Sadra şifa bir kitap: “Evin Mahremi Olmak”

Sadra şifa bir kitap: “Evin Mahremi Olmak”

İlm-i-hâl bilgisinin ardından her Müslümanın okuması gereken, Ali Yurtgezen hocanın “Evin Mahremi Olmak(Beyit Şerhleri)” kitabında Osmanlı asırlarının irfanını manzum dile döken derviş meşrep Divan şairlerinin beyitleri şerh ediliyor ki, her şerh bir başka hâl üzere gönül tâlimi yaptırıyor.

Divan Edebiyatı’nın en seçkin beyitlerinin şerhlerinden meydana gelen sadra şifa kitapta yer alan Yunus Emre Hazretlerinden şairlerin büyük atası Fuzûlî’ye kadar onlarca şairin beyitlerinin şerhi, modern cehaletten kurtulmamıza, kalbi ve gönlü olmayan pozitivist soslu sözde İslamcılık öğretilerinden irfanla donanmış güzel bir Müslüman olmamıza vesile oluyor.

Bu muhterem kitap gönlümüzü, dilimizi ve fikrimizi âbad edecek, güzelleştirecek, edepli kılacak mâna ve bilgilerle dolu. Okuyup meşk etmeden tadına varılmaz, tesiri anlaşılmaz
Okumaya devam et

Share Button

Mecânin-i kütüb yahut kitap mecnûnları

Mecânin-i kütüb yahut kitap mecnûnları

Cumhuriyet öncesi münevverlerinden Ali Emîrî’den sonra, kitap yazıcılığı ve toplayıcılığı ile büyük şöhret sahibi olan İbnülemin Mahmud Kemal İnal’ı (l87l-l957) yâd etmek bir hakikatin teslimidir.

Birçok tarih ve hâl tercümesi yazma komisyonlarındaki resmî vazifesinin yanında onlarca kitap araştırmasını da birlikte yapan, Osmanlı devlet adamları, şâirleri, mûsikişinasları ve hattatları üstüne hâl tercümesiyle eski eserleri inceleme kitapları yazan İbnülemin, ayrıca kitap düşkünlüğü ve usanmak bilmez kitap arayıcılığıyla şöhret sahibidir.

Ağır kitap yârânının hayatlarını araştıran Dursun Gürlek’in “Ayaklı Kütüphâneler” kitabında yazdığına göre, bir devlet adamının veya bir âlimin hâl tercümesini yazabilmek için o dönemde Trabzon, Erzurum, Diyarbakır, Mekke,
Medine gibi tarihî birçok şehirlere kadar uzanan yazışmalarla kitap ve kaynak araştırması yapan kitap allâmesidir.
Okumaya devam et

Share Button

Kitap yârânının efendisi

Kitap yârânının efendisi

Ağır kitap yârânından bahsetmek icap ettiğinde daha dokuz yaşındayken kitap sevdasına düşen ve ölünceye kadar da bu sevdasını sürdüren Ali Emîrî Efendi (l854-l924) ile başlamak hürmet gereğidir. Meşhur Millet Kütüphânesi’nin, ömrü boyunca büyük fedakârlıklarla topladığı l6.000 cilt yazma ve matbû eserle
l9l6 yılında onun tarafından kurulduğunu kitapla âşina olanlar bilirler.

Yokluk çektiği günlerde bile büyük paralar teklif edilmesine rağmen bir kitabını dahi satmayan ve böylelikle bu ülkeye emsalsiz bir kütüphâne bırakır. Bu muhteşem kütüphâneye kendi adının verilmesi yerine Millet Kütüphânesi denmesini ister.

Değerli bir kitabı dostlarına göstereceği zaman “Alın, bakın, inceleyin” sözleri yerine “Ziyaret buyurun” demesiyle kitap-kültür muaşeretine edebî bir usul getirmiştir. Kitap yârânının efendisi dediğimiz Ali Emîrî’nin bu muhteşem hasleti ilkokuldan üniversiteye kadar bütün nesillere anlatılmalı.

OKUDUĞU KİTAPLARI UYKUSUNDA TEKRAR EDEN ADAM
Okumaya devam et

Share Button

Domuzseverler çocuk kitaplarına musallat oldu

Domuzseverler çocuk kitaplarına musallat oldu

Bu ülkedeki domuzseverlerin saman altından nasıl su yürüttüğü ve domuzsever aydınların zehir saçan propagandaları üstüne yazdığımız yazılara eski TRT Genel Müdür Yardımcısı Muhsin Mete ağabey alâka göstermiş ve vazifeli olduğu yıllarda başından geçen bir hâdiseyi lûtfedip bize yazmış:

“Öncelikle Allah’ın selâmı, rahmeti, inayeti üzerine ve üzerimize olsun ve de Cuma’n mübarek olsun. Domuz yazıların münasebetiyle aklıma geldi, bu konu ile ilgili olarak yaşadığım bir olayı aktarayım. TRT Genel Müdür Yardımcısı olarak görev yaparken dünyada çizgi film konusunda en yetkin kuruluş olan Disney şirketine bizim çizgi film olabilecek Dede Korkut Hikâyeleri, Nasreddin Hoca gibi kültürel zenginliklerimizi yaptırabilir miyiz diye kendilerine bir dâvette bulunduk. Yönetici konumundaki bir heyet TRT’ye geldi ve benim başkanlığımda ilgili görevlilerimizin katılımıyla kendileriyle görüşme yaptık.
Okumaya devam et

Share Button

“Oku! zira okumayan azgınlaşır”

“Oku! zira okumayan azgınlaşır”
Efendimiz Aleyhisselâtüvesselâm Hira mağarasında iken, Cebrail Aleyhisselâm O’na “Oku!” diyor. “Okuma bilmem” dediğinde, O’nu kollarının arasına alıp sıkıyor ve bu emri üç kez tekrar ediyor: “Yaradan Rabbi’nin adıyla oku!…” Vahyin ilk emri bu (Alak sûresi, 1.âyet ).

Resûller Resûlü Efendimiz bu âyetle emrolunduktan sonra Allah’ın bütün insanların üzerindeki rahmet ve keremini okudu. Kâbe’nin kudsîliğini, kâinatı, geceyi, gündüzü, mevsimleri, dağları, hayvanatı ve nebatâtı okudu. Kavimlerin helâk oluşlarını, zulümlerini ve nasıl ihya olacaklarını okudu.

Nebevî ve ulvî okuma emrinin mesajı ve mânası bir hayli derin. Bu ulvî emir bize şu mesajı da vermiyor mudur? Kâinattaki her varlığın mâna ve vazifesini anlamak için asıl “Kitab”a bağlı ilmî, edebî ve fikrî kitapları da tahkiki bir zan da olsa okuyun.
Okumaya devam et

Share Button

“Akl-ı selim mi akılcılık mı?”

“Akl-ı selim mi akılcılık mı?”

Semerkand Dergisi Eylül 2017 sayısı elimize geç ulaştı. Ali Yurtgezen hocanın “Ahmet Nafiz Yaşar” müstearıyla yazdığı, “Hak ile bâtıl mücadelesi devam ediyor”, “İlimsiz müçtehidler”, Akıl mı esas, nakil mi?”, “Modern akıl ve Müslüman akıl” ara başlıklarından oluşan “Akl-ı Selim mi Akılcılık mı?” başlıklı yazısı âciz kanaatime göre bir hayli önemli.

Çünkü televizyon ve gazetelerde sayısı giderek artan akılcı İslâm allamelerinin ortalığı karıştırdığı malûm. İslâm’ın akl-ı selim dediği çizgiyi şaşırıp, rasyonel bir çiğ akıl yolu tutturan bu taifenin verdiği zararlardan korunmak için adı geçen yazı kendini önemli kılıyor. Bu sebeptendir ki bazı bölümlerini paylaşmak istiyorum:

“Başlangıçta bir hakikat arayışı ve ıslah çabasıyla yola çıkıldığını kabul etsek bile, düz akılcı tavrını bugün felsefe profesöründen pop şarkıcısına kadar pek çok insanı saygısız, cüretkâr, ilimsiz, amelsiz birer ‘müçtehid’ hâline getirdiği ortada. Sadece ekranlarda ve internet ortamında değil, gündelik hayatın içinde de karşımıza çıkan bu nevzuhur müçtehidlerin yüksek perdeden ahkâm kesmeleri karşısında “Ben bunların neresini düzelteyim” çâresizliğini yaşıyorsunuz…”
Okumaya devam et

Share Button

Kemalistler batılılaşma uğruna Kerkük / Musul’dan vazgeçti

Kemalistler batılılaşma uğruna Kerkük / Musul’dan vazgeçti

Batılı sömürgecilerin Birinci Harp sonrası Osmanlı Türk hâkimiyetinden koparmaya çalıştığı Kerkük / Musul, Kemalistlerin Lozan’daki gafilce siyasetleri sonucu ve Batılı inkılâplar uğruna gözden çıkarılmış bahtsız Türkmen diyarıdır.

İKİNCİ GRUP KERKÜK / MUSUL’UN SİLAHLA ALINMASI TARAFTARIYDI

İlk Meclis’te Kemalistlerin Misak-ı Millî politikalarının Musul-Kerkük’ten haddi aşan tavizler verildiğini yüksek sesle dile getiren İstiklâl Marşı şairi Mehmet Âkif ve Meclis’in en kahraman milletvekili ve bu kahramanlığından dolayı hunharca öldürülen Ali Şükrü Bey gibi İkinci Grubun milletvekillerinin büyük çoğunluğu Hüseyin Avni’nin başkanlığında Musul’un silah kullanılarak alınmasını beyan ettiler.

RESMÎ TARİH KERKÜK / MUSUL’UN İNGİLİZLERE BIRAKILDIĞINI YAZMAZ

Resmi tarih yâni “Yalan söyleyen tarih” Kerkük / Musul bahsinde bunları yazmaz. İkinci Grubun teklifi M. Kemal’in tâlimatıyla Meclis gündemine alınmaz.
Okumaya devam et

Share Button

Musul / Kerkük’ün başına gelenlerin müsebbibi Lozancılardır

Musul / Kerkük’ün başına gelenlerin müsebbibi
Lozancılardır

“Atatürk şöyleydi böyleydi” hurafesi yine hızlandı. İktidara mensup faal bir milletvekili de yalan söyleyen Atatürkçüler gibi konuşmuş:

“…Atatürk ve arkadaşları Lozan’da bir anlaşma yaptılar. Bana göre o günkü şartlar içinde yapılan en iyi anlaşmadır. Devletin tapusudur. Lozan’dan gelenler Ankara’ya gelince ağladı. Artık 100 yıl savaşmayacağız geleceğimizi kurtardık diye. Mustafa Kemal ölmeden önce Hatay’ı da memleketimize dâhil etti. Ömrü yeterse Musul ve Kerkük’ü de vatan topraklarına katacaktı fakat ömrü yetmedi.”

Bu beyanata aklın ola da inanasın. “Lozan o günkü şartlar içinde iyi anlaşmadır” demek bir fasaryadır. Beyan sahibi kafadan atmış. Lozan anlaşmasını bilmediği veya zamâneye uyarak popülizm yaptığı açık.

Haçlıların, yâni Avrupalıların Lozan’da verdiği sertifikaya “Devletin tapusudur” demek, Türk millet ve devletine ağır saygısızlıktır, cehalettir, tarih bilmemektir. Devletimizin tapusu 1071’de tescil edilmiştir. 1453’de ve 1920 İstiklâl Harbiyle de devletimiz tapusunun tescili şüheda kanlarıyla tescili bir daha yapılmıştır. Okumaya devam et

Share Button

Hürriyet’ten “domuzcuk” üstüne masal kitapları

Hürriyet’ten “domuzcuk” üstüne masal kitapları

Kemalist ve altı ok’çuluğu tescilli, zina ve ahlâksızlık propagandacısı Hürriyet’in domuz reklâmcılığında da sabıkası çok. 2010’lu yıllarda yayın hakkını aldığı Egmont Yayıncılığın çocuklar için hazırladığı kitaplarda domuz sevimli ev hayvanları olarak gösteriliyor.

İslâm düşmanlığı aşılayan bu kitaplardan sadece biri olan “Tanrıya Nereden Gidilir?” masalı insanı dehşete düşürüyor. Hülâsa ettiğimiz şu satırları okurken irkiliyor insan:
Okumaya devam et

Share Button

M.Kemal ve İnönü devrinde çok câmi satıldı

M.Kemal ve İnönü devrinde çok câmi satıldı

Sayfaları bol miktarda Atatürkçülük soslu video, resim ve yazılarla donatılmış, seküler Türkçülüğü ve yüksek dozda ulusalcılığıyla temayüz etmiş günlük bir gazetenin yazarı yakın tarihle ilgili bir mevzuu öyle çarpıtmış ki ileri sürdüğü iddiaları değme Atatürkçülerin dahi kabul edeceği şüphelidir.
Mesele şu: İktidara mensup üst seviyede bazı siyasilerin, Tek Parti döneminde M. Kemal ve İnönü’nün câmi kapatıp yıktırdıklarını dile getirmesine hayıflanmış ve bir Atatürkçü olarak savunmaya geçmiş. Savunması yakın tarih gerçekleriyle uzaktan ilgisi olmayan bir garabet:
“Ne Atatürk döneminde, ne sonraki yıllarda böyle densizlik yapıldı… Aksine Atatürk, İstanbul’da iki câminin onarılması için tâlimat vermiş, câmilerimizin iyi muhafaza edilmesi gerektiğini öğütlemişti. İsmet Paşa da 2. Dünya Savaşı sırasında silahlı kuvvetlerin ihtiyaçlarını karşılayacak olan halkın yardımlarının câmi avlularında toplanmasını, hepsinin cemaatin gözetimi altında tutulmasını ve oralardan ordunun levazım yetkililerine aktarılmasını istemişti… Sen bu gerçekleri görmezden gel, yalana dolana dayan, iftira et… Siyaset böyle yapılmamalı…”
Her tarafı eğri büğrü olan bu iddianın neresini düzeltmeli? Prof. Dr. Cemil Koçak’ın 2 ciltlik “Türkiye’de Millî Şef Dönemi” kitaplarıyla Mustafa Armağan’ın “Satılık İmparatorluk” ve “Tek Parti Devri” adlı kitaplarından edindiğimiz bilgilere göre, M. Kemal ve İnönü’nün bizzat imzalarıyla birçok câmiin satıldığını, bazı câmilerin Chp binası olarak tahsis edildiğini ulusalcı gazetenin yazarı ya bilmiyor ya da Atatürkçü-ulusalcılığına gölge düşüreceğini düşünerek bu elim gerçekleri örtmeye çalışıyor. İkinci ihtimal daha kuvvetli.

LÂDİNÎ DEVRİMLER İÇİN SATIŞA ÇIKARILAN CÂMİLER
Okumaya devam et

Share Button

Türkler Hakk’a tapan millettir

Türkler Hakk’a tapan millettir

Türkler, Türklüğünü asırlardır İslâm’la idrak ettiği ve soydaşı olsun, ümmetdaşı olsun bütün Müslümanlarla ünsiyeti bu kimlik üzerinden olduğu için;

Hüviyetini kavmiyete bağlı değil, İslâm’la vücut bulan içtimaî, medenî ve siyasî bir kimlik olarak addettiği için;

Hiçbir amel ve siyasetinde kavmiyetçi ve seküler ırkçı düşüncelerle varlığını dikte etmediği, kendini bütün İslâmların kardeşliğini tesis etmek, korumakla mükellef bildiği için;

İslâmlaşmış millet temsilcisi olarak bu hüviyetiyle İlâ-yı Kelimetullah’ı yaydığı, uhrevî vazifelerinde olduğu gibi dünyevî muamelat ve siyasetini Müslümanca yaptığı için;
Okumaya devam et

Share Button

Medeniyetsiz Suudlardan hamiyetsiz Kâbe imamı çıkar

Medeniyetsiz Suudlardan hamiyetsiz Kâbe imamı çıkar

İslâm âleminin kıblesi Kâbe’nin imamı ve Mescid-i Haram ile Mescid-i Nebevi İşleri Genel Başkanı Abdurrahman es-Sudeysi’nin gazetelerde yer alan yüzkarası beyanatı şuurlu her Müslümanın şerefine dokunmuştur.
Zerre kadar Müslümanca duruş şuuru olsaydı, sulbünü taşıdığı Arab sahabelerine çekmiş bir damla seciyesi olsaydı, İslâmların şeref ve haysiyetine zül getiren utanç verici şu sözleri söyler miydi?

“Bugün Suudi Arabistan ve ABD dünyanın iki kutbu. Allah’a hamdolsun dünyayı birlikte yönetiyorlar. Suudi Arabistan ve Amerika dünyanın güvenliği ve istikrarın merkezi olmasında öncülük ediyorlar…”
Okumaya devam et

Share Button

“Kerkük Musul kan içinde/ Türkmenim hicran içinde”

“Kerkük Musul kan içinde/ Türkmenim hicran içinde”

Barzani’nin “Kürdistan” bayrağı asılı Kerkük’te bugün hüzün var, elem var. İngiliz damgalı Amerikan-İsrail projesi olan “Kürdistan” yürürlüğe sokulmak isteniyor. Ah, “elleri mi kalacak Kerkük?”

“Kerkük Musul kan içinde
Türkmenim hicran içinde
Bin can var, bir can içinde
Bir ebedî ize geldim
Yıktılar kalanı Kerkük
Kestiler balanı Kerkük
Nakışlı minarede
Verdiler salânı Kerkük”

Selçuklu Türk Devleti’nden bu yana tarihî bir Türkmen şehri olan Kerkük bin yıldır Anadolu’nun bir arka bahçesi, bir vilayetiydi. Bizimle aynı dili, aynı kültürü, aynı geleneği paylaşan soydaşların yaşadığı yerdi. Yüz yirmi yıldır gariptir, yalnızdır Kerküklü Türkmenler.
Okumaya devam et

Share Button

Türkiye için bir “siyaset beyannâmesi”

Türkiye için bir “siyaset beyannâmesi”

Bütün vazifesi ve dâvası Türkiye’nin ilim, medeniyet ve tefekkür sahasında yol açıcılık olan “Terkip ve İnşa”, “Karargâh Anadolu”, “Fikir Kadro Hareket” adlı dergilerin sahibi ve yayın müdürü Haki Demir’in öncülük ettiği, telif heyetinde Veysel Aslantaş, İsmail Göktürk, Şevki Karabekiroğlu’nun da bulunduğu “Siyaset Beyannâmesi-Millete hitabe-”, siyaset ve medeniyet meselelerinden mes’ul olan devlet erkânına, siyaset ehline, âlim ve münevveran zümresine tebliğ edilmek üzere hazırlandı.

Türkiye’nin iki asırlık meselelerine ciddi teklif ve çözümler getiren elli dört sayfalık “Siyaset Beyannâmesi” “Takdim” bölümü hâriç “Siyaset, Hukuk, Cemiyet, Ahlâk, Medeniyet, Medeniyet Şurası” başlığıyla yedi bölümden oluşmaktadır.

Çaplı, orijinal ve tutarlı teklifler sunan beyannamenin mahiyetini, uzun olması sebebiyle hülâsa ederek anlatmak icap ediyor.
Okumaya devam et

Share Button

“Türkler niye domuz yemiyor?” diye hayıflananlar

“Türkler niye domuz yemiyor?” diye hayıflananlar

Kemalist-ulusalcı Soner Yalçın 1 Kasım 2009’da Hürriyet’te “Türkler niye domuz yemiyor?” diye hayıflanan bir yazı yazıyor ve domuz etini “bilimsel açıklamalarla” savunuyordu:

“Domuz etinin yenilmesi haram kılınmıştır. Bunun rasyonel bir nedeni var mıydı? Sağlık nedenleri ileri sürülmektedir. Sağlık nedeniyle yenilmesi haram olsa, bu hal mutlaka kutsal kitaplarda belirtilirdi. Domuzun önüne ne gelirse yemesi de haram sayılmasına neden olarak gösteriliyor. Bu tezin doğruluğu tartışma götürür; çünkü birçok hayvan da (örneğin tavuk-horoz-hindi) yiyecek konusunda domuzdan farklı değildir. Hayvanların yedikleriyle temiz oldukları arasında pek doğru orantı yoktur. Özellikle halkın ileri sürdüğü nedenler pek inandırıcı değildi. Gelelim Türklerin neden domuz eti yemedikleri meselesine… Türklerin bu hayvana nefret düzeyinde yaklaşmalarıyla İslâm’ın domuz etini haram sayması arasında pek bir ilgi yoktu.”

Adı geçen gazeteci hınzır etinin haramlığının hurafe olduğunu anlatmaya şöyle devam ediyordu:
Okumaya devam et

Share Button

Şehit cenazesinde Itrî’nin tekbiri…

Şehit cenazesinde Itrî’nin tekbiri…

Fikir ve ruhumuza, hayat tarzı ve değerlerimize hâlâ yabancı olan yürürlükteki Cumhuriyet rejiminde bizi bahtiyar kılan güzel bir vak’a yaşandı.

Birinci haber şu: Jandarma Genel Komutanlığı Bando Bölüğü, Uzman Çavuş Muhammed Meriç adında bir şehidimizin Ankara’daki cenaze merasiminde, 1932 yılından bu yana bir zulüm olarak devam eden Avrupalı müzisyen Şopen’in “Cenaze Marşı” yerine Buhûrîzâde Mustafa Itrî Efendi’nin (164O-1711) “Segah Tekbiri” adlı eserini icra etti.

İkinci haber ise şöyle: İçişleri Bakanlığından 81 ilin valiliğine gönderilen “Şehitlerin Cenaze Törenleri” tâlimatında şehit cenazelerinde “Ti” işaretinin verilmemesi, saygı duruşunda herhangi bir çalgı aleti çalınmayarak ihtiram yürüyüşünün Itri’nin “Segâh Tekbiri” ile yapılması, şehitlerin, milletin mânevi dünyasında özel önemi ve yeri olduğu belirtilmiş.
Okumaya devam et

Share Button

Hasbî bir medeniyet elçisi Osman Nalbant

Hasbî bir medeniyet elçisi Osman Nalbant

On beş yıla yakın bir zamandır, Osman Nalbant ağabey, evlâd-ı fâtihan diyarı Bosna’yı anlattıkça Bosna yüreğimde dindiremediğim bir yara, bir dâüssıla hâline gelmişti.

Şehr-i Maraş İl Kültür Müdürlüğü vazifesini yürüttüğü, ardından Kültür Bakanlığı Güzel Sanatlar Genel Müdürlüğü yaptığı sıralarda Bosna’ya gönül alma ziyaretlerine gidilmesi gerektiğini anlatırdı. Mostar Dergisi’nin Genel Yayın Müdürlüğünü yaptığı 2005-2009 yılları arasında Semerkand-Mostar Grubu’nun temsilcisi olarak nice kültür ve medeniyet erbabını Bosna’ya götürmekle başlamıştı hasbî medeniyet elçiliği.
Okumaya devam et

Share Button

MÜSLÜMAN ÜLKESİNDE DOMUZSEVER AYDINLAR

Müslüman ülkesinde domuzsever aydınlar

Türkiye’deki domuzsever aydınların siyasî eğilimlerinin altı ok’çu ve Kemalist oluşları dikkatimi çekmiştir hep. Bu güruhun içinde domuzseverliğiyle en meşhur kişi şüphesiz ki Mustafa Ekmekçi’dir. Domuz etini sever, domuz yetiştirilmesini isterdi.

Yandaşlarının anlattığına göre Cumhuriyet Gazetesi’ndeki odasının dört bir yanı domuz resimleri ve heykelcikleriyle doluymuş. Kim varırsa bürosuna domuz etinin faziletlerinden bahis açarmış.

DOMUZCU MUSTAFA: “LAHM-İ HINZIRDAN YEMEDİĞİMİZ İÇİN ÇİRKİNİZ”

“Lahm-i hınzırdan yemediğimiz için çirkiniz, biçimsiziz” diyen ve domuz etini sevip savunan Ekmekçi, “Domuzcu Mustafa” lakabıyla bilinen en namlı domuzseverdi bu ülkede.
Okumaya devam et

Share Button

Müslüman mahallesinde domuz dersi verilir mi?

Müslüman mahallesinde domuz dersi verilir mi?

Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Zootekni Bölümü’nden ismi bizde mahfuz bir talebe (ismini verip de başını belâya sokmayalım) “…Bölümümüzde istenmemesine rağmen maalesef Domuz Besleme Dersi veriliyor. Biz bu dersi istemiyoruz. Sizden bunu haber yapmanızı bir takipçiniz olarak istiyoruz. İnşallah bu şekilde domuz dersini kaldırırlar…” diyen sâfiyâne bir imdat nidasıyla e. mektup göndermiş.

Müslüman mahallesinde domuz dersi anlatılır mı? Ah, laikçi Cumhuriyet rejimi nedir senden çektiklerimiz!

Kısa bir araştırma neticesinde öğrendik ki, adı geçen üniversite ile iki yıllık ziraat meslek yüksekokulları da dâhil birçok ziraat fakültesinin zootekni bölümleri ile veteriner fakültelerinde adı batasıca ders müfredatta yer almaktadır.
Okumaya devam et

Share Button

İTİRAZIN İSMAİLCESİ

İtirazın İsmailcesi

Her çağın inançlı ve fikirli itirazcıları arasında bir İsmail vardır. Bundandır ki soylu ve fikirli duruşlara itirazın İsmailcesi, derim. Adı, sanı başka da olsa sembol bir değer olarak kahramanlarımızı İsmail diye çağırırım.

Sûr’un sesi gibi heybetli bir itirazdır İsmail’in itirazları. Yüreğinden ve inancından neş’et eder. Din-i mübin için, millet-i necibe için, hz. İnsanın değerleri içindir…

İsmail’de itiraz mukaddes düşüncelerin emrindedir. Zâlim dünyaya isyandır. “Yüzüstü süründürülen” bin yıllık irfan medeniyetimizin ihyasına omuz verişin celâdetli bir isyanıdır bu.

Hilesiz, hurdasız, iki tarafı kesen bıçak gibi saf bir itiraz mı arıyorsunuz? İsmail’i bulun. Pervasız ve fikirli bir itiraz mı duymak istiyorsunuz? İsmail’i dinleyin.
Okumaya devam et

Share Button