ANLAMIYORSANIZ DİNLEYİN BARİ…

ANLAMIYORSANIZ DİNLEYİN BARİ…
Yazdık… Onlarca ihtilali ve yüzlerce siyasi hareketi tetkik etmiş birisi olarak yazdık. Siyasi hareketlerin, ihtilallerin anatomisini çıkarmış birisi olarak yazdık. Halk hareketleri, lidersiz hareketler, karargahsız hareketlerin mahiyetini titizlikle tahkik etmiş birisi olarak yazdık. 05.06.2013 tarihinde yayınlanan, “Gösteriler uzarsa yapılacak iş şu…” başlıklı yazıda ifade ettik.
Lidersiz hareketler kaotik hareketlerdir, karargahları yoktur, bunlara karşı alınacak tedbirler klasik usule tabii değil. Taksim hadiselerinin perde gerisinde organizasyon olduğu malum, ona takılıp da, liderli (karargahı olan) hareket muamelesi yapmak doğru değil, bu hareket mahiyeti gereği kaotiktir. Zaten gücünü kaotik olmasından alıyor, tedbir geliştirmenin zorluğu da kaotik hareket olmasıyla ilgilidir.
Kaotik hareketlerin lideri yoktur, sembolleri vardır. Semboller mıknatıs etkisi yapar, kendine çeker, kalabalığı kendi ekseninde toplar ve karargah haline gelir. Teşkilatlı (organize) hareketlerde karargah vurulur, imha edilir, cephe dağılır. Kaotik hareketlerde karargah ve lider olmadığı için, klasik tedbirler işe yaramaz, sembollerin vurulması gerekir.
Mısır halk ihtilalini yapan sembol “tahrir” meydanıydı. Taksim ve gezi parkı, Türkiye’deki hareketin sembolü oldu, sembolün vurulması gerekiyordu. Yani sembol ele geçirilmeliydi ve tekrar teslim edilmemeliydi. Hükümet de bunu yaptı ama bir de işin usulü vardı, yanlış usul ile yapıldı. Hükümet, sembolü polis zoruyla ele geçirdi, oysa sivil inisiyatifle ele geçirmeliydi. “Gösteriler uzarsa yapılacak iş şu…” başlıklı yazıda bunu izah ve teklif ettik.
Yazıda şunları söylemiştik;
“Fakat bu iş, fevkalade hassas bir mevzuudur. Polis ve jandarma gibi “üniforma” taşıyan birimlerin yapacağı iş değil, halk hareketlerinde üniformayı sokağa salmak, boğaya kırmızı pelerin sallamak gibidir. Üniformasız bir hal çaresi bulmak şart…
Hayatın sırlarından birisi de, her hayat sahasının veya mecrasının kendi içinde dengelenmesidir. Bir hayat alanını (mesela iktisadi alanı) başka bir hayat alanı (mesela siyaset) ile dengelemeye çalışmak, çok özel bir durumdur ve hususi şartlar ister. Tabii olanı bir hayat alanının yine o alan içindeki unsurlarla dengelenmesidir. Farklı hayat alanlarının birbirini dengelemesi tabii ki mümkündür ve lüzumludur ama buradaki denge, tüm cemiyeti içine alacak “büyük denge”dir. Taksim hadisesi özelinde meseleye bakıldığında, halk hareketlenmelerini, halk (yani aynı hayat alanı) ile dengelemek daha tabii ve tesirlidir. Bu sebepledir ki, sembol mekanın işgalden kurtarılması, üniformalı birimler tarafından değil, işgali yapanlarla aynı özelliklerdeki kitleler tarafından gerçekleştirilmelidir.
Halkın (içinde marjinal ve illegal gurupların olması bu noktada mühim değil) işgal ettiği sembol mekanın halk tarafından kurtarılması, işgalcilerin sahip oldukları meşruiyet hissini iptal eder. Zaten bu tür hadiselerde ilk hedef, kitlelerdeki “meşruiyet hissidir”. “Meşruiyet hissi” başka bir hayat alanından taşınan güçlerle yok edilemez, aynı hayat alanının unsurları da o meşruiyete sahip olduğu için, bunlar tarafından tesirsiz hale getirilebilir.”
Bunun nasıl yapılacağını da izah ettik.
“Nasıl yapılmalı ki maksat hasıl olsun, aksi tesirler üretmesin?
Taksimdeki işgalcilerin en azından beş katı bir kitle seferber edilmeli, parça parça Taksime sevk edilmeli, yavaş yavaş mekan işgal edilmelidir. Herhangi bir tartışma ve çatışma ihtimaline karşı sivil güvenlik güçleri kalabalık içinde bulunmalı fakat çatışma tehlikesi ciddi şekilde ortaya çıkana kadar asla müdahale etmemelidir.
Meydana, işgalcilere yer kalmayacak kadar kitle, yavaş yavaş yığılmalı, sivil taraflar arasında çatışmalı ortam oluşturulmamalıdır. İşgalcilerin boşalttığı her santimetre kareye insan yığılmalı, meydanı terk etmeyen işgalciler sivil ablukaya alınmalı, dışarıdan girişe müsaade edilmemeli, içeriden çıkışa yol açılmalıdır.”
*
Kendi yazımızdan iktibas yapmak hoş değil tabii ki. “Biz söylemiştik” cinsinden edalar takınılacak ve keyfi yaşanılacak günlerde değiliz. Derdimiz, meselenin en hızlı şekilde ve en az zararla halledilmesidir.
Sivil karşı ağırlık bu işin sırrıdır. Başbakanın miting düzenlemesi doğrudur, İslam dünyasında destek mitinglerinin başlaması ise arzuladığımız ve planlanmasını istediğimiz bir hareketti. Buraya kadar güzel, ne var ki esas olan, taksimin halk tarafından işgalden kurtarılmasıydı. Her neyse olan oldu, şimdi yeni tedbirlere bakalım.
*
Artık Anadolu’yu teşkilatlandırmak gerekiyor. Taksimi desteklemek için yapılacak her gösteriye, en az birkaç katı kalabalıkla karşı gösteri düzenlenmeli. Taksimci gösterilerin üzerine yürünmeli, polis tedbirlerini almalı, çatışmaya müsaade etmemeli ama taksim göstericileri de kendilerini zor kurtarmalı. Taksim göstericilerini polisin kurtarması gerekiyor, polise karşı nefret biriktirenler polise sığınmalı ve polis tarafından kurtarılmalı. Gösterilerini yapabilmek için, hatta sağ salim kurtulabilmek için polise ihtiyaç duymalılar, polisten yardım istemeliler.
Halk öfkesinin nasıl bir şey olduğunu görmeliler, polisin ne kadar kıymetli ve lüzumlu olduğunu anlamalılar. Polis hiçbir zaman çatışmaya müsaade etmemeli ama taksim göstericileri, halkın artık zaptedilemez hale geldiğini bilmeli, bunu da bizzat sahada yaşamalı. Taksim eylemcileri, artık polisten habersiz eylem yapamayacaklarını anlamalı ve gösteri yapacakları zaman ilgili mercilerden izinlerini almalı.
*
Anadolu’nun her şehrinde CHP il binalarının önlerinde büyük nümayişler yapılmalı, polis halkı zor zaptetmeli, binalar kuşatılmalı ve kullanılması engellenmeli. CHP sokağa çıkamaz hale gelmeli, hiçbir siyasi faaliyeti gerçekleştirememeli. CHP, İstanbul ve İzmir gibi bazı şehirler dışında Anadolu’da siyaset yapmak bir tarafa varlık bile gösterememeli.
Taksim gösterilerini CHP’nin organize edip etmemesinin bir ehemmiyeti yok, mühim olan CHP tabanının bu işi yapıyor olmasıdır. CHP’ye karşı başlatılacak bir halk hareketi, CHP’yi kuşattığı andan itibaren bu mesele çözülür, bir daha da böyle bir kalkışma yaşanmaz.
*
Başbakanın son günlerdeki konuşmaları, “barış”, “kardeşlik” gibi mesajlara yöneldi. Bunlar yeminli Müslüman düşmanı, barıştan ne anlar. Kaostan korkması gereken biz değiliz, kaosu onların başına patlatmalıyız. Kaosun ne olduğunu gördüklerinde kaçacak in ararlar. Tayyip Erdoğan’ın başbakan hüviyetiyle sakinleştirici konuşmalar yapması bir yere kadar anlaşılabilir ama tabanını da artık serbest bırakmalı. Halk sokak inisiyatifini ele almalı, taksimcilere ve CHP’lilere nefes aldırmamalı. Demokratik tepki neymiş cümle alem görmeli, kitleler sokağa nasıl çıkıyormuş anlamalı.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir