AĞLAMA MESELESİ

AĞLAMA MESELESİ
Diyarbakır emniyet müdürünün, “dağda ölene de ağlamak gerekir” şeklinde özetlenecek açıklaması, uzun bir tartışmayı ateşledi. Bir emniyet müdürünün açıklamalarına başbakandan muhalefet partileri genel başkanlarına kadar herkes cevap verdi. İlginç değil mi? Böylesi daha önce görülmüş müydü? Başbakanın tam aksine bir açıklama yapmasına karşılık emniyet müdürünün hala görevde olması, görevden alınmasının gündemde bulunmaması da ayrıca ilginç. Tartışmalardan görüldüğü kadarıyla emniyet müdürü, ilgili konuda “devlet politikasının” aksine bir açıklama yaptı. Türkiye’de bir emniyet müdürü (yani bir bürokrat) devlet politikasının zıddına bir açıklama yapıyor ve görevde kalıyor, bu nokta calib-i dikkattir.
Emniyet müdürünü, bu açıklamasından dolayı neden görevden almıyorlar? Hem de muhalefetin bile tepki gösterdiği, görevden alınmasını talep ettiği halde. Sadece bu durum bile ülkenin değiştiğini göstermeye kafi. Bir bürokratın devlet politikası aleyhine beyanda bulunması, görevden alınması için kafi gelmiyor anlaşılan, doğrusu da bu. Lakin bürokratın, düşüncesini “ifrat” derecede ifade etmesi görevden alınmasına kafiydi, bu sebeple görevden alınsaydı yanlış da olmazdı. Buna rağmen görevden alınmaması ise dikkat çekicidir, bir açıdan bakıldığında bu da doğrudur.
Bürokratın bu tür meselelerde düşünce üretmeye çalışması ve bunu ifadeye cesaret etmesi, ülkenin ve halkın değiştiğini gösteriyor. Bu değişim iyi yöndedir. Zira insanlar düşünme temrinleri yapıyorlar, tamam, düşüncelerini ifade etmeyi daha öğrenemediler ama üzerinde çalışıyor işte çocuklar, müsaade edin. Bürokratın görevden alınmaması meselesi, memleketin, devletin, iktidarın düşünce temrinlerine karşı hoşgörülü olduğunu gösteriyor.
Düşünebilme çabası önemli… Ülkenin her kesimiyle düşünce temrinleri yapması iyi bir gelişme. Tüm ülkenin düşünmesi, tüm ülkenin düşünmeye önem vermesi, tüm ülkenin düşünenlere itibar etmesi gerekiyor. Yanlış düşünebiliriz fakat unutmamalıyız ki, en büyük yanlış, düşünmemektir. Tabii ki “doğru düşünmek” daha önemlidir ama düşünme temrinleri yapmayan bir halkın doğru düşünme faaliyetini öğrenmesi mümkün değil. Seksen yıldır bu ülkede “Atatürkçülük” diye diye düşünceyi öldürdüler. Düşünce öldürüldüğü için doğru düşünmemiz beklenmemeli zaten. İnsanlara yanlış düşünme payı bırakmadığınız takdirde doğru düşünmeyi öğrenmeleri imkansızdır.
*
Ne var ki emniyet müdürünün açıklaması, yukarıda ifade ettiğimiz gibi “naif” değil. “Dağdaki ölene ağlamayan insan değildir” türünden bir ifrat belirtiyor. Aslında siyasetin ağır tepkisinin esas sebebi, müdürün ifrat ifade eden açıklaması… Naif şekilde yapılan bir açıklama olsaydı, ihtimaldir ki siyaset de bu kadar ağır tepki vermezdi.
Türkiye’deki ana problemlerden birisi de, ifrat ile tefrit arasındaki sarkaçta sallanmak. Denge nedir öğrenemedi ülke. Bazı hususlar naif şekilde ifade edilse kamuoyu büyük ihtimalle destek olacak fakat ifrat noktalara varan beyanlar ve tavırlar tefrit derecesinde tepkiyle karşılaşıyor. Böyle olunca, hem düşünceyi dillendiren maksadına ulaşamıyor hem de tepki verenler ölçüyü kaçırıyorlar. Bu üsluptan çok zarar gördük, artık bırakma zamanı geldi.
İfrat ile tefrit arasında sallanmamızın ana sebebi, Atatürkçülüktür. Çünkü Atatürkçülük bu ülkede düşünce olarak değil namlu olarak ortaya konuldu. Hiçbir Atatürkçü, Atatürkçülük dışındaki bir düşünceye sakin şekilde karşılık vermedi. Hatırlayın, memleketin Yargıtay başsavcıları, Anayasa mahkemesi başkanları gibi adamlar, “Atatürkçü olmayan insan bile değildir” türünden açıklamalar yaptı. Kemalist üslup ülkeye yerleşti, herkesi etkiledi. Bu üslubun etkisiyle herkes düşüncelerini ifrat ile tefrit arasındaki sarkacın bir ucunda dillendirdi. Nitekim emniyet müdürü de düşüncesini aynı üslup ile ifade etmiştir. Bu sebeple müdüre Kemalistlerin kızmaya hakkı yok.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir