AMERİKAN KABUSU-2-“BİRLEŞİK ALANLAR KRİZİ”

AMERİKAN KABUSU-2-“BİRLEŞİK ALANLAR KRİZİ”
İktisadi alan, devlet için farklı, medeniyet (ve kültür) için farklı manalar ihtiva eder. Medeniyet ve kültür, iktisadi alana, devlet kadar ihtiyaç duymaz, devlet iktisadi kaynaklara daha fazla bağımlıdır. Medeniyetin inşa sürecinde iktisadi kaynaklara ihtiyacı yüksek seviyededir ama devamı için nispeten daha azdır. Devletin güç kaynakları arasında iktisat birinci sıradadır, hem inşası esnasında hem de devamı sırasında, buna mukabil medeniyet ve kültürün güç kaynakları arasında iktisat birinci sırada değildir. Bu tespitin yanlış olduğunu düşünenler, medeniyet kavrayışını batı medeniyetinden edinenlerdir, evet, batı kültür ve medeniyeti iktisadi temele oturtulmaya çalışıldığı için, onlarda, devlet, kültür ve medeniyetin iktisadi alana ihtiyaç duyma derecesi neredeyse eşitlenmiştir. Buna rağmen batı kültür ve medeniyetinde bile iktisadi ihtiyaç, belli belirsiz devletin ihtiyaç duymasından biraz daha azdır.
ABD’de otuz milyondan fazla insanın “evsiz”, yüz milyon insanın ise gıda yardımı ile yaşamasına rağmen “isyan” etmemesi, ülkede yaygın ve hakim olan kültür kodlarıyla izah edilebilir. Hakim olan liberal kültür, başarıyı da başarısızlığı da ferde bağlıyor ve insanlar başarılı olduklarında bunu sadece kendi maharetlerinin neticesi, başarısız olduklarında ise sadece kendi beceriksizlikleri kabul ediyor. Evsiz yaşayanlar, gıda yardımına muhtaç olanlar, işsizler vesaire halk kesimlerinin isyan etmemesinin sebebi, tabii ki iktisadi durum değil, kültürel kodifikasyondur.
İnsanlar, iktisadi sebeplerle isyan etmiyorlar, isyan ve itaatin kodları, kültürde mahfuzdur. İşsizlik, fakirlik ve benzeri iktisadi sebeplerle isyan ettiğini zannettiğimiz halkın da isyan kodları kültürel mahiyet taşıyor. İşsizliğin sebebini siyasi rejimde, iktidarda, devlette gören bir kültürel örgü varsa, bu sebeplerle isyan ediyor, buna mukabil sığ bir bakış ve anlayış, isyanın sebebini iktisadi çerçevede görüyor. İktisadı, hayatın tek ve tartışmasız temeli olarak görenler, ABD’deki on milyonlarca evsizin, daha fazla sayıda işsizin, daha da fazla sayıda gıda yardımına muhtaç hale düşenlerin neden isyan etmediğini idrak ve izah edemiyor. Hem de hayatın kaynağını iktisadi alanda gören kapitalizm gibi bir sisteme sahip olan ABD’de… Evet, kapitalizm ve sosyalizm, hayatın kaynağını iktisadi alanda görür, hayatta her şeyi üretim araçları üzerindeki mülkiyet sisteminde arar ve izah eder. Bu gün görülüyor ki, bu sistemde bile hayatı doğrudan ve birinci derecede etkileyen ana unsur, tüm iddialarının aksine iktisat değil, kültürdür. Kültür, yani hayat anlayışı, hayat tarzı, ahlak ila ahir…
Kapitalizmin ve sosyalizmin, insan davranışlarının tek kaynağını iktisadi menfaatler olarak kabul etmesi, bu durumu “gerçek” kılmıyor ama bu sistemlerin “insan anlayışlarını” ele veriyor; “homo ekonomikus”… İktisadi anlayışlarını, felsefi anlayışlarının esası olan “evrim” ile harmanladığımızda ortaya çıkan düşünce, “gelişmiş hayvan” ve “homo ekonomikus”dan başka bir şey değil. Batının uzun zamandan beri böyle bir anlayışa sahip olmasına rağmen hala hayatın temel zemininin iktisat değil de kültür (ve ahlak) olması bir çelişki değil midir? Evet, çelişkidir hem de çok derin bir çelişkidir. Çelişkinin sebebi de, insan tabiatının, “sun’i düşüncelere” galebe çalmasıdır.
Düşünce mecraları insan tabiatı ile uyumlu olmaz, insan tabiatına rağmen bir istikamet belirlerse, o düşüncenin arkasına ne kadar büyük güç yığılırsa yığılsın, insan ve hayatın tabiatı ortaya çıkıyor, kendi tabii mecralarını açıyor ve sun’i mecraların da önüne geçiyor. Batı (özellikle de ABD), bu gün dev isyan dalgalarıyla sarsılmıyorsa, bunu, insan ve hayatın tabiatının kendi düşüncesine baskın gelmesine borçludur. Hayatın kaynağı ve temeli iktisat olsaydı veya sun’i olarak böyle bir hedef gerçekleştirilebilseydi ABD’nin mevcut iktisadi durumunun, tarihin en büyük isyan hareketini başlatmış olması gerekirdi. Nüfusun üçte biri olan yüz milyon kişinin gıda yardımı aldığı bir ülkede olması gereken tek şey, onlarca milyonluk isyan ve alt üst oluş…
Bu isyan başlamadı, çünkü hayatın temeli iktisat değil kültürdür. ABD’deki liberal kültür ise ferdi maharet ve zafiyet üzerine kurulu olduğu için başarı ve başarısızlık da ferdi mesuliyet çerçevesinde görülüyor. İktisadi durumun tetiklediği isyanı, kültürel kodlar zapt ediyor. Kültürel kodlar zapt ediyor çünkü ferdi suçların psikolojisi bir tarafa, büyük kütle isyanlarında meşruiyet duygu ve düşüncesi kültürde aranır, kültürden üretilir. İsyanın “dar geçidi” kültürel örgünün nispeten derinlerine gizlenmiş olan meşruiyet koridorlarında gizlidir.
ABD’nin bu gün içinde bulunduğu geçiş dönemi, hakim kültür ile hakim iktisat sistemi arasındaki çelişik örgünün istikamet arayışıdır. Birleşik devletlerin hala ayakta kalmasının, büyük bir isyan ile karşılaşmamasının sebebi, hayatın temeli ile ilgili “yanlış” düşüncedir. Kapitalizmin, hayatın temelini iktisat olarak kabul etmesine rağmen hayatın kültürel kodifikasyon tarafından üretilmesi, “çeken” kuvvet ile “iten” kuvvetin dengeye kavuştuğunu gösteriyor. İktisadi durum isyanı tetikliyor, kültürel durum ise zapt ediyor. Birleşik devletleri ayakta tutan temel özelliğin, hayatın temeli ile ilgili “yanlış düşünce” olması sadece bir şans… Şuurlu bir inşa olmadığı, zaten şuurlu bir inşa olamayacağı çünkü esasta derin bir çelişki olduğu anlaşılıyor. Tarihin bir cilvesi olarak tezahür eden bu durum, kriz dönemlerinde “statükonun” devamını mümkün kılmaz, neden hala ayakta olduklarını anlamıyor olmaları, varlıklarının devamını garanti etmez.
*
Ferdin zihni evreni yavaş değişir, cemiyetin kültür evreni ise daha yavaş değişir. Bunun istisnası fevkalade hallerdir, fevkalade hallerde zamanın akış hızı artar, zihni etkileşim güçlenir, kültürel değişim potansiyeli yükselir.
Batı ve ABD, daha önce de iktisadi krizler yaşadığı ve hepsini de atlattığı için 2008 yılında başlayan krizi de çöküş değil sarsıntı olarak görüyor. Gerçekten de iktisadi krizler çöküş değil sarsıntıdır ve yeni bir denge kurulduğunda aşılır. Bu durumun yirminci asır boyunca birçok misali olduğunu da biliyoruz. Batı da bu misallere güveniyor ve krizin bir şekilde atlatılacağına inanıyor.
Fakat bir problem var, hem de çok derin bir problem… Bundan önceki iktisadi krizler, iktisadi alanla sınırlıydı ve gerçek anlamıyla iktisadi krizdi. Bu defa başka kriz alanlarıyla birleşti, zaten bu sebeple “çöküş” süreci başladı.
Çöküş süreçlerinin merhaleleri, fikir krizi, içtimai kriz ve iktisadi krizdir. Her üçünün de krize girmiş olması, çöküş denklemini tamamlar, bu noktadan sonra yapılacak bir şey, alınacak bir tedbir, süreci durduracak bir imkan yoktur.
Felsefi kriz başlayalı yaklaşık bir asır oldu. Felsefi kriz (düşünce krizi) başladığında hayat, mevcut müesseseler üzerine yığılır, yani düşünce üretilmesi durunca hayatı mevcut müesseseler taşımaya başlar. Batıda yirminci asır boyunca (mesela Bergson’dan sonra) filozof yetişmemesi, düşünce deveranının genişleme ve derinleşmesini durdurdu, fasit daire oluşturdu ve tekrarlardan ibaret bir düşünce dünyası geliştirdi.
Düşünce krizinin ilk etkisi içtimai alanda kendini gösterir. Batı medeniyetinin esas havzası olan Avrupa, en son 68 gençlik hareketiyle bir siyasi dalgalanma yaşadı. 68 dalgası, düşünce hamlesi değil, siyasi hamle idi çünkü sosyalist karakteri, önceki asırlarda üretilen bir ideolojiye dayandığını gösteriyordu. 68 dalgasını kıran Avrupa, aynı zamanda içtimai krizin kapısını araladı. Zira düşünce devinimi, içtimai bünyeyi sıhhatli, canlı, hareketli tutuyordu, 68 hareketini “cinsel hürriyet” türünden, düşünce ve siyaset dışı karşı hamleyle kırmış olmakla, bir taraftan düşünce krizini derinleştirdi diğer taraftan içtimai (ve ahlaki) krizi tetikledi.
Ahlaki (içtimai) krizin ortaya çıkardığı problemleri iktisat ile çözmek yoluna gittiler. Mesela aile müessesesinin yıkılması, birkaç kişinin aynı evde yaşamaya (birbirine) tahammül edememesi, ferdileşme sürecini iktisadi imkanlarla teşvik etti. Kadın ve erkek her ferd için küçük veya büyük mesken inşa edebilen iktisadi kaynaklar, bu yolla bir taraftan tüketim toplumunu oluştururken diğer taraftan içtimai krizin çözümünü iktisadi altyapıda aradı.
Batının içinde bulunduğu iktisadi kriz, bu defa, düşünce krizi ile birlikte içtimai krizin oluşturduğu “birleşik alanlar krizinin” son halkasıdır. Bu sebepledir ki krizin adı ve alanı iktisadi mahiyet taşımamakta, çok daha hacimli bir kriz olan “medeniyet krizi” olarak isimlendirilmektedir. Herhangi bir alandaki kriz, diğer alanlar sıhhatini muhafaza ettiği müddetçe atlatılabilir. Çünkü hayat tüm alanların toplamından meydana gelmekte, bir alandaki zafiyet ve gerileme, diğer alanın imkanlarıyla kapatılabilmektedir. “Birleşik alanlar krizi”, destek ve yardım alınacak herhangi bir alanın olmadığını gösterir, aksine herhangi bir alandaki tedbirler, o alanda işe yarasa bile diğer alanda krizi derinleştirir. Bir alandaki krizin derinleşmesi mutlaka diğer alanları etkiler.
*
www.fikirteknesi.com sitesi yazarı Sinan Demir’in ABD kaynaklarını tarayarak hazırladığı “dosyada” görülen o ki, iktisadi durum çok kötü. 2008 yılında başlayan, hala devam eden iktisadi kriz, alınan hiçbir tedbire rağmen çözülemiyor. ABD’nin krizi çözememesinin temel sebebi, teşhisinde gizli… Bu krizi “iktisadi kriz” olarak teşhis ettikleri için, sadece iktisadi tedbirler almaya çalışıyorlar. Birleşik alanlar krizi başladığında, her alan için tedbir almak gerekir, bunu yapabilmek ise ancak “yeni medeniyet tasavvuru” ile mümkündür. Oysa genel olarak batı, özel olarak ABD, bir asırdır felsefi krizde olduğu için, bırakın yeni medeniyet tasavvuru oluşturmayı, içinde bulundukları krizin mahiyetini bile doğru teşhis edemiyor.
Felsefi kriz, mevcut durumun teşhis ve tenkidini yapmayı, arkasından tasavvur ve teklifte bulunmayı, bilahare de inşa sürecini başlatmayı imkansız kılıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir