AKPARTİ NİYE MAĞLUP EDİLEMİYOR?

AKPARTİ NİYE MAĞLUP EDİLEMİYOR?

On iki yıldır Akparti ile mücadele eden müzmin muhaliflere yardım edelim. Yurt içinde ve yurt dışındaki yeminli Akparti muhalifleri, Akparti’yi nasıl mağlup edeceklerini bilmiyorlar, bir türlü yolunu bulamıyorlar, artık anlaşıldı ki, muhalifler kendi hallerine bırakılırsa bu işi yapamayacaklar. Bizim cepheden birilerinin yardım etmemesi halinde akıbetleri çok kötü, ya kalp krizinden ölecekler veya gidip köprüden atlayacaklar, yardım etmemiz bir mesuliyet haline geldi.

Ülkedeki Kemalist, ateist, sosyalist kesimlerin kendilerini ifade ettikleri siyasi örgüt olan CHP, 2011 genel seçimine kadar siyasi mücadelesini “laiklik” ve “Atatürkçülük” üzerinden yürüttü. “Laiklik elden gidiyor” yaygaralarıyla seçim meydanlarında gırtlaklarını yırtanlar, seçim sonuçları açıklandığında önce dillerini yuttular, sonra akıllarını… Akparti’nin laiklik aleyhtarı olduğuna o kadar çok inanıyorlardı ki, sadece laikliğin ve Atatürkçülüğün tehlikede olduğunu söylediklerinde seçimi kazanacaklarını düşündüler. Bu düşüncelerini ikisi genel ikisi mahalli olmak üzere dört seçimde test etmelerine rağmen 2011 seçimine kadar korudular. Kendilerini solcu olarak tesmiye edenler, yanlıştaki kararlılıklarını doğruyu aramakta kullansalardı, şimdiye Akparti’yi çok defa iktidardan indirmiş olurlardı.

Oysa bu millet, laiklik ve Atatürkçülükten seksen yıldır şikayetçiydi, seksen yıldır o isimle zikredilen siyasi ve hukuki rejimin zulmü altındaydı. Seksen yıldır bu zulümden kurtulmanın çarelerini arıyor, çare gösterdiğini düşünenlere ise yüksek oranda oy veriyordu. CHP dört seçime aynı siyasi malzemelerle girdi ve hepsini kaybetti, halkın bu tür düşüncelere teveccüh etmediğini anlamış olmalıydılar. Ne var ki CHP, “laikliğin ve Atatürkçülüğün elden gittiği” ithamını, halkı değil de silahlı ve silahsız (özellikle de yargı) bürokrasiyi harekete geçirmek için kullandığı aşikardı. 2011 seçimi geldiğinde artık siyaset bürokrasiye dönük olarak yapılamaz hale geldi. Birden bire CHP, yeni genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile birlikte laiklikten ve Atatürkçülükten bahsetmez hale geldi. Bürokrasiden ümidini kesen CHP, siyaseti halka dönük olarak yapmak ihtiyacı hissetmeye başladı. Halkta çok küçük bir karşılığı olan laiklik ve Atatürkçülük meselesi siyaset sahnesinden bir anda çekildi ve unutuldu.

CHP “öğrenmeye” başlamıştı, her ne kadar on yıl sürmüşse de, öğrenmeyi öğrenmişti. 2011 seçiminde “yolsuzluk” yaygarasına başladılar, 2014 seçiminde ise milletlerarası ittifakın mahalli tetikçisi ihanet örgütü tarafından üretilen ve servis edilen “yolsuzluk” iftirasını tek siyasi muhalefet malzemesi yaptılar. 17 ve 25 Aralık darbe teşebbüslerinde dile getirilen “yolsuzluk” ithamları, normal şartlarda bir hükümeti birkaç defa alaşağı ederdi, kendileri de zaten seçime bile kalmadan hükümetin düşeceğini düşündüler ve bu konuda iddiaya girdiler.

Halk neden etkilenmedi, neden gidip oyunu yine de Akparti’ye verdi? Yolsuzluk gerçekten varsa bir hükümeti yıkmaya kafi gelecek kadar mühim bir meseledir. Bu kadar yaygaraya rağmen neden halkı etkilemedi?

