ALİ ÜNAL BASİRET İSTEMİŞ!

ALİ ÜNAL BASİRET İSTEMİŞ!

Ali Ünal, 20.07.2014 tarihli, “Filistin meselesi ve AKP” başlıklı yazısının sonunu şöyle bitirmiş; “Her şeyden önce birazcık basiret!” Yazısının sığlığına bakınca neden “birazcık” basiret istediği anlaşılıyor, oysa bize lazım olan derinliğine bir basirettir, biz derin basiretin ne olduğunu kendisine gösterelim.

Ali Ünal, Erdoğan’ın İsrail’e çalışan birisi olduğunu söylüyor, bu sebeple Filistin meselesine sahip çıkamayacağını, Filistin davasını yüklenemeyeceğini iddia ediyor. Kendinin de mensup olduğu ihanet örgütünün İslam dünyasında ve hatta tüm dünyada İsrail’in en büyük sivil toplum kuruluşu ve o kisve altında istihbarat örgütü olduğundan hiç bahsetmiyor. Kendilerle ilgili en ciddi iddia bu olmasına rağmen, bu iddianın da sayısız delili varken, bu ithamlara hiç temas etmeden başkasını suçlaması basiret gereği değil, bizi ahmak yerine koymaktan ibaret bir ahmaklıktır.

Bu noktada basiret neyi gerektirir? İsrail’in sivil istihbarat kuruluşunun mensubu olan bir ajanın, Müslüman bir lideri itibarsızlaştırmak için İsrail taraftarlığını bile kullanacağını artık herkes biliyor. İsrail hakkında bilgi ve kanaat sahibi olmak için kullanacağımız kaynakların, İsrail gizli servisleriyle çalışan kuruluşlar ve şahıslar olmaması, basiretin birinci kaidesidir. İsrail’in en yaygın olarak yaptığı iş, dezenformasyondur. İsrail’e çalışanlar, deşifre olduklarında, başkalarının da İsrail’e çalıştığını iddia ederek kendilerini gölgelemeyi, perdelemeyi, gizlemeyi isterler. Yüzyıllık tecrübenin ürettiği basiret bunu gösteriyor.

Kısaca, Ali Ünal veya ihanet örgütünün başka bir üyesi, kendilerine dönük İsrail yandaşlığı ve ajanlığı ithamını cevaplamadıkları sürece, kimin İsrail hesabına çalıştığına dair söyleyecekleri hiçbir bilginin önemi yoktur. Zaten takiyye inançları gereği de asla doğru söylemezler.

*
Ali Ünal’ın Erdoğan ile ilgili iddialarına gelince; biz kendileri gibi, örgütlerine yönelik ithamları cevaplamadan, onlar üzerinde düşünmeden fikir üretmeyiz. Bu sebeple Erdoğan ile ilgili ithamlara nasıl baktığımızı izah edelim.

Ali Ünal Erdoğan hakkında şu ve benzeri iddialarda bulunuyor;

“Erdoğan, Taha Kıvanç’ın tanıtımıyla, “Siyonizm’in babası Theodor Herzl tarafından dünya Musevîlerini bir “ulusal yurda” kavuşturma maksadıyla kurulan ve İsrail ile maksadını gerçekleştirmiş bulunan World Jewish Congress’in ABD türevi AJC (American Jewish Congress)” tarafından ödüllendirilmiş biridir.”

Tayyip Erdoğan, 2003 de başbakan olduğunda, bu ülkede İsrail ve ABD’nin hakimiyeti, çok derinlere inmiş haldeydi. Müslümanlar bu ülkede hiçbir kurumda ve hiçbir sahada güç sahibi değillerdi. Erdoğan, 2007 cumhurbaşkanlığı seçimine kadar İsrail ve ABD ile ortak çalıştı, bu doğru, zaten biliyoruz. Biz de o zamanlar fena halde kızdık. İhanet örgütü ise o zamanlar Erdoğan’ın İsrail ile birlikte çalıştığını hiç gündeme getirmedi, çünkü kendileriyle aynı paralelde gidiyordu, kendileri zaten kalplerinden İsrail’e çalışıyorlardı. Erdoğan 2007 cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra, ülkede yeterince güç sahibi olunca, İsrail ve ABD paralelinden çıkmaya başladı. Zaten Erdoğan İsrail ve ABD paralelinden uzaklaşmaya başladığı andan itibaren, ihanet örgütü de Erdoğan’dan uzaklaşmaya ve onu hedef almaya başladı.

Ali Ünal ve aynı frekanstaki ajanların bilmediği şey, bizim Erdoğan’ı desteklemeye başladığımız tarihin, İsrail ve ABD’ye rağmen ülkeyi yönetmeye ve dünyadaki Müslümanlara yardım etmeye başladığı tarihtir. Bu sebeple daha önceki dönemlerden iktibaslarla bize anlatacağı bir şey yok. Çünkü, zayıf insanın şahsiyet ve iddiasının olması çok zordur, bir insanın şahsiyet ve niyeti, güçlendiği zaman ortaya çıkar.

*
Erdoğan güçlendikten sonra Müslümanların yanında, İsrail’in ise karşısında mevzilendi. Fethullah Gülen ise güçlendikten sonra İsrail’e uşaklığını artırdı ve Müslümanlara darbe yapmaya teşebbüs etti. Fethullah Gülen, Türkiye’yi yönetecek kadar güçlendiğine inandığı gün Müslümanlara açıktan savaş açtı, hükümete karşı darbe teşebbüsünde bulundu, tüm bunları da İsrail operasyonunun taşeronu olarak yaptı. Erdoğan ise güçlendiğinden beri Müslümanlara yardım ediyor, İsrail’in projelerine çomak sokuyor. Basiretten bahseden Ali Ünal, basiretin tarifini bilmiyor olmalıdır.

*
Ali Ünal’ın Erdoğan hakkındaki iddialarının tamamının doğru olduğunu kabul edelim. Yani Erdoğan İsrail’e çalışan bir ajandır ve Türkiye ve dünyadaki tüm Müslümanları aldatıyor olsun. Bu durumda biz, Erdoğan’ın Müslüman şahsiyetine bakarak onu destekliyoruz ve gizliden gizliye de aldatılıyoruz. Netice nedir? Samimi Müslümanlar, Erdoğan’ın Müslüman kimliğine bakarak aldanıyorlar.

Buna karşılık, Fethullah Gülen’in İsrail’e çalıştığı gayet açık bir durum, gayet sağlam bir bilgi, gayet net bir pozisyon. Yani Fethullah Gülen, kimseyi aldatmıyor, açıktan İsrail’e çalıştırıyor.

Bu iki alternatifi yan yana koyduğumuzda ortaya çıkan netice nedir? Birinci ihtimalde Erdoğan bizi gizliden gizliye aldatıyor ve biz samimi hislerimizle Erdoğan’ın Müslüman şahsiyetine ve İsrail’e karşı yürüttüğü mücadeleye aldanıyoruz. Öyleyse biz samimiyetimizden dolayı, hatta Ali Ünal’ın hoşuna gidecek şekilde söyleyelim basiretsizliğimizden dolayı aldananlardan oluruz.

Fethullah Gülen’in açıktan İsrail’e çalıştığı alternatifine gelince, ona sadık kalanlar aldananlardan değildirler, açıkça İHANET içindedirler.

Müslümanın basireti bu durumda ne der? İhaneti mi tercih etmeyi iktiza eder, yoksa aldanma ihtimalini mi?

Ali Ünal, biz aldananlardan veya aldatılanlardan olabiliriz ama siz açıkça ihanet içindesiniz.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir