2023 HEDEFİNİN SANCILARI

2023 HEDEFİNİN SANCILARI

Akparti ve Erdoğan bir müddettir “Yeni Türkiye” tabirini siyasetin merkezine yerleştirdi. Yeni Türkiye tabiri, muhtevası netleştirilmese, tarifi yapılmasa, temel karakteristiği tayin edilmese de, “Eski Türkiye”nin ne olduğu bilindiği, bilinenin de kötü özellikler olduğu için kulağa hoş geliyor. Tarifi yapılmamış tabir, mefhum veya terkip, her muhatap tarafından kendi fikri müktesebatınca anlaşılır. Bu manada, “Yeni Türkiye” ifadesi, Eski Türkiye’den şikayeti olan herkes tarafından benimsendi ama hala “ne olduğu” hususunda vuzuha kavuşmuş bir tarif yok.

Ülke, Eski Türkiye ile Yeni Türkiye arasındaki geçiş sürecini yaşıyor. Geçiş süreçlerinin tabiatı girift bazen de kaotiktir. Kaos, hem teorik anlamda zihinlerde, hem de pratik anlamda cemiyette, devlette, hayatta görünür haldedir. Özellikle de, Akparti’nin kamuoyuna sunduğu üzere, “sessiz devrim” gibi bir değişim süreci, eski sistemi tamamen yıkıp, yeni sistemi baştan ve sıfırdan kurmak değil de, tedrici bir değişimi öngördüğü için, ülkede, hem eski sistemin hem de yeni sistemin unsurlarının yan yana bulunma durumu var. Zihni ve fiili kaosun sebebi de tam olarak budur.

Anlaşılan o ki, değişim süreci, Akparti’nin 2023 hedefine kadar sürecek ve bu süreç o tarihe kadar tam anlamıyla netleşmeyecektir. 2023 tarihinde, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşundaki yüz yıllık anlaşmaların da sona ereceği düşünüldüğünde, Türkiye için yirminci asır o tarihte bitmiş ve yeni bir asır başlamış olacaktır. Türkiye ve İslam dünyası, yirminci asırda batı tarafından hem milletlerarası anlaşmalar yoluyla hem de içimize girmiş ve yerleşmiş olan batı misyonları tarafından gizli işgale maruz kalmıştı. Yüzyıllık anlaşmalar mevcut ve cari olduğu müddetçe, bağımsızlaşma sürecinin mutlaka akamete uğrayacağı, bir şekilde önünün kesileceği, kesilemese de çok ağır iç ve dış problemlerle boğuşmak zorunda bırakılacağı malumdur.

Akparti, pahasından bağımsız olarak 2023 yılına kadar iktidarda kalmak, o tarihe güçlü bir iktidarla ulaşmak, o tarihe kadar batının içimizdeki gizli misyonlarını temizlemek hedefine kilitlenmelidir. Bu hedeflere yüzde yüz oranında ulaşmak, yüzyıllık anlaşmalar devam ederken tabii ki imkansızdır. Zaten o tarihin özelliği, güçlü ve milli özellikler taşıyan bir iktidar olduğunda tam bağımsızlığın kazanılacağı tarihtir, bu sebeple o tarihten önde tam bağımsızlık kazanılamasa da, o tarihe güçlü şekilde girmek şarttır.

Kamuoyu, son aylardaki gelişmeleri, sürekli seçim ile ilişkilendirme temayülünde. Bu bakış açısı tabii ki doğru ama mesele 2014 veya 2015 seçimi değil, ülkenin 2023 tarihine hangi iktidarla gireceği ile ilgilidir. Tabii ki önümüzdeki tüm seçimler, 2023 tarihine giden en önemli siyasi aşamalardır ve her seçim öncesi siyasi kıyametler koparılacaktır. Fakat tüm bunlar, kendinden ibaret bir hadise olmayıp, 2023 tarihine katkıları (fayda veya zararları) açısından değerlendirilmektedir.

Akparti’nin batı ile münasebetlerinin kopması, ABD, İsrail ve nispeten AB tarafından gözden çıkarılması, Erdoğan’ın 2023 tarihini “tam bağımsızlık” yılı olarak görmeye ve ona göre planlamalar yapmaya başlamasından sonradır. Erdoğan’ın ve onun yönetimindeki Akparti’nin “niyeti” tüm dünyada deşifre oldu. Öyle ki, hem batıda deşifre oldu hem de İslam aleminde deşifre oldu. Batı Erdoğan’ın niyetini anladığında öfkeyle yerinden zıpladı, İslam alemi de sevinçle yerinden zıpladı.

Erdoğan’ın 2023 hedefi tam bağımsız bir Türkiye’dir. Tam bağımsız Türkiye’nin bir anlamı da, bu milletin tarihi misyonuna kavuşmuş, yeni bir medeniyet hamlesi başlatmış, tüm bunların kaynağı olarak İslam’ı esas almış bir ülke demektir.

Tam bağımsız Türkiye (2023) hedefine doğru giden Türkiye, tabii ve zaruri olarak, bağımsız ülkelerin sahip olduğu siyasi, iktisadi, askeri ve kültürel hinterlandını da istiyor. Türkiye, tarihi misyonuna döndüğünde, eski dünyada (Asya, Avrupa, Afrika) çok büyük bir hinterlanda sahip. Türkiye’nin tabii ve tarihi hinterlandını teşkil eden coğrafyalardaki ülkeler bugün için batı tasallutu altındaki siyasi rejimler tarafından yönetiliyor, bu sebeple hinterlandın merkeze (karargaha) bağlanması yavaş ve problemli oluyor. Ne var ki Türkiye ayakta kalır ve güçlenerek 2023 tarihine ulaşırsa, hem kendinin bağımsızlığı önünde hiçbir engel kalmayacak hem de hinterlandındaki bir çok ülke kendi asli yönetimine kavuşacaktır. Karargah (Türkiye) ayakta kaldığı ve güçlenmeye devam ettiği müddetçe, İslam coğrafyasındaki ülkeler sırasıyla kendi asli yönetimine ve devletine kavuşmaya başlayacak, bu gelişmeler de bu hinterlandı karargaha bağlayacaktır.

*
Sadece Türkiye’nin yaşadığı bir değişimden bahsetmiyoruz. Dünyada sözü edilmeye başlamadan önce sitemizde (www.fikirteknesi.com) bahsini etmeye başladığımız ve sürekli gündemde tutmaya çalıştığımız üzere, tüm dünya büyük bir değişimden geçiyor. Batı, kaçınılmaz olarak çöküyor, batının çöküşü yirminci asrın bidayetinde felsefi kriz ile başlamış, yaklaşık bir asırdır içten içe çürümüş, bu gün ise artık açıkça çatırdamaya ve bir taraftan da çökmeye başlamıştır. Doğu ise maddi alanda güçlenmeye başlamış, ne var ki kendini ifade edecek ruhu bulamamış, batıyı çökerten maddi gücü kendine transfer etmekle meşguldür. Neticede batı ruhunu (felsefeyi) kaybetmekle hızla çöküş sürecine başlamış ve maddi gücünü de kaybetme sürecine girmiş, doğu ise ruhunu bulamamış ama maddi gücü biriktirmeye başlamıştır. Ruhsuz maddi güç, küpüne zarar veren sirke gibi, düşmanı kadar sahibine de zarar verir. Bu sebeple batı ruhunu (felsefeyi) kaybettiği için doğu da ruhunu (hikmeti) bulamadığı için çöküş sürecindedir.

Müslümanlar son birkaç asırdır böyle bir fırsat bulamadılar. Batı ile doğunun oluşturduğu tahterevallinin merkezinde bulunan İslam dünyası, iki tarafı dengeleyerek ayakta kalma, bağımsızlaşma ve kendi medeniyetini inşa etmenin siyasi, askeri, iktisadi, kültürel konjonktürüne kavuşmuştur. Akparti’nin çizdiği güzergah, iki güç merkezinin arasında ve onların denge halinden faydalanarak 2023 hedefine ulaşmak, bu süreç içinde de hinterlandındaki gelişmeleri kendi (Müslümanların) lehine etkilemek çabasındadır.

Son birkaç asırdır en uygun şartları yaşadığımız doğrudur. Fakat bu durum, bizim yeterince güçlü, düşmanların da yeterince zayıf olduğu bir şartlar manzumesi olduğu anlamına gelmiyor. Biz hale çok zayıfız, düşmanlar ise doğu ve batı kutbuyla hala güçlüler. Bu sebeple, 2023 hedefine doğru hızla ilerlerken, esas kullanacağımız yol, iki güç merkezinin dengesine dayalı bir siyasi güzergah çizmektir. Güçler mücadelesi için hala çok zayıfız ve hem doğu hem de batı ile güç mücadelesine girmenin altyapısına sahip değiliz. Siyaset ve diplomasiyi ustalıkla kullanmak, güce dayalı çatışmalardan mümkün olduğunca kaçınmak, doğu ve batı kutupları arasındaki dengeyi hassas şekilde gözetmek durumundayız.

Yirmi birinci asır, hiç kimsenin niyetinin gizli kalamadığı, gizli planların yapılamadığı, gizli plan yapmaya çalışanların hüsrana uğradığı bir çağın başıdır. Ülkelerin iç ve dış siyasetleri de bu kurala bağlı hale gelmiş, hiçbir ülke dünya (dış) siyasetini gizleyemez olmuştur. ABD’nin hangi ülkede ne yapmak istediğini açık kaynaklardan (kamuoyundan) bile anlamak mümkün hale gelmişken, Türkiye’nin ne yapmak istediğini gizleme imkanı olmadığı aşikardır. Artık tüm dünya oyunu açık oynuyor, gizli oynamak istediğinde de zaten deşifre oluyor. Bu sebeple artık 2023 hedefinin ne olduğunu ve o hedefe nasıl ulaşacağımızı konuşma zamanı geldi.

*
Son on yıldır dünyadaki en sarsıcı gelişme Türkiye’nin tarihi misyonuna kavuşmasıdır. Bu durum dünyanın her tarafında böyle anlaşılmaktadır. Batı da, doğu da, İslam alemi de böyle bunu anladı ve gördü. Nitekim kapalı kapılar arkasındaki “gizli” görüşmeler deşifre oluyor, batı da doğu da Türkiye’nin son birkaç asırlık tarih dilimindeki en sarsıcı projeyi başlattığını biliyor ve görüyor. Dikkat çekici nokta şu; Türkiye, tüm dünyayı etkileyecek bir güce sahip değil, böyle bir gücün altyapısına, araçlarına malik değil. Sadece tarihi misyonunun, sadece birkaç edasını kuşandığı, bu iddianın birkaç defa lafını ettiğinde dünyadaki dengeler değişti. Mısır’daki darbeyi desteklemek konusunda doğu, batı, İran ittifak etti. Suriye’deki iç savaşta, doğu, batı, İran kol kola girdi. Öyleyse Türkiye’nin gücü, tarihi misyonudur, o misyonun lafını bile ettiğinde dünyada deprem olmaktadır.

Türkiye’deki Müslümanlar 2023 hedefine kilitlenmelidir. Bunun kolay olacağını söyleyen kimse yok, kolay olacağına inanan varsa çok saftır. Takvim yaprakları, 2023 yılına doğru ilerlediği her gün, çatışmaların şiddetleneceğini, öfkelerin artacağını, ittifakların büyüyeceğini bilmeliyiz. Dünyanın tüm dengelerinin bozulacağı, yeniden kurulacağı bir süreçten bahsediyoruz. Çok sarsıcı ve sarsıntılı olacağı açık…

Müslümanlar, 2023 hedefini Akparti hedefi olarak görmemeliler. Türkiye’nin tarihi misyonunu üstlenmeye niyetli hangi parti olursa olsun, başında kim bulunursa bulunsun 2023 tarihini hedef edinmelidir. Bu gün, 2023 hedefini üstlenen ve ilan eden parti Akparti, lider de Erdoğan olduğu için ondan bahsediyoruz, yoksa derdimiz partizanlık ve şahsa bağlılık değil. Bizim (Müslümanların) bir mefkuresi olmalıdır, şahsa değil manaya bağlılık esastır. Ama o “manayı” kim üstlenmişse onun da başımızın üstünde yeri var. O manaya ve o hedefe sadık kaldığı müddetçe kendisine sadakatimiz açıktır ve sağlamdır.

2023 tarihine, CHP gibi bir partinin iktidarıyla girmek, yüzyıllık anlaşmaların yenilenmesi demektir. Yüzyıllık anlaşmaların yenilenmesi, bize bir asır kaybettirir. Zamanın manasını anlamamak, zamana sahip olamamaktır. 2020 ile 2025 arasında CHP veya benzeri bir partinin iktidar olması, yüzyıllık bir kayıp, Akparti veya benzeri bir partinin iktidar olması ise yüzyıllık bir kazançtır. Hangi sebep bizi böyle bir riske girmeye ikna edebilir. Hedef o kadar büyük ki, bugünün gündeminde tartışılan konular çok komik kalıyor.

*
Fethullah Gülen örgütü, batının içimizdeki son Truva atıdır. Kemalistler ve benzeri batıcılar güçlerini yitirdi, ülkede artık meseleler İslam’a nispetle konuşulmaya başlandı. Akparti’nin hesabını görecek olan muhtemel bir hareket, ancak İslami rengiyle tanınmış bir hareket olabilir. Bu sebeple batı, son Truva atı olan ve İslami rengiyle tanınan Fethullah Gülen örgütünü sahaya sürdü. Fethullah Gülen’in, İslam’dan bahsetmesi bizi aldatmamalı. Hedef belli, istikamet belli, güzergah belli… O hedefe ulaşmamızı engellemek için önümüze çıkacak tüm engeller, Müslümanların dünyadaki mahkumiyetini devam ettirmek, dirilişine mani olmak için çabalamaktadır. Bu engellerin kim olduğunun hatta Müslüman bir hareket olup olmamasının önemi yok.

NURETTİN SARAYLI
nurettinsarayli@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir