Aksakalın Kitabı’ndan Anıtmezar Risâlesi

Aksakalın Kitabı’ndan Anıtmezar Risâlesi

19. Asrın başında yaşayan Kaşgar Türklerinden bir aksakalın vaaz ve öğütlerinden derlenip “Aksakalın Kitabı” adıyla neşredilen değerli kitaptan okuduğum anıtmezar bahsini, devlet adamlarının millî şuurunu uyanık tutacağına inandığım için sadeleştirerek hülâsa ettim ki cümle Türk-İslâm âlemi istifade eylesin…
——————
Müslüman Türkler ve Müslüman kavimler tarihlerinin hiçbir döneminde önderleri için yapılan mezarlara mozole yahut anıtmezar dememiştir. Türbe yahut kümbet demişlerdir.

Kaşgar Türk ülkesinde zulme dönüşen inkılâpları yüzünden milletince sevilmeyen Sarı Kamalov adıyla zorba bir put önder vardı. Öldüğünde devlet bütçesinden yüklü tahsisatla yurt dışından getirilen ecnebi mimarlar eliyle yaptırılan mozole, yâni anıtmezar devlet protokolünde birinci derecede ziyaret edilmesi gereken resmî mekân olarak anayasa ile mecbur kılındı. O gün bugün laikleşmiş zümrelerle şeçkinler ve cumhurbaşkanları kimi zaman kerhen, bazen gönülden ta’zimde bulunuyorlar.

KAMALOV’UN MOZOLESİNİ ZİYARET ETMEK MECBURİDİR
Okumaya devam et

Share Button

MİLLETİN NUMUNESİ SOMALİLİ MAHMUD

Milletin nümunesi Somalili Mahmud

Somalili Mahmud’un Fikir Dükkânımızdan, yâni Cuma Kapımız’dan ayrılıp tahsil gurbetine çıkışıyla dostperest yüreğimden bir parça daha koptu gitti.

Fikir ve gönül tâlimi yapılan bu mekândan nice dostlar maddî gurbet, askerlik gurbeti, tahsil gurbetine çıktılar. Her giden yüreğimden bir parça koparıp gitti. Her gurbetçimiz gibi onun gidişiyle de Fikir Dükkânının dostluk divanından bir mâna, bir karakter, bir dostluk âbidesi eksildi gitti.

Kendini Şehr-i Maraş’tan sayardı. Kurban Bayramı öncesi Yüksek Lisan müracaatı için İstanbul’da iken, “Herkes memleketine gidiyor, sen Somali’ye mi gideceksin” diye sorduklarında “Bayramda mânevî ve fikrî memleketim Maraş’ta olacağım…” demiş.
Okumaya devam et

Share Button

Hâl dili mi, harf dili mi?

Hâl dili mi, harf dili mi?

Fakir, harf, yani söz, kâl diliyle konuşup yazan bir âcizdir. Hz. Mevlânâ’yı okuyunca anladım hurufat ehli, yâni harf diliyle yazıp konuşan biri olduğumu. Harf diliyle konuşanları azarlasa da, onun nasihatlerini yine de hurufata döktüm vecd ile…

Hz. Mevlânâ, “hâl dilinin” yanında “kâl dilinin” gereksizliğini anlatırken “Harfi, sesi, sözü birbirine vurup parçalayayım da bunlar olmaksızın seninle konuşayım” diyor.

Mesnevî’nin harf ve söz kalıplarından sıyrılarak okunup gönüllere yerleştirilmesini ister: “Mesnevî harften, sesten, sözden kurtulunca derya olur. Ondan sonra o sözü söyleyen, o sözü dinleyen ve o söz hepsi birden can olur!”

HARF DİLİ YETERSİZDİR
Okumaya devam et

Share Button

DİL KAPISI

Dil Kapısı
Dil Kapısı, Tûr Dağı’dır. Hz. Musâ’ya Allah’ın tecellisi bu Kapı’da gerçekleşir. Yusuf, Dil Kapısı’ndan girip çıktı, sabırla vardı Mısır’a… Züleyha, Dil Kapısı’nda sınandı. Ateşlerin, yâni ten aşklarının içinde… Yusuf’un aynasında gözleri kamaştı, eşiğinden adım atamadı içeri… Sonra kurtuldu teninden, geçip gitti Dil Kapısı’ndan…

Erzurumlu İbrahim Hakkı Hazretleri, “dil nazargâh-ı Hûda’dır sâf kıl kim dola nûr” derken Dil Kapısı’ndaydı. Diyor ki mübarek veli: Dil, yâni gönül Allah’ın baktığı yerdir. Orada durup saf tutanların, sebat edenlerin içine nur doğacaktır.
Okumaya devam et

Share Button

Darbeci generaller Atatürkçülüğü ve laikçiliği severler

Darbeci generaller Atatürkçülüğü ve laikçiliği severler

Darbeci generaller millet idaresinden ve huzurundan nefret ederler. Nefretlerini meşrûlaştırmak yâni darbe yapmak için Atatürkçü Cumhuriyet düzeninin elden gittiğini yayarlar.

Yaptıkları darbelere kavramlar yakıştırmaya çalışır, kanlı darbelerini “devrim”, “ihtilâl”, “inkılâp” ve “emir ve komuta zinciri altında askerî müdahale” adıyla taçlandırırlar. Bunun içindir ki darbelerini “Beyaz ihtilal” diye tesmiye ederler.

Kurguladıkları ideolojilerine göre darbenin sahibi ve idolü M. Kemal’dir. Anıtkabir’e tazimde bulunarak darbenin meşrûiyetini ve vatanın kurtarıldığını dikte ederler. Darbe ve dikta rejimi olarak tavsif edilmekten hiç hoşlanmazlar.
Okumaya devam et

Share Button

İSMAİL VE BIÇAK

İsmail ve bıçak
İsmail, bıçaktan korkmayan kurban.
İsmail ve bıçak birbirine hasım değil, âyet emri üzere dostturlar.

İsmail’in gücü Rabbinden geliyordu.
Rabbinin ihsanıydı onun bıçaktan korkmayışı.
Yunus Emre Hazretlerinin, “Şimdi adım Yunus durur ol demde İsmail idi / Ol dost için Arafat’a kurban olup çıkan benim / İsmail’e çaldım bıçak, bıçak ana kâr etmedi” demesi bundandır.

İbrahim’in bıçağının altına yatarken “Anneme selâm söyle üzülmesin” diyen itaatli oğul İsmail, bıçağın Hakk’ın emrine tâbi olduğunu işitince “Allahüekber ve lillahilhamd” diye tesbih eder.

“EMROLUNDUĞUN GİBİ ÇAL BIÇAĞI BOĞAZIMA”
Okumaya devam et

Share Button

Cemaat önderi, hocaefendi ve âlim sıfatlı Belâmlar

Cemaat önderi, hocaefendi ve âlim sıfatlı Belâmlar

Ali Yurtgezen hoca “Ahmet Nafiz Yaşar” müstearıyla yazdığı “Belâmlar ibret için var” (Semerkand Dergisi Eylül 2016) yazısında, din âlimi kisvesinde din-i mübin’i kendi indî hesaplarına âlet eden, Müslümanların aleyhine olan faaliyetlere vasıta yapan, dinin ölçülerini ve cemaat anlayışını ihlal eden “Belâmlara” dikkat çekiyor.

15 Temmuz Darbesi’nin plânlayıcısı ve mücrimlerinin cemaat ve din âlimi sıfatıyla millete ve devlete “Hizmet okulları” adı altında ihanet eden, Batılı devletlere ajanlık yapan Belâmlar olması yüzyılın en ibretlik meselesidir.

Hassasiyeti olanlar bilir ki modern zamanların Belâmları televizyonlarda icra-yı faaliyet gösteriyorlar. İsrail menşeli Belâm’ın zihnî sulbü, yâni modern türevi dinî kisve altında, İslâm âlimi kıyafetinde, cemaat önderi ve hocaefendi unvanıyla siyasî, kültürel ve iktisadî emperyalizmin ajanlığını yapabiliyor.
Okumaya devam et

Share Button

Darbeci generaller “kamusal” diktatördür

Darbeci generaller “kamusal” diktatördür

Millete aidiyeti olmayan “Kamusal” birer diktatör ve buyurgandır darbeci generaller. Cemiyetin hayatına hiçbir değer katmadıkları halde halkın vergileriyle oluşan bütçeden en çok payı alırlar.

Darbeci generallerden herkes korkar. Çünkü onların mesleği korkutmaktır, sevdirmek değil. İnsanî bir erdemleri olmaz. Bir şehre, bir mekâna bir general geldiğinde, o mekân halktan ve başörtülülerden temizlenir.

Üç şeyi çok sever ve isterler: Güç, itaat ve otorite… Güç ve darbe tutkularının arkasında hastalıklı otoriter kişilikleri ve aldıkları lâ-dinî / pozitivist eğitim vardır.
Okumaya devam et

Share Button

Bu ülke ecdadımındı / bugün benim / yarın oğlumun ve onun oğullarının olacak

Bu ülke ecdadımındı / bugün benim / yarın oğlumun ve onun oğullarının olacak

Bu ülke babamındı, onunda babasınındı, onunda bin yıldır Müslüman olan ecdadınındı, bugün benim, yarında oğlumun ve onun oğullarının olacak.

Bu şecere, imanından yüreğine, devlet düzeninden medeniyetine, ruhundan maddesine kadar her şeyiyle İslâmlaşan Türk milletinin kendisidir.

TAPUSU ECDADIMIN OLAN BU ÜLKE…
Okumaya devam et

Share Button

DARBECİ GENERALLERİN SOY AĞACI

Darbeci generallerin soy ağacı

Generallerin ilk ceddi Kartacalı Hannibal’dir. Batı’nın “Tanrılaşmış” generallerinden Patton, Goltz, Mc. Arthur, Montgomery, Rommel, Mao Çin’inde Sun Tzu, diyar-ı Rum’da Sarı Kamalov’un portreleri darbeci generallerinin hayâllerini süsler.

Bir generalin bütün hayâli en büyük general olmaktır. En çok da Fransız generali Napolyon’a hayrandırlar.

Generallere göre dünyada önce general vardı, sonra diğer insanlar meydana geldi. General Batı medeniyetinin bir ürünüdür. Meslekleri insan kıyıcılığı ve despotluktur.

“Çağdaş uygarlık seviyesi” yükseldikçe en gözde meslek hâline geldi ve yüceltilmiş bir tiranlığa dönüştü. Bütün darbeci generaller birbirine benzer, birbirini taklit ederler.

ÜLKELERİ GENERALLER BÖLER VE PAYLAŞTIRIR
Okumaya devam et

Share Button

Türkiye’nin emniyeti, himmeti millet olan Türklerdedir

Türkiye’nin emniyeti, himmeti millet olan Türklerdedir

Türkiye’nin emniyeti, himmeti millet olan Türklerdedir. Emniyet, birlik ve huzur demektir. Türkler, Türkiye’de Müslümanların birlik ve emniyetini din, yâni millet üzere sahiplendiği için huzur tamam olacaktır.

Bunun içindir ki bünyesindeki kavimlere millet hüviyetiyle himmet, yâni hamiyet gösterecek, toparlayacak ve adâlet üzere idare edecektir.

Bu vasıf ve seciye, İslâm üzere yol tutması gereken Türklerde mevcuttur ve bin yıldır bu vazife onundu, bugün de onundur.
Okumaya devam et

Share Button

Göster Âl-i Osman Türklüğünü Ey Türk Ordusu!

Göster Âl-i Osman Türklüğünü Ey Türk Ordusu!
Şehitler geliyor Türkiye’nin Doğu’sundan, din ü devlet mülk ü millet için yekinin!

Kardeşlerin bir bir şehit olup geliyor ey millet ayağa kalk! Vakit kışlalarda kışlamanın, tâtil mekânlarında geviş getirmenin vakti değil.

PKK işini yavaş tutuyorsa devletin yakasına yapış, dâhili hainleri görüp biliyorsan yüzüne tükür, lânet et. Bir gün olur ki şühedanın ruhu sizi taciz etmesin.

GÜN VATAN VE ŞEHİTLER GÜNÜDÜR!
Okumaya devam et

Share Button

MEDENİYET DEVLETİ ANAYASASI

MEDENİYET DEVLETİ ANAYASASI

HAKİ DEMİR

FİHRİST

Takdim 4

ANAYASA FİKRİYATI
Medeniyet telakkisi 8
Devlet tasavvuru 13
Cemiyet anlayışı 19
Şahsiyet terkibi 22
Anayasa fikriyatı 27
İnşa süreci anayasası 33
Nihai anayasa 42
Manevi mesuliyete dair endişeler 45
Tatbik edilebilirlik meselesi 49

ANAYASA TEKLİFİ
Beyanname 53

BİRİNCİ KİTAP-ŞAHSİYET
Tarif, tavsif ve hedef 57
Hakiki şahsiyet 61
Hükmi şahsiyet 66
Hak ve hürriyetler 72
Mükellefiyetler 93
Okumaya devam et

Share Button

“Son tüten ocak” için şehid oluyorlar her gün…

“Son tüten ocak” için şehid oluyorlar her gün…

Şehidler sağdırlar, Allah katında misafirdirler. Şehidlik, Hz. Peygamberimiz s.a.v.’ın gıbta ettikleri bir makamdır. Hadis-i şerifin buyurduğu üzere “Şehidler yerlerinden kalkıp mahşer yerine giderken, peygamberler dahi onlara itibar için ayağa kalkarlar.”

Bin yıldır Kur’ân-ı Kerim ve İ’lâ-yı Kelimetullah üzere şüheda kanlarıyla İslâmların vatanı kılınmış Türk Ülkesi için şehit olanların sayısı çoğaldıkça çoğalıyor. İnşallah hayra vesile olur. Terörün kıskacında yoğrulan bu ülke ateşle kanla imtihan oluyor.

DEVLETİ- ÂLİYE’NİN SON OCAĞI TÜRK ÜLKE’SİNE SALDIRIYORLAR
Okumaya devam et

Share Button

Siyaset elinde şahlanamayan bir hareket: Alperen Ocakları

Siyaset elinde şahlanamayan bir hareket: Alperen Ocakları
Evvel emirde belirteyim ki bu yazıdan maksadım, Alperen Ocakları’nın gençlik hareketi olarak bilinen BBP’nin dâhili ve hârici, idarî ve şahsî işlerine karışmak değildir. Bilen bilir ki hiçbir siyasî partiye üyeliğim ve kadrosunda yer almışlığım yok. Partiler üstü bir anlayış ve tavra sahibim.

Elbette Türklüğü bâtıl Türklük anlayışlarından tefrik ederek İslâm üzere yol tutan millet olduğunu ve Türk’ün Müslüman mânasına geldiğini savunan partilere kısa müddetlerle meyil ve hissimiz olmuştur. Hayâlimizdeki Türk İslâm Cumhuriyetine kim “katkıda” bulunuyorsa, hatâlarının tenkid edilmesi şartıyla hangi parti bu hayâlin bir karesini bile gerçekleştiriyorsa iktidarına hürmet ederiz.
Okumaya devam et

Share Button

KURTLAR VE DARBECİ GENERALLER

Kurtlar ve darbeci generaller

Kurtlar koyunların ezelî düşmanıdırlar. Darbeci generaller de din-i mübin üzere hürriyet içinde yaşamak isteyen milletin ezelî düşmanıdırlar. Kurtlar çobanın sürüsüne, darbeci generaller de millete zarar verirler.

Kurtlaşan generaller kurtlar gibi puslu havayı sever, günlük güneşlik havayı sevmezler. Hür iradeleriyle idarecilerini seçen toplumdan nefret eder, askerî militarizme bağlı toplumdan hoşlanırlar.

KURT SÛRETİNDE YARATILAN GENERALLER

Kurtların üniformalı olanlarına darbeci general denir. Kurtlar gibi kendi gücünü en üstün güç bilen, hak hukuk tanımayan zorbalığın ve parçalayıcılığın adıdır. Darbe yapmadan duramazlar. Kurtlar gibi ezmek ve ele geçirmek şuur altlarında daima mevcut. Kurtların ön hazırlık yaptıktan sonra avlarına saldırdıkları gibi gizli bir plân içinde hazırlanarak tepeden inme idareyi ele geçirmeyi çok severler.

Generaller ve kurtlar bir vücutta yaşarlar. Generaller konuşan birer kurttur. Kurtlaşmak, kendinden olmayanı sevmemek, kabullenmemek ve saldırmaktır. Ay dolunay hâlindeyken kurtlaşan kötü ruhlu adamlar gibi generaller de Hakk’a tapan millet hayatı kuşattıkça krizleri tutuyor, zihniyetleri din-i mübin’den beslenmediği için iktidar hırsıyla kurtlaşıyorlar.

Darbeci generallerin huyu kurtlara benzer, haşin ve yırtıcıdır. En üstün kurt generalin başkanlığında hep muktedir olmaktır tek gayeleri. Yalnızca kurtlaşan generallerin ve onlara tâbi olanların hegemonyası sürsün isterler.

Kurtlar gibi darbeci generallerde merhamet, sevgi, emniyet duygusu gibi meziyetler bulunmaz. Kurtlar ormana, generaller topluma aidiyet hissetmezler. Bu yaratıklar sözde üstün bir sınıf şuuru taşırlar ve kendi sınıf kimliği adına hareket ederler. Kamaloviç, Muğlalıoviç, Gürseloviç, Madanoğluoviç, Evrenoviç, Çevikbiroviç kurtlaşan azılı generalliğin yakın tarihteki şedit birer numunesidir.

KURTLAR PARANOYAKTIR, DARBECİ GENERALLER DE PARANOYAKTIR

Kurtlar paranoyaktır; dolayısıyla darbeci generaller de paranoyaktır. Abartılı gurur ve güçlü olmak arzusu, kuşku, güvensizlik, bencillik ve hezeyanın beslediği megalomanik davranışla ortaya çıkan bir ruh hastalığı… Kurtlar için ormanda kendi cinsinden başkası daima düşmandır. Darbeci generaller gibi “iç düşman, dış düşman” kâbusu görürler sürekli.

Onun içindir ki kurtlar generaller gibi daima evhamlı ve teyakkuz hâlindedirler. Ormanın hâkimiyetini ve avları sahiplenmek isteyen başka kurt sürüleri çıktığı zaman kendi içlerinde iktidar kavgası başlatırlar.

Bir general bir generalin daima kurdudur. Kurtlar gibi kibirli, bencil, yırtıcı ve acımasız vasıflara sahiptirler. Kurtlar gibi kuzuyu da kendinden pay isteyen benzerlerini de yerler. Hz. Peygamberimiz (s.a.v), “İnsanlar öyle bir zamanla karşılaşırlar ki herkes kurtlaşır ve kurt olmayanları ötekiler yer” buyuruyor.

GENERALLERİN KANUNU KURTLARIN KANUNUNA BENZER

Darbeci generallerin kanunu kurtların kanununa benzer. Darbelerden sonra birbirini yemek kanundur. Kemal Tahir’e ait bir söz olan “Kurt Kanunu”, darbeci generallerin her darbe sonrasında tuttukları bir yoldur: “Kurtlukta düşeni yemek kanundur. Kurtlar açlık dönemlerinde hiç av yapamadıkları zaman, hepsi bir araya toplanır ve kendi etraflarında bir daire oluşturarak dönmeye başlarlar. Bu dönme sırasında ilk yorulup yere düşen kurt diğer kurtların avı olur.”

Kurtlaşan generallerin kanunu her darbede işletilmiştir. 27 Mayıs’ta, 71 Muhtırası’nda, 12 Eylül’de, 28 Şubat’ta, Ergenekon ve Balyoz Darbesi’nde, 15 Temmuz’da generaller kurtlar gibi egemenlik savaşıyla birbirlerini saf dışı etmeye çalıştılar. Meselâ 1926’da İngilizci Kamalovist generaller kurt kanunu gereğince Almancı-İttihatçı generalleri yemişlerdir.

KURTLAŞAN GENERAL GENİ ORDUNUN ZARARINADIR

Eski çağlarda cezalandırılacak kötü insana “kurt adam” cezası verilir ve ölünceye kadar kurt olarak kalırmış. “Kurt adamlık” lanete uğramışlığı temsil eder ve insanlıktan düşmüş mânasına gelirmiş.

Bu taifenin kurtlaştığı bir ülkede dirlik ve düzen olmaz. Bu ülke için en büyük tehlike İttihat Dönemi’nde başlayıp Kamalovist Cumhuriyet’le güçlenerek kurtluğa evrilen darbeci general geninin devam etmesidir. Apoletlilerin kurtlaşması en çok ordunun zararınadır ve insanın âdemiyetine, yâni din-i mübin üzere yaşamasına mânidir.

Bu güruhun en sevdiği kelimeler: Laikçilik, vesayetçi cumhuriyetçilik, Kamalov ilke ve inkılâpları, ulusalcılık, atacılık, darbecilik. En nefret ettikleri kelimeler: Hâkimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir, din-i İslâm, tarikat, hoca, câmi, başörtüsü, namaz, oruç, hac, kurban bayramı, sakal, imam-hatip…

Demek ki kimi zaman kurtlaşan generallerin darbesine uğramak kader de varmış. Milletin huzura kavuşması için içimizdeki kurtların ayıklanması veya birbirini yemesi gerek. Hâsılı, kurtlaşan generalleri devletlü paşalardan ayırmadıkça felâh ve huzur bulmak zor.
————————————————-
15 TEMMUZ MEYDAN BİLDİRİSİ

Ey azizan!

Kim kendini mülkün ve O’ndan tevarüs eden aşkın sahibinin varisi olarak kabul ediyorsa, kanlı 15 Temmuz darbecilerine oğul, kız kızanıyla direnmiş, kan ve ateşle imtihan olmuş necip milletin mehabetini birkaç mısra ile anlatan kalbimin şairi Mehmet Narlı’nın “15 Temmuz Bildirisi” adlı şiirini okumalıdır:

“mülkün ve aşkın varisleri
meydan sizin yurt sizin oğulan ve kızan sizin
aşk sizi bekliyor su sizi toprak sizi
kurt kuş sizi hava sizi yaprak sizi
mülkün ve aşkın varisleri
dünya onlara hıyanet size bir incinmedir
size müeddep isyandır derin öfkedir”

Share Button

HAYAT YAVAŞTI YAVAŞ YAŞARDIK ESKİDEN

Hayat yavaştı, yavaş yaşardık eskiden

Hayat yavaştı yavaş yaşardık modern olmadan önce. Hız nedir bilmezdik. Yavaş yaşandığı için dünya eskiden güzeldi. Hızlı yaşandığı için modern dünya çirkin ve gürültülü.

Yavaş yaşamalıydı Müslüman. Dinimiz emrettiği için ceddimiz yavaş yaşardı. Çünkü yavaş hayat Müslümanca hayattı. Gün doğumundan gün batımına kadar Allah’ın her gününü yavaş yaşadıkları için âsûde ve huzurlu olurlardı.

Yunus Emre yetmiş iki millete bir göz ile bakmayı, gönüller yapan dervişliğini yavaşlığın dergâhında kazandı.

Hacı Bayram-ı Veli yavaş hayatın huzur ü sükûn ikliminde yetiştirdi müridlerini.

Mimar Sinan yavaş yaşadığı için hayâl ve tasavvur etti yavaşlığın ve sükûnetin muhteşem eserlerini…

YAVAŞ YAVAŞ ÖLMEK İSTİYORUZ
Okumaya devam et

Share Button

EZANIN HASMI DARBECİLERİN EZANA YENİLİŞİ

Ezanın hasmı darbecilerin, ezana yenilişi

(Darbeci generallerin zihniyet, ruh ve tavırlarını tenkit ve tahlil eden “Generaller” serisi yazılarımızda şerefli Türk Ordusuna, Türk Silahlı Kuvvetlerinin subay ve Mehmetçiklerine yönelik zerre kadar ima ve ihsas, tahkir ve tezyif ve de yıpratma maksadı gözetmediğimizi, gözetmemiz için hiçbir sebep olmadığını, olamayacağını; bilakis “General” serisi yazılarımızın tek gayesi şerefli Türk ordusu ve askerlerinin tarihten bugüne yüklendikleri vazifelerle devlet ve millet birlikteliğinin temel ayaklarından biri olduğuna inanarak, güzide ve fedakâr Türk ordusunun mensuplarını darbeci generallerden tefrik etme gayretidir)

Darbecilerin geninde var ezana hasımlık. 15 Temmuz gecesi Ankara Polatlı’da minarelerden okunan ezanı susturmak isteyen darbeciler 27 Mayıs darbecilerinden tevarüs ettikleri geni taşıyorlardı.
Okumaya devam et

Share Button

“GENERAL ELBİSESİ GİYEN HOROZ”

“General elbisesi giyen horoz”

(Darbeci generallerin zihniyet, ruh ve tavırlarını tenkit ve tahlil eden “Generaller” serisi yazılarımızda şerefli Türk Ordusuna, Türk Silahlı Kuvvetlerinin subay ve Mehmetçiklerine yönelik zerre kadar ima ve ihsas, tahkir ve tezyif ve de yıpratma maksadı gözetmediğimizi, gözetmemiz için hiçbir sebep olmadığını, olamayacağını; bilakis “General” serisi yazılarımızın tek gayesi şerefli Türk ordusu ve askerlerinin tarihten bugüne yüklendikleri vazifelerle devlet ve millet birlikteliğinin temel ayaklarından biri olduğuna inanarak, güzide ve fedakâr Türk ordusunun mensuplarını darbeci generallerden tefrik etme gayretidir)

Türk Ülkesi’nin cenûbuna düşen Suriye diyarının şahbaz dilli ozanı Nizar Kabbani boşuna “Horoz” dememiş darbeci generallere.
Okumaya devam et

Share Button

Muhsin Yazıcıoğlu suikastının kuyruğu göründü…

Muhsin Yazıcıoğlu suikastının kuyruğu göründü…

Büyük acıları arkasından hayra vesile olduğu ve inşallah daha da olacağına inandığımız kanlı darbenin ardından, en başta cumhurun seçtiği Cumhurbaşkanı ve hükümet yetkilileri, sevenlerinin yüreğinde hüzünlü bir yara olarak acısı devam eden Muhsin Yazıcıoğlu suikastını en kısa zamanda aydınlatmalıdır. Çünkü, Yazıcıoğlu suikastının kuyruğu göründü gerisi gelecektir.

15 Temmuz darbesinde F-4 ve F-16 savaş uçaklarının pilotlarının yüzde 80’inin FETÖ’cü olduğunun kesinleşmesinin ardından pilotların sorgulanmasıyla kısa zamanda suikastın aydınlatılması mümkün. Çünkü maksatlı olarak “kaza süsü” verilen suikastla ilgili tereddüt ortadan kalkmıştır.
Okumaya devam et

Share Button