ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-4-

ABD SURİYE’YE MÜDAHALE EDERSE…-4-
ABD ve Avrupa ülkeleri Suriye’ye müdahale etmemek için ayak sürüyor, işe yaramaz mazeretler geliştiriyor. Mazeretlerinin dünya tarafından kabul görmediğini farkettiği için de kıvranıyor. Ne yapacağını bilemez hale geldi, karar veremiyor, cesaret edemiyor, güvenli bir denklem kuramıyor. İçinde bulunduğu zor durumu baştan beri bildiği için, “sınırlı operasyon” taktiğini ileri sürmüş ve bununla şu mesajı vermişti, “Merak etmeyin, bu bir itibar operasyonudur, tedbirinizi alın, meseleyi de büyütmeyin”… Şimdi sınırlı operasyon yapmayı da göze alamadığı için, sahip olduğunu zannettiği “itibarı” nasıl koruyacağını düşünüyor. Allah’ın hikmetine bakın, ABD için küçücük bir hadise, dev bir itibarsızlığa doğru ilerliyor.
ABD, artık Suriye’yi cezalandırmak derdinde değil, kimyasal silah kullandığı için Suriye’yi cezalandıracağını açıklayarak kendini bağladığı için, şimdi itibarının derdine düştü. İçine düştüğü çukurdan çıkması ise kolay değil.
ABD’nin ilk müdahale açıklamaları ciddi bir görüntü vermişti. O ciddiyet, karşı cephedeki Rusya’yı, “Suriye için kimseyle savaşmayız” demek zorunda bırakmıştı. Önce İngiltere’nin parlamentodan onay alamadığı için geri çekilmesi, sonra Fransa’nın ayak sürümesi ABD’yi yalnız bıraktı. Batıdaki tereddüt arttıkça ve bu tereddüt gün yüzüne çıktıkça Rusya ve İran hattındaki cesaret ve kararlılık daha da artıyor. İlginçtir iki tarafta (ABD ve Avrupa, Rusya ve İran) blöf yapıyordu, hala da blöf yapmaya devam ediyor. En fazla blöf yapan İran olmasına rağmen, en fazla tereddüt eden batı oldu.
Yazı serimizin birincisinde bahsini ettiğimiz tetkik konuları yavaş yavaş ipuçlarını vermeye başladı. Birkaç yıldan beri iddia ettiğimiz üzere batı ve ABD çöküyor, çöküş hızla derinleşiyor. ABD’nin dev gövdesi, güçlü olduğu vehmini zihinlere zerkediyordu ama görüyoruz ki bir “itibar operasyonunu” bile gerçekleştirmekten aciz hale gelmiş. Bu kadar korkak ve tereddütlü bir imaj çizdikten sonra, operasyon yapsa bile çöküşü gün yüzüne çıktı. Bundan sonraki ABD operasyonları, dünyadaki stratejilerini gerçekleştirmek için değil, en fazla itibarını ve görüntüsünü korumak amaçlı olacaktır.
Gerçekten dikkat çekici bir durumla karşı karşıyayız. ABD ve Avrupa ülkeleri, sınırlı bir operasyon yapmak için ittifak yapamadı, karar alamadı. Dünyanın kabadayıları, içi çürümüş kof serseri haline geldi, deşifre oldu.
İsrail’in de istemesine rağmen Obama’nın operasyonu kongreye sormak ve oradan karar çıkarmak istemesi, operasyon neticelerini yalnız başına göğüsleyemeyeceğine işaret. ABD kamuoyunun askeri müdahaleye destek vermemesi, Obama’nın sorumluluğu yalnıza başına üstlenmesini engelledi, en azından kongreden destek almak istiyor. ABD, devlet cihazıyla çöküşü görüyor, halkıyla da dünyadan çekilmeyi ve iç meselelerle ilgilenmeyi istiyor. İkinci dünya savaşında askeri alanda başlayan huruç hareketi, daha sonra siyasi alanda dünyanın yarısına nüfuz etmişti, Sovyetlerin yıkılmasıyla zirveye çıkmıştı, anlaşıldığı üzere artık ricat başladı.
Obama (ve AB ülkeleri), ne kadar sınırlı bir operasyondan bahsetse de, bir defa başlayan operasyonun sınırlı tutulmasının mümkün olup olmayacağını, savaşı kendinin başlatabileceğini ama kendinin bitiremeyebileceğini görmüş olmalı ki, meclislerinden onay istiyorlar.
Fikirteknesi yazar ailesi dört-beş yıldan beri ABD ve batının çökmeye başladığı tezini dillendiriyordu ama biz bile bu kadar hızlı gelişeceğini, çöküşün bu kadar yakın olacağını tahmin etmemiştik. Gerçekten zamanın akış hızı çok arttı, yirminci asırda elli yılda gerçekleşen neticeler, içinde bulunduğumuz devirde beş yılda gerçekleşiyor. Dehşet bir hız… Bu kadar yüksek hızla akan zaman, hiç kimseye değerlendirme ve tahmin yapma imkanı vermez. Buradan çıkardığımız netice ise şu; Allah, hiç kimsenin sözünün muteber hale gelmesine müsaade etmeyecek kadar hızlı bir zaman akışını murat etmiş olmalı. Öyle ki, söylenen bir söz havada kaybolmadan, yazılan yazının mürekkebi kurumadan gerçekliğini kaybediyor, söylendiğinde ve yazıldığında doğru bir değerlendirme olsa bile zamanın akış hızındaki yükseklik, çok kısa sürede o değerlendirmeyi tekzip ediyor. Müthiş bir şey… Gerçekten müthiş bir şey…
Batının ve ABD’nin, Mısır misalinde görüldüğü üzere, kültürel alanda hiçbir insani yönünün olmadığını ve kalmadığını dünya anladı. Suriye’ye “vicdani” bir operasyon yapması beklenmez, en iyi ihtimalle itibarını korumak maksadıyla yapacaktı. Nazari sahadaki değerlerini kaybettikten sonra, şimdi de hızlı şekilde fiili sahadaki gücünü kaybediyor. Felsefi-fikri anlamda krize gireli bir asır olmuştu, fiili anlamda da artık çöküşünün (ölümünün) gerçekleşmesi gerekiyor. Şimdi görüyoruz ki fiili çöküşü apaçık gerçekleşiyor.
Batının can çekişme safhasına kadar geldiği, sekerat devrinin başlamasına ramak kaldığı doğru ise, ABD’nin Suriye’ye, itibarını korumak için yapacağı bir operasyon Müslümanlar için faydalı olur. Çöküş süreci hızlandıysa, Suriye’de veya başka bir yerde kendi menfaatlerini koruyacak kadar mecali kalmamış demektir, öyleyse Suriye’ye yapacağı müdahale sadece Müslümanların (muhaliflerin ve Türkiye’nin) işine yarar. Kara harekatı başlatması sözkonusu olmadığına göre, yapılacak askeri operasyondan kim faydalanacak?
*
Akparti hükümeti, Türkiye’nin öteden beri batı içinde mevzilenmiş konumunu tevarüsen devraldı. İçerideki Kemalist-laik güruhun gücünü tüketene kadar batı ile çatışması mümkün değildi. AB kriterleri denilen teorik malzemeyi de içerideki hesaplaşma için kullandı ve faydalandı. Biraz rahatlayıp da kendine gelince, bağımsız bir iç ve dış siyaset izlemeye başladı. Bağımsız dış siyaset başladığından beri İslam dünyası için “karargah” haline geldi. İsrail’e karşı sert tavırlar ve siyasetler geliştirmesiyle birlikte, karargah olma hususiyeti muhkem hale gelmeye başladı.
Şia’nın Müslümanlara savaş ilan ettiği Suriye meselesi başladığından beri İslam’ın yeniçağının başlaması ertelendi. Batının ve doğunun başaramadığını melun Şia kıtaları başardı. Türkiye tam da kendi asli mecrasına dökülürken, Şia direnişiyle sarsıldı, etrafı boşaldı, süreç tersine döndü. Şia yine şaşırtmadı, tarih boyunca Müslümanları arkadan vurma misyonunu yine başarıyla gerçekleştirdi, Osmanlının batıdaki düşmanlarıyla sürekli ittifak yapan ve Osmanlının Avrupa seferlerinde doğu sınırlarını vuran hainler, yine aynı şeyi yaptı. Ümmetin ümitlerinin çağıldadığı bir devirde, “ümitkıran” hainler şeytana bile rahmet okutacak hileler ve zulümlerle karşımıza geçti.
*
Şia kendine gelmezse, ümmet yeniçağını zarureten erteleyecek ve bölgede yoğun bir Şia avı başlayacaktır. Müslümanlara savaş açacak kadar cüretkar ve şeytani bir inanç ve hareket olan Şia, Müslümanlara karşı tarihin en büyük savaşını başlattı. Bir defa daha anlaşıldı ki, içerideki mikrobu öldürmeden sıhhatli bir bünye inşa edilemiyor, ABD’ye, AB’ye, Rusya’ya, Çin’e karşı mukavemet edebilmenin ilk ve ön şartı, Şia ile hesaplaşmaktır. Allah Müslümanların yar ve yardımcısı olsun.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir