ANAYASA MI TEŞKİLAT-I ESASİYE KANUNU MU?

ANAYASA MI TEŞKİLATI ESASİYE KANUNU MU?
Anayasa ile Teşkilatı Esasiye Kanunu arasındaki fark nedir? Anayasaya, ülkedeki hukukun kaynağıdır. Teşkilatı Esasiye Kanunu ise ülkedeki devletin çatı örgütlerinin kanunudur.
Anayasaya hukukun kaynağı muamelesi yapmak, onunla hakları ve hürriyetleri dağıtmak demektir. Anayasa ile hak ve hürriyetleri dağıtma tekelini elinde bulundurmak, sıfır noktasından başlamaktır. Anayasa yazılırken, hiç kimsenin hiçbir hakkı yoktur, anayasada hangi hak ve hürriyetler bahşedilirse insanlar onlara sahiptir.
Teşkilatı Esasiye Kanunu ise hak ve hürriyetlerden bahsetmez. Hak ve hürriyetler mevcut ve sabittir. Bu vasatta devletin ana teşkilat yapısının nasıl olacağını, salahiyetlerinin ve sınırlarının neler olduğunu gösterir. Dolayısıyla insanlar hak ve hürriyetlerini nereden (hangi kaynaktan) alıyorlarsa, devlet (ve onu teşkil eden örgütler) de salahiyetlerini oradan alır. Ferd, cemiyet ve devlet hukuk karşısında aynı sıraya dizilmiştir, eşittirler. Devlet olmaktan kaynaklanan bir imtiyaz yoktur.
*
Anayasayı hukuk (hak ve hürriyetler) kaynağı olarak görmek, onu yapanlara hak ve hürriyetleri bahşetme yetkisi vermek demektir. Anlaşılmayan nokta tam da burası… “Anayasa nasıl olmalıdır?” sorusu yanlış sorudur. Doğru soru, “Anayasa nedir?” sorusudur. Anayasa hukuk kaynağı ise, halka bazı hakları bahşedip bazılarından mahrum edecek salahiyeti baştan tanımış oluruz. Anayasayı ise bir ülkedeki en güçlü siyasi, felsefi, dini vs guruplar yapıyor. Tatbikat tecrübeleri hep bunu göstermiştir. En güçlünün yapageldiği ve mahiyeti hak kaynağı olan anayasa anlayışı, hukuk mücadelesi değil “güç mücadelesi” olur.
Teşkilatı Esasiye Kanunu ise, her insanın ve her kuruluşun (devlet de dahil) eşit olduğu noktasından hareket eder. Dolayısıyla hak dağıtmaz, insanların haklarının eşit olduğu, kuruluşların ise insanların ihtiyaçlarını karşılama görevini yerine getirmekten ibaret olduğu düşüncesine dayanır.
*
Anayasa hukuk kaynağı olarak kabul edildiği için devleti insana önceler. Devleti imtiyazlı ve kudretli kılar. Dolayısıyla halkı devletin hizmetkarı (kulu, kölesi) yapar. Özünde hak ve hürriyetleri bahşetmek gibi bir “uluhiyet” iddiası olduğu için bunu yaparken vicdanı kımıldamaz bile… Anayasada devlet-insan eşitliğini sağlamak mümkün değildir.
Teşkilatı Esasiye Kanunu, devlet ile insan arasında fark gözetemez. Dolayısıyla devleti önceleyip insanı hizmetkar yapamaz. Devlet teşkilatlarının ihtiyaca uygun olarak kurulması ve yönetilmesini temin eder.
*
Anayasayı hak kaynağı olarak gördüğümüzde, onu yapanların hak dağıtımına da razı olacağız demektir. Dolayısıyla gücü elinde bulunduranlar halkın bir kısmını “dost”, bir kısmını “düşman” olarak tarif edebiliyorlar. Kültürel anlamda eline böyle bir yetki verilen güç sahiplerinin “tanrı” gibi davranmasına mani olacak şey nedir? Yine güç… Türkiye seksen yıldır ürettiği kültürle anayasaya hak kaynağı olarak bakmıştır. Dolayısıyla gücü elinde tutan Kemalistler, ülkede dost, düşman tarifleri yaptı. Hak ve hürriyetleri halkın bir kısmına sınırsız dağıttı, diğerlerine damlattı. Hakların kaynağı anayasa, anayasanın kaynağı da güç ise, anayasaya karşı mücadele etmenin yolu da güçten geçmez mi? Seksen yıldır bir de anlamaz edalarla soruyorlar, “İnsanlar niye isyan ediyor?” diye… Allah Allah… Niye isyan ediyorlar ki…
*
İlla adı anayasa olacaksa, mahiyeti şudur. Anayasa, insanlara hak ve hürriyetlerini bahşedemez. Böyle bir haddini bilmez dil ile yazılamaz. Anayasa, insanların hak ve hürriyetlerini muhafaza altına alır. Onların kullanılmasını mümkün kılan tedbirleri alır. Bir ülkede ne kadar farklı siyasi düşünce varsa hepsini kuşatır ve hepsinin hayatını kendi düşüncesi istikametinde yaşamasını mümkün kılan düzenlemeleri yapar ve tedbirleri alır.
Devlet ile halkın eşit olmasının birinci şartı, devleti tanzim eden kanunla, vatandaşın haklarını muhafaza altına alan kanunun eşit olmasıdır. Birine “ana yasa” diğerine “yasa” dediğinizde, devlet ile halkın eşit olmasının teorik altyapısını imha etmiş olursunuz.
Temel hak ve hürriyetlerin doğuştan varolduğunu kabul etmeyen bir kültür ve anlayış anayasaya ihtiyaç duyar ve anayasa ile hak ve hürriyetleri dağıtır. Bu düşüncenin insanlıkla hiçbir ilgisi yoktur. İlla da bir ilgisi olduğu kabul edilecekse, “köle düşünce sistemi” olarak isimlendirilebilir.
Temel hak ve hürriyetler, kazanılmaz. Doğuştan da kazanılmaz. Onlar, insanın varlığının asli parçalarıdır. İnsan olarak doğmak, bu hak ve hürriyetlere sahip olmaktır. Temel hak ve hürriyetlere sahip olmadan doğduğu düşünülen varlığa insan demiyoruz ki. O başka bir varlıktır. Bu sebeple, hak ve hürriyetlerin dağıtımından bahseden yaklaşım, insanlardan değil başka bir varlıktan bahsediyor. Bunların insanlıkla ilgisi yok, görüldüğü yerde başı ezilmelidir.
*
Teşkilatı Esasiye Kanunu, Osmanlı isimlendirmesidir. Osmanlının ölürken yaptığı isimlendirmeler bile harikuladedir. Zira bir medeniyet izi taşır. Osmanlı siyasi sisteminde bulunan Saltanat, bu mahirane isimlendirmeye gölge düşürebilir. Bu sebeple, Osmanlı siyasi sisteminin tedailerini tecrit etmek için “Devlet Teşkilat Kanunu” ismini verelim.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir