UÇURUMUN ÖNÜNDE, DÜŞMEK Mİ HAVALANMAK MI?

UÇURUMUN ÖNÜNDE, DÜŞMEK Mİ HAVALANMAK MI?
Ülkedeki siyasi tartışmaların kaynakları tükendi. Kaynakları tükenen siyaset başka alanların kaynaklarını yemeye başladı. Ordu, ilk yediği kurumdu ve ondan sonra gözünü hukuka dikti. Ordu biraz uzun sürmüştü, hukuk çok daha çabuk tükendi. Ahlak mı? Onu en başta yemiş bitirmişti siyaset… Ya bilim? Onu siyasetin yemesine gerek kalmamıştı, YÖK otuz yıldır onu yiye yiye tüketti zaten.
Ülkede uzun süredir (aslında Cumhuriyetin kurulduğundan beri) devam eden mücadele, ilk defa kuvvetler dengesine kavuştu. Kemalist siyasi rejim ve taraftarları ile halk ve halkın temsilcileri olan rejim muhalifleri arasında Cumhuriyet tarihinde hiçbir zaman kuvvetler dengesi oluşmamıştı. Rejim yakın zamana kadar tayin edici ve ezici bir güç halindeydi ve kendine yönelmiş olan tüm muhalefeti ağır şekilde ezmişti.
Kuvvetler dengesinin oluşması ile ülkede yeni bir dönem başladı. Bu dönemin kodları, kuvvet merkezleri, dengeleri bambaşka. Artık eski dönemin denklemleri ile Türkiye’de hiçbir konunun izahı kabil değil.
*
Rejim ile rejim muhalifleri arasındaki mücadele, siyasi mücadeledir. Rejime yönelmiş bir muhalif hareketin rejimin hukukuna ve yargısına itimat etmesi beklenmez.
Rejim ile rejim muhalifleri arasında kuvvet dengesinin oluşması halinde tarafların hukuka ihtiyacı kalmaz. Hukuk, aynı siyasi rejim içinde yaşamaktan şikayeti olmayanların ihtiyaç duyacağı bir disiplindir. Rejimi değiştirmek isteyen hareketler zaten hukuku da değiştirmek istiyorlardır.
Sistem muhalifi olmanın anlamı, müesses nizamın tüm kural ve kurumlarına muhalif olmaktır. Hiçbir kural ve kurum, sistem muhaliflerinin nazarında meşruiyet sahibi değildir. Meşru olmayan ise fikri anlamda yok hükmündedir.
*
Kuvvetler dengesinde cereyan eden mücadelede netice alınmaz. Ta ki denge birinin lehine bozulana kadar.
Kuvvetler dengesindeki mücadelede, tüm malzemeler, vasıtalar, müesseseler kullanılır. Cepheye sürülmeyen hiçbir kuvvet birimi kalmaz.
Kuvvetler dengesinin oluşturduğu siyasi atmosfer, kural olarak sürdürülebilir değildir. Sürdürülebilmesinin tek yolu, tarafların taleplerinin nispeten karşılandığı bir sistem üzerinde ittifak edebilmeleridir.
Kuvvetler dengesinin oluşturduğu siyasi atmosferin ittifakı zorunlu kılacağı düşüncesi ağır basar. Fakat siyasi tarih bunun aksini göstermiştir. İttifak sağlansa ve yeni bir sistem kurulsa bile uzun ömürlü olmama ihtimali çok yüksektir.
*
Türkiye gibi batı ile İslam’ın kesişme noktasında devasa iki kutbun mücadelesinden bahsediyoruz demektir. Böyle bir siyaset ve kültür coğrafyasında meydana gelen kuvvetler dengesi mutabakatı imkansız kılar.
Dünya çapında iddiası olan hiçbir devlet veya hükumet dışı güç merkezleri, Türkiye’deki mücadelede tarafsız kalmaz. Bu durum, kuvvetler dengesindeki tarafların milletlerarası ittifaklara yönelmelerini de ihtiyaç haline getiriyor. Zaten milletlerarası kuvvet merkezlerinin Türkiye’deki mücadeleye doğrudan veya dolaylı olarak taraf olacakları açıktır. Dünyadaki kuvvet merkezlerinden lojistik destek alabilen tarafların mücadeleyi uzun süre devam ettirebilmeleri ihtimali yabana atılmamalıdır.
Türkiye’de oluşan dengesinin taraflarının mütemadiyen dış kaynaklardan beslenmesi mücadeleyi uzun soluklu hale getirebilir. Kuvvet dengesinin taraflardan birinin lehine bozulmaması durumu, netice almayı sürekli erteletecektir. İşte Türkiye’nin akl-ı selim sahipleri bu ihtimal üzerinde uzun uzun düşünmeli ve tartışmalıdır.
Kuvvetler dengesinin uzun sürmesi halinde tarafların birbirine karşı kin ve nefret duyguları müzminleşecektir. Daha vahimi ise kin ve nefret duygu yığınağı artacaktır. Kin ve nefret yığınağının bir sınırı aşması halinde intikam duyguları kronikleşecek ve tedavisi imkansız hale gelecektir. İntikam duygularının kronikleşmesi halinde insanların öfkelerini ancak kan dindirir. Türkiye’nin hızla bu noktaya doğru gittiğini tespit edecek fikir ve bilim adamları güzellik uykusundan ne zaman uyanacak?
Kuvvetler dengesinin oluşturduğu siyasi atmosfer uzadığında, rehavetin ortaya çıkacağı farz edilebilir. Yorgunluğun başlayacağı ve mücadelenin düşük yoğunluklu olarak devam edeceği ve bir müddet sonra biteceği öngörüsünde bulunulabilir. Fakat durum tam aksi istikamette seyredecek gibi görünüyor. Zira kuvvetler dengesi, kin ve nefret duygularını artırdığı müddetçe, rehavet değil faaliyet sözkonusu olur. Rehavetin aksi istikametindeki gelişme, mücadeleyi şiddetlendirerek devam ettirir.
Kuvvetler dengesindeki mücadelede kullanılan malzeme, vasıta ve metotların tükenmesine rağmen rehavet doğmamışsa geriye kalan tek ihtimal “iç savaş”tır. Kuvvetler dengesindeki mücadelenin iç savaş ihtimalini görmezden geleceğini düşünenler, kuvvetler dengesindeki mücadelenin ne olduğunu anlamamış olanlardır.
Kuvvetler dengesindeki mücadelenin son safhası iç savaştır. Kuvvetler dengesi, iç savaş öncesi safhalarda taraflardan birinin lehine bozulmamışsa, iç savaşı kimse önleyemez. Dikkatler bu noktada yoğunlaştırılmalı ve iç savaş önlenmelidir.
*
Türkiye siyasi tarihi kuvvetler dengesindeki mücadelenin tecrübesine sahip değil. Daha önce hiç olmadı. Cumhuriyet tarihinde ise yakınına bile yaklaşmadı. Her iki taraf için bu durum yeni. Bir konuda tecrübe sıfır ise aklın azami kapasite ile çalışması şarttır. Tecrübe edilemediği için akledilebilmelidir. Ne var ki ülkenin aklını tam kapasite çalıştırması ihtiyacının arttığı yeni dönemde, akıllar dondu veya patladı ya da çıldırdı. Neticenin ne olabileceğini herkesin muhayyilesine bırakıyorum.
Son birkaç yıldır karşılıklı hamleler, eski dönemin anlayışı ile yapıldı. Özellikle kemalist siyasi rejim taraftarlarının tüm hamleleri, eski dönemin anlayış ve alışkanlıkları ile gerçekleştirildi. Sistem muhaliflerinin hamleleri nispeten yeni dönemin anlayışına sahip gibi görünüyordu ama onlar da çekingenliklerini üzerlerinden atabilmiş değiller. Doğrusu yeni dönemi başlatan sistem muhalifleri olduğu için bu dönemi rejim taraftarlarından çok daha iyi anladıkları görülüyor. Fakat onlar da her nedense, bir noktaya geldiklerinde tutukluk yapıyorlar. Sanki sahip oldukları gücün farkındalar ama buna inanamıyormuş gibi davranıyorlar. “Nasıl oldu da bu güce sahip olduk” diye şaşkınlık içindeymiş gibi bir halleri var.
Bazılarının hala iç savaş ihtimalinde ordunun müdahale edebileceği düşüncesine yaslanarak rehavet içinde yaşadığı malum. Anlamadıkları nokta, artık ordu mücadelenin taraflarının üzerinde bir konuma sahip değil, aksine taraflardan biridir. Herhangi bir ülkedeki mücadelede ordu taraf haline gelmişse, o ordunun iç savaşı önlemesi imkansızdır. Aksine, taraf haline gelen ordu, iç savaşın tetikleyicisi olur.
*
Kuvvetler dengesi, uçurumun kenarıdır. Türkiye ya bu uçurumdan düşecek ve iç savaşa sürüklenecektir. Ya da havalanacak, uçacaktır. Düşmemenin tek yolu havalanmaktır, zira yol uçuruma gelmişse kara vasıtası ile yola devam edilemez, ya uçacak ya düşecektir. Havalanmanın tek yolu ise siyasi rejimin kendini değişime açık hale getirmesidir. Değişime açık olmayan siyasi rejimlerde, sistem muhalifleri ile sistem taraftarları arasında kuvvet dengesinin kurulması, genellikle iç savaş ile neticelenmiştir. Kimsenin ülkeye ve millete bu kötülüğü yapma hakkı yoktur. Hiçbir siyasi rejim, milletten daha kıymetli değildir.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir