ABDÜLHAMİT’İ TAHTTAN İNDİREN FETVA, ERDOĞAN İÇİN Mİ HAZIRLANIYOR?

ABDÜLHAMİT’İ TAHTTAN İNDİREN FETVA ERDOĞAN İÇİN Mİ HAZIRLANIYOR?
İkinci Abdülhamit Han’ı tahttan indirmeye (hal etmeye) gelen heyet üyeleri şunlar; “Meclis-i Ayan üyelerinden eski Bahriye Nazırı Arif Hikmet Paşa, Ermeni Aram Efendi, Draç Mebusu Arnavut Esad Toptani Paşa ve Türk-Müslüman düşmanlığıyla tanınmış Selanik Mebusu Yahudi Emanuel Karasu Efendi”… Bu heyet, bin yıl yaşasa Abdülhamit Han’ı tahttan indiremez, işin sırrı, bu heyetin elindeki “hal fetvası”nda gizli.
Hal fetvası, büyük Hakanı tahttan indirmenin meşruiyet kaynağıdır. O fetva olmadan, değil bu heyetteki serseriler, tüm Osmanlı ordusu Yıldız sarayını kuşatsa Halifeyi makamından alaşağı edemez. Meşruiyet bu kadar önemli bir meseledir.
İttihatçı güruh, fetvayı alamamış, almak için kırk tane hileye başvurmuş, yetmemiş tehditler savurmuştur. Sözün kısası, ittihatçı alçaklar örgütünün Abdülhamit Han’ı tahttan indirmeye gücü yetmezdi, Şeyhülislam fetvası olmasaydı…
Abdülhamit Han’ı tahttan indirmek için gelen heyet üyelerine bakınca hainliğin derinliği anlaşılıyor, insanın esas üzüldüğü nokta, bu iş için fetva alınabilmiş olmasıdır. Fetva, öyle bir güce sahip ki, kimin eline geçse fetva içeriğine uygun her işi yapma imkanına sahip olur. Hal fetvasını alan alçaklar güruhu, kendi güçlerinden değil, ellerinde bulundurdukları tılsımlı metnin gücü ile o büyük sultanı tahttan indirebilmişlerdir.
Tayyip Erdoğan’ı, önce askeri darbe planları ve teşebbüsleri ile sonra gezi parkı eylemlerinde sivil kalkışma ile yok etmek isteyenler, bu yollarla hedeflerine ulaşamayacaklarını anlayınca, Cumhuriyetin kuruluş yıllarında olduğu gibi bir “Börekçi” hoca tedarikine bakmaya başladılar. Ne kadar kafir bir araya gelirse gelsin Tayyip Erdoğan’ı indiremezler, bunu anladıklarından dolayı Erdoğan’ı indirmek için bir fetvacı hoca devşirmenin yolunu aramaya başladılar.
Erdoğan karşıtı koalisyon, yurtdışında yüzde doksan oranında kafirlerden oluşuyor, yurtiçinde ise durum daha karmaşık. Koalisyona dışarıdan ve içeriden katılan unsurlar, içlerine İslami bir hareketi almadıklarında, indirmek için fetva bulamadıklarında bu işi yapamayacaklarına kanaat getirdiler.
Erdoğan, Türkiyeli Müslümanları (Müslüman gurupları, cemaatleri, tarikatları) ilk defa siyasi arenada birleştiren adamdır. Birkaç istisna dışında, tüm Müslümanların tek çatı altında toplandığına bu dönemde şahit olduk. Bu işin ne kadar önemli ve büyük olduğunu bizim bildiğimiz kadar kafirler de biliyor. Siyasi birliğini gerçekleştiren Müslümanların ne kadar güçlü olduğunu, hem dünya gördü hem de bizim Müslümanlar gördü. Özellikle de Müslümanlar, bu kadar güçlü olduklarını veya birleştiklerinde bu kadar güçlü olacaklarını bilmiyorlardı. Müslümanlar ne kadar güçlü olduklarını görünce, sadece Türkiye ile değil, tüm İslam ülkeleriyle ilgilenmeye başladılar. Tam bir ufuk patlaması gerçekleşti.
Tayyip Erdoğan, Yavuz Selim Sultan ve İkinci Abdülhamit Han’dan sonra, İttihad-ı İslam siyasetini takip eden üçüncü liderdir. Tüm Osmanlı Padişahları İttihad-ı İslam’ı hedef edinmiştir ama Yavuz Sultan Selim ile İkinci Abdülhamit Han bu siyasete apayrı bir önem atfetmiştir. Tayyip Erdoğan, yeterince güçlendiğine kanaat getirdiği günden itibaren İttihad-ı İslam siyasetini takip etmeye başlamış, kıyamette bundan sonra kopmuştur.
Tayyip Erdoğan’ın karşısında oluşan düşman koalisyon, esasında İttihad-ı İslam fikrine ve hedefine karşıdır. Bizim Tayyip Erdoğan’ın yanında bulunma sebebimiz de İttihad-ı İslam Siyasetini takip etmesidir. Artık bu mesele vuzuha kavuşmuştur, bu konuyu tartışma masasına getirenin art niyetinden şüphemiz yok.
Şimdi soru şu; Tayyip Erdoğan’ın “hal fetvasını” hangi alçak verecek? Böyle bir fetvayı vermesi için kimi devşirecekler veya kimi devşirdiler?
Cemaat ve Fethullah Gülen’in, hükumet ve Erdoğan muhalefeti, geçici veya küçük meselelerden ibaretmiş gibi görünmüyor. Son yıllarda sürekli tırmandırdıkları muhalefetlerine bakılırsa, Erdoğan gidene kadar mücadeleye devam edecekleri anlaşılıyor.
Son on yıldır Türkiye’de Müslümanlar ilk defa bu kadar büyük bir firaka düştüler. Tayyip Erdoğan’ın İttihad-ı İslam Siyaseti devam ettiğine göre, Müslümanlardan ayrılan cemaattir. Meselenin kırılma noktası da tam olarak burası…
Dershane meselesinde “firavun” türü benzetmeler yapan Fethullah Gülen, “hal fetvasının” meşruiyet altyapısını mı oluşturuyor? Hükümete karşı başlattığı mücadeleyi yalnız başına yürütemeyeceğini herkes biliyor. Özellikle de “Milli İrade Platformu” ismiyle tüm Müslüman gurup ve cemaatlerin kendilerine karşı cephe aldıklarını açıkça deklare etmesine rağmen, hükümete karşı yalnız başına bir mücadele yürüteceğine kimi inandırabilir? Yalnız başına yürütemeyeceği aşikar olan bu mücadelede, hangi kafirlerle ittifak yapıyor?
Bir Müslüman şahıs veya gurup, Müslümanlara karşı mücadele etmek için kafirlerle ittifak yapar mı? Kafirlerle yaptığı ittifak, mutlaka kafirlerin de amaçlarına (az veya çok) hizmet edeceğine göre, böyle bir ittifakın içinde olmak, İslam hukuk ve ahlakıyla izah edilebilir mi?
Netice olarak Fethullah Gülen, Tayyip Erdoğan’ın “hal fetvasını” verecek Şeyhülislam kisveli yeni Truva atı mıdır? Bu soruyu sormaya ve cevabını aramaya devam edeceğiz.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir