Sosyal Muhalefet Projeksiyonu-5-Sosyal İktidarın Mevzuat Problemi

SOSYAL MUHALEFET PROJEKSİYONU-5-
SOSYAL İKTİDARIN MEVZUAT PROBLEMİ
Sosyal iktidarın bir nizam içinde inşa ve idare edilebilmesi için mevzuata uygun örgütlenmesi gerektiği açık. Mevzuatın dışındaki örgütlenmeler her zaman problem üretir. Mevzuat dışı örgütlenmeler her zaman illegaliteye sahip olmasa da, illegaliteye kayma ihtimali kolay ve fazladır. Bu sebeple mevzuat içinde kalınması şarttır.
Türkiye’deki mevcut mevzuat, sosyal iktidarın kurulmasına müsaade etmez. Siyasi alan (siyasi iktidar) kendi dışında hiçbir alanda iktidar inşasına müsaade etmeyecek bir “yetki hasisliği-cimriliği” içinde hazırlanmıştır. Mevzuat içinde kalındığı müddetçe “sosyal iktidar” inşası imkansızdır. Sosyal iktidarın en büyük paradoksu budur.
Mevzuat içinde kalma lüzumu ile mevzuat dışına taşma mecburiyeti arasında sıkışan sivil toplum kuruluşları, bu paradoksu aşamadığı için bu güne kadar sosyal iktidarı inşa edemedi. Tabii ki bundan başka da önemli sebepleri var. Ancak legalite ile illegalite arasındaki sıkışmışlık, kanundaki hak ve yetkileri bile kullanmaktan çekinen bir halk için fevkalade bir problem teşkil ediyor.
Mevzuat problemi aşıldığı takdirde sivil toplum kuruluşlarının sosyal iktidar olma istikametindeki gelişmesi hızlanacaktır. Sosyal iktidarın kurulması konusundaki ateşleyici gelişme, mevzuat probleminin kafalarda çözülmesi olacak gibi görünüyor. Siyasi iktidarın kendi yetkilerini halk lehine (mesela sosyal iktidar lehine) azaltması iyi olurdu ama bunu beklemek biraz saflık olur. Dolayısıyla sosyal iktidarın inşa edilebilmesi için mevzuatın değiştirilmesini beklemek yerine onu zorlamak gerekir. Mevzuat değişene kadar da, mevzuatın dışına çıkmadan aşılmalıdır.
Ne demek, mevzuatın dışına çıkmadan mevzuatı aşmak?
Bunun birkaç yolu var. Biri, mevzuattaki imkanları tıka basa kullanmak ve taşırmak. Türkiye’deki mevzuatın en önemli özelliği, halkın mevzuattan uzak bir hayat yaşaması, bu sebeple de mevzuattaki imkanları (yetkileri, hakları, imkanları) kullanmamasıdır. Kullanılmayan kanunun geliştirilmesi sözkonusu olmaz. Mevcut imkanlar kullanılmadan yeni imkanlar (yetkiler, haklar) talep edilmez. Halkın kendi kendini yönetmesi, ihtiyaçlarını kendinin karşılaması, problemlerini kendinin çözmesi alışkanlığı gelişmedi. Dolayısıyla her şeyi devlet beklemek kültür haline geldi. Halk kendi işlerini kendi yapmadığı için mevcut mevzuattaki imkanlar kullanılmadı.
Mevzuattaki imkanlar son sınırına kadar kullanılmaya başlanırsa, sınırın fiilen aşılması problem teşkil etmez. Zira burada sözkonusu olan kanunsuz iş yapmak değil, kanunun kifayetsizliğidir. Kanunsuz (illegal) iş yapmak ile kanunun kifayetsizliği aynı şey değildir. Kanun dairesinde başlamış bir iş, gelişerek kanunun belirlediği alanı zorlamaya ve sınırlarını patlatmaya başladığında, kanunun ihlalinden değil, kifayetsizliğinden bahsedilmeye başlanır.
Mevzuat çerçevesinde yapılmaya başlanan işlerin hacmi büyüdükçe kanun (kanunun oluşturduğu alan) dar gelmeye başlar. Aslında yapılan işin mahiyeti kanunidir ama hacmi kanunu aşmıştır. Bu durumlarda sivil toplum kuruluşları (sosyal iktidarı inşa etmek isteyenler), idarenin (kamu kuruluşları ve yetkililerinin) alanına girmeye başlar. Yapılan işler kanuna uygun olduğu (böyle başladığı) için kamu kuruluşları kendi alanlarının ve yetkilerinin bir kısmını fiilen sivil toplum kuruluşlarına devretmek zorunda kalır. Zorunda kalır çünkü yapılan iş, halkın faydasınadır ve kanunun alanı dar gelmeye başlamıştır.
Bu durumlarda kamu kuruluşlarının ve yetkililerinin alanlarının bir kısmını fiilen boşaltmamaları halinde (ki kolay kolay boşaltmak istemezler) onları halkla karşı karşıya bırakmak gerekiyor. Halkla karşı karşıya kalan devlet (kamu kurumları) iki yoldan birini tercih etmek zorundadır, ya o işi kendileri yapacaklar veya alanı boşaltacaklar. Kendileri yaparlarsa problem yok, yapmazlarsa halkla karşı karşıya kalmamak için alanı boşaltmak zorunda kalırlar.
Mevzuatın dışına çıkmadan mevzuatı aşmanın ikinci yolu, mevzuat ile başlayarak “sosyal meşruiyet” üretmektir. Meşruiyetin sadece kanunda aranması, sosyal iktidara alan bırakmaz. Meşruiyetin sadece kanunda aranması özü itibariyle problemlidir. Kanun zoruyla iş yapmak, halka rağmen olduğu takdirde, zorbalığın, eşkıyalığın, kanun marifetiyle yapılmasıdır. Diktatörlükler, zulümler ve daha birçok siyasi problemin kaynağında, meşruiyetin sadece kanunda aranacağı anlayışı var.
Sosyal meşruiyet üretmenin yollarından biri, fiili durum oluşturmaktır. Fiili durum, umumiyetle mevzuatın kifayetsiz kaldığı alanlarda meydana getirilir. Kanunu ihlal etmek şeklinde değil, kanunun zayıf ve yetersiz olduğu alanlarda fiili durum meydana getirildiğinde, devletin yapacağı fazla bir şey kalmaz. Devlet, fiili duruma müdahale etmek yerine mevzuatı değiştirmek durumunda kalır. Mevzuatın değişmesi zaman alacağı için değişene kadar o alana sosyal iktidar vaziyet eder. Böylece hem sosyal iktidar kendini inşa eder hem de devleti (siyasi iktidarı) geriletir.
*
Sosyal iktidarın unutmaması gereken en önemli nokta, kendi alanını kendini açmak zorunda olduğudur. Türkiye’de sivil toplum kuruluşları, cesamet olarak çok büyük fakat fonksiyon olarak çok küçüktür. Bunun temel sebebi, iktidarın, münhasıran siyasi alanda toplanmış olmasıdır. Siyasi alanın dışında iktidar inşasının mümkün olmadığına halkın inandırılmış ve inanmış olmasıdır. Halk, kendi iktidarını kendisi kurmak zorundadır. Bu sebeple, mevzuatı zorlamak gibi önemli bir işi olduğunu unutmamalıdır.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir