ALLAHIM BU ÜMMETE MERHAMET ET

ALLAHIM BU ÜMMETE MERHAMET ET…
Prof. Dr. Bedri Gencer nam biri… Star gazetesinden Fadime Özkan, kendisiyle bir mülakat yapmış, 22.10.2012 tarihinde gazetede yayınlandı. Mülakatın başlığı ümit verici, heyecan uyandırıcı, dikkat çekici; “Şeriatsız hakikat, namazsız niyaz dönemini yaşıyoruz”. Böyle bir başlık görünce insan, derinliğine bir mülakat bekliyor ve tabii olarak mümtaz teşhislere hazırlanıyor, okumaya başlamadan.
İslam’ı, “her ne ise odur” ölçüsü içinde anlamalıyız. İslam, her ne beyan etmişse, onu eksiksiz ve fazlasız olarak anlamalı, saffetini muhafaza etmeliyiz. İslam’ın “mana yekunu” ne ise, ona ekleme yapmadan, ondan bazı hususları çıkarmadan anlamak mesuliyetine sahibiz. İslam’ın mana yekununu eksiksiz anlamanın yanında, “mana mimarisini” de doğru idrak etmeliyiz. Ekleme ve çıkarma yapmadan kabul etmek “iman”dır, “mana mimarisine” nüfuz etmek ise anlamanın ilk basamağıdır.
İslam’ı anlama hususundaki nakısalardan biri ve en mühimi, “mana mimarisi” bahsidir. Hangi bahis İslam yekununun neresindedir, hangi ölçü diğerlerine mukaddemdir, her bahsin kendi terkip bütünlüğü nasıldır ila ahir… Her bahsin merkezini bir milim kaydırmak, tüm yekunu, yekunun mana mimarisini bozuyor. Profesör Bedri GENCER, “İbrahimi dinlerde din Şeriat, Şeriat ise fıkıh demektir” ifadesiyle giriş yapıyor İslam’ın mana mimarisine… Bunu söylediğinizde yanlış söylemiş olmazsınız fakat ne zamana kadar yanlış söylemiş olmazsınız? “Din ahlaktır” ölçüsüne gelene kadar. Din (İslam) sadece Şeriattır (fıkıhtır) dediğinizde, mana mimarisini yıkarsınız.
İslam, hukuk (fıkıh) üzerine inşa edilir. Fıkıh, dinin çerçevesini ve altyapısını tayin eder, bu temel esası görmezden gelmek, dinin mana mimarisini temelden yıkmak olur. Gencer’in ifadesinden, “din sadece fıkıhtır” manasını çıkarıp tenkit etmek gerekmezdi fakat mülakatın devamında görüleceği üzere İslam’ın doğru anlaşılması demek olan mana mimarisine nüfuz etmekteki sığlık ve başarısızlık, meseleyi bu noktadan almamızı gerektirdi.
Gencer, batının, “İslam medeniyeti söyleminde somutlaşan bir mutedil İslam anlayışını yayarak İslam’ı evcilleştirmeye çalışmakta” olduğunu düşünüyor. Bu tür tespitler yapılabilir, tarihi sürecin böyle bir yönü olabilir… Fakat bu tespitten hareketle “İslam medeniyeti” tabirine savaş açmak, Müslümanların, mutlaka batı tarafından güdüleceğine inanmaktır. Müslümanlar, kendi medeniyetlerini (yani İslam medeniyetini) kendi inisiyatifiyle kuramazlar mı? Kendinizi batıya (veya bir başkasına) göre mevzilendirirseniz, zaten yapabileceğiniz bir şey yok. Denilebilir ki, batı, “İslam medeniyeti mefhumu ile Müslümanları belli bir mecraya çekmeye çalışıyor, buna karşı dikkatli olalım”. Buraya kadar tamam da, batının kendi düşünce, kültür ve siyaset dünyasında yaptığı bir hesabın, planlamanın burada (bizim iklimimizde) mutlaka tesir icra edeceğini, Müslümanların buna karşı hiçbir şey yapamayacağını kabul etmek, teslimiyetin bir çeşididir.
Bu noktada sormamız gereken soru şu; “Nazari manada İslam medeniyeti ifadesini mi yanlış buluyorsunuz yoksa batının böyle bir projeksiyonu var, buna karşı dikkatli olalım” türünden bu hususa dikkat mi çekmek istiyorsunuz? Gencer’in mülakatının tamamı gözönüne alındığında, “İslam Medeniyeti” ifadesi ile problemi olduğu göze çarpıyor. Böyleyse gerçekten çok problemli bir yaklaşım…
Prof. Gencer’in İslam medeniyeti ifadesiyle probleminin olduğu anlaşılıyor. Bunu izah ve ispat etmek için de, İslam medeniyeti ifadesinin kullanılmaya başlandığı tarihe dikkat çekiyor. “Aynı şekilde İslam dünyasında da hilafetin fiilen bittiği, Birinci Dünya Savaşı’nın başladığı 1914’ten sonra yaygınlaşan İslam medeniyet deyiminin 100 yıllık bir geçmişi var.” Bu tarihte başlamış olması, ondan önceki tarihi dönemlerde zaten İslam medeniyetinin mevcut olduğu, sudaki balığın sudan habersiz olması gibi zaten kendi medeniyeti içinde yaşayan Müslümanların ondan bahsetmemiş olması tabii değil midir? Son İslam medeniyeti olan Osmanlının yıkılmaya yüz tuttuğu dönemde bu meselenin canlılık kazanması, dikkatlerin o noktada yoğunlaşması, bazı marazlara değil, Müslüman tefekküründeki doğru istikamete işaret etmez mi? Bunun anlaşılması zor mu? Profesörlerin bile bu kadar açık bir durum karşısında zihni savrulmaya maruz kalması ne kadar garip bir durum.
Tabii ki aslolan “anlamaktır”, bilmek değil. Özellikle de fazla bilgi sahibi olan (akademisyen olsun veya olmasın) insanlarda görülen bir zihni dağınıklık var. Türkiye bunun misalleriyle dolu. Zihni evrenine (ve hafızasına) taşıdığı hesapsız bilgiyle boğuşan, bilgi üzerinde tasarrufta bulunamayan, bilgiyi organize edip fikrin “malzemesi” haline getiremeyen örneklerden geçilmez oldu. Ülke, “Çok bilen az anlayanlar” insanlardan geçilmiyor ama nedense “Anladığı bildiğinden çok olanlar” bir türlü yetişmiyor.
İslam medeniyetini ifadesini kabul etmediğini mülakatın devamında açıkça ifade eden Gencer, İslam medeniyeti bahsini, “medeniyet mi sünnet mi” dilemması haline getiriyor. “Kısaca ben, İslam medeniyeti söylemini, Müslümanların İslam algısını gizlice sekülerleştiren son derece tehlikeli bir söylem olarak görmüşümdür” diyen Gencer, aynı paragrafın sonunda, “Halbuki insanlığın hakiki ihtiyacı, fıtrata uygun güzel davranış kodunu oluşturan hikmet=sünnettir” ifadesiyle, Müslümanların önüne yeni bir “dilemma” sürüyor. Müslümanların doğum sancıları çektiği bu gün, ellerine pimi çekilmiş bir nükleer el bombası vermekten başka bir manası olmayan tuhaf bir yaklaşım.
Prof. Gencer, medeniyet mefhumunu, batı kültüründen ve tarihinde takip ediyor, oradaki karşılıklarına atıf yapıyor, yanlış tercüme veya yanlış kullanımlara dikkat çekiyor. Batı kültürü ile ilgili bir sürü bilgi verdikten sonra, medeniyet mefhumu ile ilgili kanaatini oluşturuyor ve mezkur “dilemmayı” önümüze sürüyor. Garip olan ise “medeniyet” mefhumu hakkında İslam tarihinden, irfanından, tefekküründen hiç bahsetmiyor olması. İslam medeniyetinin olmadığını, olmaması gerektiğini, bu ifadenin Müslümanlar için ciddi tehlikeler ihtiva ettiğini söylerken, tamamen batılı kültür evreninde dolaşıyor, oradan elde ettiği bazı neticeler ile İslam’ı medeniyetsiz bırakma kastını ifşa ediyor. Söylemeye çalıştığı düşüncenin ne kadar abes olduğunu farkettiğinden midir nedir, meseleyi en temel bahis üzerinde dilemma haline getirip, Müslümanların tabii ki “sünneti” tercih edeceği bir dilemma inşa ediyor.
Bu kadarı çok fazla… Dilemmayı kabul eder ve birini seçmek zorunda kalırsanız, ya “sünnet”siz ya da medeniyetsiz kalacaksınız. Bir Müslüman böyle bir şeyi nasıl yapar? Sünnet ile medeniyet birbirinin zıddı değil ki seçmek zorunda kalalım. Bu dilemmanın kurulması temel bir yanlış… Prof. Gencer ne söyleyecekse başka bir dil bulmak zorunda.
*
Mülakat ile ilgili çok şey var söylenecek. Mülakatın tümünü değerlendirmek, mülakattan daha uzun bir yazıyı gerektirir. Kısaca temas ettiğimiz ana mevzuu, “tefekkür tarzının” yanlışlığı ve sığlığı…
Prof. Gencer’in anlayışını sığlığına bir misal daha verip meseleyi kapatalım. “Buna göre bugün Türkiye’de İsmailağa cemaatine, Suriye Hindistan ve Mağrip ülkelerinde veya Sih ve Budist topluluklarında tek-tük gördüğüüz asa taşıyan insanlar, evrensel hikmetin son temsilcileri olarak alınabilir”. Buyurun size “hikmet” sahibi olma imkanı… Ne kadar kolay değil mi?

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir