ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-2-

ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-2-
Türkiye, Suriye’de taraf oldu, açıkça taraf oldu ve tüm yığınaklarını da bu tercihine göre yaptı. Yığınakları sadece askeri alanda ve anlamda değil, her alanda ve anlamda bu tercihe göre yapıldı. Muhalifler tarafında yer alması ve yığınaklarını buna göre yapmasının en küçük maliyeti beş yüz bine yakın mültecidir. Gerçekten Türkiye’nin tercihinin en küçük maliyeti mültecilerdir, o maliyette çok yüksektir. Siyasi yığınakları, içtimai yığınakları, askeri angajmanları o kadar yüksektir ki, taraf değiştirme sınırını çoktan geçti.
Türkiye, Suriye’deki tercihini yaklaşık üç yıllık süredir devam ettiriyor. Bunun yaklaşık iki yıla yakın kısmı, Türkiye’nin tercihinde yalnızlaştığı, hem batı hem de (zaten baştan beri) doğu tarafından yalnız bırakıldığı aşikardır. Türkiye, Suriye siyasetinde (oradaki tercihinde) tüm dünyaya rağmen direndi, muhalifleri ve muhacirleri yalnız bırakmadı, sözünden dönmedi, çok ağır bir yalnızlık yaşamasına, ağır maliyetler ödemesine rağmen “ahde vefa” gösterdi. Son zamanlarda bu kadar ağır maliyetlere, bu kadar ağır bir yalnızlığa rağmen “ahde vefa” gösteren bir ülke yok, Türkiye “ahde vefa” meselesinde çok ciddi bir imtihandan geçti ve kazandı. Zaman zaman dayanamayacağı ve pes edeceği düşüncesi zihnimize üşüştü ama hükümet dirayetli şekilde tercihinin arkasında durdu ve ahdine hainlik yapmadı. Bu, çok mühim bir hadiseydi, dünya ve özellikle de İran hayret etti, şaşırdı. Onların hesabına göre Türkiye çoktan pes etmişti ve muhalifleri satmıştı, kendileri öyle yaptıkları için, ahde vefa şiarının tanımadıkları için Türkiye’nin tavrına ve dirayetine çok şaşırdılar.
Türkiye hem dışardaki yalnızlığa hem de içerideki muhalefet partilerinin propagandalarına rağmen tercihini değiştirmedi, istikametini bozmadı, ahdine hainlik yapmadı. Suriye’ye, batı ve ABD tarafından müdahalenin gündeme geldiği bu günlerde, Türkiye, yaklaşık üç yıldır arkasında durduğu tercihini değiştiremez. İran büyükelçisinin, Türkiye ile birlikte çalışabileceklerine dönük beyanları propagandadır. Yüzbinlerce insan ölmeden önce böyle bir teklif yapmadılar, Türkiye bu konuda ısrarla İran’a teklif yaptı, İran umursamadı, hatta Türkiye’yi tehdit etti. Suriye’de yüz binin üzerinde insanı öldüren, yüz binlerce kayıptan sorumlu olan, sayısız kadına tecavüz eden İran, Suriye, Hizbullah canileri, bizzat yaptıkları katliamlardan sonra herhangi bir teklifte bulunamaz. İran’ın yapacağı teklif, en fazla batı müdahalesinin önüne set çekmek ve Suriye’de katliamlarına ve tecavüzlerine devam etme imkanı elde etmek içindir. Türkiye’nin bu tür tekliflere sıcak bakması, Suriye’deki üç yıllık tercihini bırakması, “ahdine ihanet” etmesidir. İran isimli katiller çetesi, güçlüyken adil olmayı bilmeyen, güçlü oldukları dönemde Müslümanları öldüren, Müslüman kadınlara tecavüz eden, insan suretinde yaratılmış mahluklardan meydana geliyor. Suriye’ye müdahale etmesi beklenen ABD de, aynı vasıfları taşıyan mahluklardır, Türkiye’nin bu iki hayvan çeşidi arasında İran (ve Şia’yı) tercih ederek, ahdine ihanet etmesi ve kendine itimat eden milyonlarca Müslümanı yarı yolda bırakması, hayal bile edilemeyecek bir yanlış olur. Türkiye’nin tercihi bellidir, Suriye’deki Müslümanlar, Müslüman muhalifler ve mazlum halk… Üç yıldır bu tercihin peşinde ağır bedeller ödedikten sonra, gerizekalılık kokan bir acem oyununa gelmesi düşünülemez.
Mesele İran ile ABD arasında tercih yapmak şekline getirilmemelidir. Böyle bir paranteze sıkıştırılan akıllar dumura uğrar. Mesele, Suriye’deki Esed Yezidi ile Müslümanlar arasında tercih yapmaktan ibarettir. Başka unsurların denkleme girmesi, Suriye’de Müslümanların yanında yer almaktan vazgeçmemizi gerektirmez. İran, Hizbullah ve Esed Yezidinin işbirliği yaparak Müslüman ve mazlum halkı katlettiği, katledecek güce sahip olduğu bir dönemde İran’ın işbirliği teklifi yapmaması, Türkiye’nin yalvaracak derecede işbirliği tekliflerini geri çevirmesi apaçık ortadayken, sıkıştığında böyle bir teklifte bulunması zeka ve akıllarla alay etmektir. İran samimiyse, Türkiye’ye teklifte bulunacağına, Suriye’deki yezid rejimden desteğini çekmeli ve ona telkinlerde bulunmalıdır. Suriye’de katil savaşçıları mazlum Müslümanları katlederken, kadınlarına tecavüz etmeye devam ederken, İran’ı “insani seviyeye” yükseltecek bir teklif yapması beklenemez. Yaptığı teklif, hayvani bir manevradan ibarettir, insani seviyeye yükselmesinin tek yolu, Esed yezidine desteğini çekmesi, katil savaşçılarını Suriye’den tahliye etmesidir.
Suriye’de yüz binlerce can kaybı, yüz binlerce namus kaybı, yüz binlerce “kayıp insan” varken, Türkiye’ye beş yüz bine yakın insan iltica etmişken, bu kadar ağır bir maliyeti birkaç yıldır yaşarken, Türkiye, ucuz acem oyunlarına gelemez. ABD’nin Suriye’ye müdahale etmesi, bir zalimin, başka bir zalimin hesabını görmesidir, bu durumda yapılacak tercih, Suriye’deki Müslümanların hangi durumda zararlı hangi durumda faydalı neticeler elde edebileceğine yönelik olarak yapılmalıdır. Mevcut duruma müsaade etmek, yıllarca sürecek bir katliamın devamına rıza göstermektir. Müdahale edildiğinde, mevcut durumun Suriye’deki Müslümanlar lehine değişmesi ihtimali (az da olsa) varsa, müdahaleye karşı çıkmamak gerekir.
Suriye’deki Yezid rejiminin devamına dönük hiçbir projeksiyona müsaade edemeyiz, rıza gösteremeyiz. ABD’nin Suriye’ye müdahale etmesi, “iyi” ile “kötü” arasındaki bir tercih değil, iki kötü arasında bir tercih meselesidir. Her iki ihtimal de kötüdür, yakın kötü ise Yezid Esed rejimidir çünkü o halen devam etmekte ve Müslüman katliamı yapmaktadır. Gelecekteki “kötü” için, şimdiki kötüyü tercih etmemiz mümkün değil. Şimdiki kötü açıkça Müslümanların aleyhinedir, gelecekteki kötünün ise Müslümanların lehine olma ihtimali mevcuttur, bu halde akl-ı selim, şimdiki kötünün aleyhinde bulunmayı iktiza eder. Bir takım mantık oyunlarıyla bu gerçeğin üstü örtülemez. Özellikle de ABD’nin kara hareketi düzenlemeyeceği, sınırlı bir operasyonla iktifa edeceği ihtimalinin yüksek olduğu bugün, mevcut halin devamını tercih etmek Müslümanca bir tercih olmayacaktır.
ABD’nin bir İslam beldesine müdahalesine rıza göstermeyeceğimiz açık. Ama Müslüman beldedeki katil yönetimin katliam ve tecavüzlerinin engellenmesi gerekiyor. Hizbullah katilleriyle İran katillerinin cephelerde saf tuttuğu bir vasatta, bu meselenin çözümü için bir teklifi olan var mı? Sadece ABD imajına dönük itiraz ve isyan diskuruna dayanarak Suriye’de birkaç yüz bin insanın daha katledilmesine, bir o kadar kadının tecavüze uğramasına rıza gösteren kalp ve akıl, bir Müslüman bünyede bulunabilir mi? Karşılıklı saf tutmuş iki katil, iki zalim, iki tecavüzcü arasında tercih yapmak, onların imajıyla ilgili bir durum değil, Suriye’deki Müslümanlar için hangisinin uygun olduğu ile ilgili bir meseledir. Bu sebepledir ki bizim tercihimiz ABD veya İran değil, Suriye’deki mazlum ve Müslüman halktır, onlar için hangisinin uygun olduğudur. İran ve Suriye rejimi ile Hizbüşşeytanın (Hizbullah), bu konuyu istismar edeceğini, kendilerine yardım etmeyen Müslümanları ABD taraftarı olmakla itham edeceklerini biliyoruz. Onların hayvani istismarlarını dikkate alıp da, Suriye’deki Müslümanların tarafında olmaktan vazgeçemeyiz. Ucuz acem oyunlarına aldanan bazı Müslümanlar olabilir ama Osmanlı müktesebatı ve tecrübesi olan bu ülkenin, ucuz acem oyunlarına karşı şerbetli olması gerekir. Altı asırlık tecrübeden sonra, İran’ın ucuz acem oyunlarına aldanacağımızı bekleyenler, fena halde yanılıyorlar. Osmanlının batıya sefere başladığı her zaman doğu sınırlarını arkadan vuran bu acem itleri, orta zeka mantık oyunlarıyla bizi aldatamaz.
Türkiye hükümetinin nasıl davranması gerektiği konusu sonraki yazıda…

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir