RAPOR-17-BEŞERİ RİYAZİYE VE İSTİHBARAT İLMİ

TAKDİM
İstihbarat ilmi; beşeri ilimler havzasının tatbikat ilimlerindendir. Tatbikat ilimlerinden olması, “müstakil ilim” olmadığı manasına gelir. Müstakil bir istihbarat ilmi kurma çabası, ya tüm beşeri ilimleri kurmayı gerektirir veya akamete uğrar.
İstihbarat ilmi; hem beşeri ilimler havzasında hususi bir yere sahiptir hem de tatbikat ilimleri çeşitleri için özel bir yere sahiptir. Beşeri ilimler havzasının temel ve tatbikat ilimlerinden faydalanmasına mukabil, usul ve istimal bakımından çok bariz farklılıklara sahiptir.
*
İstihbarat sahasının ve faaliyetlerinin ilmi çerçeveye alınmadığı ve ilmi usullerin kullanılmadığı ülkemizde, meselenin sadece teknik boyutlarıyla ele alınması kaçınılmazdır. Sade bir ifadeyle, “istihbarat ilmi”nin kurulmamış olması, meseleyi “muhbirlik” seviyesizliğine mahkum etmiştir.
Bir bilgi ve faaliyet sahasının “ilmi” kurulmazsa, orada ciddiyet olmaz. İlmi çerçeve, ilmi nizam, ilmi terkip yoksa istismar kaçınılmazdır. İlmi çerçevenin olmadığı yerde, şahsi inhisar ve istimal önlenemez.
Meselenin sadece haber almak (bilgi toplamak) ve bunları işleyerek yetkili mercilere raporlamak, çok basit ve seviyesiz bir bakıştır. Sadece teknik kadroların istihdam edildiği bir istihbarat teşkilatı, istihbaratı, ilmi seviyede ele almak istidadına malik değildir. Okumaya devam et

Share Button

RAPOR-15-BEŞERİ RİYAZİYE VE SİYASET

TAKDİM

Beşeri Riyaziyenin tatbik edilebileceği sahalardan birisi de siyasettir. Siyasetin her sahasında tatbik edilebilir mahiyettedir. Başarılı tatbikatları hayal bile edilemeyecek çapta neticeler ve faydalar doğurur.
Beşeri riyaziye, mevcut matematik gibi sadece “tespit” yapmaz, aynı zamanda siyasi faaliyetleri mümkün kılan muhteva ve usullere sahiptir. Denklemlere müdahale etmek demek, mevcut siyasi haritada, ilerleme (dostlar için), geriletme (hasımlar için), harekete geçirme, sevk ve idare etme anlamına gelir. Siyasi sahanın tamamı, belli bir karargahtan tetkik ve idare edilebilir.
*
Muhakkak ki beşeri riyaziyenin siyasetteki tatbikatı; yeni ruhiyat ilmi ve yeni içtimaiyat ilmi ile birlikte gerçekleştirilir. Zaten meselenin özü, bu üç ilmin tatbikatta birleşmesini gerektirir. Her biri nazari olarak ayrı ilimler olsa da, tatbikatta üçünün birlikte kullanılması zarurettir. Aksi takdirde, bu üç ilmin her birinden ayrı ayrı beklenen netice ve fayda elde edilemez.
* Okumaya devam et

Share Button

RAPOR-5-KARZ-I HASEN MÜESSESESİ

TAKDİM

Karz-ı Hasen, ihtiyacı olana borç vermek, borçluyu rahatsız etmemek, mali durumu iyi olmayan borçluya ihtiyacı kadar mühlet tanımak, onun şahsiyetini rencide etmemek… Istılahta bu ve benzeri şekillerde tarif ve ifade ediliyor. Kaynakları Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’dir. Her iki kaynakta zikredilen, tavsiye ve teklif edilen ahlaki, iktisadi, içtimai bir ibadettir.
Kuşatıcı (üst) mefhumlardan olan “İnfak” çeşitlerinden biridir. Günümüzde unutulmuş görünen infak türüdür. Günümüzde infak mefhumu sadece karşılıksız yardımlar (sadaka) şeklinde anlaşılır hale geldi. Bu durum, sistem çapında düşünme zafiyetinden kaynaklanan bir neticedir.
İnfakın çeşitlerinden biri olan “karşılıksız yardım” mahiyeti taşıyan sadaka, mağdur insanlar için söz konusudur. Çalışma imkanı olanlara karşılıksız yardım yapmak, ataleti (tembelliği) davet eder. Oysa atalet, İslam’ın şiddetle reddettiği bir mizaç ve ahlak özelliğidir. İslami müesseselerin içinde hususi bir yeri olan sadaka ile ataletin yaygınlaşmasını temin etmek, İslam ile İslam’a aykırı neticeler üretmektir. Buna sebep olmak, İslam’ı en seviyesiz ve en kötü şekilde anlamaktır. İslam’ı en çirkin şekilde anlamanın misali, İslami ölçülerle, İslam’ın maksadına muhalif neticeler elde etmektir. Okumaya devam et

Share Button

EYLÜL AYI RAPOR LİSTESİ

EYLÜL AYI RAPOR LİSTESİ

Eylül ayında basılan raporlarımızın listesi aşağıdadır.

MEDENİYET ARAŞTIRMALARI MERKEZİ

Rapor-4-Hakem müessesesi
Rapor-5-Karz-ı Hasen müessesesi

STRATEJİK ARAŞTIRMALAR MERKEZİ

Rapor-15-Beşeri Riyaziye ve Siyaset
Rapor-17-Beşeri Riyaziye ve İstihbarat İlmi

Share Button

RAPOR-4-HAKEM MÜESSESESİ

TAKDİM

Hakem müessesesi, özü itibariyle resmi müessese olmayıp, içtimai müessese mahiyetindedir. Halkın, kendi ihtilaflarını kendinin halletmesini mümkün kılan bu müessese, aynı zamanda halk tarafından kurulan bir içtimai müessese çeşididir. Halkın ihtilaflarını halletmek için devlete ve hukuka ihtiyaç duymadan kendi arasında meseleyi çözme iradesinin müesseseleşmiş halidir. Hakem müesseselerinde insanların aradığı kıymet, umumiyetle adalet değil, sulh olmak, helalleşmektir.
*
Hakem müesseseleri, hukuk değil, ahlak müesseseleridir. İhtilafları, hukuka (mahkemeye) müracaat etmeden, karşılıklı rızaya (yani ahlaka) dayalı şekilde halledebilmenin müessesesidir.
*
Ahlaki mahiyet taşıyan Hakem Müessesesi, her zaman hakların tespit ve tevziini yapmak çabasına girmez, bazen de tarafların ahlak temelli feragat ve fedakarlığa dayalı rızai anlaşmalarını temin eder. İhtilafların halli her zaman hakların tespit ve tevziine dayalı olarak gerçekleştirilemz, taraflardan birisi mükellefiyetini yerine getirmekten aciz hale gelmiş olabilir. Bu ihtimallerde ahlak, taraflara feragat ve fedakarlık tavsiye etmektedir. Hakem müessesesi, tarafların kudret ve acziyetini de tespit ederek, istismar edilmesini engeller ve taraflara mevcut imkanlar içinde bir mutabakata varmasını teklif eder. Tarafların bu teklif metni üzerinde anlaşmaları halinde mutabakat zaptı hazırlanır ve ihtilaf intaç edilir.
Okumaya devam et

Share Button

RAPOR-8-İL BELEDİYE SEÇİM PLANI

TAKDİM

Malum olduğu üzere belediye seçimleri, mahalli özelliklerin ve mahalli kadroların önemli bir tesir sahibi olduğu seçim çeşididir. Belediye yetkililerinin seçmenle aynı şehirde yaşaması ve belediye faaliyetlerine halkın günlük muhatap olması, başka bir ifadeyle seçilen ile seçenlerin yakın mesafede yaşaması, mahalli kadroların tesirini artırmaktadır.
*
Mevcut belediye yetkililerinin ve belediye başkanlarının; yolsuzluk, ahlaksızlık, kibirlilik gibi çirkin özellik ve davranışları ayyuka çıkmış durumdadır. K.Maraş’ta, belediye yetkilileriyle münasebete geçip de bunlardan şikayet etmeyen tek kişi yoktur. Belediyelerin ve belediye başkanlarının itibar kaybı, parti teşkilatı ve teşkilat yetkililerinin itibar kaybıyla birleşince, mahalli seçimlerde ağır oy kaybının olması bekleniyor. Sokaktaki vatandaşın bile bildiği ve konuştuğu bu durum, belediye ve teşkilat yetkililerinin hiç umurunda değil…
*
Okumaya devam et

Share Button

RAPOR-7-PARTİ İL TEŞKİLATI-Siyasi Hedefler-

TAKDİM

Meselenin özü, otuz milyonu örgütlemektir. Teşkilattan maksat, otuz milyon insanı bünyesine alacak bir irtibat örgüsü kurabilmektir.
Kamil manada teşkilat kurabilen partiler, teşkilat mensuplarından bahseder; kuşatıcı çapta teşkilat kuramayanlar ise sürekli “parti tabanı” üzerinde durur. Başarılı ve hacimli bir teşkilat kuran partiler, taban diye ifade ve tarif edilen halk kesimini teşkilat bünyesine alarak, teşkilat mensubu yapabilir. Mesele tam olarak budur; otuz milyonluk teşkilat…
Milyonlarca insan var, hem de tankın altına yatacak, namlunun üzerine yürüyecek kadar sadık ve fedakar… Ama teşkilat, sadece seçim zamanında bu insanların binde birine bile ulaşamıyor. Oysa teşkilat bunların tamamını bünyesine almalı ve bunları harekete geçirerek diğer yüzde elliyi ikna etmeye çalışmalı.
Taraftar var ama teşkilat yok… Taraftar hacmince teşkilat yok… Allah Allah… Anlaşılır gibi değil… Asgari yirmi milyon insan kütlesi, teşkilatın kendilerine ulaşmasını bekliyor. Teşkilat bunlara ulaşmadığı gibi, kendi kendine teşkilatlanan insanları da “fitne çıkarmakla” itham ediyor. Hem milyonlarca insanı atıl halde bırakıyor hem de harekete geçen insanları engellemeye çalışıyor. Akıl alır gibi değil…
Okumaya devam et

Share Button

RAPOR-3-ŞEHİR ŞURASI

TAKDİM

Halk boşlukta, istinat noktaları kalmadı. Hayat boşlukta, itibar mercileri kalmadı. Münevver camia boşlukta, faali-yet ve tatbikat sahası kalmadı. İlim ve tefekkür boşlukta, kıymet ve müessiriyeti kalmadı. Özet olarak söylemek gerekirse; hayatın içtimai altyapısı çöktü, tüm dikkatler maddi altyapıya çevrildi. Hedef, “fahişe ama zengin” türünden bir insan tipi değilse eğer, bugünkü hal, tam bir felaket… Maddi altyapıdaki iyileşmelerin bedeli manevi kıymetler ise, iktisadi gelişmenin neticesi, “zengin fahişe” demek-tir. Manevi inkişaf, maddi gelişmeyle mütenasip olmadığı gibi, tam aksine araların-da ters orantı kurulmaya başladı. Maddi gelişme, manevi inkişafın gerilemesine sebep oluyor.
***
Şehir anlayışını maddi altyapıya kilitleyen, maddi altyapıyı da bina ve yol ile sınırlayan cahil ve kibirli, kifayetsiz ve ahlaksız mahalli idareciler ve yetkililer, halkı ve hayatı uçuruma doğru götürüyor. Mahalli idarecilerin yolsuzluk ve yağma batağına saplanmış olmasından bahsetmiyoruz daha… “Halka hizmet” dedikleri ve kamu kaynaklarını ziyan ettikleri işler bile, “Medeniyet Şehri” seviyesinde meseleye bakıldığında tam bir felaket…
Okumaya devam et

Share Button

RAPOR-2-MEDENİYET ŞEHRİ

TAKDİM

Kanun, faaliyetin muhtevasını tespit etmez, mesuliyetin (yetki ve sorumluluğun) sınırlarını tayin eder. Bir kanunun öngördüğü işlerin, “doğru”, “iyi”, “güzel” şekilde yapılması, ilim ve fikirle mümkündür. Türkiye’de belediye idaresi, mevzuata bakıp belli başlı işleri yapmaktan ibaret bir cahillik ve basitliğe mahkum olmuştur. Burada bahsini ettiğimiz mevzu; hukuksuzluk, yolsuzluk, usulsüzlükle ilgili değildir, bunlar ayrı birer meseledir. Bahsini ettiğimiz husus, hukuka tamamen riayet eden kadroların bile içinde debelendiği cahillik, kibir, kifayetsizlik gibi marazlardır.
Belediyelerin tüm faaliyetleri için bir muhteva yekununa ihtiyaç var, “Medeniyet Şehri Fikriyatı”… Yolsuzluk ve usulsüzlük yapanların muhatabı hukuk ve yargıdır, idrak ve tefekkür sahibi olmayan yetkililerin muhatabı ise münevver camiadır. Ne var ki cahillik, münevver camia ile muhatap olmak, onlarla istişare etmek, bir muhtevaya bağlanmak gibi asil davranışlara manidir.
Okumaya devam et

Share Button

RAPOR-1-MEDENİYET AKADEMİSİ RAPOR HARİTASI

TAKDİM

Rapor haritası… Birinci rapor olarak bu dosyası hazırlamamızın sebebi; “ne düşünüyoruz?”, “ne yapmaya çalışıyoruz?”, “hangi sahalarda ve meselelerde rapor hazırlıyoruz?” sorularının cevabını, toplu olarak ve bir liste halinde vermek istememizdir. İlgili mercilere ve kuruluşlara haftada bir rapor vermek üzere altyapımızı hazırladık ve çalışmaya başladık. Her hafta bir rapor verirken, çalışmalarımızın devamının ne olduğunu bir harita halinde görmelerinin doğru olacağını düşündük. Böylece ilgili merci ve kuruluşlar, rapor haritasını tetkik edip, acil ve mühim kodlu ihtiyaçlarını tespit ederek, “Şu meseledeki raporunuz talep ediyoruz” deme imkanına kavuşacaktır. Çalışmalarımızın, sadece bizim acil ve mühim gördüğümüz meselelerle sınırlı kalmaması, devletin de acil ve mühim gördüğü meseleleri öne alması, sıhhatli ve karşılıklı bir çalışma olacaktır.
*
Medeniyet Akademisi bünyesinde altı tane “araştırma merkezi” kurulmuştur. Merkezlerin her birinin bir “mevzu haritası” mevcuttur. Merkezlerin üzerinde çalıştığı mevzu haritaları nihai şeklini almış değildir. Bir taraftan mevzu haritaları üzerinde çalışmalar devam ediyor diğer taraftan raporlar hazırlanıyor.
Mevzu haritası; bir sahadaki nazari çalışmaların ilmi ve fikri çerçevesi ve muhteva listesidir. Mevzu haritası hazırlamak ve yayınlamak, ülkemizde alışkanlık değildir. Bu sebeple de ilmi ve fikri çalışmalar sığ kalmakta ve mütemadiyen istikameti değişmektedir. İlim ve tefekkür kadrolarının bir çeşit “hüviyeti” mahiyeti taşıyan mevzu haritaları yayınlamak, hem fikrinizi hem de niyetinizi ilan etmektir. Bunun alışkanlık haline gelmesi önemlidir.
Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET AKADEMİSİ BİLDİRİSİ

MEDENİYET AKADEMİSİ BİLDİRİSİ
Kadim zamanlardan beri ümmetin karargahı ve insanlığın ilticagahı olan Türkiye, ağır bir taarruz altındadır. Hilafetin ilgası ile karargahı tasfiye ettiğine inanan “karanlık akıl” sahibi insanlık düşmanları, Türkiye’nin yeniden kendi istikametine dönmesi ve hamle istidadı kazanmasıyla birlikte harekete geçmiştir.

Ümmetin muhafızı ve hizmetkarı olan Türkiye, ağır saldırıya karşı vakarlı şekilde mukavemet etmeye niyetli ve kararlıdır. Ümmetin her parçasının fazlasıyla derdinin olduğunu bildiği bir vasatta, yardım talep etmemekte, saldırıya karşı yalnız başına mukavemet etmektedir.

Ümmetin her ferdinin, ümmetin karargahı olan Türkiye’ye karşı her taarruzda harekete geçtiğini müşahede eden Türkiye, mümin kalplerin kendisine yardım etmek için çarptığını ve çırpındığını bilmektedir. İmkanları nispetinde her kim ki karargahına yardım eder, kendine yardım etmiş olur. Bunu, ümmetin her ferdinin bildiği şuuruyla, kendi dertleriyle boğuşan ümmetin her parçasının ve ferdinin, yapamadığı yardımlar için hiçbir kırgınlık yaşamayacaktır.
Okumaya devam et

Share Button

AĞUSTOS AYI RAPORLARI

Medeniyet Akademisi bünyesinde kurulan 6 adet “Araştırma Merkezi”, raporlarını hazırlamaya, basmaya ve dağıtmaya başladı. Ağustos ayı raporları aşağıdadır.

AĞUSTOS AYI RAPORLARI

Rapor-1-Medeniyet Akademisi Rapor Haritası

MEDENİYET ARAŞTIRMALARI MERKEZİ

Rapor-2-Medeniyet Şehri
Rapor-3-Şehir Şurası

SİYASİ ARAŞTIRMALAR MERKEZİ

Rapor-7-Parti İl Teşkilatı-Siyasi Hedefler (Otuz milyonluk teşkilat)
Rapor-8-İl Belediye Seçim planı

Share Button

A.Ü. Ziraat Fakültesi Dekanlığının millî hassasiyeti

A.Ü. Ziraat Fakültesi Dekanlığının millî hassasiyeti

Değerli okuyucular!
Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi logosunu taşıyan ve “A.Ü. Ziraat Fakültesi Öğrenci Etkinlikleri Koordinatörlüğünde 18 Haziran 2018 Mezuniyet Balosu / Tunalı Ramada Otel / Sınırsız yerli alkollü-alkolsüz içecek” ibarelerinin geçtiği afişi sosyal medyada okuyunca millî hassasiyetle “A.Ü. Ziraat’in içkili mezuniyet afişi utanç vericiydi” başlıklı bir yazı kaleme almıştık.

Yazıyı bu hassasiyetle yayınladıktan hemen sonra, A.Ü. Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Ergin Dursun beyefendi Habervaktim sitesi sahibi ve yayın müdürü vasıtasıyla bizimle irtibat kurdu.

Söz konusu afişin A. Ü. Ziraat Fakültesi Dekanlığıyla hiçbir ilgisinin olmadığını, bir kısım öğrencilerin izinsiz olarak kendi iradeleriyle hazırladıklarını ve sosyal medyada duyurduklarını bu haberle öğrendiklerini belirtti.
Okumaya devam et

Share Button

a.ü. ziraat’in içkili mezuniyet afişi utanç vericiydi

a.ü. ziraat’in içkili mezuniyet afişi utanç vericiydi

Bu ülkede Kemalist soslu alkolsever zavallı üniversitelerin bittiğini sanıyorduk.
1930’ların alkolsever Kemalist Cumhuriyet âdetlerinin yakın yıllara kadar üniversitelere yayıldığı sayısız misalleriyle bir gerçek.

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi’nin millî eğitim müfredatına ve anayasanın 58. maddesine aykırı mezuniyet balosu afişi utanç vericiydi. Sosyal medyada bir üniversiteye ait albenili bir afiş dikkatimizi çekince okumaya başladık.

Nesillerin ve bu ülkenin geleceğini üniversiteler belirleyeceği için bu albenili afiş daha baştan pek müeddep bir intiba vermeyince daha detaylı araştırdık ve maalesef bu yüz kızartıcı afiş adı geçen fakülte tarafından hazırlanmış ve duyurulmuş.
Okumaya devam et

Share Button

Seccadeye kaç damla gözyaşı bıraktık?

Seccadeye kaç damla gözyaşı bıraktık?

Gözyaşı herkeste var, herkes ağlayabilir. Fakat gözyaşının dökülme sebepleri farklıdır. Bâzan tövbedir, duadır, şükürdür. Bâzan gönüllerin inşirah bulması ve hâlden hâle geçiştir.

“Hiçbir damla yoktur ki o, Allah katında O’nun korkusuyla dökülen gözyaşı damlasından veya Allah yolunda akıtılan kan damlasından daha makbul olsun” diye buyuran Resûller Resûlü Efendimiz’in sözü, istikâmetini kaybeden Müslümanların kalplerinden taşra düşmüş olacak ki Müslümanlar sefil hâldedirler.
Allah’ın, üstünlük bakımından gözyaşını şehitlerin kanları ile bir tuttuğunu söyleyen Hz. Mevlânâ, Mesnevî’sinde (cilt:2) gözyaşını, katılaşmış kalpleri dirilten yağmura benzetir ve ağlayan ilk insanın Hz. Âdem olduğunu anlatır:
Okumaya devam et

Share Button

“Ağlayın su yükselsin belki kurtulur gemi”

“Ağlayın su yükselsin belki kurtulur gemi”

Ağlamak, Resûller Resûlü Efendimiz’in, vefat eden oğlu İbrahim için döktüğü mübarek gözyaşlarıdır…

Allah’tan kuluna bir hediyedir ağlamak. Müminin gözlerinden seccadeye dökülen birkaç damla yaştır. Bizden evvel giden ahbaba ağıt ve hüzündür. Cehenneme giden yolun ateşini söndüren su’dur. Sözün bitip gözlerin dile geldiği vakittir…

Mârifet işidir ağlamak. Mârifetullah’a sahip olanlar, yâni Allah’ı hakkıyla tanıyıp bilenler ağlamanın ecrini görebilirler ancak.

Ağlamak, Yakub’un gözlerinden akan Yusuf’tur. Yusuf da babası Yakub’dan uzak kaldığı için o kadar ağladı ki, zindandakiler: “Ey Yusuf! Ya geceleri ağla gündüzleri sus veya gündüzleri ağla geceleri sus!” dediler.
Okumaya devam et

Share Button

Açlığa medhiye

Açlığa medhiye

Yalnızca akla itibar eden modernlikten mâlûl bir kısım Müslümanlar, İbrahim Hakkı Hazretlerinden ödünç aldığımız yazı başlığına, yâni açlığa medhiye düzüşümüze “tasavvuf saçmalığı” diyecekler.

Modern kapitalizmin tüketim ve tokluk saldırılarına karşı dik durmak ve nefse gâlip gelmek için “Mârifetnâme” sindeki manzum nasihatlerden bir miktar okuyup öyle çıkmalı sokağa…

Muhterem zâta göre, açlık öyle bir şeydir ki, her mânanın sırrına onun vasıtasıyla varılır. İnsan ancak açlıkla bulur Rabbini. Nefsini dinleyenler için bir zindan, gönül ehline ise hoş bir meydandır açlık. Gönle safa ve lezzet verir, çünkü Allah’tan Hak erenlerine verilmiş bir ihsandır. Peygamberlerin yiyeceği, evliyanın halleri ve makamlarıdır. Cümlesi açlıkla beslenmişler.
Okumaya devam et

Share Button

Cennetin kapısını aç iken çalın

Cennetin kapısını aç iken çalın
Kim çok yemek muhabbeti eder, o midesinin esiridir.

Kim dost meclislerinde yemek çeşitlerinden bahis açar, o kişinin tefekkür ve gönle dair cehdinde azalma vardır.

Kim az yemekle yetinir, lafını etmek aklına düşmezse, o kişinin fikir ve gönül tâlimi tamamdır.

“Bütün hâllerin efendisi ve büyüğü az yemektir” buyuran Resûller Resûlü Efendimiz’e uyan Sahabe-i Kiram az yerdi.

“Müslüman olduktan sonra âhir ömrüme kadar tıka basa karnımı doyurmadım” diyen Hazret-i Ebu Bekir az yerdi.

Hacı Bayram-ı Velî Hazretlerinin, Peygamber Efendimiz gibi açlığını bastırmak için siyah bir taşı vardı, onu karnına bağlardı.
Okumaya devam et

Share Button

Az yemeyi bilen Müslüman çoğalırsa…

Az yemeyi bilen Müslüman çoğalırsa…

Her ne fesat koparsa mideden kopar, diyor ecdadımız. Çok yiyenin şefkat ve merhameti azalır. Nefs, aç olmayınca benlik dâvasını bırakmaz. Bundandır ki çok yemek kâfir hasletidir.

İslâm milletlerine yön veren nice sultanlar ve beyler, nice ümera ve ulema hâkimiyetin ve meşruiyetin temsilcisi iken, midelerinin esiri oldukları içindir ki kemâlâtını kaybetmedi mi?
Az yemek, yalnızca dervîşân ve ehl-i irfan için değildir. Âlimandan üdebaya, devletlüden ticaret sınıfına, siyasîlerden idareci zümreye kadar her mes’ul kişi bu ölçüye riayet ettiğinde neler olur bu ülkede neler… Merhamet ve yüreğin hâkim olduğu bir toplum ve devlet meydana gelir.

Efendimiz Aleyhisselâtüvesselâm’ın “Allah, çok yiyip içeni sevmez; az yiyip, bedeni hafif olan mümini sever” buyruğuna sadâkat gösteren, az yemeyi tefekkürle terkip eden Müslümanların sayısı çoğalırsa bilin ki o gün millet de devlet de kurtulur.
Okumaya devam et

Share Button

Tokluk âfettir, Müslüman az yemeli

Tokluk âfettir, Müslüman az yemeli

Şeytan, Âdemoğullarını azdırabilmek için karınlarının tok olduğu zamanı kollarmış. Az yemek için bu sebep yetmez mi?

Allah dostlarının sözüdür: İlim ve amel az yemekte… Az yemek her derde deva. Kalbi inceltir, arzuları kırar, günah işlemeye mâni olur. Dahası nefs-i emmare ile mücadele yoludur.

Az yiyenin gönlünde merhamet, dilinde ve simasında ulvî hüzün olur ki has Müslümanın sûret ve sîretidir bu. Bu ulvî düsturdan dolayı az yemeyi meşrep hâline getirmek gerek.

Müslüman, dünya kadar malı olsa da, envaı çeşit nimetlere sahip bulunsa da isteyerek ihlâsla arada bir aç durmalı ve daima az yemeli. Kur’an-ı Kerîm ölçüyü koymuş: Midenin üçte biri kadar taam…
Okumaya devam et

Share Button