AKL-I SELİM OKULU

AKL-I SELİM OKULU
Akl-ı selim, İslam’a muhatap olacak anlayıştır. İslam’ı doğru anlamanın aklı veya İslam’ı anlamanın anlayışı veya İslam’ı anlamanın “zihni evreni”… Konu bu noktada görüldüğünde ehemmiyeti anlaşılıyor. Fakat akıl meselesinde, Türkiye’deki durum içler acısı…
Akıl, üzerinde hiç çalışılmamış bir konudur. Türkiye’deki Müslüman camia, her nedense, akıl üzerinde çalışmıyor. Türkiye’deki İslami hareketler, İslam’ın anlaşılması bahsinde aklı çok farklı yerlere koymasına rağmen, akıl üzerinde çalışmamak konusunda sanki ittifak etmiş durumdalar.
Bazı İslami guruplar, Kur’an-ı Kerim’i akılla anlayabileceklerini ileri sürüyorlar fakat akıl üzerinde çalışmıyorlar. Bazı İslami guruplar Kur’an-ı Kerim’in akıl ile anlaşılmayacağını ileri sürüyorlar fakat akıl üzerinde çalışmıyorlar. Temel meselelerde aklın yerini birbirine zıt noktalarda mevzilendirmelerine rağmen her iki kutubun da akıl üzerinde çalışmamak hususunda ittifak etmeleri anlaşılır gibi değil. Akıl, Kur’an-ı Kerim’i anlama kudret ve imkanına sahipse, bu kudret ve imkanın izahı, değilse neden anlayamayacağının izahı gerekiyor. Fakat nasıl oluyor da her iki anlayış da akıl bahsine çalışmıyor?
Akıl bahsindeki zafiyet, “insan tezi” geliştirmeye de mani oluyor. İslam, insan bahsinde ne diyor? Bu soruya verilen cevaplar, kırık dökük. Hiçbiri “insan tezi” ortaya koyamıyor. İnsan anlayışı olmayınca akıl bahsinde söylenecek bir şey yok. Bu tespit tersinden de okunabilir. Akıl ile ilgili çalışma yapılmayınca, insan anlayışına doğru bir yol açılamıyor. Devasa meseleleri aklın sırtına yükleyenler, aklın ne olduğunu bilmiyor. Aklın Kur’an-ı Kerim’i anlayamayacağını söyleyenler, neleriyle anlayacaklarını izah etmiyorlar. Seviyesiz bir tartışma, konunun asıl merkezine ulaşmadan sürüp gidiyor.
Aklın Kur’an-ı Kerim’i anlayıp anlamayacağı, anladığında ne kadarını hangi seviyede anlayacağı, kamil manada anlayamayacaksa insandaki hangi idrak merkezi ile anlamak gerektiği konuşulmuyor. Kur’an-ı Kerim’in akıl ile anlaşılabileceğini söyleyenler, insan tezine sahip olmadıkları için, insandaki tek “idrak merkezinin” akıl olduğu vehmine savruluyorlar. Akıl tek idrak merkezi olarak kabul edildiğinde, Kur’an-ı Kerim’i akıl ile anlamaktan başka yol kalmıyor. Aklı tek idrak merkezi kabul etme ucuzluğuna savrulanlar, “eee, neyle anlayacağız o zaman?” kolaycılığının konforunda keyf sürüyorlar. Akılla anlaşılamayacağını söyleyenler, neyle anlaşılacağını söyleyemedikleri için, kıvranıp duruyorlar.
Akıl bahsine çalışılmadığı için, “nasıl bir akıl” sorusunu kimse sormuyor. Hem aklın hem de “akl-ı selim”in ne olduğunu (tarifini bile) bilmiyorlar. Tarifini bile bilmedikleri bir zihni merkez ile devasa meseleleri anlama çabasında bulunmak, zihni organizasyonun hastalıklı halini gösteriyor. “Akılla anlaşılır” diyenler, hiç değilse “akl-ı selim” üzerinde çalışmalı değiller mi? İslam, Kemalist/çağdaş/batılı/pozitif/ateist eğitim öğretim sisteminin ürettiği akıl ile anlaşılabilir mi? Bu soruyu bile sormayanların seviyesi nerelerde sürünüyor?
Müslümanlar akıl bahsine çalışmadıkları için tuhaf problemler yaşıyor. Farklı İslami anlayış zannettikleri fikirlerin tamamına yakını, aslında farklı “akıl terkipleridir”. Farklı akıl terkiplerine sahip olan insanlar, aynı konuya muhatap olduklarında farklı şeyler anlarlar. Farklı İslami anlayış diye tartışılan yaklaşımlar, farklı akıllara sahip olan Müslümanların, kendi akıl organizasyonlarıyla İslam’dan anladıkları şeydir.
Mizacen korkak olan bir Müslüman, cihat ayetlerini veya hadislerini okuduğunda, tabii olarak ilim ve mal ile cihat kısmını anlıyor. Zira mizacında mahfuz olan korku, aklını vakumluyor. Bir müddet sonra aklı, bu istikamette bir zihni havza oluşturuyor ve her şeyi o havzada anlamaya başlıyor. Ortaya çıkıyor farklı bir İslam anlayışı… Komik… Bunun tersi de sözkonusu. Mizacen cesaretli olan bir Müslüman aynı nasları okuduğunda, askeri cihadı anlıyor. Ortaya başka bir İslami anlayış çıkıyor.
Akıl, terkip maharetini kazanamamışsa, İslam’ı “sistem” çapında anlaması kabil olmuyor. Parça parça anlıyor ve yaşıyor. Kolaysa o Müslüman’a, İslam’ın her alanda bir sisteme sahip olduğunu anlatın. Bu adama, İslam’ın dünya görüşünün inşa edilmesi gerektiğini anlatmak, deveye hendek atlatmaktan zor.
Birkaç misalden anlaşıldığı üzere, Müslümanlar arasında sürüp giden tartışma, “hangi İslam” değil, “hangi akıl” tartışmasıdır. Fakat akıl bahsi çalışılmadığı için bunun farkına varılamıyor. “Akl-ı Selim Okulu” projesi, akıl bahsini gündeme getireceği gibi, “hangi akıl” sorusuna da cevap olacaktır.
Akl-ı Selim Okulu, hakkıyla projelendirilir ve tatbik edilebilirse, Müslümanların yirmi birinci asırda inşa ettikleri en göz alıcı müessese olur. Akıl çağının sonuna yaklaştığımız doğru. Fakat bu durum, aklı ihmal etmemizi gerektirmez. Aklı, yerli yerine oturtmak, sıhhatli bir insan anlayışı ve dünya görüşü kurmak için şart. Bu manada, tüm dünyaya sunulacak bir teorik çerçeve oluşturmanın tam zamanı olduğu zannındayız.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir