AKPARTİ NE YAPMALI-1-GİRİŞ

AKPARTİ NE YAPMALI-1-GİRİŞ
Büyük bir kavganın ortasındayız. En küçük tereddüdün bile çok pahalıya patlayacağı, en küçük kararsızlığın bile cepheyi çökerteceği, en küçük ihmalin bile ağır yaralar açacağı bir savaş meydanındayız. Bu mesele sadece Akparti ve onun lideri Erdoğan’ın meselesi değildir, kaldı ki sadece Türkiye’nin de meselesi değildir. Mütedeyyin kamuoyunun isabetle teşhis ettiği gibi bu mesele küresel çapta bir savaşın Türkiye cephesiyle ilgilidir. Türkiye cephesi ise Müslüman dünyanın karargahı olmak bakımından fevkalade mühimdir.
Önce sitemiz yazarlarından (www.fikirteknesi.com) İbrahim Sancak’ın sonra da başbakanın ifade ettiği gibi, kurtuluş savaşından bahsediyoruz. İbrahim Sancak’ın ifadesiyle “İkinci kurtuluş savaşı”, başbakanın ifadesiyle “Yeni Türkiye’nin kurtuluş savaşı” başladı. Gevezelik, laubalilik, muziplik yapma vakti değil, aksine her zamankinden daha çok ciddiyet, dirayet, cesaret ve kararlılık vaktidir.
Birinci kurtuluş savaşında Hintli Müslümanlar “Hilafet konseyi” kurmuş ve yardım toplayarak Anadolu’ya göndermişlerdi. Hintli bir Müslüman baba, yardım edecek bir şeyi olmadığı için kızını karşısına almış, “Kızım, Halife zor durumda, yardım toplanıyor, yardım edecek bir şeyimiz yok, rıza gösterirsen seni köle pazarında satıp bedelini konseye vereceğim” demiş, kızı da Halifenin kurtarılması için buna razı olmuş, babası söylediği yapmıştır. Okuma yazma bilmeyen Hintli fakir Müslüman biliyordu ki halifenin kurtulması, kendinin kurtulmasından çok önemliydi, halife kurtulamazsa kendinin kurtulma ihtimali yoktu. Birinci kurtuluş savaşının neticesinde hilafetin ilgası, köle pazarında satılan o genç kızın namusuna tecavüz etmektir.
İkinci kurtuluş savaşı veya Yeni Türkiye’nin kurtuluş savaşı… Bu savaş, malımızdan, mevkiimizden, namusumuzdan, canımızdan daha kıymetlidir. Birinci kurtuluş savaşını masa başında kaybetmemizin bedeli, zaman olarak bir asırdır ve tabii ki yirminci asırdaki tüm Müslüman katliamlarıdır. İkinci kurtuluş savaşını kaybetmemizin bedelini bu günden hesaplamak mümkün değil ama muhtemeldir ki daha büyük olacaktır.
İslam dünyasının her tarafı yanıyor. Türkiye’yi, kendi başına bırakmıyorlar, Gazze bombalanıyor, Orta Afrika Cumhuriyetinde Müslüman katliamı yapıyorlar, Arakan’da Müslümanları yakıyorlar, Mısır’da İhvan’ın evlerini basıyorlar, Suriye’de varil bombası ile şehirleri yok ediyorlar. Bunlarla beraber Türkiye’ye karşı operasyona da başladılar. Türkiye kendi içine dönmek zorunda bırakıldı, çevresine yardım edemez hale getirildi, böylece parlayan yıldız söndürülmek isteniyor. Yakın zamana kadar yardım ettiği ülke ve halklara, “Türkiye gelsin de sizi kurtarsın” diye hakaretler ediyor ve onların ümitlerini, Türkiye’nin de itibarını kırıyorlar.
Hintli fakir Müslümanın ferasetine ve fedakarlığına bile sahip olamayan Fethullah Gülen, küresel işgal harekatının ön saflarını tetikçileriyle işgal ediyor. Küresel işgal ordusunun ön saflarında Müslümanları gören bazı Müslümanlar tereddüt ediyor, meselenin Müslümanlar arası bir çatışma olduğu vehmine kapılıyor. Bu ne dehşetengiz bir plan, bu ne kadar sinsi bir organizasyon… İşgal kuvvetlerinin birinci saflarını imha edip ikinci saflarına ulaşana kadar mesele Müslümanlar arası kavga şeklinde görünecek…
Hintli fakir Müslümanın feraset ve basiretine bile muhtaç olduğumuz bir dönemde yaşıyoruz. Başbakan, elindeki imkanlarla (istihbarat bilgileriyle) meselenin kurtuluş savaşı olduğunu söylüyor, ona itimat etmeyecek miyiz? Tüm zihni yığınağımızı, teorik olarak bizi aldatabilme ihtimali üzerine mi yapacağız? Başbakanın müktesebatı, istikametinin ne olduğunu anlamamıza kafi değil mi? Dünyadaki tüm Müslümanların yardımına koşan bir liderin sözüne itimat etmeyeceksek, akıl bünyemizle ilgili ciddi meselelerimiz var demektir. Buna mukabil, Mısır’da İhvanın karşısında, darbecilerin yanında, Mavi Marmara’nın karşısında, İsrail’in yanında ila ahir yer alan Fethullah Gülen örgütüne mi itimat edeceğiz? Mesele yeterince sarih değil mi? Bundan ötesi, Fethullah Gülen’in açıkça “Ben Yahudiler ve Hıristiyanlarla beraberim, İslam’a karşı açılmış son haçlı seferlerinin neferiyim” diye açıklama yapmasıdır. Böyle bir açıklama bekleyenler, imtihanın, Müslümanın sahip olması gereken akl-ı selim ve feraset meselesi olduğunu bilmiyor olmalılar. İmtihanın ilk safhası, “anlamaktır”. Anlamayanların imtihanı geçtiği nerede görülmüş?
Cephenin ortasındayız, ağır bombardıman altındayız. Yapmamalıyız ama yapmak istesek bile elimizi kolumuzu sallayarak çekip gidemeyiz. Cepheyi boşaltamayız, cepheyi terkederken (kaçarken) vurulmak ne kadar hazin bir durum. Oysa savaşarak toprağa düşmek gibi asil bir fırsat var elimizde, bunun rahmet olduğunu anlatmaya gerek var mı?
Cepheyi boşaltamayız, mevzileri terkedemeyiz, hedefe varmak üzereyken mücadeleyi bırakamayız. Hintli genç kızın köle pazarında mahzun ve melül kalmasına razı olamayız. Önce kurtuluş savaşını kazanmalı sonra da o kızı kurtarmak için seferler düzenlemeliyiz. Unutmamalıyız ki, o genç kıza birinci kurtuluş savaşından kalma bir borcumuz var.
*
Cepheyi terkedemeyiz muhakkak fakat www.polemikmeydani.com sitesinden Mustafa Karaşahin’in, 27.12.2013 tarihinde yayınlanan “Deşifre ediyoruz-7-Operasyonun perde arkası ve karşı operasyon” başlıklı yazısının sonunda ifade ettiği şu konuyu unutmamalıyız; “Örgütün tabanı ile tavanını birbirinden ayırmak, tabanı ötekileştirmemek, örgütü terketme yollarını açık bırakmak, örgütten ayrılanların rahatça çalabilecekleri birkaç kapıyı hazır tutmak gibi özellikleri olan plan için en azından bazı cemaatlerin hazır olması gerekiyor.” Buna göre bazı cemaatlerin “ihtiyat kuvveti” mahiyetinde cephe dışında durması ve tutulması doğru ve lüzumludur. “İhtiyat Kuvvetlerinin” cephede olmaması, savaştan kaçtığı manasına gelmez, aksine cephenin her mevziine sevkedilme mevkiindedirler. Bazı cemaatlerin cemaate karşı ağır tenkitler yapmaması ve mücadele yürütmemesi, görevleri gereğidir ve eleştirilmemelidir.
*
Manzara bu… Bu manzara karşısında Akparti ne yapmalı?
Akparti, üç seçim döneminde temel stratejisini demokrasi ve halkın hakimiyeti yanında, iç ve dış vesayetin karşısında durmak şeklinde oluşturdu, kadrolarının da buna göre teşkil etti. Artık “Yeni Türkiye’nin Kurtuluş savaşı” veya ikinci kurtuluş savaşı başladığına göre, Fethullah Gülen örgütü mensuplarıyla veya liberal Haluk Özdalga gibileriyle yola devam edemez. Artık “öz mücadele” dönemi başladığına göre, “öz kadrolar” ile yola çıkılmalıdır.
Bu yazı serisi, Akparti’nin neleri nasıl yapması gerektiğini tetkik etmek maksadındadır. Konjonktürel süreçleri ve bu süreçlerin hangi safhalarda olduğunu dikkate alarak bir yol haritası çizmeye çalışmak niyetindedir.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir