Hakk’a tapan Türk milletinin ordusu serhat boylarında…

Hakk’a tapan Türk milletinin ordusu serhat boylarında…

Hakk’a tapan Türk milletinin şanlı ordusu mehter gülbangı vurarak girdi Afrin’e… Dillinde Allah Allah nidalarıyla ezip geçiyor terör yuvasını…

“Allah Allaaah, celîlü’l-cebbâr, muînü’s-settâr, hâliku’l-leyli ve’n-nehâr, lâ yezâl, zü’l-celâl. Birdir Allah, O’nun birliğine, resûl-i enbiyâ peygamberimiz cenâb-ı Ahmed-i Mahmûd-ı Muhammed Mustafa, âl-i evlâd-ı resûl-i müctebâ imdâd-ı rûhâniyyetine, pîrân, mürşidân, âşıkân, vâsılîn, hamele-i Kur’ân, güzeştegân, ehl-i îmân ervâhına, avn ü inayetine, bilcümle ehl-i İslâm’ın necât ve saâdet ve selâmetine… hû diyelim, huuu!”

Diyerek kahrediyor düşman PKK’yı.
Okumaya devam et

Share Button

Kültür Bakanına sual: Troyalılar Türk müydü?

Kültür Bakanına sual: Troyalılar Türk müydü?

Doksan yıllık Cumhuriyet Batılılaşmasının oluşturduğu zihniyet travmasından dolayı Türkiye’de en zor olan Bakanlık Kültür ve Millî Eğitim Bakanlıklarıdır.
Şimdiki zamanın Kültür Bakanı bu zihniyet travmasına maruz kalmadığını göstermeye çabalarken, Ayasofya meselesi gibi, hâlen hürriyetine ve şahsiyetine kavuşamayan Bakanlığının muvazaalı konumu gereğince beyanının istikâmetini tutturamadı ve coğrafyamız hakkında eklektik ve seküler bir kültür kimliği târifi yapmaya çalıştı.
Okumaya devam et

Share Button

Köpeğini çok seven zorba generalin hikâyesi

Köpeğini çok seven zorba generalin hikâyesi

Yunan edebiyatına ait “Tutkunun Tarihi” adlı bir kitaptan eski çağlarda diyar-ı Rum’da yaşanmış bir hikâye okumuştum. İlginç ve sürükleyici hikâyeye göre içkiyi çok içen, din-i mübin’e uzak duran, fakat köpeğini çok seven mavi gözlü, güneş rengi saçlı zorba ve devrimci bir general varmış.

Güneşin oğlu Kamalos derlermiş ona. Adından dolayı askerlerine “Güneşin askerleri”, on beş yılda yarattığı ulusa da güneşin çocukları adı konmuş. Cebren ve hile ile sonra pozitivist ve seküler devrimlerle ele geçirdiği Anatolia’ya güneşin ülkesi adı verilmiş.
Okumaya devam et

Share Button

Bosnalı millettaş Yemen Türküsü’nü söyleyince…

Bosnalı millettaş Yemen Türküsü’nü söyleyince…

Yemen Türküsü’nü bilmeyen, söyleyemeyen birinin Osmanlı medeniyetine, Âl-i Osman Türklerine mensubiyet şuuru güçlü olmadığına kanaat ederiz. Yemen Türküsü’nün milletimizin yüreğinde bir sızı, bir hüzün, bir ağıt olarak ne ifade ettiğini anlamayan birinin, Yemen Harplerinde şehit düşen, gurbet acısı çeken, sıla hasretiyle yüreği kor gibi yanan ecdadıyla kalbî irtibatının zayıf olduğuna yorarız.

İçimizdeki modern-lümpenlerin bilmediği, anlamadığı Yemen Türküsü’nü Bosnalı bir millettaşımız söyleyince yüreğimizi daha bir sardı bu tarihî türkü. Esasında Osmanlı Devleti’nde her kavim için aynı duyguları, aynı gurbet acılarını hissettiren bu türkümüz Balkanlar’dan Azerbaycan’a, Erzurum’dan Mardin’e, Yozgat’tan İzmir’e, Halep’den Bağdat’a, Hakkari’den Kerkük’ e kadar Osmanlı mülkî ve medenî sınırlarımızdaki her milletttaşın mâşerî hüznünün türküsüdür Yemen Türküsü. Okumaya devam et

Share Button

Dergiler fikir ve edebiyatın burçlarıdır

Dergiler fikir ve edebiyatın burçlarıdır

Dergiler de kitaplar gibi sevdamızdı, dilimizdi. Gönlümüzden ve dimağımızdan fışkıran fikir ve duyguları duyuran bir dosttu dergiler kırk yıllık… Son kırk yılın fikir ve edebiyat dergilerini özleyen var mı aranızda? Adlarını duyunca heyecanlanır mısınız?

O yıllara ait elinizde kalan dergilerin sarı saman kağıtlı, siyah beyaz sayfalarına dokununca duygulanır mısınız? Eğer o dergileri özlemiyor, içindeki yazıları tekrar okuyunca yüreğiniz atmıyorsa siz dergi dostu değilsiniz. Dergilerle gönülleri fethettiğinizi, büyük ve ulvî fikirlerinizi yaydığınızı ve memleket dâvasını anlattığınızı hissetmiyorsanız sizin dergiyle âşinalığınız yoktur.
Okumaya devam et

Share Button

Evi barkı yıkan kitap delileri

Evi barkı yıkan kitap delileri

Kültür tarihçisi ve had safhada bir kitap tiryakisi olan Seyfettin Sağlam’ın kitap delileriyle hâtırası kadar kitap hastalarıyla ilgili araştırması da çok zengin. Evini barkını ihmal etmekten, ailesinin rızkını kitaplara ve kitapçılara kaptırmaktan endişe eden kitap tiryakileri onun (Bir kitapseverin anatomisi, Türk Yurdu dergisi / Mayıs 1999) anlattıklarını iyi dinlemeleri lâzım. Anlattıklarını biz de hülâsa ederek nakledelim:

Eski devirlerde kitap yüzünden evini barkını yıkanlar, birbirlerinden kitap alıp verme meselesinden dolayı kanlı bıçaklı olanlar var. Kendisinin de başına az kalsın böyle bir iş gelmek üzereymiş. Kitap alıp da iade etmeyen bir dostuyla kavga etmemek için umumi bir gazeteye “Artık kitaplarımı getir…” diye ilân vermiş.
Okumaya devam et

Share Button

İnönü Amerikancılığı utanç verici yıllardır

İnönü Amerikancılığı utanç verici yıllardır

Kemalistlerin “Herkesin, anısı önünde saygıyla eğileceği bir devlet adamı, bir dünya büyüğü, onur anıtı ve ulusumuzun göğsünde kıvançla taşıdığı iki madalyadan biridir…” dediği İsmet İnönü, Chp’li künyesinden baktığımızda M. Kemal’den önce ilk Amerikancılardandır.

Halide Edip gibi isimlerin de bulunduğu “Amerikan Wilson Prensipleri Cemiyeti’nin Türkiye üyelerince Millî Mücadele yıllarının başında Türk devletinin Amerikan mandasına girmesini teklif edenlerin arasındaydı.

Prof. Dr. Cemil Koçak’ın “Resmi Tarihe Meydan Okuyorum” kitabına göre İnönü, mandacıların teklifini destekleyenler arasındadır. “Eğer Anadolu’da halkın Amerikalıları herkese yeğ tutuğu yolunda Amerikan milletine başvurulsa, pek çok faydası olacaktır deniliyor ki, ben de tamamıyla bu kanaatteyim. Bütün memleketi parçalanmadan Amerika’nın denetimine bırakmak, yaşayabilmek için tek çâre gibidir” diyordu. İkinci Dünya Savaşı sonunda “Almancılığı” bırakıp, Türkiye’nin yönünü Amerikancılığa çeviren odur. Okumaya devam et

Share Button

Kültürün iktidarı mı, iktidarın kültürü mü?

Kültürün iktidarı mı, iktidarın kültürü mü?

Yazar Metin Acıpayam sordu; âcizâne biz söyledik:
-Kültürün iktidarından mı, iktidarın kültüründen mi bahsetmemiz gerekiyor?
Elbette kültürün iktidarından bahsetmek gerek. Tabii ki kültürü modern anlayışla değil, İslâmlaşmış kültür değerlerimizle anlamalıyız. Bunun daha üst mânası hayatımızı bir baştan bir başa maddî ve mânevî olarak kuşatması gereken İslâm medeniyetidir. Bugün Türkiye’de bu mânada kültür ve medeniyet değerlerimizin hâkimiyeti çok cılızdır. Var olanlar folklorik, turistik ve müzelik mahiyette bir değer olarak yanımızda yönümüzde yer alıyor. Fakat hayatımızı, düşüncemizi, ahlâkımızı yönlendirmesi bakımından tesiri çok az. Çünkü modern seküler bir dünya salgın hâlindedir ki, iktidarların bu husustaki gücünü kırmaktadır. Okumaya devam et

Share Button

Mehmed Âkif’in cenazesinde Cumhuriyet’in şefleri yoktu

Mehmed Âkif’in cenazesinde Cumhuriyet’in şefleri yoktu

Mehmed Âkif’in cenazesinde Altı Ok Cumhuriyeti’nin lâdinî kara vicdanlı resmî zevatı ve İstiklâl Savaşı’nda ona irşad vazifesi verip sonra aldatan Kemalistler yoktu. Ne gam! Tabutuna ay yıldızlı bayrağı sardırmayan Atatürkçü güruhun kara vicdanlarına karşı, “Hakk’a tapan milletin” mensuplarıyla Asım’ın Nesli vardı.

Midhat Cemal Kuntay’ın Âkif’in hüzünlü cenazesiyle tesadüfen karşılaşması yüreğine bir topak gibi oturur. Cenazede millet karşıtı Kemalist-Chp’li bir kişi dahi yoktur.
Okumaya devam et

Share Button

Yılbaşı kutlama pespâyeliğini Kemalistler resmîleştirdi

Yılbaşı kutlama pespâyeliğini Kemalistler resmîleştirdi
“Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye Ansiklopedisi” nin 4. cildinin “Cumhuriyet dönemi kültür sanat ve sosyal hayat” bölümünden aldığımız notlardan Batılılaşmanın bir parçası olan yılbaşı kutlamalarına dair dehşet verici icraatların nasıl uygulamaya sokulduğunu öğreniyoruz.

Bu kaynağa göre, Osmanlı döneminde yılbaşı kutlamaları gayr-ı müslimlerce yapılırdı. 1829’da İngiliz elçisinin İstanbul Haliç’te bir gemide tertip ettiği yılbaşı kutlamasına Mustafa Reşit Paşa gibi Avrupa yanlısı Osmanlı devlet adamları da çağrılır. 1856’da Sultan Abdülmecid, Fransız elçisinin dâvet ettiği yılbaşı balosuna Islahat Fermanları’nın oluşturduğu siyasî baskıdan dolayı gitmek mecburiyetinde kalır. Okumaya devam et

Share Button

KUMARBAZ CUMHURİYET’İN MURDAR MİLLÎ (!) PİYANGOSU

KUMARBAZ CUMHURİYET’İN MURDAR MİLLÎ (!) PİYANGOSU

İnsanımızın ahlâkını yozlaştıran bir mihrak arıyorsanız “Millî Piyango İdaresi” ne gidin. Cühelâ zümresinin parasını murdar eden “yasal” bir kumar odağıdır, devlet eliyle kumar oynatmanın adıdır “Millî Piyango Çekilişi.”

Dinimizce haram sayılan piyango çekilişi Kumarbaz Cumhuriyet eliyle resmîleştirilmiş bir kumar türüdür. Kemalist devletin şarlatanlıklarından biridir. “Tanzimat’tan Cumhuriyet’e Türkiye Ansiklopedisi” nin 4. cildinin “Cumhuriyet dönemi kültür sanat ve sosyal hayat” bölümünü sürerek anlatalım:

Millî Piyango İdaresi, M. Kemal tarafından projelendirilmesinin ardından 5 Temmuz 1939’da Hava Kuvvetleri’ne sözde yardım maksadıyla kurulur ve ilk çekiliş Cumhuriyet şeflerinin tâlimatıyla 19 Mayıs 1940 Törenleri’nde yapılır. Sonra “Şans Oyunu” reklâmlarıyla bütün cemiyete musallat edilir.
Okumaya devam et

Share Button

İlk Amerikancılar Chp’li, yâni Kemalistlerdi

İlk Amerikancılar Chp’li, yâni Kemalistlerdi

İlk Amerikancıların Chp’liler, yâni Kemalistler olduğunu bu kez de Mustafa Armağan’ın “Efsaneler ve Gerçekler” kitabından iz sürerek anlatalım.

26 Kasım 1920’de Samsun limanına gelen Amerikan Gemisi’nin komutanı, Vali Ethem Bey’e İstanbul’daki ABD Komiseri Amiral Bristol’un teklifi gereğince “Samsun’da resmî sıfatla görev yapmasına müsaade verilebilir mi?” diye sorduğunda “hayır” cevabı alır.
Okumaya devam et

Share Button

Kemalist 27 Mayıs darbecilerine Amerikan yardımı

Kemalist 27 Mayıs darbecilerine Amerikan yardımı

27 Mayıs 1960 darbecilerinin radyodan ilk tebliği o karanlık günleri yaşayanların hâlâ hatırındadır: “Nato’ya, Cento’ya… bağlıyız.”

Prof. Dr. Cemil Koçak’ın “Darbeler Tarihi” kitabına göre, ordu hantal ve hastadır diyerek, darbeye muhalif olan 235 general ve beş bine yakın subay ve astsubayın emekli edilmesini isteyen CHP’nin şefi İnönü yanlısı darbeci cumhurbaşkanı Cemal Gürsel, ödenmesi gereken yüklü ikramiye tutarını Nato Komutanı Norstad vasıtasıyla Amerikan örtülü ödeneğinden temin eder.
Darbe karşıtı subayların emekli edilmesi düşüncesinden Amerika ziyadesiyle memnundur.
Okumaya devam et

Share Button

Eski kuşak sağcı ve solcular Amerikancıydı

Eski kuşak sağcı ve solcular Amerikancıydı

Sağcı Demokrat Parti Dönemi’nin cumhurbaşkanı Celâl Bayar, 1957’de “Otuz sene sonra bu mübarek memleket 50 milyon nüfusu ile küçük bir Amerika olacaktır” diyordu.

Tek Parti sultasından kurtulmanın sembolü olan Menderes, yolsuz ve susuz ülkeye hizmet getirme anlayışıyla kapıları sonuna kadar Amerika’ya açan ilk başbakandır. Böylece Türkiye’nin Kore savaşına asker göndermesiyle seçkinlerde ve burjuvalaşmaya çalışan orta sınıfta Amerikan-severlik hızla gelişir.

TÜRK-AMERİKAN DOSTLUK ŞARKILARI
Okumaya devam et

Share Button

Amerikan aleyhtarlığının sahtesi de var, gerçeği de

Amerikan aleyhtarlığının sahtesi de var, gerçeği de

Amerikan aleyhtarlığı çeşitlidir. Sahtesiyle gerçeğini birbirinden ayırmak gerek. Meselâ bir zamanların meşhur solcu-Kemalistlerinden İlhan Selçuk’un, Mümtaz Soysal’ın Amerikan aleyhtarlığı naylondur. Keza derin psikopatlardan Yalçın Küçük’ün ve çok maskeli derin adam Doğu Perinçek’in Amerikan aleyhtarlıkları da sunidir ve derin vazifelerindeki şartlara göredir.

İktidar olmadıkları, olamadıkları için ağzı dolusu konuşan ulusalcı sağcı ve solcuların “Bağımsız Atatürk milliyetçisi Türkiye” diye nârâ atarak, Amerikan aleyhtarlığı yapmaları bir rol, bir taktiktir.

CHP’LİLERİN AMERİKAN ALEYHTARLIĞI SAHTEDİR
Okumaya devam et

Share Button

Amerikan süt tozu içirilen nesiller

Amerikan süt tozu içirilen nesiller

Yı1 1963-64… Amerikan süt tozu, peyniri, margarin ve vita yağları, Amerikan filmleri, Tommiks Teksas gibi çizgi romanlar derken Amerikan hayat tarzının hızlandığı yıllar…

Türkiye’nin bütün ilk mekteplerinde Amerikan yardımı olarak süt tozu ve süt tozundan yapılma çörek(peksimet diyorlardı) dağıtılıyordu. Talebelerin içmeleri mecburdu.

“BAK, SÜT NE GÜZEL”
Okumaya devam et

Share Button

“Amerika katil katil!”

“Amerika katil katil!”

1974 Kıbrıs Çıkartması’nın ardından 1975’de başlayan Amerikan ambargosu, harim-i ismetimize giren düşmanın çizmesi gibi bütün fikir gruplarının öfkesini keskinleştiren bir hâdiseydi.

Amerika’ya karşı olmanın siyasî öfkesinin yaşandığı o yıllarda Mahzunî Şerif’in bâzı plaklarını milliyetçi düşünceye sahip olmama rağmen cebimde taşır ve fikirdaşlarımın tuhaf bakışları altında “Amerika savulsun gitsin” türküsünü dâva duygusuyla dinlerdim. “Ambargo mamborgo dinleme gardaş / Gelin Amerika kovulsun gitsin / Üsleri müsleri kalksın ortadan / Kendi toprağına savulsun gitsin…”
Okumaya devam et

Share Button

İsrail ve Amerika’nın işbirlikçisi Suud devleti

İsrail ve Amerika’nın işbirlikçisi Suud devleti

Koca İslâm âlemi üç buçuk İsrail devletiyle niye baş edemiyor suali İslâm devletlerinin izzet ve haysiyetini kıracak ağır bir sual. Şeytanın dölü İsrail, gâvurun “alçak sarısı” Amerika bir yandan Kudüs’ü “başkent” ilân ederken, bir yandan yeni katliamlara yol açacak tahriklerini sürdürüyor.

Buna rağmen ölü toprağı atılmış, birbirine düşmanlık etmekle meşgul Suudi Arabistan, Bahreyn, Mısır gibi bazı Müslüman devletler İsrail’le ittifak hâlinde olmayı elan sürdürüyorlar.

Mefluç hâlde olan İslâm âleminin üç buçuk İsrail’le niye baş edemediğinin cevabı, bazı İslâm devletlerinin katliamcı İsrail’le ittifak içinde olmalarıdır. En başta Suudi Arabistan kralları ve veliahtları Ortadoğu’daki katliamların elebaşı Amerika ve İsrail’in Kudüs’ü “başkent” olarak ilân etmelerini zımnen destekliyorlar.

HZ. PEYGAMBERİMİZİN YÜZÜNE NASIL BAKACAKSINIZ SUUDLAR!
Okumaya devam et

Share Button

Amerika gâvurun “alçak sarısı”, İsrail şeytanın dölü

Amerika gâvurun “alçak sarısı”, İsrail şeytanın dölü

Nil’den Fırat’a kadar uzanan “Büyük İsrail” devletini kurmak, Mescid-i Aksâ’yı yıkmak ve Kudüs’ü “başkent” yapmak isteyen İsrail ve Amerika’nın zulümleri devam ediyor.

Efendimiz Aleyhisselâtüvesselâm’ın “Orası mahşer ve menşer, yâni yeniden diriliş yeridir” buyurduğu, Yavuz Sultan Selim’in, adını Kudüs-ü Şerif olarak değiştirdiği peygamberler şehri Kudüs şimdi iki mel’unun, yâni gâvurun “alçak sarısı” Amerika ile şeytanın dölü İsrail tarafından “başkent” yapılıyor.

ŞEYTANIN DEVLET SÛRETİNE BÜRÜNMÜŞ HÂLİ İSRAİL

İsrail, Allah’ın rahmetinin kesildiği şeytan-ı racim, yâni lânetlenmiş şeytanın devlet sûretine bürünmüş hâli ve katilliğin eğitim merkezi…
Okumaya devam et

Share Button

“Yazma Hikâyeleri”

“Yazma Hikâyeleri”

Üç kuşaktan oluşan birçok yazar ve şairin yazmaya nasıl başladıklarını anlattıkları “Yazma Hikâyeleri” kitabının 2.baskısı birçok yazarın daha yazma hikâyeleri ilâve edilmiş ve 424 sayfadan 664 sayfaya erişmiş olarak İz Yayıncılık’tan çıktı.

Edebî açıdan faydalı birçok kitabın editörlüğünü yapan Duran Boz’un gayretleriyle çıkan bu güzel ve faydalı kitap özellikle talebelerin Türkçe ve Edebiyat derslerine âşina olabilmeleri bakımından yardımcı hüviyetinde bir kitaptır.

“Yazma Hikâyeleri”, yazarların ve şairlerin yazmaya başlama hikâyelerinden meydana gelmektedir. Kıdemli yazarlardan başlayıp bugünkü kuşağa kadar birçok bir yazarın yazı hayatına nasıl duhul ettiklerini, neler hissettiklerini, kimleri örnek aldıklarını, yazar olma yolunda kimlerden tesir aldıklarını, kimin kitaplarını okuyarak örnek aldıklarını hikâye ediyor.
Okumaya devam et

Share Button