ANADOLU KAYNIYOR

ANADOLU KAYNIYOR
Anadolu’nun her şehrinde ümit verici gelişmeler oluyor, en önemlisi Anadolu artık İstanbul’a ümit bağlamaktan kurtuluyor, kendi meselesini kendisi çözmeye çalışıyor. Yıllarca İstanbul’a bakan, İstanbul’un ürettiği fikri tüketen, İstanbul tarafından da tüketici gözüyle görülen Anadolu’da öyle mayalanmalar oluyor ki, İstanbul’u fersahlarca geçmiş durumda. Kendine güvenmeye başlayan Anadolu, İstanbul’a onaylatmak yerine İstanbul’u hesaba çeken, yer yer İstanbul’u küçümseyen bir nefs emniyetine ulaşmış, kendi merkezinde ilim ve fikir üretmeye başlamış, nazari üretimini de tatbikata aktarmış ciddi hareketlenmeler yaşıyor. Heyecanlanmamak mümkün değil, ne zamandır gördüğümüz rüyanın tohumları toprağa düşmeye başladı.
İstanbul’da yuvalanmış İlahiyatçıların teolojik tartışmalarına inat Anadolu İslam’ı anlamak, anladıklarını istişare etmek, ortaya çıkan neticeleri tatbik etmek çabasında. İstanbul’daki ilahiyatçıların İslam’ı teolojiye indirgeyen idraksizliğine mukabil, Anadolu saf İslam’a sahip çıkıyor, İstanbul’daki fikir adamlarının(!) entelektüel gevezeliklerine inat Anadolu, İslam’ı, anlayış, ahlak, tatbikat çerçevesinde fikir ve hayat haline getiriyor. Anadolu, İslam’ın kadim geleneği olan silsileyi yeniden ikame ediyor, İstanbul’un nevzuhur entelektüel meşgalesini çöpe atıyor, yerine silsileyi yeniden inşa ediyor.
Medrese geleneği üzerindeki ölü toprağını silkeliyor, müderris-talebe birlikteliği gerçekleşiyor, medrese tedrisatı başlıyor. Müslümanlar kendi tedrisatlarını geliştirmeye, kendi yollarını çizmeye başlıyor. İstanbul’un silsilesini kaybetmiş, onunla birlikte kaynaklarını ve istikametini kaybetmiş şaşkın haline mukabil Anadolu, medreseye ve silsileye geri dönüyor, İslam’a geri dönüyor. Silsileden bağımsızlaşmanın İslam’dan bağımsızlaşmak olduğunu koca İstanbul farketmedi yıllarca, Anadolu öteden beri bildiği bu hakikati, şimdilerde yüksek sesle dillendirmeye, canlandırmaya, tatbik sahasına aktarmaya başlıyor. Cumhuriyet döneminde sessiz sedasız devam ettirilen, bazen yer altına inen medrese yeniden ortaya çıkıyor, sesini yükseltiyor, müesseselerini inşa ediyor.
Birçok misali var bu anlattıklarımızın. Anadolu’nun birçok şehrinde, her biri kendi merkezinde kaynayan, kendi hurucunun şartlarını ve imkanlarını hazırlamakla meşgul olan, bu yoğun meşgalede “sağa sola” bakmayan, varoluşunu başkalarının varlığına bağlamayan, kendi ruhi ve iradi hamlesine malik tefekkür ve hamle insanları yetişiyor. Muhkem bir fikir, sıhhatli bir istikamet, cevval bir faaliyet, çelik bir irade ile çetin bir imtihana hazırlanan bu günün mahfuz yiğitleri, mutlaka yarın meydanı işgal edecek, sancağı burçlara dikecek ilim, fikir, hamle kadroları yetişiyor. Allah ve Resulüne iman etmiş, sadakatini sadece onlara sunmuş, onların en küçük (küçüğü mü olurmuş) emrini, tavsiyesini kainattan daha kıymetli gören, onların bir işaretiyle yeryüzündeki tüm kıymetleri tepeleyecek olan temiz bir kadro geliyor.
Bu gün İstanbul’a karşı belli belirsiz bir mücadelenin yürütüldüğünü zannettiğimiz, yarın İstanbul’a karşı sancağın açılacağını ümit ettiğimiz, İstanbul’un kirli, çirkin, istismarcı yüzünü kutsamak yerine onunla hesaplaşmak için hazırlanan Anadolu, İslam’ı berrak haliyle idrak, temsil ve tatbik etmenin imkanlarını ve şartlarını oluşturuyor.
*
İstanbul, özellikle basın, yayın, televizyon merkezi olduğu, bu konudaki inhisarını kaybetmek istemediği, bu inhisarını da bize göre ahlaksızca kullandığı için, Anadolu’da zuhur eden, zuhur hazırlıklarını yapan fikir ve hareketlerin tanınması, bilinmesi, faydalanılması ciddi zorluklarla karşılaşıyor. Bilinmeyince irtibat ve münasebet kurulamıyor, münasebet kurulamayınca müşterek havzalar oluşturulamıyor. Oysa ümmetin çok büyük çaplı bir “tefekkür patlamasına” ihtiyacı var. Önümüzde idrak, izah ve çözümünü bekleyen o kadar çok mesele birikti ki, mevzi çalışmalarla mesafe alınsa da, çok sayıda fikir ve ilim adamını harekete geçirecek, müşterek tefekkür havzalarında halvet, istişare ve teatide bulunmalarını mümkün kılacak, karşılıklı tesir trafiği ile “tefekkür patlamasını” tetikleyecek, tahrik edecek, çerçeveleyecek çabalar ve çalışmalar gerekiyor. Bu istikamete kilitlenmiş olarak, acizane Anadolu’nun muhtelif beldelerinde ortaya çıkan ama aynı zamanda “fikirdaşlarını” arayan merkezlerin tanıtımını yapmak niyetiyle bu işe başladık.
Umulur ki birbirini (birbirimizi) tanımamıza vesile olur, umulur ki birbirimize faydalı olur, umulur ki birbirimize katkısı olur. Tanımadan, tanış olmadan, ruhların halveti temin edilmeden, birbiriyle alakasız, birbirine lakayt, birbirini umursamaz bir ruh, ahlak ve akıl kıvamında olmak, umumi çerçevede ümmet olmak, hususi çerçevede Müslüman olmakla telif edilebilir bir hal değil.
İstanbul artık Anadolu’yu mayalayamıyor, İstanbul artık Anadolu’yu besleyemiyor, İstanbul artık ceset yiyerek ayakta kalmaya çalışan, besin kaynağının tabii neticesi olarak da zıvanadan çıkan, mevzuları idrak ve izahtan, meselelere çözüm üretip tatbik etmekten aciz düştü. Sürekli Anadolu’yu sömüren, Anadolu’nun insan kaynaklarını (fikir ve ilim adamı istidatlarını) kendine celbeden fakat kendinden cem ettiği kıymetleri değersizleştiren illetli bir havza haline geldi. Berrak bir tefekkür için sanki İstanbul’dan uzak kalmak ön şart haline geldi. Hal buysa, Anadolu’ya dikkat kesilmek, Anadolu’daki deverana rikkatle yönelmek zamanı geldi.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir