ARAP BAHARI EKSENİNDEKİ ZİHNİ SAVRULUŞLAR

ARAP BAHARI EKSENİNDEKİ ZİHNİ SAVRULUŞLAR
Arap baharı başladı akıllar dehşet bir fırtınaya tutuldu. Ne oluyor, nasıl oluyor, dinamikleri nedir, kimler bu işi tahrik ve teşvik ediyor vesaire birçok soru akıllardaki tüm ezberleri yıktı. Ezberler, zihni evrenin güvenli limanlarıdır, özellikle de tefekkürle fazla işi olmayan insanlar ezberlerine dokunulmasını istemezler. Zihni evrenin güvenli limanı olan ezberler bozulduğunda ortaya çıkacak zihni boşluklar, fiziki boşluklardan çok daha dehşetengizdir. İnsanın kendi içine düşmesi, zihni evrenindeki boşluklara yuvarlanması, aklı patlatacak bir ruhi savrulmayı tetikler. Arap baharı, Arapları değil sadece tüm dünyanın aklını mayınladı. Meseleyi düşünmeye çalışan herkes, bir tarafından bu mayınlara basıyor. Ortalık patlama sesinden geçilmez oldu, zihni patlamaları fikir zanneden idrak fukaraları da kendilerinden emin şekilde piyasada cirit atıyorlar.
Büyük Arap isyanı Suriye’ye gelip çattığında, karşısında ciddi bir hinterland buldu. Hizbullah, Irak, İran şeytan üçgeni tüm güçleriyle Suriye’de sahaya indi. İkinci hinterland (ikinci savunma hattı) ise Rusya ve Çin tarafından oluşturuldu ve dünya ikiye bölündü.
Arap baharı Suriye’ye gelene kadar Türkiye’deki Müslüman efkar-ı umumiyede bir ittifak vardı. Muhalif ses çok cılızdı ve kayda alınmayacak kadar azdı. Ne olduysa Arap baharının Suriye seyahatinden sonra oldu. Bazıları tarafından bir anda Arap baharının ABD, İngiltere vesaire projesi olduğu dillendirilmeye başlandı. Türkiye’deki Şiilerin, Şia sempatizanlarının bu tür bir yaklaşım içinde olmaları kategorik bir savruluştu. Fakat bunların dışında da bazı fikir adamlarının bu tür düşüncelere savrulmaya başladığını görmek, meseleyi ciddiye almayı gerektiriyor.
*
19. asrın tamamı ve 20. Asrın ilk yarısı İngiliz hakimiyeti, 20. Asrın ikinci yarısı ise ABD hakimiyeti ile geçti. Bu iki asırlık batı hakimiyeti, dünyanın genetiğine kadar inen bir etki oluşturdu. Yakın zamana kadar ABD’nin dünyada herkesi dinlediğini, takip ettiğini, istediği anda istediği kişiyi hemen ortadan kaldırabileceğini, dolayısıyla ortadan kaldırmadıklarının ABD’ye hizmet ettiğini düşünmek moda olmuştu. Bu düşüncelere yukarıdan bakınca, “yeryüzü tanrısı”ndan bahsedildiği hissine kapılmamak mümkün değildi. Dünyanın bir çok yerinde bu anlayışın yaygınlaşması için altyapı olduğu doğru ama Allah’a inanan Müslümanların ayrıca “yeryüzü tanrısına” ihtiyacı olmadığı açıktır. Fakat bu düşüncelere inananlar ve şiddetle savunanların bir kısmı da Müslümanlardı.
Ruhları esir alan ve akılları köleleştiren bu tür düşünce müsveddeleri hızlı şekilde çözülüyor. Fakat bazılarında hala bu düşüncenin izlerini görmek hüzün verici… Arap baharı hızla devam ederken, ülkeler tek tek düşerken cılız şekilde kendini gösteren bu düşünce, sıra Suriye’ye gelince birden güçlenmeye başladı. Arap isyanı Mısır’dayken iyi fakat Suriye’ye gelince kötü… Olacak şey değil.
Suriye’nin arkasında bazı güçlerin olması ve ısrarla direnmesi, düşünceleri yalpalatmaya başladı. Hizbullah, Irak, İran ilk savunma hattı olmak üzere, Rusya ve Çin’in de sıraya girmesiyle ciddi bir cephe haline geldi. Sathi düşünce sahipleri ve hafifmeşrep insanlar, “zoru” görünce dağıldı. Hızlı şekilde eski ezber (ABD her şeye hakim ezberi) tekrar revaç buldu.
*
Arap baharı ABD projesi olabilir mi? Olabilir, bu ihtimali masadan kaldırmaya gerek yok. Fakat bu düşüncenin (ihtimalin) peşinden gitmek için, Mısır’da İhvan-ı Müslimin (ve Selefilerin), Tunus’ta En-Nahda hareketlerinin iktidar gelmesini (şimdilik seçimi kazanmasını) ABD’nin neden istediğini açıklamak gerekmiyor mu? Tamam, Arap baharının ABD projesi olma ihtimali masada dursun, ama bu soruların cevabını vermeden o ihtimalin peşine gitmek, ahmaklıktan başka nasıl bir akıl formuyla açıklanabilir?
ABD projesi olduğunu kabul edelim. Bu ihtimalde bile, Suriye’deki Esed Kafirinin çocukları öldürmesini, kadınlara tecavüz etmesini, yerleşim bölgelerini ağır silahlarla kuşatmasını ve şehirleri yerle bir etmesini nereye koyacağız? Bırakın kendi (Müslüman) halkına yaptıklarını, doğrudan ABD ile savaşıyor olsa yukarıda sayılanları yapmak İslam hukuk ve ahlakının neresinde yazıyor? Suriye’deki halk isyanı, tamamen ABD, İNGİLTERE VE İSRAİL projesi olduğunu kabul edelim, Şeytanın yoldaşı Esed’in halka yaptıklarına karşı isyan etmemizin sebebi, sadece Müslüman halk olmasından mı kaynaklanıyor? Yani Domuz Esed aynı zulmü ve vahşeti dünyanın en dinsiz halkına (veya ABD halkına) yapsa itiraz etmeyecek miyiz? Türkiye’nin Suriye muhalefetini desteklemesini, Suriye isyanının ABD projesi olmasından hareketle tenkit edenler, Suriye halkının yaşadığı zulüm ve vahşet karşısında nasıl tavır takınmak gerektiği hususunda hiçbir şey söylemediklerinde “nazari manada) hangi tarafta yer aldıklarının farkına varıyorlar mı? O taraf açıkça Şeytanın tarafı değil mi?
*
Bir strateji lafıdır gidiyor. İnsanların zihinleri strateji mefhumuyla işgal edildi. Bu mefhumdan bağımsız düşünebilme maharetini ve kudretini kaybettiler. Şia ve İran’ın Suriye’deki katiller ordusuna yani şeytanın ordusuna yardım etmesini stratejik gerekliliklerle izah ediyorlar. Bazıları artık stratejik gerekliliklere de ihtiyaç duymuyor ve safını doğrudan şeytanın tarafı olarak tayin etti fakat bunlar gibi insi şeytanları ciddiye almıyoruz.
İslam ve iman stratejik faydaya feda edilir mi? Aklınızın stratejiyle bozulduğunu anladık ama imanınız ne diyor? Suriye’deki zulüm ve vahşet karşısında imanınız bir şey demiyor mu? İmanınızın ne dediğini geçtim, insanlığınız bir şey demiyor mu? İnsanlıktan damı aşağılara düştünüz? Pekala anladığınız dilden, yani strateji dilinden konuşalım. Siz iktidarınızın gerektirdiği stratejiyle bu vahşeti yapıyorsunuz, imanınızın stratejisi yok mu? Müslümanların strateji halkaları nasıl sıralanıyordu? Şöyle miydi, hatırlayan var mı? İmanın stratejileri, İslam’ın stratejileri, Ümmetin stratejileri, İnsanlığın stratejileri… İmanın stratejileri, ilk sırada yer alır yani en saf stratejilerdir. Diğer stratejilerden geri çekilmenizi gerektiren zor şartlar meydana gelebilir ama imanın stratejilerinden asla geri çekilemezsiniz. İmanın stratejilerinden geri çekildiğinizde imanınız kalmaz. Bir Müslümanın hayatta geri çekilmesinin son haddi burasıdır. İmanın stratejileri, kırmızı çizgidir ve bu kırmızı çizgi başkalarının yazılıp silinen kırmızı çizgilerine benzemez.
Suriye’deki vahşet ve zulüm, tüm stratejileri ortadan kaldırdı, elinizde kalan “imanın stratejileri”… Onu da siz mi kaldırdınız? Suriye’deki vahşet ve zulme hangi şartta rıza gösterilebilir? Bırakın ABD projesi olma ihtimalini, bizzat ABD ile savaşsanız, ABD’nin sivil halkına, çocuklarına, kadınlarına, ihtiyarlarına bunları yapacak mısınız? Siz, insanlığın, 21. Asırda şeytanla işbirliği yapan yeni kadrosu musunuz? İsrail ve ABD’den, şeytanla işbirliği nöbetini mi devralıyorsunuz?
*
Arap baharının Suudi Arabistan’a neden uğramadığını soruyorlar, ciddi edalarla… Buradan da Arap baharının ABD projeksiyonu olduğu neticesini çıkaracak kadar kifayetsizler. Suudi Arabistan’a uğramaması, Mısır veya Suriye halkının suçu mu? Oraya uğramaması, Suriye’deki halkın samimiyetini neden yok ediyor? Ne kadar basit bir bakış… Bu çapta kifayetsizliklerin yaşanacağını hayal etmek bile kabil değildi, gerçek oldu.
Bu soruyu soran adam, her nedense Hüsnü Mübarek’in, Ortadoğu’da İsrail ve ABD’nin en yakın, en sadık müttefiki olduğunu bilmiyormuş gibi hareket ediyor. Hüsnü Mübarek’i neden yıktı da yargılamaya başladı? Bu sorunun cevabını vermeden Suudi Arabistan’a uğramayan Arap baharının ABD projesi olduğuna nasıl inanırsınız? Her ülkenin faklı dinamikleri olduğunu kabul etmek, her ülkedeki gelişmelerin farklı süreçlere tabi olduğunu anlamak bu kadar mı zor? Bir taraftan başladı işte, oraya da uğrar inşallah, ne diyelim başka.
*
“ABD’nin Arap isyanında dahli var mı yok mu?” diye ısrarla gözümüzün içine bakarak soruyorlar. Halleri ve tavırları da aynen şu; “hah yakalım seni haydi cevap ver bakalım” der gibi. “Dahli yok” dememizi bekliyorlar, bu cevabı verdiğimiz takdirde söyleyecekleri şeyleri var. Be ahmak, dünya hakimiyeti iddiasıyla ortalıkta dolaşan bir süper gücün dahli olmaması beklenir mi? Adamlar senin gibi ahmak mı? Dünyadaki gelişmeleri kendi merkezlerinden ve kendi menfaatleri için takip ediyor ve güçleri yettikçe de yönlendirmeye çalışıyor. Senin gibi tembel tembel oturup da ahmak ahmak tenkitle meşgul değiller.
Sadece ABD mi, büyük devletlerin hepsi etkilemeye, yönlendirmeye, yönetmeye ve faydalanmaya çalışıyor. Dünya siyasetinden ve gerçeğinden hiç mi haberin yok? Güzel de ahmak kardeşim, ABD bir şekilde çalışıyor diye, koca bir Arap milletinin asil isyanını toprağa mı gömelim, yok mu sayalım, umursamayalım mı? Müslümanlar akıllı, basiretli, ferasetli olacak ve ABD’den daha iyi ve daha fazla çalışacak, kendi ülkelerine sahip olacaklar. İsyanı ABD destekliyor diye vahşete ve zulme seyirci kalan hatta haklı gören bir anlayışa iman mı demeye başladık?
*
Kifayetsiz fikir adamları “orijinal” bir şeyler söylemek için gerildiği anda, kılıcını, hakikati katletmek için kınından sıyırmış demektir. Bu ülkede orijinal şeyler söylemek için ıkınan fikir ve ilim adamlarının(!) namazın beş vakit değil üç vakit olduğunu söyleyecek kadar şeytanla işbirliği yaptığına şahit olmuştuk. Bunlar bir (ve iki) elin parmaklarını geçmeyecek kadar az olduğu için bahsini bile etmeye değmez. Fakat mesele namaz gibi farziyyeti sarahat ve bedahet halinde olan konuların dışında daha girift meselelere geldiğinde birçok fikir ve ilim adamının da aynı noktaya savrulduğunu görmek ıstırap verici…
Kadınlara tecavüz edildiği, çocukların bile öldürüldüğü bir vahşet karşısında imanın stratejisini hatırlamayanlar, stratejik hesaplar yapıyor. Şimdi işi gücü bırakıp, ta başa dönüp, Müslüman olmayı yeniden mi tarif edelim? Bu kadar mı kötü durumdayız, bu kadar mı uzaklaştık İslam’dan? Nedir bu derdin çaresi…
HAKİ DEMİR

Share Button

ARAP BAHARI EKSENİNDEKİ ZİHNİ SAVRULUŞLAR” üzerine bir düşünce

  1. Strateji adına kendi öz tezgahlarını terkedenler hangi tezgahlarda kimlerin işlerini kotardıklarının farkında mı acaba?

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir