ANLAYIŞ ve TEFEKKÜR-E-KİTAP-Haki DEMİR

İnsan zihninin bir özelliği var, kesintisiz deveran halinde olmak… Zihni faaliyeti gerçekleştirmek için gayret etmek gerekmez, o kendiliğinden hareket halindedir. Zihni faaliyeti durdurmak ise imkansızdır. Zihnin kendiliğinden faaliyet göstermesi, zihni faaliyet ile tefekkür faaliyetini birbirine karıştırmamıza sebep oluyor. Zaten hareket halinde olan zihnin çalkalanışlarını tefekkür faaliyeti zannediyoruz. Tefekkür faaliyeti ile ilgili en ciddi problemlerden birisi budur.

Öncelikle zihni faaliyet ile tefekkür faaliyetini birbirinden tefrik etmeli, sonra bu ikisini ayrı ayrı anlamalıyız. Tefekkür faaliyetinin ne olduğunu anlamadan fikrin ne olduğunu anlayamayız. Tefekkür faaliyetini anlamadığımızda İslami tefekkürü de anlamayız. Bir şeyin “kendisini” anlamadan, onun “İslamisini” anlama imkanına sahip olabilir miyiz?

*

Aynı şekilde aklın ne olduğunu bilmiyoruz ama ne olduğunu, sınırlarını, kaynaklarını, gücünü bilmediğimiz akılla İslam’ı anlamaya çalışıyoruz. Aklın tabiatını, tabii halini, kendi başına ne olduğunu bilmeden, (Allah muhafaza) ona dinimizi teslim ediyoruz. Biz dinimizi kime teslim etmiştik? Fahri Kainat Aleyhisselatü Vesselam Efendimize… Başka bir şeye veya kişiye teslim etmiş miydik? Bu soruya tüm Müslümanların koro halinde “hayır” cevabını vereceğinden tereddüdümüz yok. Fakat aklı anlamamış olan her Müslüman, dinini kendi aklına teslim etmiş haldedir, vahim olan ise bunun farkında olmaması…

Bir tarafta anlamamız gereken İslam var, tüm haşmetiyle önümüzde duruyor diğer tarafta onu anlamak için lazım olan idrak melekesi… Anlayacak olanın (aklın), anlaşılacak olana (İslam’a) uygun olması gerekmez mi? Kemalist siyasi rejimin okullarında tahsil gören, materyalist temelli bir kültürün içinde yetişen, zihni evrenin bir sürü pislikle dolmasına mani olamayan insanlarda meydana gelen akıl bünyesi ne olabilir ki, İslam’ı anlasın. İslami kaynakları okumakla olsaydı, İslam’ı en iyi anlayanlar şarkiyatçılar olurdu. İslam’ın talep ettiği kalbi ve zihni alemi inşa etmek, onun içinde akıl ve daha bir çok unsuru yoğurmak gerekiyor ki İslam’ı anlamanın zihni ve kalbi altyapısı oluşsun.

*

Mütefekkir, bağlı olduğu dünya görüşünün mana yekununun tamamını, en azından belli bir seviyede anlamış olmalıdır. Herhangi bir alanda mütehassıs olmak ama alakasını ve anlayışını o alanda tahdit etmek, ilim adamı olmaya kafidir. Mütefekkir olmak için, tefekkürün temel meseleleri olan zaman, mekan, ruh, varlık, varoluş, yaratılış, tevhid, vahdet, kesret, tecrit, tenzih ve benzeri birçok konuda derinliğine idrak sahibi olunmalıdır. Ezberlediklerini tekrar edenler, zihni çalkantılarını tefekkür zannedenler, nefsin sesi ile aklın sesini birbirinden tefrik edemeyerek, nefsin sesini fikir bilenler mütefekkir olamazlar.

Bazı konularda parça fikir sahibi olanlar, yekunu anlamadıkları için de, parça fikirlerini terkip edemeyenler, metinlerin lafzında ve sathında bocalayanlar, fikir adamı olarak piyasayı işgal etti. Bu ağır bir durum…

İNDİR

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir