MEDENİYET AKADEMİSİ TANITIM DOSYASI

MEDENİYET AKADEMİSİ TANITIM DOSYASI

1-Dergi neşriyatı
2-Merkezler
3-Projeler
4-Teklifler
5-Kitabiyat (Külliyat)

1-DERGİ NEŞRİYATI
*Terkip ve İnşa dergisi (e-dergi)
*Karargah Anadolu dergisi (e-dergi)
*Fikir Kadro Hareket dergisi (e-dergi)

2-MERKEZLER
*Medeniyet Şehri araştırmaları merkezi
*Stratejik düşünce merkezi
*Adalet Araştırmaları merkezi
Okumaya devam et

Share Button

Cumhuriyet Devleti İslâmî mânada milliyetçi değildir

Cumhuriyet Devleti İslâmî mânada milliyetçi değildir

Cumhuriyet devletinin resmî ilkelerinden biri olan ve anayasada zikredilen milliyetçilik, kimliğin târifinde, kültür ve eğitim anlayışında modern-ulus anlayışını esas aldığı için İslâmî mânada bir milliyetçilik değildir.

Bu ârızalı anlayıştan dolayıdır ki Cumhuriyeti Devleti milliyetçi sayılamaz. Çünkü anayasada belirtilen iki madde gereğince ve yürürlükte olan eğitim müfredatı ile seküler milliyetçi anlayışa sahip.

Din-i İslâm üzere olan Millî Mücadele’nin ve İlk Meclis’teki anayasanın ilkelerine sâdık kalmayıp yüz seksen derece dönüş yapan Kemalist kadro tarafından kurulan Altı Ok Cumhuriyeti’nin dayattığı milliyetçiliktir bu…
Okumaya devam et

Share Button

PARAPSİKOLOJİ VE RUHİ İLİMLER

PARAPSİKOLOJİ VE RUHİ İLİMLER

(Terkip ve İnşa dergisi 3. sayı)

Batıda bilim mecrası, materyalist, rasyonalist, pozitif çerçeveye oturduğu günden itibaren idrakini “beş hassa”nın dışına kapadı. Beş hassa ile bilemediği varlığın ve vakıanın olmadığına inandı. Dikkat, inandı… Çünkü bilim ya kaynağında bir inanç taşır veya bir müddet sonra bazı kaideleri inanç haline getirir. Materyalist felsefe zaten bir inançtı, maddeyi de sadece akılla anlamaktan ibaret bir rasyonalist inanç eklendi, bunların bilim mecrası olarak da pozitivizm geliştirildi. Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET AKADEMİSİ TANITIM DOSYASI

MEDENİYET AKADEMİSİ TANITIM DOSYASI

1-Dergi neşriyatı
2-Merkezler
3-Projeler
4-Teklifler
5-Kitabiyat (Külliyat)

1-DERGİ NEŞRİYATI
*Terkip ve İnşa dergisi (e-dergi)
*Karargah Anadolu dergisi (e-dergi)
*Fikir Kadro Hareket dergisi (e-dergi)

2-MERKEZLER
*Medeniyet Şehri araştırmaları merkezi
*Stratejik düşünce merkezi
*Adalet Araştırmaları merkezi
Okumaya devam et

Share Button

ORYANTALİST TAARRUZ

ORYANTALİST TAARRUZ

(Terkip ve İnşa dergisi 3. sayı)

Birkaç asır önce başlayan oryantalist taarruz, yirminci asırda netice almaya başladı, yirmi birinci asırda ise pisliklerini temizlemek zorunda kalıyoruz. Oryantalist taarruz o kadar derine nüfuz etti ki, temizlemek çok zor. Zira oryantalist taarruzun neticeleri, “Sahih İslam” başlığı altında kadim müktesebatı imha etmek için faaliyet gösteriyor.
Oryantalist taarruzun tüm tesirlerini temizlemek çok zor… Oryantalizmin her çeşit tesirini, her Müslüman ferdin zihin ve kalb dünyasından temizlemek için dünya çapında bir seferberlik gerekiyor. Bunu yapmak için seferber edilecek insan gücü ve zaman, başka işlere fırsat ve imkan bırakmayacağı için doğru da değil. Bunun yerine İslam medeniyet tasavvuru ve inşa sürecini başlatmak, doğru ortaya konulduğunda yanlış anlaşılacağı için tercih edilmelidir. İslam medeniyet tasavvuruna giden yol açıldığında, o ufka doğru atılan her adım, yanlış anlayışların bir kısmını telafi edecektir. Bu sebeple oryantalist taarruz veya batının başka çeşit hamleleriyle yoğun şekilde vakit kaybetmek yerine, meselenin de ehemmiyetine binaen özet kabilinden bazı tespitler yapıyoruz. Batıya dair tenkitlerimizin bu çerçevede okunması ve aşırı teferruat aranmaması gerekir.
Okumaya devam et

Share Button

BATININ EPİSTEMOLOJİK İŞGALİ

BATININ EPİSTEMOLOJİK İŞGALİ

(Terkip ve İnşa dergisi 3. sayı)

Batının dünya üzerinde kurduğu hakimiyetin altyapısı epistemolojik işgaldir. Batının can alan askeri işgalleri, kaynakları sömüren iktisadi işgalleri, iktidarları yöneten siyasi işgalleri, dezenformasyonla husumet ve çatışma üreten istihbarat işgalleri az ya da çok göze çarpmakta, farkına varılmakta, bunlara karşı ferdi ve içtimai sahalarda bazı tedbirler alınmaya çalışılmaktadır. Dünyadaki her kültür coğrafyası kendi hususiyetlerine uygun bazı tedbirler alsa da, neticeye bir türlü ulaşamamakta, batının hakimiyeti kırılamamakta, istiklal mümkün olmamaktadır. Çünkü sayılan emperyal metotların altyapısını oluşturan epistemolojik işgal gözden kaçmakta, dünya bu işgali fark etmemekte, fark edenler ise önce kendi ülkelerinde derdest edilmekte ve itibarsızlaştırılmaktadır. Okumaya devam et

Share Button

Kur’an’î mânada milliyetçilik

Kur’an’î mânada milliyetçilik

Milliyet kelimesi İslâm mânasına gelen milletten olma ve dolayısıyla millî kavramının oluş hâlidir, Kur’an’î bir kelimedir, şeriattan yana olmaktır, dini ve dinin sosyal değerlerini savunmaktır. Be sebeptendir ki Müslümanların dimağında milliyetçilik “millet” ten olma şuurudur.

Ölçü kabul ettiğimiz D. Mehmet Doğan’ın “Büyük Türkçe Sözlük” ünde milliyet kelimesi “Aynı milletten, yâni aynı dinden olma hâli, bir milleti diğer bir milletten ayıran unsurların toplamı, aynı millete mensup olanların tamamı” mânasında ve milliyetçilik de “Millet, milliyet topluluğunu, kendi dininden olanları esas alan, onu sevmek ve yüceltmek ana fikrine dayanan görüş” olarak târif ediliyor.
Okumaya devam et

Share Button

KAOS ÇAĞINDA TEFEKKÜR

KAOS ÇAĞINDA TEFEKKÜR

(Terkip ve İnşa dergisi 3. sayı)

İlim belli bir disipline tabidir. İslami ilimler de böyledir, batı menşeli bilimler de… İlimde (İslam’da) belli bir usul ve tertip olmadan ilim olmayacağı, ilim tahsil edilmeden de ilim adamı olunamayacağı, batıda ise belli bir metot ve disiplini olmayan bilgi demetine (alanına) bilim denmeyeceği, bilimin metodolojik şekilde tahsil edilmeden bilim adamı olunamayacağı için herhangi birisi çıkıp da “benim ilmin var” diyemiyor. Bunu diyebilmesi için müktesebatını göstermesi gerekiyor, müktesebatının da muteber olması gerekiyor. Okumaya devam et

Share Button

Evvel yoğ idi, işbu medeniyet kavramı Tanzimat’ta çıktı

Evvel yoğ idi, işbu medeniyet kavramı Tanzimat’ta çıktı

(Terkip ve İnşa dergisi 3. sayı)

Eskiden medeniyetin adı yoktu. Hayatımızı kuşatan, eşya ve hâdisede tezahür eden hâkimiyeti vardı. Tanzimat’tan bugüne hakikati yok, adı var.
Tanzimat’tan Meşrutiyet’e kadar “medeniyet” adlı sihirli kelime üstüne âlim ve münevveranın yaptığı târif ve tesbitlerin hangisi bizi kuşatır? Hangisi işimize yarar ve hangisini kabullenmemiz gerekir? Yazıp söylenenler üstüne bir tâlim denemesi yapmak, bu problemli sahada hayrımıza olacaktır. Okumaya devam et

Share Button

MİLLET, ULUS DEĞİLDİR

Millet, ulus değildir

Millet kelimesini ulus karşılığında kullanmak mümkün değildir. Atatürkçü Cumhuriyet inkılâplarıyla Moğolca’dan ithal edilen ve İslâmî muhteva taşımayan ulus kavramı millet kavramına son derece zıttır. Her şeyden önce bu iki kavramla kastedilen topluluğun kimliğini belirleyen değerler aynı değil.

Cumhuriyetin dilde tasfiyecilik hareketiyle “millet” karşılığı olarak uydurulan ve İslâmî muhtevası olmayan “ulus” kavramı Batılılaşma yolunda modern milliyetçiliğin karşılığı olarak tercih edilir. Millet kavramına seküler-ulus değerler yüklenir ve milletin târifinden dinî muhteva çıkarılır. “Öz Türk / Hakiki Türk” gibi adlandırmalarla millet kavramına zıt istikâmette seküler “ulus” anlayışı resmîleştirilir.
Okumaya devam et

Share Button

UYGARLIK DENİLEN VAHŞET

UYGARLIK DENİLEN VAHŞET

(Terkip ve İnşa dergisi 3. sayı)

Mehmet Akif İstiklâl Marşı’nda bir canavara benzettiği medeniyet ile modern Batı uygarlığını kastediyordu şüphesiz. Bizim irfanımıza ait bir kavram olan medeniyetin Batı’daki gelişme anlayışına ve bu anlayışın pratiğine denk düşmediğini o da biliyordu. Fakat “uygarlık” kelimesi henüz icat edilmediği için “medeniyet” demek zorunda kalmıştı merhum.
Bir şeyin gerçeğiyle sahtesini ayırmak için bazen böyle uygarlık gibi köksüz ve uydurma kelimeler işe yarayabiliyor. Medeniyet zannedilen tutumların yanlışlığını, medeniyet tasavvurumuzdaki bozulmaları, “gerici” veya “medeniyet düşmanı” olmakla yaftalanmadan anlatma imkânı bulabiliyorsunuz. Bu noktada uygarlık kelimesinin, delalet ettiği manaya uygunluğunu sorgulamadığımızı, iki farklı vakıanın aynı kelimeyle adlandırılmasından kaynaklanan bir sıkıntıyı giderme imkânı vermesi sebebiyle işe yaradığının altını çizerek medeniyet ile uygarlığın aynı şey olmadığını söyleyip sadede gelelim. Okumaya devam et

Share Button

Maraşlı İslâmlar, yâni Maraşlı Türkler Fransızı kovunca…

Maraşlı İslâmlar, yâni Maraşlı Türkler Fransızı kovunca…

Maraş’ın istiklâline Maraş Kalesi’ndeki bayrak sevindi önce. Ulu Câmii sevindi, Uzunoluk sevindi, Göllülü Yusuf, Çuhadar Ali ve bütün Maraşlı şehitlerin ruhu sevindi. Abdal Halil Ağa “din bahsi” üzere bir daha davul çaldı yüreğinden.

11 Şubat1920’nin soğuk gününde Maraş Maraşlılara gülizâr, kâfire mezar oldu. Maraşlı İslâmlar, yâni Maraşlı Türkler Fransız’ı kovunca, Vatan-ı İslâmiye üzerine başlatılan Maraş müdafaası bütün Anadolu’ya yayıldı. Maraş, Anadolu’nun kahramanı oldu. Maraş’ta görülen İstiklâl rüyâsı devlete inkılâp etti.
Okumaya devam et

Share Button

DEHALARI İSTİHDAM EDEN MECRA TASAVVUF

DEHALARI İSTİHDAM EDEN MECRA TASAVVUF

(Terkip ve İnşa dergisi 3. sayı)

Deha, insan zekasının ufkudur. Dehaların birçok özelliklerinden birisi de, dünya görüşlerinin insanı derinliğine ikna ve tatmin etmenin ölçüsüdür. Bir fikriyat, bir dünya görüşü, bir medeniyet yekunu dehaları tatmin etmiyorsa, orta zekaların günlük hayatlarındaki küçük mutlulukların malzemesidir. Bir fikriyatın insanı ikna ve tatmin etme ölçüsü, idrak faaliyetinin ufkunda dolaşan dehaların, akılla deliliğin berzahına kurdukları salıncakta gidip gelen ruhlarını sükunete kavuşturabilmesidir. Ortalama zekanın tatmin olduğu basit hayat denklemlerinden çok ötesine ihtiyaç duyan dehaların doymak bilmez idrak cehdini tatmin etmek, görüntüsü delilikle aynı tezahürlere sahip zeka patlamalarını çerçeve içine alıp esere tahvil etmek, bir fikriyatın en ciddi imtihanlarından birisidir. Okumaya devam et

Share Button

İKİ YOL İLİM VE İRFAN

İKİ YOL İLİM VE İRFAN

(Terkip ve İnşa dergisi 3. sayı)

İslam’da nihai maksat, insanın Allah Azze ve Celle’ye yakınlaşmasıdır. İslam tüm ölçüleriyle insanı, Allah Azze ve Celle’ye ulaştırmanın bir şartını gerçekleştirir, bu yolda bir ihtiyacı karşılar, maksadı şaşırmaması için bir istikamet tayin eder. Hayattaki karşılığı küçük veya büyük olsun her ölçü, insan ile Allah Azze ve Celle arasında bir köprü, bir tavassut, bir vesiledir.
Allah Azze ve Celle’ye ulaşmak, O’na vasıl olmak… Maksat budur, bu maksadı gerçekleştirmek için de “Mutlak İlim” olarak Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye gibi iki kaynağımız var. Mesele Mutlak İlme nüfuz edip, oradan ve onun yardımıyla Allah Azze ve Celle’ye vasıl olmaktır. Okumaya devam et

Share Button

BİLGİ VE FİKİR

BİLGİ VE FİKİR

(Terkip ve İnşa dergisi 3. sayı)

İnsan zihninin faaliyetleri; ezberleme, öğrenme ve anlama şeklinde derinleşerek devam eder. Ezberleme ve öğrenme faaliyeti, ortalama zeka seviyesinin bile yapabileceği iştir. İdrak etme (anlama) faaliyeti ise ezberleme ve öğrenmeden çok farklıdır ve çok derindir.
Ezberleme, bilginin “olduğu gibi” zihni evrene, özellikle de hafızaya naklidir. Ezberleme neticesinde elde edilen bilgi, olduğu gibi tekrarlanabilir, üzerinde başka bir işlem yapılması imkansızdır. Ezberlenen bilgi tekrarlamaktan başka şekilde kullanılamaz, faydalanılmaz. Bu sebeple ezberleme, yabancı dildeki metinler için de mümkündür.
Öğrenme de aslında bir ezberleme türüdür ama öğrenme yoluyla elde edilen bilgi, kullanma boyutunu da ihtiva eder. Öğrenilen bilgi kullanılabilir, çünkü kullanım yolu da ezberlenmiştir. Öğrenilen bilgiden faydalanılır, zira faydalanma yolu da ezberlenmiştir. Okumaya devam et

Share Button

Maraş Maraş Derler Kahramanlığın Adına

Maraş Maraş Derler Kahramanlığın Adına

Asırlardır kâfir ayağı değmemişti İslâmların yurdu Maraş toprağına. Fransız ve ellik gâvurunun şeameti kol geziyordu sokaklarında. Semâlarında kara bulutlar dolaşıyordu. Düşman gelip dayanmıştı şehr-i Maraş’ın kapılarına.

Fransız kâfiriyle ellik gâvurunu kovmak için cümle Maraşlı gazâ aşkına, vatan aşkına tutuldu. İstiklâl Harbi’nin ilk kıvılcımı olacaktı Maraş. Dua etti Şeyh Ali Sezai Efendi. İlk kutlu müjde Uzunoluk’tan geldi. Sütçü İmam, din ü namus üzere sıkmıştı ilk kurşunu kâfirin küstahlığına.
Okumaya devam et

Share Button

MUTLAK İLİM NİSPİ İLİM

MUTLAK İLİM NİSPİ İLİM

(Terkip ve İnşa dergisi 3. sayı)

Allah Azze ve Celle sonsuz (mutlak) ilim sahibidir. İnsanlığa tebliğ için Hz. Resulü Ekrem Aleyhisselatü Vesselam Efendimize vahyettiği Kur’an-ı Kerim, sonsuz ilmine giden bir yoldur ve sonsuz ilmine aittir. Allah Azze ve Celle’nin kelamı, mahlûk olmadığı için mahdut da değildir ve sonsuz ilmine dairdir.
Hadis-i Şerifler ve Sünnet-i Seniyye, “Mutlak İlmin” kalbine indirildiği İki Cihan Serveri Aleyhisselatü Vesselam Efendimizin, aklın verasında olan Risalet tavrı ile idrak, izah ve tatbikatıdır. Risalet idraki, aklın verasındadır ve idrak ötesi bir idraktir. Risalet idraki, “kelimesiz idraktir” ki saf manaya (hakikate) vukufiyet, tamamen ihsandan ibarettir. Bu ve bilmediğimiz birçok sebeple Hadis-i Şerifler ve Sünnet-i Seniyye de “Mutlak İlme” dahildir. Zaten O, yalan söylemez, yanlış söylemez, kendiliğinden konuşmaz, kendiliğinden yapmaz. Okumaya devam et

Share Button

İLİM İRFAN TEFEKKÜR

İLİM İRFAN TEFEKKÜR

(Terkip ve İnşa dergisi 3. sayı)

Mutlak ilim, Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’dir. Bu iki kaynak aynı zamanda İslam’ın ta kendisidir, bu sebeple İslam bizatihi ilimdir.
Mutlak ilmin muhtevasındaki mana yekununun idraki, izahı ve tatbiki için nispi ilimler kurulmuştur, nispi ilimlerin sayısı çoktur ve hala kurulması gereken yüzlerce ilim dalı müellifleri (kaşifleri) beklemektedir.(*)
“İslami İlimler” başlığı altında tetkik edilen tüm ilimler “nispi ilimler” cümlesindendir. Bu sebeple ilk tasnif, “mutlak ilim”, “nispi ilim” şeklindedir.
Istılahta (bir açıdan dar manada) İslami İlimler, tefsir, fıkıh gibi doğrudan kitap ve sünnetin muhtevasıyla meşgul olan ilimleri kast etmektedir. Bu tür bir tarif ve tavsif, İslami İlimlere müteveccih hürmet ve hassasiyeti ikame etmek içindir. Aslında ise “İslami İlimler” bahsi ve başlığı, yeryüzünde kurulmuş ve kurulacak tüm ilim dallarını muhtevidir. Zira Kur’an-ı Kerim ve Sünnet-i Seniyye’nin muhteva hacmi, kâinattaki varlık ve vakıa yekûnunun hakikatini ve tüm tezahürlerini ihata eder. Mesele o ki, mana ve hikmet mecmuu, kâşiflerini beklemektedir.
* Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET TASAVVURUMUZ VE ÜÇ ESAS

MEDENİYET TASAVVURUMUZ VE ÜÇ ESAS

(Terkip ve İnşa dergisi 2. sayı)

Medeniyet tasavvurunda merkeze alınacak temel sütun, varlık tasavvurudur. İnsanlık, tarih boyunca tüm tefekkür mecralarında varlık ile ilgili farklı tasnif ve tavsifler yapmış, her varlık tasavvuru bir medeniyetin temeli-kaynağı haline gelmiştir. Medeniyetleri birbirinden ayıran temel unsur varlığa yükledikleri anlamla ilişkilidir. İnsanoğlu gerçekleştirdiği tüm faaliyetlerini bu temel üzerine inşa eder. Allah-insan-kainat arasındaki münasebet ağının sahih şekilde anlaşılması da “mutlak varlık” ve “mümkün varlık” tariflerini tevhid merkezli yapmaktan geçer. Zaten varlık tasavvuru tevhid bahsinin mütemmimidir. Okumaya devam et

Share Button

Maraş Müdafaasının İtilaf Devletlerindeki caydırıcı rolü

Maraş Müdafaasının İtilaf Devletlerindeki caydırıcı rolü
Mondros Mütarekesi’nin şartları dikkate alındığında, İstiklâl Harbi’nin ilk ve önemli müdafaasının Maraş müdafaası olduğu anlaşılır. Millî Mücadele’nin ilk kıvılcımının Maraşlıların işgalci Fransızlara karşı direnmesiyle başladığını, Heyet-i Temsiliye’nin kararlarından ve İtilaf Devletleri’nin tavırlarındaki değişikliklerden anlamak mümkün.

Maraş’taki ilk kurşun Antep ve Urfa vilayetlerini harekete geçirerek güneydoğu illerimize yayılır ve Millî Mücadele’nin millet-devlet hareketine dönüşmesiyle İtilaf Devletleri Anadolu’da emellerine ulaşamazlar.
Okumaya devam et

Share Button