CHP, MHP ve ihanet örgütünün “öğrenmesi” çok yavaştır. Seçimden önce anlamaları gereken konuyu, seçim sonuçlarına rağmen anlamadılar hala… Yolsuzluk olduğunu söyleyenler, “yalancıdır”, yalancıların iddialarına kim inanır? Hükümetin yolsuzluk yaptığını, yalancılıkları tescilli kişilerin söylemesi, halkın arkasını dönüp gitmesine sebep oldu. CHP doksan yıldır bu millete yalan söylüyor, MHP ise söylediğinin doğru mu yalan mı olduğuna dair hiçbir kanaat oluşturamıyor, ihanet örgütü ise zaten takiyyeci, yani yalan söylemeyi “inanç” haline getiren bir güruh…

Gayrisafi milli hasıladaki artış, sağlıktaki reformlar, uçsuz bucaksız çift yönlü yollar, sosyal devletin gereği olarak milyonlarca ihtiyaç sahibine yardım ve daha bir oturumda sayamayacağımız kadar çok hizmet… Halk, hayatındaki iyileşmeleri kitap okuyarak veya özel araştırmalar yaparak öğrenmek zorunda kalmadı, hizmet bizzat ayağına geldi, gözüyle gördü, eliyle tuttu. Bu kadar yakından gördüğü ve yaşadığı hizmet ve iyileştirmeleri inkar eden “yalancıların” iddia ve ithamlarına itibar edeceğini zanneden muhalefet partileri ve Pensilvanya’nın acemi politikacısı, seçim sonuçlarına şaşırıyor, nedense… Hangi yalan propaganda, daha önce sokağa atılan, on yıldır ise bakıcı maaşı verilerek kendisine bakıcı tayin edilen, bu sebeple de çocukları arasında “ben bakarım” türünden bir yarış konusu haline gelecek kadar kıymet görmeye başlayan bir insanın Erdoğan sevgisini yok edebilir?

*
Akparti’yi mağlup etmek tabii ki mümkün… Bunun için yapılması gereken işler şunlar; Tayyip Erdoğan’dan daha fazla dua alacaksınız, dünyada yüz milyonlarca Müslümanın ellerini Allah’a açıp, samimi bir şekilde dua etmesini mümkün kılacak bir tavır ve siyasetiniz olacak. Seçimden önce edilen duaların seçimden sonra geniş bir coğrafyada kutlanmaya başlandığını gördüğümüzde Akparti’yi mağlup edeceğinize inanırız. Millete yeni bir ruh üfleyeceksiniz, öyle bir ruh üfleyeceksiniz ki, okuma yazma bilmeyen insanınızın bile kendini dünyaya meydan okuyacak kadar güçlü ve cesaretli hissetmesine sebep olacaksınız. Yapabilir misiniz? Siz, önce, ruhlarınızı çöreklenen Erdoğan korkusunu atmalısınız, on iki yıldır karşısında kazanamadığınız bir liderin hayaleti ile savaşıyorsunuz, geceleri kabus görmekten kurtulmalısınız önce… Tayyip Erdoğan sizin duygu ve düşüncelerinizi işgal etti, herhangi bir konuyu düşünürken, zihniniz ve düşünceniz Erdoğan tarafından vakumlanıyor, bundan kurtulmasınız, kurtulabilir misiniz? Size bir teklifimiz var; üç gün Erdoğansız bir duygu ve düşünce dünyası oluşturmaya çalışın, yapabiliyor musunuz? Duygu ve düşünce dünyanızı Erdoğan’dan bağımsızlaştırabiliyor musunuz, bir deneyin… Siz akşam Erdoğan’ın ismini sayıklayarak uykuya dalıyor, sabahları onun ismini dilinize tesbih etmiş halde uyanıyorsunuz, bundan kurtulabilir misiniz?

Sizin “misak-ı milliye” hapsettiğiniz bu ülkenin, bugün manevi sınırlarını en az on katına çıkaran adamla mücadele ediyorsunuz. Buna karşılık teklif ettiğiniz ufuk, misak-ı milli sınırlarını bile koruyamayan, Kürt meselesini bile çözemeyen bir siyasettir. Kendisine karşı mücadele ettiğiniz liderin boyunun uzunluğunu, ayağı ile başı arasındaki mesafe zannediyorsunuz, oysa onun boyunun uzunluğu sahip olduğu mefkureden kaynaklanıyor, o mefkure ise Fas’tan Endonezya’ya, Kazan’dan Mogadişu’ya kadar, sizin hayal bile edemeyeceğiniz kadar geniş bir ufukta görünüyor. Cakarta’dan bu tarafa doğru bakan bir Müslümanın gördüğü tek sütun, Tayyip Erdoğan’ın mefkurevi edasıdır, siz ise karınca kadar bile görünmüyorsunuz.

Tayyip Erdoğan’ı tabii ki mağlup edebilirsiniz fakat mağlup etmeniz için yapmanız gereken işler, onun yaptığı işlerden daha büyük olmalı. Sizin boyunuzu daha geniş bir ufuktan gösterecek işler yapabilmelisiniz, yapabilir misiniz? Siz böyle bir mefkureye sahip olabilir misiniz? Sizin boyunuzu ancak Pensilvanya’daki hain görebilir, o da gizli kamerayla… Gizli kamera kayıtlarında yatay görünüyorsunuz ahmaklar, çünkü yatak odanızı gözetliyor adam…

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir