20
Mayıs
2012
KURUCU ŞAHSİYET-3-
Kurucu şahsiyet, inşa fikrini kuşanmış olmalıdır. İnşa fikrinde muhtevi olan hususiyetleri şahsiyet haline getiremeyen insanlar, inşa faaliyetini gerçekleştiremez, kurucu şahsiyet haline gelemezler.
Kurucu şahsiyetler, yüksek tecrit istidadına ve maharetine sahip olmalıdır. Kuruculuk vasfı, keskin bir tecrit faaliyeti gerektirir. Tecrit cehdi, hayatın mevcut gerçeklik altyapısından kurtulmak için şarttır. Mevcut hayatın gerçeklik altyapısı İslam tarafından inşa edilmediği için, en radikal noktalara kadar inecek bir tecrit faaliyeti gerekir. Batı tarafından inşa edilen bu hayatın tüm “zehirli telkin ve tesirlerinden” kurtulacak çap ve derinlikte bir tecrit faaliyetini gerçekleştirecek ruhi kuvvette olmalıdır.
Tecrit faaliyeti ile hayatın sıfır noktasına inecek, kaynaklarını çıplak olarak görecek, onları İslami bakış açısıyla yeniden değerlendirecek ve yeni inşa faaliyetinin zeminini (çerçevesini) oluşturacaktır. Mevcut hayatın verileriyle asla tefekkür faaliyetine teşebbüs etmeyecek, hayatın sıfır noktasına kadar indiğinden emin olmak için defalarca kendini tartacak ve hesaba çekecektir. Nefsinin derinliklerine kadar nüfuz eden bu hayatın hesabını görebilecek derinliğe indiğinden emin olmadığı her defasında geri çekilecek, aklını, nefsini, zihnini düşmanla muhatap olur gibi dehşetengiz bir muhasebe ve murakabeye almalıdır. İnsanın hayattan etkilenme derinliğini bilmeli, bu derinliğin çocukluktan başladığını, “benlik inşası” dönemindeki tesirlerin aklının kaynaklarını oluşturduğunu anlamalıdır. Devamını Oku »
20
Mayıs
2012
19 Mayıs Atatürkçülük Karnavalıdır
19 Mayıs bayram değil, Atatürkçülüğün propagandası ve Avrupavâri takdis edilmesidir. Kemalizm’in bir nev’i âyini… Batılılaşmanın yâdedilmesi ve din ü milletin değerleri fes edilerek ilân ettirilen kanlı Altı Ok Cumhuriyetine adanmış gençlik gösterisidir.
M. KEMAL’İN 19 MAYIS’TA YOLA ÇIKMA SEBEBİ KENDİ İFADESİYLE “VATAN-I İSLÂMİYYE’NİN KURTARILMASI”DIR
Sultan Vahdettin tarafından Doğu’daki orduların müfettişi olarak ve Samsun havalisindeki asayişin temini ile benzeri vazifelerin yerine getirilmesi için hayli subay, hizmetli, iaşe ve altın yolluklarla yola çıkarılan M. Kemal’in 19 Mayıs’ta yola çıkma sebebi kendi ifadesiyle “Vatan-ı İslâmiyye” nin ve hilafetin kurtarılması ile yine kendi ifadesiyle “din- mübin-i İslâm üzere” milleti Millî Mücadeleye hazırlamaktı. Devamını Oku »
19
Mayıs
2012
KURUCU ŞAHSİYET-2-
Yirminci asır dünyada hareket adamlarının çağıdır. Batıda da böyledir. Zira batıda yirminci asırda felsefi üretim sıfır mesabesindedir. Dolayısıyla “saha” hareket adamlarına, liderlere kalmıştır. Müslümanlar, medeniyetlerinin yıkılmış olması ve batının da tesiriyle mücadeleyi hareket adamları üzerinden yürüttüler. Batıda felsefenin, İslam coğrafyasında hikmetin üretilemez, keşfedilemez, terkip edilemez hale gelmesiyle beraber, hareket adamları, tefekkürden uzak kalmış, böylece fikir ile fiil arasındaki illiyet irtibatı kopmuştur.
Dünya, lider tariflerinin içinde yeni bir inşa fikri, ufku ve maharetinin olmadığı birkaç asır yaşadı. Buna lider denir miydi, denmeli miydi? Denirdi veya denmezdi ama son birkaç asır liderlik böyle tarif edilir oldu ve liderler de bu tarife uygun şahsiyet terkiplerine sahip oldu. Liderlik hakkındaki eksik tarif, medeniyetini kurmuş olan batı dünyası için nispeten faydalı bile oldu ama İslam coğrafyası için öldürücü tesirler icra etti. Devamını Oku »
18
Mayıs
2012
HAYRETTİN KARAMAN’DAN MUHTEŞEM İKİ YAZI
Hayrettin Karaman’ın, Yeni Şafak’taki köşesinde, 04.05.2012 tarih ve “Allah dostu (Halîlullah) Allah sevgilisi (Habîbullah)” başlıklı yazısı ile 06.05.2012 tarih ve “Peygamberimiz hem Halîl hem Habîb’dir” başlıklı yazıları muhteşemdi. Köşe yazarlarını tenkit ediyoruz ama haklarını teslim etmemek gibi hasis bir tenkitçi olmaktan imtina ederiz. Bahsini ettiğimiz iki yazı, altın yaldızlı çerçeve ile tezyin edilmeli ve başköşeye asılmalıdır.
Şu ifade önünde hürmet ve tazimle eğilmemek, “hakperestlik” ölçülerini ihlaldir.
“… Allah’ın, onu sevmekle iktifa etmediği, bütün insanlığın, Allah sevgisine mazhar olmasını ona ittibâ etmeye bağladığı açıkça ifade buyuruluyor. Buradaki ittibayı (ona tabi olmayı) hılkatin mebdeine götürdüğümüz zaman ta ezelde “asıl sevgilinin, severek yaratılanın” o olduğu, başkalarının ilâhî sevgi devletine asaleten değil, onun yolundan, onun tâbii olarak ulaşabileceği hakikati yine açıkça ortaya çıkıyor.” Devamını Oku »
17
Mayıs
2012
KURUCU ŞAHSİYET-1-
Medeniyetin yükünü taşıyan üç çeşit “kurucu şahsiyet” var. İdrak ehli, manayı keşfetmek için… Terkip istidatları, manayı terkip etmek için… Hareket adamları, inşa faaliyetini gerçekleştirmek için… İslam medeniyetinin temel üç şahsiyet terkibi olan, veli, alim ve hakim (ve/veya mütefekkir), idrak ve terkip ehlidir. Hareket adamları (aksiyoncular) ise, keşif ve terkip edilen mana yekununu, varlıkta ve hayatta “gerçekleştirecek” olanlardır. Hareket adamlarının aynı zamanda keşif ve terkip işini yüklenebilecek çap ve derinlikte olmaları tercih edilir ama en azından günümüzde bu fevkalade zordur. Fakat en azından terkip maharetine sahip olmaları beklenir. Manayı yüksek terkiplere taşıyacak kadar olmasa da, tatbik etmek, hayatta gerçekleştirebilmek için ihtiyaç duyulan asgari seviyede terkip maharetine sahip olması şarttır. Devamını Oku »
16
Mayıs
2012
İNŞA FİKRİ-6-
İnşa fikri, en zor fikir çeşitlerindendir. Şekillendirilemez, denklemi kurulamaz, nakli fevkalade zor, en önemlisi de ferdi ve enfüsi olmasıdır. Umumi çerçeveler oluşturulması kabil, belli belirsiz bir sistem geliştirilmesi mümkün fakat net bir harita, sarih bir denklem, açık bir şekil üretmek zordur. En tayin edici hususiyeti, medeniyet tasavvurundan süzülmesidir. Medeniyet tasavvuru, inşa edilecek şeyin ne olduğunu gösterdiği için inşa fikrinin en azından hedeflerini tayin etmiştir. Bir fikrin hedefini (hedeflerini) tayin edebilmek, o fikri büyük nispette üretmek olur.
İnşa fikri, kaynak ve çerçeve, merkez ve muhit anlayışı ile kurulabilir. Kaynak kitap ve sünnet, çerçeve ise irfandır. Merkez dünya görüşü, muhit ise medeniyet tasavvurudur. Devamını Oku »
16
Mayıs
2012
________________________________________
İskilipli Âtıf Hoca’ya Dil Uzatan Kemalist İlahiyatçı
Kemalist ilahiyatçıların en âdisi, en fitnekârı ve fâsığı yine hezeyan kusmuş. Kanlı Kemalist cumhuriyetin şarlatan ilahiyatçısı ve ajanı Y. Nuri denen teoloji papazı bu kez de İskilipli Âtıf Hoca’yı diline dolayarak, millete rağmen İngilizlerin telkiniyle ilân ettirilen Altı Ok cumhuriyetinin İstiklâl Mahkemelerince şehit edilen bu âlim hakkında iftiralar düzmüş yine: “Bu kişinin idam edilmesi şapka muhalefetinden değil, Kuva-yı Milliyye ve Millî Mücadele’ye karşı olmaktan ve vatan hainliğindendir…
Sahte bir İslâm’ın sözcülüğünü yapan, içi dışı Protestan laikçi olan yılan dilli Y. Nuri, şehit İskilip Âtıf Hoca’yı gözden düşürme vazifesini üstüne almış olacak ki alçakça dil uzatıyor. Devamını Oku »
15
Mayıs
2012
İNŞA FİKRİ-5-
İnşa fikrinin mühim hususiyetlerinden birisi de, dünya görüşünün (ve medeniyet tasavvurunun) “gerçeklik kavrayışını” üretmektir. Gerçeklik kavrayışını üretmeden “gerçekliği” kompoze etmek kabil olmaz. Gerçeklik ve gerçeklik kavrayışı olmadan, dünya görüşünün “gerçekleştirilmesi” imkansızdır.
İnşa fikri oluşturulsa fakat gerçeklik kavrayışı üretilemese, inşa faaliyeti başlamaz, başlatılamaz, başlatılabilirse de neticeye ulaşmaz. Bir müessese inşa etmenin ilk şartı, o müessesenin “gerçeklik kavrayışını” üretmektir. Gerçeklik kavrayışı ve gerçekliği üretilemeyen müessesenin inşa faaliyetine başlanması, suya yazı yazmak gibidir. Müessesenin gerçeklik kavrayışı, o müessesenin “gerçekleştirilebilir” olduğunu gösteren fikri çerçevedir. Devamını Oku »
14
Mayıs
2012
İNŞA FİKRİ-4-
İslam medeniyetinin sıfır noktasında olduğu bugünün dünyasında inşa fikri için tecrit marifeti ve faaliyeti şarttır. Tüm hayatımız batı medeniyeti tarafından işgal edildiği için, yeni bir medeniyet inşası, öncelikle tecrit ile kabildir. Tüm hayat alanlarımızın nazari ve ameli sahalarda yabancı işgaline maruz kaldığı bugün, batı, ferdlerin ruhi derinliklerine kadar nüfuz etmiş, cemiyetin tüm münasebet ağını tesis etmiş, insanların “gerçeklik kavrayışını” kendi medeniyetiyle mühürlemiş haldedir. Bu durum, sıhhatli tefekkür faaliyetini (hatta hissi faaliyeti bile) neredeyse imkansız hale getirmişken, medeniyet tasavvuru ve inşa fikrini oluşturmak için, insanüstü bir çabayla tecrit faaliyetini gerçekleştirmek gerekir. Batının “zehirli telkin ve tesirlerinden” kurtulmanın en kestirme yolu, uçsuz bucaksız derinliklere doğru yol alabilecek bir tecrit faaliyetidir. Öyle ki, harareti kırk dereceye yükselen insanın yaşadığı “anlamsızlık” halini, batının tüm tesirlerini söküp atana kadar günlük hayat haline getirmek gerekir.(2) Devamını Oku »
13
Mayıs
2012
İNŞA FİKRİ-3-
İnşa fikri, öncelikle dünya görüşü ve medeniyet tasavvuruna ihtiyaç duyar. İslam’ın dünya görüşü ve medeniyet tasavvuru olmadan inşa fikrini oluşturmak kabil olmaz. Dünya görüşü inşa fikrinin kaynağı, medeniyet tasavvuru ise ufkudur. Ufku yani inşa faaliyetinin istikameti, güzergahı, hedefleri, denklemleri, tahlil ve terkip ölçüleri ile mühendislik (inşa) bilgileridir.
Dünya görüşü, “ne” ile inşa edeceğini bilmek için lazım, medeniyet tasavvuru ise “ne” inşa edeceğini bilmek için… Kaynak ve çerçeve… Merkez ve muhit… Bunlar olmadan yapılması gerekenin ne olduğu anlaşılamaz ki, inşa fikri oluşturulabilsin ve faaliyeti başlatılabilsin. Devamını Oku »
12
Mayıs
2012
İNŞA FİKRİ-2-
İçinde yaşadığımız çağda, İslam coğrafyası, Müslümanların hüküm ve tasarrufunda değildir. Arsa yoksa inşaat da yok. Bu sebeple inşa fikrinin hazırlık devresi ihtilal sürecidir. İhtilal süreci, arsayı temellük etmektir. İhtilal sürecini yönetecek bir ihtilal fikri şarttır. Bu sebeple çağımızdaki silsile, ihtilal-inşa-muhafaza-tecdittir.
İnşa fikrinin yolunu açan ihtilal fikridir, ihtilal fikri olmadığı takdirde inşa fikri meydana çıkmaz. İhtilal fikri, ıslah fikrinin zıddıdır, ıslah fikri ise inşa fikrinin… Dolayısıyla ıslah fikrinde ısrar edenler ihtilal fikrine ulaşamaz, ihtilal fikrine ulaşamayanlar, inşa fikrini öremezler. Ne var ki bu silsile tehlikelidir. İnşa fikrine ihtilal fikrinden ulaşmak, ihtilal fikrini daha mühim hale getirebiliyor. Bu tuzağa düşmemek için, inşa fikri örülmeli, inşa fikrinin muhtevasında ihtilal fikri de bulunmalıdır. İnşa fikrine ihtilal fikrinden değil, ihtilal fikrine inşa fikrinden ulaşmak gerekir. Sıhhatli olan yol budur, çünkü asıl olan ihtilal fikri değil, inşa fikridir. Devamını Oku »
11
Mayıs
2012
İNŞA FİKRİ-1-
İslam medeniyetinin yeniden inşası için ihtiyaç duyduğumuz fikir, “kurucu fikir”, ihtiyaç duyduğumuz şahsiyet ise “kurucu şahsiyet”tir. Kurucu, ihdas edici, tesis edici, teşkil edici, inşa edici şahsiyetler… İhtiyacımız bu…
İslam’ı anlamanın bu günkü şekli, “inşa fikrini” geliştirmek, üretmek, sistemleştirmek ve tatbik etmektir. İslam medeniyetinin mevcut olduğu dönemlerde de inşa fikri lazımdır, medeniyetin sürekli taze, canlı tutulması için. Fakat o dönemde “muhafaza fikri” ile beraberdir ve öncelikle mevcut olanın muhafazası gerekir. Muhafaza edilebilsin ki, onun üzerine inşa faaliyeti devam ettirilebilsin. Günümüzdeki durum, medeniyetin tüm müesseseleriyle yıkıldığı, yok edildiği bir dönem olması itibariyle, muhafaza fikrine değil inşa fikrine ihtiyacımız var. Bu dönemin muhafazası, dinin muhafazasıdır. Devamını Oku »
10
Mayıs
2012
İNŞA MUHAFAZA TECDİT-5-
Tecdit ihtiyacı iki ihtimalde ortaya çıkar. Birincisi (umumiyetle bu ihtimal caridir) muhafaza sürecinde, zaman ayarı hakkıyla yerine getirilememiştir. Zaman ayarı kaçırıldığında “donma” başlar. Donma başladığında tecdit zaruret haline gelir. İkincisi, muhafaza sürecinde zaman ayarı dikkatle takip edilmektedir ama uzun süre geçtiği için müesseselerin zaman ayarı yapılamaz olur. Gerçekten de bir müessese ne kadar mükemmel kurulmuş olursa olsun, birkaç asır sonra (şimdiki zamanın akış hızına göre bu kadar da sürmez) artık zaman ayarı yapılamaz, çünkü müessese zamanın dışında kalmıştır. İslam medeniyet tarihinde bu iki ihtimalde müşahede edilmiştir.
Tecdit, yeniden inşadır ama yeni inşa değildir. Yeni inşa, sıfırdan inşa olarak anlaşılmamak gerekir. Tecdit ihtiyacı, zaman ayarında problem olmayan, yani “donma” gerçekleşmeyen durumlarda, medeniyet yerli yerinde durduğu için sıfırdan başlayan bir inşa olarak anlaşılmamalıdır. Şartların değişmesiyle ihtiyaç haline gelen tecdit, medeniyetin yerli yerinde olmadığı manasına gelmez. Bu ihtimaldeki tecdit, sıfırdan inşa olarak anlaşılırsa, medeniyet inşasına değil medeniyet yıkımına başlanmış olur. Böyle bir kavrayış, ahmaklıkların en hacimlisidir. Devamını Oku »
10
Mayıs
2012
AÇIKLAMA
Sitemiz yazarlarından HAKİ DEMİR’İN fikir ve modelini (teorik altyapısını) geliştirdiği KARZ-I HASEN müesssesesi, DUYARLI TOPLUM DERNEĞİ tarafından uygulama safhasına gelmiştir. Dernek, önümüzdeki günlerde müessesenin “resmi başvurusunu” yapmak ve kuruluş sürecini tamamlamak gayretindedir.
Müessesenin “nizamname”si aşağıdadır. Herhangi bir sivil toplum kuruluşu kendi bünyesinde tatbik etmek isteyebilir, bize müracaat ederlerse yardımcı oluruz.
Müslümanların “medeniyet müesseselerini” kurmaya başlaması gerekiyor, içinde yaşadığımız çağ, tam olarak bu… İslam medeniyet inşasının başladığı çağ… Devamını Oku »
9
Mayıs
2012
İNŞA MUHAFAZA TECDİT-4-
İnşa sürecinde bünye muhafaza edilmez, merkez muhafaza edilir. Müessese muhafaza edilmez, “kıymet” muhafaza edilir. Ameli olan değil, nazari olan muhafaza edilir. İnşa sürecinin başlarındaki iptidailik muhafaza edilmez, inşa fikri muhafaza edilir. Kemal seviyesine ulaşana kadar inşa süreci devam eder.
İnşa süreci, hem derinliğine doğru hem de genişliğine doğru ilerler. Genişliğine doğru ilerlemesi, bir taraftan mevcut hayat alanının genişletilmesidir diğer taraftan yeni hayat alanlarına nüfuz etmektir. Mesela bir cemaat inşa faaliyetini eğitim alanından başlatmış olabilir. Bu durumda bir taraftan eğitim alanı genişletilirken diğer taraftan yeni alanlar açılmalı, mesela iktisadi alanda inşa faaliyetine başlanmalıdır. Bir alanda genişlemek ile yeni alanlara açılmak farklı hususiyetler gösterir. Her hayat alanının kaideleri, şartları ve imkanları farklıdır. Bir alandaki inşa faaliyetinde maharet kesbedilmesi, her alanda inşa faaliyetini gerçekleştirebilmenin teminatı olmaz. Devamını Oku »
8
Mayıs
2012
M. Kemal’in Tarikat Şeyhlerine Mektup Yazması
Prof. Dr. Mustafa Kara, “Metinlerle Günümüz Tasavvuf hareketleri” adlı eserinin 85. sayfasında “cihad ve harp terimleri tasavvufta çok kullanılan iki terim olmakla birlikte derviş harp adamı değildir. (…) Bu tesbit, dervişlerle maddi savaşlar arasında bir irtibat yoktur anlamına gelmez. Dervişler, içinde bulundukları toplumun ihtiyacına göre savaşın bu çeşidine de katılmış, ‘hudutlarda gaza bayraklarından alnına ışık’ vuranlar kafilesine de gerektiğinde katılmışlardır” diyor (Dergâh Y. İst. 2003).
Birinci Dünya Savaşında Mevlevî, Nakşî ve Bektaşî dergâhları gibi çeşitli tarikat ve cemaat mensuplarından oluşan Alaylar’ın Çanakkale’de ve Doğu’daki Ermeni-Rus savaşında son derece aktif görevler yaptığını bilen M. Kemal bu insanların Millî Mücadele’ye fevkâlade yardımı olacağını düşünür. Kazım Karabekir’in askerî gücünün yanında manevî itibarının da desteğiyle nüfuzlu din adamlarının delege kaydedilerek Erzurum Kongresi’ne başkan seçilen Heyet-i Temsiliye Başkanı M. Kemal, kongrede alınan kararlar istikametinde yapılacak faaliyetleri haberdar etmek ve desteğin devam etmesini sağlamak maksadıyla nüfuzlu şeyh ve tarikat önderlerine İslâmî terminolojiye titizlikle uyarak ayrı ayrı mektup yazar. Devamını Oku »
8
Mayıs
2012
28 ŞUBATÇILARIN MALVARLIĞINA EL KONULMALIDIR
28 Şubat darbesi devlete, ülkeye ve halka, iktisadi alanda çok pahalıya patladı. Bu husustaki tek tereddüt, maliyetin miktarıdır, yüksek bir maliyet olduğu ise aşikar. Soruşturma başladığına göre, meselenin mali boyutu teşrih masasına yatırılacaktır.
28 Şubat darbesi soruşturma konusu haline geldiğine göre, soruşturmayı yürüten savcılar, o süreçteki fiillerin suç olduğunu düşünüyorlar. Mezkur süreç tabii ki suçtur ve sayısız suçu ihtiva eden dev bir suçtur. 28 Şubat cuntası da, sayısını tespit edemeyeceğimiz kadar çok suç işleyen bir “suç makinesidir”. Devamını Oku »
6
Mayıs
2012
İNŞA MUHAFAZA TECDİT-3-
Yaşadığımız çağda İslam medeniyetini yeniden inşa etmemiz gerekiyor. Son İslam medeniyeti olan Osmanlı medeniyetinin bakiye eserlerine “tarihi eser” muamelesi yapılan bu gün, medeniyet inşasına baştan başlamamız mecburiyet.
Baştan başlamak… İşte bu çok zor… Müslümanların idrak ufkunda hala medeniyet inşası bir tarafa herhangi bir İslami müessese inşası bile yok. İslam’ı anlamaya çalıştıklarını söyleyenler bilmiyorlar ki, inşa fikrini ihtiva etmeyen her idrak çabası, gevezeliktir. Zaten bu sebeple (ve tabii ki başka sebeplerle) İslam irfanında felsefe yoktur. “Düşünce için düşünce”, İslam irfanının saçmalık tarifinde yer bulabilir. İdrak ve tefekkür faaliyetinin maksadı inşadır. Neticesinde inşa olmayan, inşa hedefine kilitlenmeyen her türlü tefekkür faaliyeti, entelektüel gevezeliktir. Devamını Oku »
5
Mayıs
2012
NİYE KAÇMIYORLAR
Ergenekon terör örgütü ile başlayan, darbe davaları ile devam eden hukuki süreçte dikkat çekici bir kaç nokta var. Sanıkların kafi derecede itiraf furyasının başlamaması ve dışarıda bulunanların da yurtdışına kaçmaması… Özellikle 28 Şubat soruşturmasına konu olanların evlerinde polisin gelip yakalamalarını beklemeleri ilginç. Soruşturmanın birinci dalgasında yakalananların tutuklanmasına rağmen ikinci dalgadakilerin sırasını beklemesi, ikinci dalgada yakalananların tutuklanmasına rağmen üçüncü dalganın muhataplarının sırasını beklemesi ila ahir… Bu durum Ergenekon soruşturmasında da görüldü, balyoz soruşturmasında da…
Niye kaçmıyorlar veya niye itiraf etmiyorlar?
Ergenekon soruşturması ve davası ile balyoz soruşturması ve davasında genelkurmay, sanıkları, kurum olarak desteklemişti. Cezaevlerini ziyaretler, avukatlık ücretini ödemeler, ziyaretlerde verilen ümitler vesaire o davalardaki direnişi açıklıyor. Genelkurmayın açık desteğine rağmen tutuklandılar ve hala tutuklulukları devam ediyor. Bunu göre göre, 28 Şubat soruşturmasına konu olanların kaçmaması nasıl açıklanır? Üstelik 28 Şubat soruşturması, önceki soruşturmalara nispetle daha fazla bilgi ve belgeye (yani delile) sahip. Tutuklanacakları ve belki de yıllarca tutuklu kalacakları aşikardı. Yargılama neticesinde alacakları ceza, muhtemelen hayatlarının geri kalanını cezaevinde geçirmelerine kafi gelecek. Buna rağmen kaçmamaları nasıl açıklanır? Devamını Oku »
4
Mayıs
2012
İNŞA MUHAFAZA TECDİT-2-
Batı dünyası, Roma imparatorluğundan sonra şimdiki seküler medeniyetine kadar vahşi bir hayat yaşadı. Yani iki medeniyeti arasındaki zaman dilimi bin yıldan fazladır. Dolayısıyla mevcut batı medeniyeti Roma medeniyetinin (bazı kaynaklarını kullanmış olsa da) devamı değildir, hem kaynak bakımından hem de zaman bakımından… Vakıaya bu cihetten bakılınca, batıda, medeniyet geleneği olmadığı açıkça görülür. Bu günkü batı medeniyetinin teorik kaynağı olan felsefede de medeniyet geleneği yoktur. Medeniyet geleneği, inşa-muhafaza-tecdit sürecinin irfan anlayışıdır. Bu anlayış batının nazari kaynağında (felsefede) olmadığı gibi hayatının ameli cihetinde de yoktur. Bu sebeple batı medeniyeti ancak bir insan ömrü kadar yaşamıştır. Devamını Oku »