ANLADIĞI BİLDİĞİNDEN ÇOK OLANLAR

ANLADIĞI BİLDİĞİNDEN ÇOK OLANLAR
Bilmek, öğrenme ameliyesinin neticesinde meydana gelen zihni durumdur. Fikir ise idrak faaliyeti neticesinde elde edilen “hususi bilgi”dir. İnsanın varlık ve vakıalarla münasebeti ya öğrenme faaliyeti ile veya idrak faaliyeti iledir. Birincisinde bilgi sahibi olur, ikincisinde fikir…
Bilgi, zihni faaliyet çeşitlerinin tamamının altyapısıdır. Bu sebeple önce bilgilenmek (öğrenmek) gerekir. Fakat sadece öğrenmekten ibaret olan zihni faaliyet, tefekkür faaliyeti haline gelemez ve idrak faaliyetini gerçekleştiremez.
Zihni faaliyet ile tefekkür faaliyetini birbirine karıştıran insanlar, zihni çalkantılarını da “düşünmek” zannediyor. Zihni faaliyet asla durmaz, kesintisiz olarak uykuda da devam eder. İnsanın zihni evreni de maddi evrendeki gibi “mütemadi hareket-deveran” halindedir. Tefekkür faaliyeti, zihni evrenin deveran halindeki hareketliliğinin içinde, maksadı ve istikameti, hedefi ve güzergahı, esası ve usulü olan akıl veya şuur faaliyetidir. Zihni faaliyetler içinde “hususi bir faaliyet” türüdür.
*
Bilmek, bilgi sahibi olmak kıymetlidir. Bilmeden yapılabilecek bir şey yok. Fakat anlaşılmamış bilginin tatbik imkanı yok. Bilmekle yapılabilecek iş, yapılageldiği gibi yapmaktır. Oysa şartlar değiştiğinde, bir işin yapılageldiği gibi yapılabilmesi mümkün değil. Zamanın gerisinde kalmak da zaten budur. Bilgiyi anlayan, hangi şartlarda nasıl tatbik edeceğini bilir. Anlamayan şablona teslim olur.
Tatbikatı zamana ve şartlara bağlı olmayan “mutlak bilgi” var. Namaz gibi… Bu bilgilerin tatbikatı tüm zamanlarda aynıdır. Buna rağmen “mutlak bilgilerin” de anlaşılması lazım. Anlamadan tatbikine devam etmek, bardaktaki çayın veya suyun bitmesine rağmen içme hareketlerini tekrarlamaya benzer. Veya kıraatsiz namaz kılınması gibidir. Kıyamsa kıyam… Rükû ise rükû… Peki namaz tamam mı? Hayır.
Bilmek tekrara mahkum eder, tekamül için idrak etmek şart. Hayatın zaman ayarı, idrak marifetiyle fark edilir. Bilgide zaman yoktur. Zaman idraktedir. Öğrenmek insanı zamanın herhangi bir dönemine hapseder. Çünkü öğrenilen bilgi zamanın bir döneminde üretilmiştir. Fakat idrak etmek zamanın muhtevasına nüfuz etmeyi mümkün kılar.
*
İslam’ı öğrenmeli miyiz, anlamalı mıyız? Bunlar birbirinin alternatifi değil. Aynı güzergahın birbirini takip eden süreçleridir. Hem öğrenmeliyiz hem de anlamalıyız.
İslam’ın öğrenildiği (ki bu da hakkıyla gerçekleştirilemiyor) bir çağda yaşıyoruz. Her nedense öğrenmekle iktifa ediyoruz. Öğrenmek anlamaktan öncedir ama aslolan anlamaktır.
İslam’ı bilenler kıymetlidir. Fakat kıymetleri, İslam ile ilgili bilgilerin nakli noktasındadır. İslam’ın naklinin kıymeti tabii ki yüksektir.
İslam’ı anlayanlar hem nakledebilirler hem de “İslami hayatı” inşa edebilirler. İslam’ı sadece öğrenen ve nakledenler, İslam’ın Müslümanlardan talep ettiği hayatı inşa edemezler.
Müslümanlar, birkaç asırdır İslami hayatı inşa edemiyorlar. İslam ile alakaları bilmek seviyesinde olduğu için nakilden başka bir şey yapamıyorlar. Bu, çok ağır bir durumdur. Çünkü başkalarının (batının) inşa ettiği hayat içinde çırpınıp duruyorlar.
*
Müslümanlara, anladığı bildiğinden çok olan insanlar lazım. Bilgisi az olan insanlar değil kastımız. Anladığı bildiğinden çok olanlar…
Bir Ayet-i Kerime’yi okuduğunda ondan bir cilt eser çıkaracak hacimde anlayanlar, bir Hadis-i Şerifi okuduğunda ondaki mananın müessesesini inşa edecek insanlar lazım. Müslümanların bir kısmı önceki kitapları tekrarlıyor, bir kısmı da Kur’an-ı Kerim’i tekrarlıyor. Kur’an-ı Kerim’in tekrarı bile kıymetlidir muhakkak ama adama bakıyorsun, konuşmasının tamamı, Ayet-i Kerime’den ibaret. Tamam da be adam, o, kitapta yazıyor zaten. Sen ondan bir şey anladın mı anlamadın mı? Anladıysan onu anlatır mısın lütfen…
Bir tane İslami müessese inşa edemeyenler ağzı dolusu konuşuyor. İnşa etmek bir takım imkan ve şartlar ister, anladık. Fakat bir tane müessese fikri bile yok. “Kurucu şahsiyet” olamaz her insan, tamam fakat “kurucu düşünce” neden üretilemiyor?
*
Kur’an-ı Kerim, kainat, insan ve hayat temel bahislerini ve bunların tüm şubelerini izah ediyor. Varlık yekununu izah ederken, insan ve hayat bahislerini hem izah hem de inşa ediyor. Milyonlarca (belki milyarlarca) konu başlığı ve trilyonlarca cilt kitap tutan manayı ihtiva ediyor. Bundan da ibaret değil, daha bilmediğimiz, ismini koyamadığımız, gelecekte zuhur edecek sayısız bahis de o mana yekunu içindedir. Dolayısıyla sonsuz bir bilgi kaynağından bahsediyoruz. Bu kadar mana yekunu bir kitapta cem edilebilir mi? İnsan cinsi böyle işe güç yetiremez. Kur’an-ı Kerim Allah’ın kelamı olmak cihetiyle bu çapta (sonsuz) bir bilgi kaynağıdır ve bizzat kendisi mucizedir.
Sayfa sayısı belli (sınırlı), sure sayısı belli, ayet sayısı belli, kelime sayısı belli, harf sayısı belli fakat mana hacmi sınırsız… Öyleyse anladığı bildiğinden fazla olan insanlar lazım. Aslında Müslüman’ın en kısa tarifi, “anladığı bildiğinden fazla olan adam”dır. Fakat bu tarifin ihtiva ettiği hacme ulaşan Müslüman sayısı sınırlı olduğu için bu tariften bahsetmiyoruz. Hiç değilse, Müslümanlar anladığı bildiğinden fazla olan adam çıkarmalı. Çünkü Müslümanlara bu adamlar lazım. Teessüfle söylemek gerekir ki, durum tam ters istikamette gelişiyor. Bildiği anladığından çok olan adam doldu piyasa…
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir