AMERİKA ÇÖKÜYOR-4 (DOLARIN SEFALETİ)

Amerikan doları dünya ülkelerinde, Amerika tarafından karşılığı üretilebilecek hacmini çoktan aştı. Sayısal bir takım verilerden ve hesaplamalardan önce para hakkında birkaç hususu dile getirmekte fayda var. Sözlüklere dayalı basit tabiriyle para; “mal veya hizmetlerin değişim aracı” olarak ifade ediliyor. Yani bir ülke’nin parasal hacmi esasında emtiasının hacmine işaret ediyor.

Enflasyon, faiz v.s. ile para ile emtia arasındaki denklik durumu zaman zaman değişkenlik gösterse de, genel hatlarıyla bu şekilde ifade edilebilir.
Ülkelerin para basması, bastığı paranın mal veya hizmet olarak karşılığını sağlayabileceğinin de taahhüdü aslında. İşte bu taahhüt sağlanamadığında develüasyonlar, krizler oluşuyor. Faiz sisteminin, yani somut karşılığı olmaksızın parasal değer elde edilmesinin de kaçınılmaz sonucu bu anlamda krizler.
Amerika iktisadi tarihine kısaca göz attığımızda, belli dönemlerde başkaca krizler yaşadığı kolayca farkedilebilir. 2008-2009 da yaşanan son krizin öncekilerden neden farklı olduğunu, Amerika’nın önceki krizlerden nasıl olup da sıyrılabildiğini fakat bu krizin neden Amerika’nın ekonomik sonunu getireceğini sayısal ve kavramsal olarak anlatmaya çalışalım.
Bunları dile getirmeden önce, batı’nın çöküşünü Amerika perspektifinden anlatırken, ekonomik bir takım verileri dile getiriyor olmamız, çöküşün temelinin ekonomik olduğunu zannettiğimiz yanılgısı oluşturmamalı. Çöküşün temelleri üzerine Haki Bey’in onlarca yazısı ve “Batı’nın Çöküşü” isimli kitabı, konunun esasının izahını yapıyor zaten. Fakat çağ, ve çağa ait tüm unsurlar maddi temelde inşa edildiğinden, zihinlerimiz somut verileri algılama konusunda çok daha mahir, yoksa batı sadece iktisadi olarak değil her manada çöküyor. Batı uygarlığının temeli, maddi manevi her manada kendi çöküş dinamiklerini kendi içinde barındırıyor ve çöküş Batı’ya ait her alanda gerçekleşiyor. En çok imrendiğimiz “Batı Bilimi” dahi bizzat kendini imha ediyor.

Batı’ya ait her bir unsurun çöküşü ayrı ayrı birkaç seri kitaplık konu etmesinin yanında, hepsinin özü “Batı Çöküyor”.

Hal bu iken; Amerika’nın iktisadi çöküşünün kanıtlarından bir diğeri olan Amerikan parası “dolar” ın dünya üzerindeki durumuyla ilgili bilgileri paylaşmadan önce bir dipnot düşelim; Doların bugünkü değeri dikkate alındığında(yarın dünya ekonomisinde yaşanacak dolar enflasyonları bu miktarı artıracaktır, o yüzden bunların son elde edilen bilgiler olduğunu belirtmekte fayda var), “Tüm Dünya ülkelerinin gayri safi milli hasılaları toplamı 59 trilyon dolar civarında.”

Bu takdimden sonra aşağıdaki diğer sayısal verilere şöyle bir göz atalım;

1-) Amerika’nın resmi olarak kaydettiği borç tutarı 16 trilyon dolardan fazla.

2-) Diğer devletlerin, merkez bankalarının Amerikan doları cinsinden toplam rezervi,12 trilyon dolar civarında. Bu şu demek, var sayalım ki tüm dünya ülkeleri merkez bankalarındaki dolar rezervlerinin karşılığını Amerika’dan istedi, bu durumda Amerika’nın resmi borcu 12 trilyon dolar artacaktır.

3-) Merkez bankalarının döviz rezervlerinin yanında, bir de piyasada dolaşan dolar miktarı var. Örnekle Türkiye Merkez Bankasında 100 milyar dolar civarında döviz rezervi var, buna ek olarak da 250 milyar dolar da piyasada dolaşan döviz var. Yani piyasadaki döviz miktarı merkez bankasındakinin 2.5 katı. Bu durumda, Türkiye’de toplamda 350 milyar dolardan fazla döviz var demek yanlış olmaz. Gelişmiş ülkelerde bu oran 2 kat civarında. Biz iyimser olup, tüm dünyada ortalama 1 birim merkez bankası, 2 birim de piyasa rezervi olduğunu varsayalım. Bu durumda dünya piyasasında, merkez bankası rezervine ilave olarak 24 trilyon dolar döviz var demektir.
4-) IMF gibi para fonlarının ve merkez bankası dışındaki diğer bankaların rezervlerini hesaba katmadığımızı varsayalım.
Tüm bunların sonucunda Amerika’nın toplam borcunu özetle hesapladığımızda (16 + 12 + 24) ulaşacağımız meblağ 52 trilyon dolardır. Yukarıda tüm dünya ülkelerinin toplam gayri safi milli hasılasının 59 trilyon dolar civarında olduğunu söylemiştik. Şu halde tüm dünya, yemeyip içmeyip bir yıl boyunca Amerika’ya çalışsa bu borç ancak kapanıyor. Bu durum bırakın Amerikan tarihini medeniyetler tarihinde bile eşine rastlanılabilecek bir durum değildir.

Amerika’nın bu kadar borcun içinde nasıl olup da hala ayakta kalabildiği konusu kafaları karıştırabilir. Ticaret erbabları tarafından çok iyi bilinir ki, tüm ticari iktisadi parametrelerden daha önemli olan fakat hiç bir iktisat denkleminde olmayan bir parametre vardır; “itibar”. Amerika, diğer dünya devletleri ve halkları üzerinde şu veya bu şekilde elde ettiği itibarı sayesinde bugün hala ayakta kalabiliyor. Ülkemizde bile bu bariz çöküşe hala inanmayıp, Amerika’yı hala süper güç olarak görenler, Amerika’nın dünyayı düzenlediğini, dünyanın her noktasındaki olayların arkasında olduğunu düşünenler, Amerika’nın bu itibarını devam ettirmesinin en büyük destekçileri değiller miydi?

Bugün, artık itibar da sıfıra gelmiş durumda. BM de Filistin’in gözlemci devlet statüsünde kabul edilmemesi yönünde oy kullanan Amerika’nın müttefikleri İsrail, Kanada ve 3-5 milyonluk birkaç muz cumhuriyetinden başka bir devlete söz geçirememesi, kaybolan itibarın en somut göstergesi değil midir?

Nasıl ayaktaymış gibi göründüğünün bir diğer nedenini ise şu sorunun cevabında arayalım. Eğer tüm diğer devletler, ellerindeki doları bir anda elden çıkarmaya kalkarlarsa ne olur? Amerika bir anda çöker ve tüm o devletler ellerindeki dolarları geri dönüşümle müsvedde haline getirmek zorunda kalırlar. Bu durum hiç bir dünya devletinin işine gelmiyor, hiç kimse onca doları çöpe atmak istemiyor ki bu, iktisadi çerçevede makul bir çaba. Sözün sonu, diğer devletler çöküşün farkında, fakat bunun bir anda olmaması için var güçleriyle mücadele ediyorlar. Bu konuya örnek teşkil edecek yüzlerce örnek internette ulaşılabilir durumda. Uluslar arası rezervin dolar harici bir parayla değiştirilmesi fikri sıkça tartışılan konular arasında piyasada.

Sözün özü, bu gün, Dünya’nın yeni medeniyet ufkuna haiz şuurlara her zamankinden çok daha fazla ihtiyacı var. Esas olan şunun ya da bunun çöküşü değil, yeni medeniyetin inşasıdır. Tabi ki bundan önce, medeniyet inşa edebilecek ufkun inşasıdır.

Takdir edersiniz ki zihinlerimizi yeni medeniyetin inşasına yönlendirmeden önce, çöküşe ikna olmak, dolayısıyla bir medeniyet inşasının lüzumunu farketmek için kaçınılmaz bir şart olarak karşımıza dikilmiş duruyor.

 

Sinan Demir
21 Aralık 2012

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir