ANADOLU’DA MAŞERİ HÜZNÜN DİLİ:YEMEN TÜRKÜSÜ-1-

Anadolu’da Mâşerî Hüznün Dili: Yemen Türküsü-1

Kaynağını Mekke’den alıp irfan medeniyetini inşa eden muazzez milletimizin savaş ve seferberlik gurbetlerini, hasretlerini, acılarını ve her haneden en az bir şehit vererek yaşadığı alınyazısını bir türkü ile de anlamak mümkündür.

Her yaştan ve rütbeden askerimizin uzak diyarlardaki milletdaşları için şehit oluşlarını, din ü devlet ve medeniyeti için nasıl bir çilelere, gurbetlere gark olduğunu, dönülmesinin mümkünü olmayan savaşlarda ana, baba, eş ve evlât hasretleriyle yanıp kavrulduğunu, Sultan Abdulaziz zamanından Birinci Cihan Harbi sonuna kadar üç neslin acı yüklü Yemen Seferlerinden geçtiğini bir türkümüz ölümsüz bir şekilde kalplere ve hafızalara nakşetmektedir.

Bu türkü ki, âlî milletimizin vatan, gurbet ve fedakârlık anlayışını ciltler dolusu kitaplardan daha iyi ifade etmektedir. Bu amansız acı ve hasret yüklü türkü Yemen Türküsü’dür. Bu türkü ve bu millet et-tırnak misâli, yürek dili bakımından birbirinin ayrılmaz parçası, birbirine hüzün ve ıstırap ile bağlılığın aynası olmuştur. Ahmet Hamdi Tanpınar da zamanında böyle düşünmüş, “Yemen Türküsü ile ona benzer türküler Anadolu’nun iç romanını yaparlar” demişti.

“HAVADA BULUT YOK BU NE DUMANDIR”

Bu bakımdandır ki, bir sıtma gibi gelip her haneden bir erkeğin, bâzan iki kardeşin aynı anda asker olarak Yemen diyârında şehit olması, millet derununda Yemen Türküleri, Kerbelâ ağıtları gibi yer etmiştir. Arda arda Yemen’e çıkan sülüslerin hanelerde yaşattığı hüzün ve firaklar tarih kitaplarının soğuk siyasî anlatımına sığacak kadar savaş bülteni şeklinde yazılamazdı.

Keza Yemen Harplerinin tarih kitaplarına düşen siyasî tarih kısmını millet çoktan unuttu. Fakat o acı dolu Yemen Harplerinde yaşanan hüzün ve ağıtlardan kalplerde silinmeyen bir manzum destan, bir manzum hikâye kalmıştır.

Yemen Türküleri’nin yüz otuz yıllık hikâyesini bilerek dinleyenlerin yürekleri, her dinleyişte “kibrit gibi yanıp tutuşur.” Yemen Türküleri’nin hikâyesini bilmeyenler ecdâdını da bilmiyor demektir.

Savaş gurbetleri ve çileleri üstüne söylenmiş nice türkülerimiz arasında maşerî acıyı en kuvvetli ifade eden birden çok besteleriyle Yemen Türküleri olmuştur: “Havada bulut yok bu ne dumandır / Mahlede ölüm yok bu ne şivendir / Şu Yemen elleri ne yamandır / Kışlanın önünde redif sesi var / Açın çantasını acep nesi var / Bir çift potini ile bir de fesi var.”

Âh, Yemen gurbetlerinde evlâtlarını şehit veren Anadolulu ve Rumelili analar! O Yemen ki ecdadımızın yüreklerini dağlamış, mazlum anaların yüreğinde figan koparmıştı Yemen ağıtlarıyla: “Yemen yolu çukurdandır / Karavanam bakırdandır / Zenginimiz bedel verir / Askerimiz fakirdendir.”

Hüzünlü tarihimizde bir inkırazın adıdır şu Yemen Harpleri. Tarihimiz cihetinden Yemen, devlet bünyesindeki inkırazlı bir imtihandı. İnkıraz yazılı bir mukadderatın firaka, acıya, mihnete, hasrete ve ölüme dönüşün takvimidir Yemen seferleri. Yemen, uzaktaki bir arka bahçeyken inkıraz yurduna dönmüştü: “Haydi şanlı ordumuz / Yemen bizim yurdumuz / Yok mu vatan duygusu / Marş marş ileri / ileridedir şan yeri / Nice yıldır şu Yemen / Millet kanı döküyor / Vatan için can veren / Ana boynu büküyor.”

Öyle ki, kanlı ve hüzünlü Yemen inkırazı Anadolu’da anaların, eşlerin ve yetim kalan evlâtların yüreklerini yakıp kavuran bir türküye, bir ağıta dönüşecekti: “Kışlanın ardında bir kırık testi / Askerin üstüne sam yeli esti / Gelinlik tazeler ümidi kesti / Kışlanın önünde binektaşı / Yoklama yapıyor bizim binbaşı / Sefere giderler çavuş, onbaşı / Ah o yemendir gülü çemendir / Kışlanın ardını duman bağlıdı / Analar babalar kara bağladı / Yemen’e gidene herkes ağladı.”

Şeametli bir zamandı Yemen isyanları. Osmanlı’nın son kahramanları için “sûr”un çalınışıydı. Devlet-i Âliye’nin bünyesinde bir cerahatti Yemen. Patladı cerahat; inkırazlı gaflet aktı. Yeni silkinişlerin acılı tarihi oldu Yemen Harpleri ve Yemen gurbetine üstüne söylenmiş türküler.

“ŞOL YEMEN’DE CAN VERENLER / BİRİ MEHMET BİRİ MEMİŞ”

Askerimizin Devlet-i Âliye’nin bekâsı için sefere çıkışının adıdır Yemen çölleri. Arkalarında bıraktıkları ana, baba, eş ve yetim evlatlarının gözyaşlarına rağmen şol Yemen’de can veren Mehmet’le Memiş hesapsız millet sevdasından dolayı yayan yapıldak sefer eylemişlerdi acı Yemen’e. “Tarlada biter kamış / Uzar gider vermez yemiş / Şol Yemen’de can verenler / Bir Mehmet, biri Memiş.”

Sıladan ayrılamayan yeni evli gençler “Yemen Yemen şanlı Yemen / Toprakları kanlı Yemen / Ben Yemen’e dayanamam / Nazlı yardan ayrılamam / Gitmem Yemen’e Yemen’e ” diyerek nazlansalar da, anaları “Gitme Yemen’e Yemen’e / Yemen sıcak dayanaman / Kalk borusu çalınca / Sen küçüksün uyanaman” deseler de devlet ve milletin izzeti için gidip de dönmemek, dönüp de görmemek üzere sebil oldular Yemen’e.

Yüreği hep yanında olan analar, bıyığı yeni terlemiş tazecik delikanlı evlâtlarının Yemen gibi acı, gurbet ve ölüm çeken topraklara gitmelerine işte bu yüzden ağıt yaktılar. Memlekette ihtiyat askerinin azalmasından dolayı toy ve bedenen tam oturmamış, daha çocuk sûretindeki gençlerin Yemen’e gönderilmesi bütün hanelerin ciğerine ateş düşürmüştür. Öyle ki, Yemen’e asker dayanmıyor. Devlet-i Âli bir kanun çıkarır. On beş yaşına giren ve “on beşli tertipler” denilen tıfıl gençler Yemen’e götürülmek için kışlalara toplanmıştır. “Hey on beşli on beşli / Tokat yolları taşlı…” sözleri bu mânada yakılmış Yemen türkülerindendir.

Ölümcül hasretten bir verem gibi sızlayan anaların yüreklerinden kopan figândır Yemen ağıtları: “Gökte uçan kırlangıçlar / Siz Yemen’i biliniz mi? / Guzularım şehit mi m’oldu? Siz onları gördünüz mü?”

Yemen’de şehit olan oğlunun naaşının gömülmeyip çölde güneş altında çürüdüğünü, gözlerini karıncaların oyduğunu düşünen bir ananın yerinde olabilir misiniz? Onun yüreğinde boşanan kanlı göz yaşlarını bugün bile anlayabilir misiniz?: “Günden yanı soldu m’ola / Yerden yanı uldu m’ola / Mehmed’imin ela gözün / Garıncalar oydu m’ola.”

Âh, Yemen çöllerinde evlâtlarını kaybeden anaların gözyaşları! “Yat da dizimde nazlayım / Kara kekilin düzleyim / Sene bir, yıl on iki ay / Hangi bir gün yol gözleyim / Uyu yavrum kadersizim / Yüzbaşılar yüzbaşılar / Tabur tabur karşılar / Yağmur yağıp gün vurunca / Yatan şehitler ışılar / Uyu yavrum kadersizim.”

Askerimizin ıstırapla yoğruluşunun, arkadan hançerlenişinin, gurbet derdiyle kahroluşunun ateşten bir destanıdır Yemen Türküleri. Evlât hasretlerinin semayı kaplayıp hüzünlü bir rahmet yağmuru gibi Anadolu’yu bir baştan bir başa gözyaşlarıyla suladığı bir tarihtir Yemen kıyamının türküleri.

“YEMEN’E DE BENİM AĞAM YEMEN’E”

Her hanede bir ayrılığın, bir gözyaşının hikâyesidir Yemen. Hüzünlü savaş tarihimizden hisse almak mı istiyorsunuz? Öyleyse Yemen ağıtlarının en çetini olan “Mihrali Bey Ağıdı” nı, yani Yemen’e giden Mihrali Bey’in memlekette kalan oğlu Rüştü Bey’e hitabını kalp kulağınızla dinlemeniz gerek:

“Ben gidiyom Rüştü Bey’im ağlama / Köz koyup da ciğerimi dağlama /Alay gitti beni burda eğleme/ Yemen’e de benim ağam Yemen’e / Erdi mi m’ola Mihrali Bey Yemen’e / Kurdu m’ola çadırları çimene / Oğul köz düştüğü yeri yakar kime ne / Oğul dert benim değil mi vallah kime ne / Ben gidiyom Rüştü Bey’im sana bir nişan / Susuzluktan alayları perişan / Hiç iflah olur mu Yemen’e düşen / Yemen’e de benim ağam Yemen’e / Oğul dert benim değil mi vallah kime ne / Devlete bağlıdır şu senin başın / Cihanda arasan bulunmaz eşin / Elliye altmışa yakındır yaşın / Yemen’e de benim ağam Yemen’e.”

Çanakkale Tabyaları gibi şehitler tarihimizin ve cephelerde kayboluşumuzun en yaman bir cüzünü dile getiren ve âhımızı göklere çıkaran Yemen türküleri Devlet-i Âliye’nin üç nesil askerini şehit alan seferlerin hüzün dolu hikâyesidir: “Kışlanın önünde sıra söğütler / Yüzbaşı, binbaşı asker öğütler / Kışlanın önünde çalınır sazlar / Yüreğim yanıyor ciğerim sızlar / Yemen’e giden babayiğitler / Yemen’e gidene ağlıyor kızlar.”

“GİTME YEMEN’E YEMEN’E”

Âh, “Gitme Yemen’e Yemen’e / Karışın toza dumana / Bari mektubunu gönder / Ananı koyma gümana” diyen anaların yürekleri delip geçen sayhaları! Evlâtlarının sıladan ayrılışlarını bakın nasıl dile getirmişler?: “Bir gemiye doldurdular / İstanbul’a bildirdiler / Sallar gemi döver dalga / Gül benzini soldurdular.”

O anaların evlâtları ise kanlı Yemen’de yaşadıklarını şöyle dökmüşler türkülere: “Yemen’in kahrına girdik gireli / Kaderin denizine düştük düşeli / Arpaya buğdaya hasret kaldık / Aç aça aşmadayız dağlardan / Otu toprağı yeriz bağlardan / Yemen’in dağları çoktur uludur / Her kumu da cehennem yoludur / Ulu Mevlâm attı bizi Yemen’e.”

Ah, kadir Mevlâm’ın Yemen’e atıp sınadığı askerler! Onların çektiklerine yürek dayanır mı?: “Tüfeğim kayada asılı kaldı / Esvabım sandıkta basılı kaldı / Nişanlım ben ile küsülü kaldı / Gümüş cezvelerim kaynar ocakta / Yemen çöllerinde kaldım sıcakta / Altı aylık yavrum kaldı kucakta.”

Ah! Yemen’de evlâdını kaybedip de ağıt düzen ananın yanan ciğeri: “Yemen’in ardı dağlar / Yağlığını kıvrak bağlar / Koyurun da Musa’m gelsin / Yemen’de oturan beyler.” Ana biliyor ki, Musa Yemen’de gelmeyecek ve ondan geriye sadece yaktığı ağıtlar kalacak.

Yemen’de şehit düşen oğlu Hüseyin’in sesini meleklerin işittiğini söyleyen kara kaderli ananın ağıtına kulak verelim: “Nesini deyim nesini / Kim bulmuş kanlı fesini / Gökte melekler işitmiş / Hüseyin’imin sesini.”

Yemen türküleri böyledir işte. Her Anadolu insanının yüreğinde bir Yemen yarası vardır. Bir yaşlı nineye sorarlar: “Yemen türküsü söylerken niye ağlarsın? Diyor ki: “Şu gördüğünüz vadide oğlak güttüm, oyun oynadım. Bir akrabanın iki oğlu vardı. Onlar benim oyun arkadaşlarımdı. Büyüdüler, Yemen’e gidip bir daha dönmediler. Aklıma onlar geliyor türkü söylerken. İşte onlara ağlıyorum.”

Ah, zalım Yemen! Savaş gurbetlerinin en çetini.

“SOYKA YEMEN YİĞİT KOYMADI BİZDE”

Yemen üstüne türküler ve ağıtlar yakılması, Birinci Cihan Harbinden çok evvel Sultan Abdülaziz devrinde başlar. Yemen’de harp olmasa dahi asker olarak gidenin ne vakit geleceği veya gelip gelmeyeceğini Allah’tan başka kimse bilemez. Bu bakımdandır ki Anadolulu bir kadının Yemen türkülerinden biri olan şu figanına nasıl dayanmalı?:

“Merhametsiz padişahlar askeri / On sene bekletiyorlar Hicaz’da / Genç iken kocadım yitirdim yâri / Soyka Yemen yiğit koymadı bizde / N’olur karlı dağlar n’olur / Asker yârim gelse yaralarım ey’olur / Padişaha söyleyin yâri göndersin / Bu kanunu bu zagonu (nizamı) döndersin / On seneyi bir seneye indirsin / Hiç mi merhamet yok Sultan Aziz’de / Gelin ömrüm geçti ben bozuluyom / Kara saçıma ağ’ördürdüm, düzlüyom / On senedir asker yolu gözlüyom / Saçım ağırdı, fer kalmadı gözde / On yıl oldu yârimden ayrılalı / Söyleyin Sultan Aziz’e göndersin yârimi…”

Türkülerimizin şerhçisi şair Ali Akbaş mısralarıyla katılmış Yemen’deki yârini bekleyen eşin yanıp yakılışlarına: “Yemen’in yolları güllü, çemenli / Söylemiş gelinler gözleri nemli.”

Acıyla imtihan olan yüreğimizin ezgiye dökülüşü ve ciğerimizin yanışının sesidir Yemen Türküleri. Anadolu’nun kalbinin kopuşu, sökün edişidir. Anaların, eşlerin yüreklerinde kopan bir kıyamettir: “Şu Yemen’e giden gelmiyor / Cerrah gelip yarımıza bakmıyor / Yiğitlerin hiçbirisi kalkmıyor / Yemen çöllerinde kaldım Allah’ım.”

“YEMEN BİZİM NEYİMİZE / ŞİVEN DÜŞTÜ EVİMİZE”

Her gidilen cephe, şehit verilen bir vatan parçasıydı. Ama bir yer vardı ki, orası acı, hasret ve şehit çeken, gidenin gelmediği, havada bulut yokken hüzün dumanlarının göğü sardığı, mahlede ölüm yokken yüreklere şivenin düştüğü, adına türkülerin yakıldığı Yemen’di. Şehitleri sinesinde toplayan zalım bir yerdi Yemen. Anadolu’dan üç tertip askeri alıp da geri göndermeyen işte bu türkülerdeki “zalım Yemen”di. “Ah o Yemen’dir gülü çemendir / Giden gelmiyor acep nedendir.”

Öyle ki, Yemen’e sülüsü çıkan askerin baba ocağına ateş düşmüş gibi olurdu. Hanelerde erkek evlâdın nesli azalıyordu. Yürekleri dağlayan bu mâşerî hüznü ve acıyı ancak Yemen Türküleriyle anlayabilir ve kalbimizde hissedebiliriz. “Yemen bizim neyimize / Şiven düştü evimize / Bak yavrular yetim kaldı / Güvenmeyin beyinize.”

Yemen’e yolladığı ağasıyla aynı ıstırapları paylaşmak isteyen eşin duygularını anlamak için bu milletin harplerde yaşadığı hüzün ve gurbet tarihini bilmek gerek: “Giderse ağam sana köleyim / Cemalin bir gülsün ben de geleyim / Yemen çöllerinde senle öleyim.”

“YEMEN’E GİDENİ GELİR Mİ SANDIN?”

Muhteşem devletlerinin haysiyeti için Mehmet ve Memiş’ler dârülislâmın son hudutlarına kadar dualarla, türkülerle yollanmışlardı. “Mızıka çalındı düğün mü sandın / Al yeşil bayrağı gelin mi sandın / Yemen’e gideni gelir mi sandın / Dön gel ağam, dön gel dayanamirem / Uyku gaflet basmış uyanamirem / Ağam öldüğüne inanamırem…”

Milletçe yaşanılan hüzün, gurbet, ölüm ve ayrılığın tarihçesidir Yemen ellerinde başımıza gelenler. Üç tertip buyunca cümleten akıttığımız gözyaşımızı ve kanayan yüreğimizi nağmelendiren Yemen Türküsü’nün maşerî hüzün diline Bedri Rahmi Eyüpoğlu da inanmış mısralarıyla: “Kitaplarda değil türkülerde ara Yemen’i / Öleni, kalanı, gidip gelmeyeni / Ben türkülerden aldım haberi / Ah bu türküler hilesiz hurdasız.”

Erkek zürriyetine musallat olup aldığını geri vermeyen, mihnet ve ölümün kol gezdiği Yemen diyârı, bu milletin ağıtlı bir imtihanıydı. “Alnında parıldar kaşı / Ağzında ışıldar dişi / Ben getirdim iki oğlum / Birini bana ver yüzbaşım.”

İşte Yemen’e böyle bir hâl ile gitmişti ceddimiz. “Nanay yavrum” diyerek, “Zalım Yemen” diyerek. Fakat gitmişlerdi, kalbini ve inancını kavî tutarak. Nihayetinde Yemen seferleri Yemen Türküsüne dönüşerek Anadolu insanını yürek dilinde ağıt olmuş ve devlet-i âliye’nin inkıraz sonrası ıstıraplı bir yeniden dirilişine vesile olmuştu: “Ağamı yolladım Yemen eline / Çifte tabancalar takmış beline / Ayrılmak olur mu taze geline.”

Yemen Türküleri o hüzünlü seferlerden bu yana millî ıstırabımızın ve âh’ı göklere ulaşan anaların, eşlerin yüreklerinden kopan figanın nağmesi olmuştu. Mehmet ve Memiş’lerin Yemen’deki Türk kalesi Huş’ta yaşadıkları acılı hasretlerini ve şehitliğe uçmalarını başka hangi türküler dile getirebilirdi?: “Burası Huş’tur yolu yokuştur / Giden gelmiyor acep ne iştir.”

Bu milletin maşerî hüznünü yani derûnunu ifade eden türküler millî değeri haizdir. Her kafa ile her yerde söylenmesine müsaade edilmemeli ve milletin soylu hüzünlerinin sembolü sayılarak “Millet Türküleri” adı altında muhafaza altına alınmalıdır.

Yemen Türküleri, cümleten gurbete ve şehitliğe akan milletimizin acıyla yoğruluş nağmeleridir. İnanç köklerimizden beslenen ve maşerî hüznümüzü sayhalaştıran bu türkünün mânasına uygun düşmeyen kişiler tarafından geleneğimize aykırı içkili gazino gibi gayrı millî yerlerde söylenmesine, millî değerlerimize ağyar olan zümre ve sanatçılar tarafından icra edilmesine izin verilmemelidir. Millî hususiyeti dolayısıyla idrâkimizde yer etmiş bazı mûsikilerimiz ve şiirlerimiz gibi Yemen Türküsü de hususi bir tazim içerisinde söylenmeli ve yozlaştırılmaktan korunmalıdır.

Çünkü Yemen Türkülerinin yaşattığı bir millet ruhu vardır. Bu türkümüz kulağa hoş gelen, yalnızca ses ve sözden ibaret bir beste değildir. Istırap ve hüzünle yoğrulmuş bir savaş tarihimizin millet derununda bıraktığı izler sebebiyle millî değere sahip bir nağmedir. Salâlar, ilahî mersiyeler gibi manevî ve tarihî itibarı vardır. Şehitlerin, ana, baba, evlât ve dul gelinlerin, yani cümleten millet sadâkatinin nağmelenmiş bir vesikasıdır.

Yemen seferlerinin yapıldığı zamanlarda aydını ve devletiyle aynı inanç değerlerini birebir paylaşan ve askere gitmeyi Peygamber ocağına gitmek olarak bilen milletimizin maşerî hüznünü nağmeleştiren Yemen Türkülerini kurtaralım.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir