AKPARTİ’NİN YAPMASI GEREKENLER

AKPARTİ’NİN YAPMASI GEREKENLER
On üç yıllık iktidar süresinde birçok iş yapan, bir çok başarı hikayesi yazan, içeride ve dışarıda dostlarının ümidini yeşerten, düşmanlarının ümidini kıran Akparti, aynı dönemde yapması gereken hangi işleri yapmadı da bu noktaya geldi? Doğrusu Türkiye Cumhuriyetinin siyasi rekorlarını kırdı, seçimle en uzun dönem iktidarda kalan parti haline geldi. Dördüncü seçimde de hala ilk parti ve ikinci partiye on altı puanlık fark atabildi. Bu, tabii ki büyük bir zafer, tabii ki dikkat çekici bir başarı hikayesi… Meseleye bu açıdan bakıldığında zaten başarı hikayesini tamamlamış durumdadır ve belki de tenkit etmek gerekmez. Ne var ki mesele başarı hikayesinden veya kariyer planlamasından ibaret değil, bunlardan çok çok öte bir “mevzu” ile karşı karşıyayız.

Türkiye’nin son bir asrı kesintisiz istiklal savaşıyla geçmiştir ve hala istiklal savaşı devam etmektedir. “İstiklal savaşı” ifadesini Tayyip Erdoğan kullandığı için tercih etmiyoruz, ondan en az sekiz-on yıl önce Haki Demir’in telif ve neşrettiği “İkinci Kurtuluş Savaşları Çağı” isimli eserinden mülhem kullanıyoruz. Kesintisiz istiklal savaşıyla geçen ama başarısız olduğumuz yirminci yüzyıldan sonra, yirmi birinci asrın başlarında ilk defa “oluyor galiba” dediğimiz on üç yıllık bir dönem yaşadık. Bu kadar önemli bir hadise ile karşı karşıya olduğumuza göre, başarı hikayeleriyle iktifa edecek veya tatmin olacak durumda değiliz. Bu sebeple de Akparti on üç yıllık dönemde ne yapmadı, bundan sonra titizlikle neler yapmalı sorularının peşine düşmeliyiz.
Meseleyi hoyratlıkla ele alıp, neler yapması gerektiği sorusunun cevabına dair yüzlerce sayıda iş listesi çıkarmaya lüzum yok. Yapılması gerekenler listesini hakkıyla çıkarmak gerektiğinde yüzlerce hatta binlerce iş çeşidi bulmak mümkün. Bunları listelemekten ziyade, esas meseleler cinsinden birkaç mevzuu üzerinde durmakta fayda var. Esas mesele cinsinden mevzuların her biri aynı zamanda yüzlerce yapılması gereken işin kaynağı mahiyetindedir.
*
Akparti, ülkenin mevcut insan kaynakları dikkate alındığında ciddi bir kadro kurdu. Siyasi, idari ve teknik alanlarda kurduğu kadro, ülkenin mevcut insan kaynaklarının ortalamasının üstündeydi. Bu kadrolarla ülkeyi, kendilerinden önceki hükümetlerden daha iyi yönetti. Bu durum tabii idi zira mevcut kadroların en iyisini oluşturmak, mevcudun en iyisini yapabilmeyi mümkün hale getirdi.
Fakat…
Akparti uzun dönem iktidar olmayı hedeflemişti, uzun dönem iktidar olma düşüncesinin ilk şartı, istikbal tasavvuru ve istikbal kadrosudur. Akparti, mevcut insan kaynaklarından iyi bir kadro çıkardı ama istikbale tohum atmak, istikbale mühür vurmak, istikbali inşa etmek mevcut kadroların işi değildi. Mevcut kadrolar tüm samimiyet ve gayretleriyle çalışsalar da, istikbali inşa edemezler, zira istikbal “mevcut” olanın dışındadır. Mevcut kadrolar, mevcut halden (statükodan) ne kadar şikayet ederlerse etsinler, akıl formlarını, düşünce alışkanlıklarını mevcuttan devşirmişlerdi. Bunlar istikbali inşa edemezler, ancak ve sadece istikbalin yolunu açabilirlerdi. Akparti devrimci olduğunu söylerken, mevcutla nasıl hesaplaşılacağını bildiğini uygulamalarıyla gösterdi ama istikbali inşa edecek kadroları nasıl yetiştireceğini bilmediği anlaşıldı.
Mevcut kadro ile müstakbel kadro meselesi tabiatı icabı ciddi bir handikaptı. Zira devrimler tarihi, mevcut kadroların kendi yerlerini rızalarıyla istikbalin kadrolarına bıraktığını kaydetmemiştir. Biraz da bu sebeple “Devrim önce çocuklarını yer” vecizesi yaygınlaşmış, devrimler mevcut kadrolarını tasfiye etmek ve yerlerine istikbalin kadrolarını ikame etmek zorunda kalmışlardır.
Akparti’nin, ta işin başında yapması gereken ilk iş, “inkılap kadroları” ile “inşa kadrolarını” birbirinden tefrik etmek, inkılap kadrolarıyla çalışırken inşa kadrolarını ayrıca yetiştirmek veya inşa kadrosu istidadı taşıyanları farklı müesseselerde istihdam etmekti. İstikbal tasavvuru ve istikbal kadroları (inşa kadroları) yoksa istikbal yoktur. On üç yıllık bir iktidar döneminin “istikbal safhasına” geldik, gördük ki istikbal yokmuş.
2002 seçimiyle başlayan siyasi hareket, önceki dönemin verilerini esas aldı ve tenkit etti, bu sebeple başarılı oldu. Buna mukabil on üç yılda yeni bir nesil yetişti, yeni nesil eski Türkiye gerçeklerinden habersizdir ve yeni Türkiye’nin Akparti tarafından kazanılan refah ve avantajlarıyla büyümüştür. Kendi çocuklarımıza bile, görmedikleri 2002 öncesi dönemi anlatmakta zorlanıyoruz. Öyleyse hükümet dışı bazı kuruluşlar, istikbal tasavvuru ve istikbal kadroları için harekete geçmeliydi, hükümetin ise bu tür hamleleri sınırsız şekilde desteklemesi gerekiyordu.
İstikbal kadroları veya inşa kadroları “medeniyet kadrosu”dur, istikbalin inşa hamlesi de medeniyet inşa sürecini başlatmaktır. Akparti’nin yapmadıklarını ve neler yapması gerektiğini tek tek listelemekten daha anlamlı olan bu tespitimiz, binlerce maddelik iş listesini ihtiva eden bir tenkit ve tekliftir.
*
Akparti, parti ve hükümet bünyesinde olmamak üzere, “medeniyet şurası” veya “medeniyet akademisi” veya “darü’l-hikme” gibi çalışmaları teşvik etmeli, desteklemeli, bunları cemiyette itibar sahibi yapmalıydı, hala yapması gereken de budur.
Siyaset çok yoğun şekilde dikkatleri kendinde topladı, her mesele siyaset üzerinden konuşulmaya başlandı, ülkenin tüm enerjisi siyasi saha tarafından emildi ve tüketildi. Tüm hayat alanları siyasete doğru akmaya başladı, siyasetin dışındaki hayat alanları itibarsızlaştı, enerjisi tükendi, kendi varlığını bile koruyamaz hale geldi.
İlmi ve fikri hayat sahaları kendi başlarına ayakta duramaz oldu. Fikri ve ilmi teçhizatı telif ve inşa çalışmaları için kafi olanlar kendi sahalarında bir şey yapamaz hale geldiler çünkü siyaset tüm dikkat ve itibarı kendinde topladı. Fikri ve ilmi teçhizatı işe yaramaz olan sözde fikir ve ilim adamları ise siyasete soyundu. Her iki ihtimalde de ilmi ve fikri saha boşaldı. Büyük kayıp işte buydu, fikir ve ilim adamlarını kendi sahalarında imal-i fikirde bulunma imkanından mahrum bırakmak vahim bir hataydı. Fikri ve ilmi sahanın boşalmasında tek suçlu tabii ki hükümet (ve Akparti) değildi, fikir ve ilim adamları da aynı nispette kusurluydu zira devlet ve hükümete rağmen yapmaları gereken ve yapabilecekleri işler vardı. Yapamadılar, yapmadılar, yapmayı düşünmediler, düşünenler teşebbüs etmediler ila ahir…
Ülkenin istikbal tasavvurunu (ve tabii ki medeniyet tasavvurunu) geliştirmek, bunu inşa etmek için çalışmak gibi büyük ve asil işlerin adamı olan fikir ve ilim insanları, bir taraftan kendi kifayetsizlikleri diğer taraftan hükümetin itibarsızlaştırması neticesinde atıl hale geldi. Ülkenin en kıymetli insan kaynaklarının atıl hale gelmesi anlaşılır bir iş değil.
Paralel ihanet çetesinin ürettiği tecrübenin katkısı ise çok vahim oldu. Hükümet, sivil oluşumları, hele de fikir ve ilim sahasında inisiyatif alacak teşebbüsleri tehdit olarak görmeye başladı. Paralel çetelerin ağır ihaneti karşısında bir süre yalpalayan hükümet çevreleri, kendi dışındaki merkezleşmelere karşı ciddi tereddütler beslemeye başladı ki haksız değil. Haksız değil ama haklı da değil, zira ilmi ve fikri sahanın boşaltılması veya desteklenmemesi ülkenin fikir üretimini yok edecek noktaya geldi. Hakkını teslim etmek için tespit edelim, hükümet paralel ihanetten sonra diğer sivil toplum kuruluşlarıyla daha fazla ilgilenmeye başladı. Fakat bizim bahsini ettiğimiz mesele, sivil topluma gülücükler dağıtmaktan çok ileri bir mevzudur.
*
Medeniyet akademisi (veya benzeri bir müessese) kurulmalıdır. Medeniyet akademisi, fikir, ilim, sanat insanlarını bünyesinde toplayacak, sürekli bir tetkik ve telif çalışması yapacak, tabiri caizse tefekkür seferberliği başlatacaktır.
Medeniyet akademisi, “Akl-ı selim okulu” gibi, “Enderun mektebi” gibi, “Deha okulu” gibi temel müesseseleri kurup idare etme imkanına ve teçhizatına sahip olur. Ülkenin en kıymetli kaynağı olan dehalarını arayıp bulmayan, bulduğunda nasıl bir talim ve terbiyeden geçireceğini bilemeyen, yüksek zekalar için kurmaya çalıştığı okullarında dehaları orta zekalı öğretmenlere teslim eden bir savruluştan nasıl bir netice elde edilebilir?
Akparti’nin “siyaset akademisi” kuracak kadar ufkunun ileride olduğu fakat bu ufkun mevcut şartlara nispeten geniş göründüğü unutulmamalıdır. Mevcut şartların kadroları ise istikbal tasavvuruna ve istikbalin bugünden inşasına teşebbüs edemezler, teşebbüs etseler bile altından kalkamazlar. “Siyaset akademisi” tamam da, aynı zamanda medeniyet akademisi bünyesinde bir “Enderun Mektebi” kurulmalıydı ki, istikbale dair ciddi bir şeyler yapmış olalım.
Medeniyet akademisi gibi bir müessesenin kurulmasının ne kadar zor olduğu tarafımızca malum, zira bu meseleyle ilgili çalışmalar yapıyoruz. Fikir, ilim ve sanat insanlarındaki nefs azmanlaşmasının zirve yaptığı günümüzde bu tür bir müessesenin kurulmasındaki zorluklar açık. Fakat zaten bu sebeple hükümetin teşvik ve desteğinin lüzumundan bahsediyoruz.
FARUK ADİL
farukomaradil@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir