AHMET SELİM, MÜTEVAZI KİBİR

AHMET SELİM, MÜTEVAZI KİBİR
Ahmet Selim, 20.01.2013 tarihli, “Niçin olmuyor?” başlıklı yazısında bazı önemli konulara temas etmiş ama sadece temas etmiş. İzah etmiş diyemiyoruz, zaten kendisi de izah etmediğini söylüyor, aslında ise izah edemediğini itiraf ediyor. Yazısının dikkatimizi çeken ve kendimize “mesele” ettiğimiz noktası şu paragrafında ifade edilmiş.
“Yardım etmek istediğime ben şöyle derim: Bu kişilik (mizaç+karakter+kültür) yapısı içinde mahsur ve mahpus kalırsan sıkıntıdan kurtulamazsın. Her terapi yardımının başlangıç noktası bu olmalıdır. Bundan başlanmazsa, o kuram teknikleri falan hiçbir işe yaramaz. Şu söylediğim, bir kitap konusudur. Böyle bir kitap yok. Ben yazıyorum, fakat kitap olarak değil. Gücüm bu kadarına yetiyor. Köşemde yazdıklarımın çoğu kitap parçaları sayılabilir. Hayalimde nice projeler vardı ama olamadı ve telafi yollarıyla yetinmek durumunda kaldım. Ahmet Haşim’in sevdiğim bir sözü var, “her yazar âkil bir vasiye muhtaçtır” diyor; farklı yorumlarla bu sözün genel bir geçerliliği olabilir diye düşünüyorum! Nesnel şartları halletmekte çeşitli zaaflar söz konusu olabiliyor.”
Bu İstanbul’un kalem ahalisinin tuhaf bir psikolojisi var. Söze bakın; “Şu söylediğim, bir kitap konusudur. Böyle bir kitap yok. Ben yazıyorum, fakat kitap olarak değil. Gücüm bu kadarına yetiyor.” Böyle bir kitap var Ahmet Bey… Afedersin böyle bir kitap yok, onlarca kitap var öyle… Oturduğunuz yerden Anadolu nasıl görünüyor bilmem ama Anadolu’da var, biraz sağınıza solunuza bakar mısınız?
İstanbul kalem ahalisinin psikolojisini bir türlü anmadım. Ahmet Beyin haline bakan da mütevazı birisi zanneder, beyefendi tüm literatüre hakimmiş gibi, yaşadığı ülke olan Türkiye’ye, Türkiye’nin yüzde doksanı olan Anadolu’ya vakıfmış gibi, “Böyle bir kitap yok” diyebiliyor. Mütevazı tavrının altında, sinsi bir ukalalık var. “Böyle kitap yok” diyor önce, böylece piyasayı silip süpürüyor, sonra da, “Ben yazıyorum, fakat kitap olarak değil” diye ekliyor. Her nasıl olmuşsa, bir kitap başlığı keşfetmiş fakat o başlığın altını kitap çapında bir fikirle dolduracak kadar derin değil, o kadar velud biri değil. Buna rağmen, sinsi bir ukalalıkla o konuda kitap olmadığını söylüyor, böylece okuyucunun o sahadaki kitapları arama yolunu da kapatıyor.
Anlamadığım konu şu; bari “ben rastlamadım” de de, sana haber verelim. Hoş daha önce haber verdik ama umurunda bile değil. Hem de kaynak vermeden, müellifini zikretmeden, fikir hırsızlığı yapmak pahasına umursamıyor. Gerçekten İstanbul fikir piyasası asaletini kaybetmiş. Ahmet Selim’i, yakın zamana kadar o piyasanın “aklı başında” olanlarından birisi diye bilirdik. Anladık ki İstanbul, tuhaf bir şekilde asalet katliamı yapıyor.
www.fikirteknesi.com sitesinde Ahmet Selim’in bahsini ettiği cinsten çok sayıda kitap, “e-kitap” olarak yayında. Daha önce Ahmet Selim’e hatırlattığım ve hiçbir hayat emaresi görmediğimiz için tekrar hatırlatma zahmetine girmedim. Anadolu’daki insanların (fikir, ilim, sanat adamlarının) eserlerini İstanbul nam fahişe yatağında bastıramadığı için pek duyulmaması, yok sayılmasına sebep oluyor anlaşılan. Peki hatırlattıklarımızın mazereti nedir? Basılmayan kitap, kitap değil mi, basılmayan kitaptakiler fikir değil mi, basılmadığı için muteber değil mi? Biz hikmeti havada uçarken görsek peşine düşüyoruz, İstanbul, ayağına geleni tepmek gibi bir asalet yoksunluğu içinde tepinip duruyor.
İstanbul’un asaletini kaybettiğini söylememizin sebeplerinden birisi de Ahmet Selim’dir. Çünkü Ahmet Selim’in tefekkür istidat ve mahareti var zannındaydık. Hakikat kaygısı çektiği vehmindeydik. Fikir çilesi çekiyormuş gibi geliyordu bize. Demek ki uzaktan öyle görünüyormuş. Fikir çilesi çektiğini zannettiğimiz adamların bile fikirden anlamadığını farkettiğimizde, bir el en hoyrat haliyle kafamıza kurşun sıktı.
Uzatmaya gerek var mı? Ahmet Selim bu ülkede fikirden anladığını zannettiğimiz birisiydi, gerisini varın anlayın.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir