Necip Fâzıl’ın vasfettiği Türkler

Necip Fâzıl’ın vasfettiği Türkler

Üstad Necip Fâzıl’da Türklük İslâm’la aynı mânaya geliyor. Türk tarihi aynı zamanda on bir asırlık İslâm tarihidir. Hilafet’in kaldırılması ve Devlet-i Âliye’nin yâni Osmanlı Devleti’nin yıkılışı Türk’ün siyasî ve medenî hâkimiyetinin dağılması demektir. İslâm ümmetinin ayağa kalkması yalnızca Türklerin yeniden dirilişiyle mümkündür. Türkler, Doğu ve Batı hesaplaşmasında topyekûn Doğu’nun mümessili olmuşlardır. (İdeolocya Örgüsü, s. 63)

Bu sebeptendir ki Türklüğü kavmiyetçi veya ulusalcı kimlik zannedenler üstadın şu sözleri üstüne çokça tâlim etmeli:

“TÜRK’TE DÜZELİNCE HER YERDE DÜZELİR…”
Okumaya devam et

Share Button

Hakk’a tapan Türk milleti

Hakk’a tapan Türk milleti

Türkler, Türklüğünü asırlardır İslâm’la idrak ettiği ve soydaşı, ümmetdaşı bütün Müslümanlarla ünsiyeti bu kimlik üzerinden olduğu için;

Hüviyetini kavmiyete bağlı değil, İslâm’la vücut bulan medenî, siyasî ve kültürel bir üst kimlik olarak addettiği için;

Hiçbir amel ve siyasetinde ırkçı ve kavmiyetçi düşüncelerle varlığını dikte etmediği, kendini bütün İslâmların kardeşliğini tesis etmek ve korumakla mükellef bildiği için;

İslâmlaşmış millet hüviyetiyle İ’lâ-yı Kelimetullah’ı yaydığı, uhrevî vazifelerinde olduğu gibi dünyevî muamelat ve siyasetini Müslümanca yaptığı için;
Okumaya devam et

Share Button

Maraşlı Türkler Fransız’ı kovunca…

Maraşlı Türkler Fransız’ı kovunca…

Maraş’ın istiklâline Maraş Kalesi’ndeki bayrak sevindi önce. Ulu Câmii sevindi, Uzunoluk sevindi, Göllülü Yusuf, Çuhadar Ali ve bütün Maraşlı şehitlerin ruhu sevindi. Abdal Halil Ağa “din bahsi” üzere bir daha davul çaldı yüreğinden.

11 Şubat1920’nin soğuk gününde Maraş Maraşlılara gülzar, kâfire mezar oldu. Maraşlı İslâmlar, yâni Maraşlı Türkler Fransız’ı kovunca, Vatan-ı İslâmiye üzerine başlatılan Maraş müdafaası bütün Anadolu’ya yayıldı. Maraş, Anadolu’nun kahramanı oldu. Maraş’ta görülen İstiklâl rüyâsı devlete inkılâp etti.

Şimdiki zamandan sıyrılıp, ruhum ve düşüncelerimle konuk oldum Maraş’ın Kurtuluş (İstiklâl) Bayramı’na. “Maraş Maraş derler de uy amman amman” türküsünün yüreklerden söylendiği 12 Şubat 1920 günü Fransız’ı kovan Maraşlıların arasındayım.
Okumaya devam et

Share Button

Maraş Maraş derler kahramanlığın adına

Maraş Maraş derler kahramanlığın adına

Asırlardır kâfir ayağı değmemişti İslâmların yurdu Maraş toprağına. Fransız ve ellik gâvurunun şeameti kol geziyordu sokaklarında. Semâlarında kara bulutlar dolaşıyordu. Düşman gelip dayanmıştı şehr-i Maraş’ın kapılarına.

Fransız kâfiriyle ellik gâvurunu kovmak için cümle Maraşlı gazâ aşkına, vatan aşkına tutuldu. İstiklâl Harbi’nin ilk kıvılcımı olacaktı Maraş. Dua etti Şeyh Ali Sezai Efendi.

İlk kutlu müjde Uzunoluk’tan geldi. Sütçü İmam, din ü namus üzere sıkmıştı ilk kurşunu kâfirin küstahlığına karşı.

İşgalci Fransızlar, bin yıldır Maraşlı İslâmlara, yâni Maraşlı Türklere ait olan kaleden ay yıldızlı bayrağı indirince, yüreği cihad aşkıyla yandı Maraşlının, ateş topuna döndü ve Ulu Câmii’de saf oldular.
Okumaya devam et

Share Button

Millet ve İslâm aynı mânadadır; tefrik edilemez

Millet ve İslâm aynı mânadadır; tefrik edilemez

Doksan yıldır İslâmî kavramlar tahrif edilerek milletle İslâm arasındaki köprüler yıkılmaya çalışılıyor. Millet hüviyetimizin dilimizde, mekteplerde, siyasette ve kamuda yasaklandığı yıllar geride kaldı fakat bugün millet kavramı hakkındaki târif ve anlayış yanlışları ciddi bir mesele olarak devam ediyor.

Cumhuriyet’le başlayan tahrifler ve yanlış târifler neticesinde üç kuşağın idrakinin kirlendiğini, milleti târif edemeyen milliyetçi-muhafazakâr çoğunluktan anlıyoruz. Batılı ve seküler milliyetçilik anlayışının tesirinde kalan bu zümreye göre millet “Dil, tarih, ülkü birliği, örf-âdet, vatan ve din gibi unsurlardan” meydana gelmektedir. Görüldüğü üzere din, yâni İslâm asıl zemin değil, unsurlardan bir unsur…
Okumaya devam et

Share Button

Kemalizm’in ihânetini yazan Türkçe’nin hasbî müdâfii D. Mehmet Doğan

Kemalizm’in ihânetini yazan Türkçe’nin hasbî müdâfii D. Mehmet Doğan

Yıl 1978. İdeolojilerin kol gezdiği yıllar… “Kabukta kalmış” ham bir Türk milliyetçisi olarak mensubu olduğu Türkiye’nin asıl kimliğini ve yakın tarihini arayan Anadolu’da bir genç…

Vurdulu kırdılı, içi doldurulmamış ham hamaset dolu kitaplardan Türk milliyetçiliğini, bu ülkenin yakın tarihini ve millet kimliğini ezber etmeye çalışan toy bir insan “Batılılaşma İhâneti” adlı kitapla buluşuyor ve bir gecenin sabahına varmadan okuyup bitiriyor.

O geceye kadar okuduğu Türkçü-milliyetçi düşünceyi ve yakın tarihi anlatan kitapların hepsi boşa çıkıyor… Bu kitap uyandırıyor onu. Okuduğu kitapların eksik ve Atatürkçü tarih anlayışı zemininde yazılmış “milliyetçi düşünce” kitapları olduğunu fark ediyor.
Okumaya devam et

Share Button

“Kılıcı kılıç için değil, fikir için çeken ordu”

“Kılıcı kılıç için değil, fikir için çeken ordu”

Üstad Necip Fazıl’ın “Altun Ordu” olarak vasıflandırdığı Türk ordusu heybet ve merhamet cephesiyle mayalanmış Mehmetçikler ordusudur. Üstadın, “Altun Ordu” fikrine bugün ne kadar da muhtacız… Bin yıllık İslâmlaşmış Türk ordusunun madde ve mâna cephesini icazlı birkaç cümleyle takdim ediyor üstad. Hülâsası şöyle:

Ok, tüfek veya atom bombası… Üçü de keyfiyet ve gayede bir… Farkları kemmiyette… Ok da, tüfek de, atom bombası da bir gaye ve dâva emrine girmedikçe kendi zatî maddesi ve iş görme avantajlarıyla hiç bir hak ve imtiyaz belirtmez. Hak ve imtiyaz, onları kullanan ele, elin bağlı olduğu kafaya, o kafaya yön veren ruha göredir.

Aynı ok, Kerbelâ’da Peygamber Torununun mukaddes yüreğine saplanabileceği gibi, kör Deccal’ın iki kaşı arasından da girip geçebilir. Ordu bir oktur onu kullanan el aynı okun şuur merkezi subaydır; bağlı olduğu kafa, fikir ve hakikattir; kafaya yön verici ruh, millet ve cemiyettir.

“ORDU, CEMİYETİN YUMRUĞUDUR”
Okumaya devam et

Share Button

Maraş İstiklal Harbi ve İstiklal Beyannamesi Programı

MARAŞ İSTİKLAL HARBİ VE İSTİKLAL BEYANNAMESİ PROGRAMI

1.OTURUM

Panel Yöneticisi: Kemal Kavak

1-Prof. Dr. Veysel Aslantaş
(Tebliğ; Kültürel İşgal ve Kültürel İstiklal)

2-Şevki Karabekiroğlu
(Tebliğ; Maraş’ın istiklali, milletin ve ümmetin istikbalidir)

3-Telman Nusretoğlu (Telman Telman Nusretoğlu) (Azerbaycan)
(Tebliğ; Rus işgalinden günümüze Kafkasya İstiklal Mücadelesi)

4-Şehsuvar Kabaşi (Kosova)
(Tebliğ; Kosova İstiklal Mücadelesi)

Tarih 04.02.2018
Mekan Mehmet Akif Ersoy Kültür Merkezi
Saat 14.00

2.OTURUM
Okumaya devam et

Share Button

“Savletinle titresin” düşman ey Türk ordusu!

“Savletinle titresin” düşman ey Türk ordusu!

Vakit kışlalarda kışlamanın vakti değil. Vakit topyekûn PKK düşmanını kırıp geçirme vakti.

Göster Âl-i Osman savletini ey Türk ordusu!
“Savletinle titresin yeniden doğu-batı / Ufukları kaplasın bayraklarımız al, al…”

Bir cihad, bir savaş türküsü söyleyip, ardından tekbirler çekerek saldırmalısın. Davran ve taarruz et, dağlarını ve mağaralarını ateşle erit ki bir daha yeşermesin bu belâ.
Okumaya devam et

Share Button

İSTİKLAL BEYANNAMESİ-ÖZET-

MİLLETE HİTAP

1-Ey Millet-i Necibe-i İslamiye, vaktine hazır ol.
2-1400 küsur seneden beri Hz. Allah’ı ve Peygamber-i Zîşan’ını hizmetine razı ettiğin İslam ölüyor.
3-Ecdadının kanı pahasına fethettiği kalelerin burçlarındaki “Medeniyet Sancağın”, bugün Batı tarafından indirilip, yerine kendi sancağı çekildi.
4-Medeniyet Sancağını burçlara tekrar dikecek hiç mi İslâm gayreti yok!
5-Korkma, korkma seni Batının bütün kuvvetleri birleşse kıramaz.
6-Sen mütevekkilen Alellah kendi mevcudiyetini gösterecek olursan, değil Batının kültür ajanları, nükleer füzeleri bile yıkamaz.

MİLLETİN CEVABI

1-İmanımız ve sadakatimiz Allah’a ve Resulünedir; itaatimiz Allah’a ve Resulüne sadık olanlaradır.
2-İnanırız ki; Müslümanlar muhakkak muzafferdir; dünyada veya ahirette… Okumaya devam et

Share Button

SANAT NEDİR?

SANAT NEDİR?

Sanat, en girift bahislerden biridir. Tabiatındaki müphemlik, zuhurunda geniş bir alanı işgal etmesine imkan tanıyor. İzahındaki zorluk, bitmez tartışmaları ateşliyor. İdrakten ziyade tatbikat olarak karşımıza çıktığı için, eserlerine muhatap oluyoruz. Çerçeve oluşturmak tabiatına mugayir… Çerçevesiz bırakmak, dost mu düşman mı olduğunu tayine imkan vermiyor.
Akılla bir şeyler anlar gibi olduğumuz ama bir türlü meseleyi kuşatamadığımız malum. Belli ki akıl ötesi bir vakıadan bahsediyoruz. Akli tertip ve tanzim, sanat eserini vücuda getirmek için kafi olmadığına göre, “ruhi nizam” veya “mana nizamı” gibi bir meseleden bahsediyor olmalıyız. Ne var ki akılsız bir faaliyetin neticesine sanat eseri demek mümkün değil. Öyleyse sanat; ruhun, aklı kullanmaksızın keşfettiklerini, akılla şekillendirmesidir. Okumaya devam et

Share Button

Hakk’a tapan Türk milletinin ordusu serhat boylarında…

Hakk’a tapan Türk milletinin ordusu serhat boylarında…

Hakk’a tapan Türk milletinin şanlı ordusu mehter gülbangı vurarak girdi Afrin’e… Dillinde Allah Allah nidalarıyla ezip geçiyor terör yuvasını…

“Allah Allaaah, celîlü’l-cebbâr, muînü’s-settâr, hâliku’l-leyli ve’n-nehâr, lâ yezâl, zü’l-celâl. Birdir Allah, O’nun birliğine, resûl-i enbiyâ peygamberimiz cenâb-ı Ahmed-i Mahmûd-ı Muhammed Mustafa, âl-i evlâd-ı resûl-i müctebâ imdâd-ı rûhâniyyetine, pîrân, mürşidân, âşıkân, vâsılîn, hamele-i Kur’ân, güzeştegân, ehl-i îmân ervâhına, avn ü inayetine, bilcümle ehl-i İslâm’ın necât ve saâdet ve selâmetine… hû diyelim, huuu!”

Diyerek kahrediyor düşman PKK’yı.
Okumaya devam et

Share Button

SANAT NEDİR?

SANAT NEDİR?

Sanat, en girift bahislerden biridir. Tabiatındaki müphemlik, zuhurunda geniş bir alanı işgal etmesine imkan tanıyor. İzahındaki zorluk, bitmez tartışmaları ateşliyor. İdrakten ziyade tatbikat olarak karşımıza çıktığı için, eserlerine muhatap oluyoruz. Çerçeve oluşturmak tabiatına mugayir… Çerçevesiz bırakmak, dost mu düşman mı olduğunu tayine imkan vermiyor.
Akılla bir şeyler anlar gibi olduğumuz ama bir türlü meseleyi kuşatamadığımız malum. Belli ki akıl ötesi bir vakıadan bahsediyoruz. Akli tertip ve tanzim, sanat eserini vücuda getirmek için kafi olmadığına göre, “ruhi nizam” veya “mana nizamı” gibi bir meseleden bahsediyor olmalıyız. Ne var ki akılsız bir faaliyetin neticesine sanat eseri demek mümkün değil. Öyleyse sanat; ruhun, aklı kullanmaksızın keşfettiklerini, akılla şekillendirmesidir. Okumaya devam et

Share Button

Kültür Bakanına sual: Troyalılar Türk müydü?

Kültür Bakanına sual: Troyalılar Türk müydü?

Doksan yıllık Cumhuriyet Batılılaşmasının oluşturduğu zihniyet travmasından dolayı Türkiye’de en zor olan Bakanlık Kültür ve Millî Eğitim Bakanlıklarıdır.
Şimdiki zamanın Kültür Bakanı bu zihniyet travmasına maruz kalmadığını göstermeye çabalarken, Ayasofya meselesi gibi, hâlen hürriyetine ve şahsiyetine kavuşamayan Bakanlığının muvazaalı konumu gereğince beyanının istikâmetini tutturamadı ve coğrafyamız hakkında eklektik ve seküler bir kültür kimliği târifi yapmaya çalıştı.
Okumaya devam et

Share Button

Köpeğini çok seven zorba generalin hikâyesi

Köpeğini çok seven zorba generalin hikâyesi

Yunan edebiyatına ait “Tutkunun Tarihi” adlı bir kitaptan eski çağlarda diyar-ı Rum’da yaşanmış bir hikâye okumuştum. İlginç ve sürükleyici hikâyeye göre içkiyi çok içen, din-i mübin’e uzak duran, fakat köpeğini çok seven mavi gözlü, güneş rengi saçlı zorba ve devrimci bir general varmış.

Güneşin oğlu Kamalos derlermiş ona. Adından dolayı askerlerine “Güneşin askerleri”, on beş yılda yarattığı ulusa da güneşin çocukları adı konmuş. Cebren ve hile ile sonra pozitivist ve seküler devrimlerle ele geçirdiği Anatolia’ya güneşin ülkesi adı verilmiş.
Okumaya devam et

Share Button

Bosnalı millettaş Yemen Türküsü’nü söyleyince…

Bosnalı millettaş Yemen Türküsü’nü söyleyince…

Yemen Türküsü’nü bilmeyen, söyleyemeyen birinin Osmanlı medeniyetine, Âl-i Osman Türklerine mensubiyet şuuru güçlü olmadığına kanaat ederiz. Yemen Türküsü’nün milletimizin yüreğinde bir sızı, bir hüzün, bir ağıt olarak ne ifade ettiğini anlamayan birinin, Yemen Harplerinde şehit düşen, gurbet acısı çeken, sıla hasretiyle yüreği kor gibi yanan ecdadıyla kalbî irtibatının zayıf olduğuna yorarız.

İçimizdeki modern-lümpenlerin bilmediği, anlamadığı Yemen Türküsü’nü Bosnalı bir millettaşımız söyleyince yüreğimizi daha bir sardı bu tarihî türkü. Esasında Osmanlı Devleti’nde her kavim için aynı duyguları, aynı gurbet acılarını hissettiren bu türkümüz Balkanlar’dan Azerbaycan’a, Erzurum’dan Mardin’e, Yozgat’tan İzmir’e, Halep’den Bağdat’a, Hakkari’den Kerkük’ e kadar Osmanlı mülkî ve medenî sınırlarımızdaki her milletttaşın mâşerî hüznünün türküsüdür Yemen Türküsü. Okumaya devam et

Share Button

İSLAM CEMİYETİNİN MEKAN HARİTASI

İSLAM CEMİYETİNİN MEKAN HARİTASI

İslam şehri, İslam cemiyetinin ve hayatının mekan haritasıdır. İslam’ın teklif ettiği hayatın tüm mecra ve havzaları, inşa etmek istediği cemiyetin varoluş güzergahının her menzili o şehirde mevcuttur. Keskin hatlarıyla İslam hukukunun, naif hatlarıyla İslam ahlakının, zarif hatlarıyla İslam edebinin izhar edeceği her münasebet ve müessesesi, her tavır ve edası, her örgü ve dokusu o şehrin bir caddesinde, bir sokağında, bir meydanında, bir binasında, bir taşın yontulma şeklinde karşılık bulmuştur. İslam şehri, mekanın İslamlaştırılmış halidir, İslam’ın, mekanın her noktasına bir ruh olarak, bir fikir olarak, bir ahlak olarak, bir sanat olarak nüfuz etmesidir. Okumaya devam et

Share Button

ŞEHİR CEMİYETİN MÜESSES NİZAMIDIR

ŞEHİR CEMİYETİN MÜESSES NİZAMIDIR

İslam şehri, mananın (İslam’ın muhteva yekununun) müesses nizamıdır. Mana, önce “tabii teşkilatlılık haline” kavuşmuştur, sonra da “bir eksik var mı?”, “gözden kaçan bir mesele kaldı mı?” sorusunun cevabını, “yardım istemekten imtina eden vakur fakir olabilir” endişesiyle müesseseleşmiştir. İslam’ın şahsiyet, cemiyet ve hayat telakkilerinde muhtacın “talep etmesi”, “yardım istemesi” değil, onu arayıp bulacak bir dikkat ve rikkat vardır. Tek tek her ferdin, diğerlerinin mahrem hayatlarına tecessüs ile ihtiyaçlarını tespit etmesi gibi kaba ve kerih bir yol bazı sınırlarda hukuken (fıkhen) bazı sahalarda ahlaken, bazı noktalarda da edeben men edilmiştir. Müesseseler, ferdi tecessüsü önlemek, müesses ahlakı yerleştirmek, alan ile veren arasına perde çekmek gibi zaruret, ahlak ve güzellik gibi mesuliyetleri üstlenir. Müesseseler, tecessüsü, ferdi alandan kurtarıp müesses hale getirmek için değil, aksine tecessüsü cemiyet ve şehir hayatından tamamen yok etmek için vardır, bu sebeple faaliyetlerini, hayatın tabii akışını takip ederek gerçekleştirir. Hayatın tabii seyri; ferd, aile, mahalle gibi birimlerin hayat seviyelerinin “bilinebilirlik” çerçevesindeki akışıdır. Bu akışın aksadığını gören göz, bir melek sessizliğinde ve edebinde, en kuytu yerde ve zamanda muhatabına yaklaşıp, hiçbir tetkik faaliyetine girmeden, hiçbir tereddüt emaresi göstermeden, en kısa soru ve en kısa cevaplarla meseleyi teşhis eder, en uygun yolla halleder. Bu naiflikteki müesseseler, kadimden beri olduğu gibi tasavvufun uhdesindedir. Okumaya devam et

Share Button

Dergiler fikir ve edebiyatın burçlarıdır

Dergiler fikir ve edebiyatın burçlarıdır

Dergiler de kitaplar gibi sevdamızdı, dilimizdi. Gönlümüzden ve dimağımızdan fışkıran fikir ve duyguları duyuran bir dosttu dergiler kırk yıllık… Son kırk yılın fikir ve edebiyat dergilerini özleyen var mı aranızda? Adlarını duyunca heyecanlanır mısınız?

O yıllara ait elinizde kalan dergilerin sarı saman kağıtlı, siyah beyaz sayfalarına dokununca duygulanır mısınız? Eğer o dergileri özlemiyor, içindeki yazıları tekrar okuyunca yüreğiniz atmıyorsa siz dergi dostu değilsiniz. Dergilerle gönülleri fethettiğinizi, büyük ve ulvî fikirlerinizi yaydığınızı ve memleket dâvasını anlattığınızı hissetmiyorsanız sizin dergiyle âşinalığınız yoktur.
Okumaya devam et

Share Button

ŞEHİR CEMİYETİN TEŞKİLATLANMIŞ HALİDİR

ŞEHİR CEMİYETİN TEŞKİLATLANMIŞ HALİDİR

İslam şehri, mananın teşkilatlanmış halidir, teşkilatlılık halidir. Şehir, irfan müktesebatımızın tecellisini tabii hale getirmiş bir nizam tertibidir. İslam şehrinin kendisi bir “teşkilatlılık hali”dir, şehirdeki tüm deveran mecralarının bidayeti de nihayeti de İslam’dır. Hayatın İslam üzere akması, çağlaması, yaşanması için müdahalenin ihtiyaç olmaktan çıkarıldığı veya asgariye indirildiği bir teşkilatlılık halidir.
Teşkilatlılık hali, teşkilatın ruhi altyapısıdır. Bir teşkilatın yapması gereken işleri, cemiyetin, ruhi (iman) kaynaklı hamlelerle yani kendiliğinden ve tabii bir akış içinde yapmasıdır. Ezan okunduğunda cemiyetin camiye akması misalinde olduğu gibi, cemiyetin her sahada, kendiliğinden, eksikleri tespit edici, yaraları tedavi edici, açları doyurucu, muhtaçlara yardım edici bir teyakkuz şuur ve rikkati ile hareket halinde olmasıdır. Okumaya devam et

Share Button