-çok görülür. Devamını Oku »

Kürt Meselesine Sıkışan Büyük Devlet Hayali

Batı, medeniyet olarak çöküyor. Doğuda herhangi bir ülke, millet veya devlet, medeniyet kurabilecek durumda görünmüyor. Batı medeniyeti, felsefi krize girdiği için çökerken, doğuda medeniyet kuracak çapta bir fikir havzası oluşmuyor. Batının iktisadi krizinin temel sebebi, doğunun (Çin’in, Hindistan’ın, Japonya’nın, Rusya’nın) batılılaşmış ve kapitalistleşmiş olmasıdır. Doğu da iktisadi gelişmesini gerçekleştirmeye başlayınca, kapitalizm küresel manada ilk defa test edilmiş ve kendi kendini yemeye başlamıştır. Doğunun genelde batılılaşmış özelde kapitalistleşmiş olması, batıyı iktisadi alanda yerle bir etmeye doğru hızlı adımlarla yürüyor. Fakat doğunun batılılaşması batının iktisadi ve içtimai çöküşünü hızlandırırken, yeni bir medeniyet inşasını ihtimal dışı bırakmıştır. Dünya belki de tarihinde ilk defa bu kadar yaygın bir medeniyet krizine yakalanmış durumdadır. Devamını Oku »

Devlete Elveda Kaosa Merhaba

Balyoz darbe planı ortaya çıktı ve yer yerinden oynadı. Cuma namazında cami bombalamak, kendi savaş uçağımızı düşürerek Yunanistan ile gerilim çıkarmak ve benzeri daha vahim hadiselerle darbe altyapısını hazırlayarak hükümeti ıskat etmek… Yüz binlerce insanı temerküz kamplarında toplayarak işkence ve katliam yapmak… Plan nerede hazırlanmış? Birinci Ordu karargahında… Devamını Oku »

Islahı İmkansız Olanın İmhası zarurettir

Islah, hastalanmış olan bir varlığın tedavisi, bozulmuş olan bir müessesenin tamiri, aslından uzaklaşmaya başlamış olan fikrin tashihi için lazımdır. Mahiyeti itibariyle “kurucu düşünce” değil, “tabi düşünce”dir. Mevcudun iyi olduğu, muhafaza edilmesi gerektiği düşüncesinden beslenir. Hatta “vazgeçilmezlik” fikrinde hayat bulur. Çok zaman da “kurucu düşünce” kudretine sahip olamayan fikir garibanlarının elindeki son mazerettir. Devamını Oku »

Tefekkür Mecrası Siyasi Mecradan Bağımsızlaşmalıdır

Siyasi alan, hayatın en geniş alanlarından biridir. Hayatın hemen hemen tamamına yakınını ilgilendirir. Siyasi alandaki gelişmeler, hayatın diğer alanlarına farklı derecelerde olsa da yansır. Siyasetten tamamen bağımsızlaşmak mümkün değildir. Buna rağmen siyasetten uzak durma çabaları, insanları hayattan uzaklaştırmaktadır. Hayata müdahil olma çabası ile siyasetten uzak durma çabası, derin çelişkiler meydana getirir. Derin çelişkiler, hayatı izah etmeyi ve yaşamayı imkansızlık sınırına kadar taşır. Devamını Oku »

MÜSLÜMANLARIN DANS ETMESİ…

Böyle bir cümle bizim zihni evrenimizde terkip olunamaz. Böyle bir cümle hayallerimizde bile kendine yer açamaz. Bu cümlenin ifade ettiği anlam, ufuk alanımıza giremez. İçinde yaşadığımız dönem, cemiyet ve hayat bu tavrımızı nasıl isimlendirirse isimlendirsin, umurumuzda bile değil. İster yobazlık denilsin, ister geri kafalılık, isterse daha ağır isimlendirmeler yapılsın… Bu tür isimlendirmelerin tamamı, kulağımızın duyacağı ses aralığının dışında kalmaya mahkumdur. Devamını Oku »

BÜYÜK ÇÖKÜŞ-3- MÜSLÜMANLARIN TARİHİ MESULİYETİ

Müslümanlar, batının büyük çöküşü konusunda kendilerini çok hızlı şekilde ikna etmeliler. Çünkü bu konudaki tartışma beyhudedir ve zaman ve enerji israfına yol açar. Bu konuda kendini ikna etmeyenler veya ikna edilemeyenler, birçok sebepten bahsedebilirler ama tüm sebeplerin neticesi aynı noktaya çıkar. Bu nokta; “Ya batı büyük çöküşü yaşamıyorsa” ve “biz yanlış teşhis yapıyorsak” endişesi veya düşüncesidir. Bu endişe doğru olsa ve hakikaten batı küçük krizler yaşıyor ve kısa süre sonra tekrar dimdik ayağa kalkacak durumdaysa ne olacak? Bu endişenin zihinleri vakumlamasına fırsat ve imkan tanınmamalıdır. Zira batının büyük çöküşünün gerçekleşmeye başladığı teşhisinin doğru veya yanlış olması halinde Müslümanların yapmaları gereken iş aynıdır. İki ihtimalde de aynı işlerin yapılacak olması bu tartışmayı bitirmeye kafidir. Bu sebeple batının çökeceğine olan inanç, Müslümanların kendilerine gelmelerine vesile olacaktır. Devamını Oku »

SEÇEBİLMEK

Seçmek; karşımızda bulunan ve birden fazla alternatif içinden birini ayırma, diğerlerini eleme, ya da bir alternatifi diğerlerine tercih etme durumudur.
Seçebilmek ise, seçmeden biraz daha fazla emek vererek, elzem olanı doğru olanı, güzel olanı, işe yarayanı tercih edebilmektir. Bunların yanında, kötü olanı, işe yaramaz olanı, çirkin olanı, zararlı olanı fark edip, itelemek ve öteleyebilmek faaliyetidir. Devamını Oku »

BÜYÜK ÇÖLÜŞ -2- BATI NASIL TASFİYE EDİLMELİ?

Batıdaki kriz aslında felsefi krizdir. Felsefi kriz, derin bir kriz olduğu ve filozoflarca ancak teşhis edilebildiği için anlaşılması biraz zordur ve zaman alır. Batının felsefi krize yuvarlanması ise yaklaşık bir asır öncesinde başladı. Bu güne kadar derinleşerek geldi lakin bu teşhisi yapan sesler cılız kaldı ve çağımızın gürültülü hayatında kendini duyuramadı. Batı felsefi üretimlerinin neticesi olarak elde ettiği bilim ve teknolojinin zirvesine bu dönemde ulaştığı için ne felsefi krizi teşhis etmekte maharet gösterebildi ne de felsefi krizi umursadı. Bir asra yakın zamandır devam eden felsefi krizin teşhis edilememesi ve umursanmaması, krizi çözülemeyecek kadar derinleştirdi. Artık batı felsefi krizi çözmenin zihni organizasyonlarından fersahlarca uzaklaştı. Devamını Oku »

SAĞIRLAR KONUŞMADIKÇA MATERYALİZM FİYASKODUR

Doğuştan sağır olan, yani “ses”i hiç duymamış olan insanlar, konuşma uzuvlarında herhangi bir problem olmasa da “dilsiz” oluyorlar. Konuşabilmek için gereken biyolojik imkanlara sahip olmasına rağmen, sağır olduğundan dolayı sesi duymaması ve tanımaması, dilsizliğe yol açıyor. Bu kişiler “dilsiz” değil, “sağır-dilsiz” olarak isimlendiriliyorlar.
Konuşma uzuvlarında herhangi bir arıza olmayan sağır insanın, konuşamamasından ne gibi manalar çıkar? Devamını Oku »

BÜYÜK ÇÖKÜŞ-1- GİRİŞ

Batı çöküyor. İki kelimeden müteşekkil bu basit cümle bir çırpıda söyleniyor ama ihtiva ettiği mana o kadar büyük ki, dünya, tarihinde bu kadar büyük bir çöküş yaşamadı, şahit olmadı ve hayal etmedi. Evet, batı çöküyor. Fakat bu çöküş tarihteki hiçbir çöküş hikayesine benzemiyor ve hiçbir denklemle açıklanabilir gibi görünmüyor. O kadar büyük bir güç çöküyor ki, muhtemelen dünya altında kalacak. Batının en keskin düşmanları bile bu çöküşe bigane kalamayacak. En çok sevinecek olan Müslümanlar bile bu çöküşü saniye saniye takip etmek zorunda kalacak, altında kalmamak için… Öyle zamanlar olacak ki, batının en kindar düşmanları bile çöküşü yavaşlatmak için ellerinden geleni yapmak mecburiyetinde kalacaklar. Devamını Oku »

İNSAN HUKUK İSLAM

Hukukun kaynağı ile ilgili fikri/felsefi tartışmaların hiçbiri bu ülkeye gelmedi. Kaynağı ile ilgili hiçbir tartışma yaşanmamış olması, meşruiyetinin de gündeme gelmesine mani oldu. Umumiyetle meşruiyet, hukukta arandı. Fakat hukukun da bir meşruiyetinin bulunması lüzumu akla dahi gelmedi. Kendi meşruiyetini izah etmemiş olan hukuk, meşruiyet kaynağı olarak kullanıldı. Bu durum, önce hukuku, sonra kanunu tartışma dışına çıkardı. Hukukun ve kanunun tartışma dışına çıkarılması, kutsanmasına vesile oldu ve neticede bir “hukuk fetişizmi” meydana geldi. Devamını Oku »

DURSUN ÇİÇEK VAKASI

Ergenekon soruşturmalarında en fazla vefa gören kişi, Dursun Çiçek’ti. İki defa tutuklanmış fakat bir şekilde tahliyesi sağlanmıştı. Dursun Çiçek’in arkasına yığılan gücü görünce, ne kadar kilit noktada olduğu açığa çıkmıştı. Zaten kilit noktada olduğu malumdu, zira genelkurmay karargahında görevliydi. Fakat karargahta görevli subayların içinde de muhtemelen daha önemli bir noktadaydı veya karargahta görevli subayların hepsi önemliydi. Devamını Oku »

ÜÇÜNCÜ ŞAHSİYET, MÜTEFEKKİR

İslam irfanı, ilim ve tasavvuf mecralarını en baştan itibaren açmış ve usulünü, adabını, güzergâhını, menzillerini, istikametini ve hedefini tayin etmiştir. Üçüncü yol olan tefekkür, sürekli var olmasına rağmen, mecra haline gelememiş, bu sebeple usulü, adabı, güzergâhı, istikameti ve hedefi kristalize olamamıştır. İslam irfanı, âlim ve sufi şahsiyetini şekillendirmiş fakat mütefekkir şahsiyetini şekillendirmemiştir. İslam tarihi boyunca sayısız mütefekkirin yetiştiği vaki fakat tefekkür mecrasının açılamadığı hazin bir gerçektir. Sayısız mütefekkirin yetişmiş olmasına rağmen tefekkür mecrasının açılamadığını söylemek mantıksız geliyor. Gerçekten de mantıksız fakat maalesef doğru… Devamını Oku »

BİR EYLEMDEN KALANLAR

BİR EYLEMDEN KALANLAR
Mustafa hoca ile yola çıktık. Yalnız yola gidecek halim yok. Çok kötüyüm. Dizlerimde derman kalmamış gibi… Ruhum bedenimi taşımıyor. Garip bir durum. Ruh hangi haldeyse, beden o halde… Ruha rağmen bedenin sağlıklı ve dinç olması mümkün değil. İşin can yakıcı tarafı, haber alamamak… On dokuz şehit olduğuna dair haberler var ve bunların kimler olduğu bilinmiyor. Haber kaynakları suskun, haber kanalları tıkalı… Zihnim bir taraftan İsrail’deki esirlere ve oradaki arkadaşım Nuri beye gidiyor, diğer tarafta Nuri beyin hanımına… Tam bir sarkaç halinde… Hislerim zihnimi esir almış durumda. Ara sıra aklım burnunu gösterecek oluyor zihni çalkantılarımın içinde. Diyor ki bana, büyük ihtimalle Nuri bey orada senden daha rahat… Bu düşünceye sarılıyorum, denize düşenin yılana sarılmasındaki misal… Lakin ancak birkaç saniye sürüyor. Devamını Oku »

DÜCANE CÜNDİOĞLU FENOMENİ

Fikir adamının, fikri olur. Fikir adamı ise hakikaten, kapsayıcı fikri olur. Parça fikirler, geveze entelektüellerin psikolojik tatmin malzemeleridir. Parça fikir ile kapsayıcı fikri birbirinden ayıramayanlar, entelektüel geveze bile değildir. Parça fikirlere takılıp kalanlar ve üst fikre (sistem fikrine) sıçrayamayanlar, genellikle “parça fikre” kapsayıcı fikir muamelesi yapar. Parça fikre “bütün fikir” muamelesi yapanlar, fikir çilesinden mahrum olmalılar.
Parça fikirlerde patinaj yapanlar, farklılıklarını izhar etmek gayretine düşüyorlar. Farklılıklarını izhar etmek için gizemli olma çabasına giriyorlar. Gizemli olmak, ne dediğinin anlaşılmasını zorlaştırmakla kabildir. Beyanının anlaşılmasını zorlaştırmak ise fikrin derinlik boyutu ile ilgili değildir. Yaptıkları sadece beyanlarını giriftleştirmekten ibarettir. Fikrin derinlik boyutunda mesafe almış olanlar anlaşılmayabilirler ama anlaşılmamak için çaba sarfetmezler. Anlaşılmıyorlarsa bunun sebebi, fikirlerinin derinliğidir. Fikri derinliğe sahip olmak ile anlaşılmamak için derinlik gösterisi yapanlar, çareyi üslubun giriftliğinde arıyorlar. Devamını Oku »