SEÇİM MUHALİ MÜMKÜN KILAR MI?

SEÇİM MUHALİ MÜMKÜN KILAR MI?
7 Haziran seçimleri bitti, neticeler belli oldu, meclisin matematiği ortaya çıktı. Matematik, zoru kolaylaştırmanın bilimidir, “bir” rakamını, önüne yazılan tüm varlık cinslerinden tecrit ederek bir sistem kurar. Bir elma, bir aslan, bir insan, bir peygamber gibi rakamın önüne ne yazıldığı, yazılan varlığın mahiyeti, kıymeti, hususiyetleri umurunda değildir. Meseleye meclis matematiği açısından bakıldığında, ortaya çıkan koalisyon ihtimalleri bellidir; Akparti-CHP, Akparti-MHP, Akparti-HDP, CHP-MHP-HDP… Bunlar mutlak çoğunluk hükümetleridir, aynı şekilde azınlık hükümetleri de aynı formüllere bağlı olarak birinin veya ikisinin dışarıdan destek vermesiyle kurulabilir. Yine matematik olarak hiçbir parti genel başkanının içinde bulunmayacağı ama güvenoyu almaya kafi milletvekili sayısına sahip partilerin destekleyeceği teknokrat hükümetler de mümkündür.
Meclisin matematik haritası bunu gösteriyor fakat bir de siyasi haritası var. Matematikte 1=1 gerçeği dikkate alındığında, CHP, MHP, HDP milletvekillerinin her birini “bir” saymak ve alt alta koyarak toplamak mümkün, böylece koalisyon için ihtiyaç duyulan güvenoyu çoğunluğu sağlanmış olur. Matematiğin sahtekarlığı da tam olarak burada ortaya çıkıyor, “bir” rakamının önündeki varlığı umursamayan veya tüm hususiyetlerini ihmal ederek sadece adedini ele alan, böylece o varlığın “varoluş şartlarını” yok sayan tecrit manevrası, olmazları “olur” hale getiriyor. “Matematik akıl” denilen ucube de tam olarak budur, her meseleyi sayılarla, dolayısıyla sadece maddi kar-zarar hesabıyla gören bir mahiyete sahiptir. Matematik akıl, ilk önce ahlaksızdır, sonra ideal ve hedef yoksunudur, sonra da şahsiyetsizdir.
*
Okumaya devam et

Share Button

ERDOĞAN, ARINÇ, GÖKÇEK VEYA ŞAHSİYET VE DAVA

ERDOĞAN ARINÇ GÖKÇEK VEYA ŞAHSİYET VE DAVA
Recep Tayyip Erdoğan Akparti’nin lideridir, Bülent Arınç ise partinin ve hükümetin “akl-ı selimi”dir. Melik Gökçek ise, belediye başkanlarından birisi… Melih Gökçek’in mizaç deposundaki istidatları ve onlarla inşa ettiği (aslında gelişigüzel oluşan) şahsiyeti, ancak bir belediye başkanı olmaya kafidir ve daha ötesi o madenden çıkmaz.
Erdoğan ile Arınç arasındaki münasebet ve bu münasebetin üzerine oturduğu hukuk, hususi ve mahrem bir mahiyet taşır. İkisi arasındaki münasebetlere (itirazlar ve tartışmalar da dahil) kimsenin burnunu sokmaması gerekir. Erdoğan liderliğin ne olduğunu bilecek seviyede, Arınç ise bir meselenin nasıl çözüleceğini anlayacak seviyededir. Arınç’ın akl-ı selimi, meselenin suhuletle halline ve hasarın asgari seviyede tutularak neticelendirilmesine kafidir.
*
Bülent Arınç’ın Erdoğan hakkında, “hükümeti, kamuoyu önünde azarlar gibi tenkit etmemelidir” mealindeki ifadeleri doğrudur. Erdoğan, hükümetin başkanı da dahil olmak üzere tüm üyeleriyle istediği zaman ve istediği konularda konuşma ve fikirlerin söyleme imkanına ve iktidarına sahiptir. Ahmet Davutoğlu’nun, Erdoğan’ın kıymet ve itibarını kabul ve teslim etmesi, çocuk gibi azarlanmasını meşru hale getirmez. Cumhurbaşkanının otoritesini ortaya koyması ve devlet cihazını cevval bir şekilde çalıştırması doğru ve haklıdır lakin üslubu ve meselenin konuşulma zemini hususunda dikkatli seçimler yapılmalıdır.
Okumaya devam et

Share Button

NECİP FAZIL VE TAYYİP ERDOĞAN

NECİP FAZIL VE TAYYİP ERDOĞAN
Üstad Necip Fazıl ile ilgili söylenecek çok şey var. Burada uzun uzun onu anlatmaktan ziyade Tayyip Erdoğan ile ilgili bir özelliğini sözkonusu etmek istiyoruz. Necip Fazıl’ın Türkiye’de Müslümanlara kazandırdığı en temel kıymet, tabii ki Büyük Doğu ismiyle maruf dünya görüşü çerçevesidir. Bu yazının konusu ise, üstadın Müslümanlara bir ruh aşılamış olmasıdır.
Okumaya devam et

Share Button

SURİYELİLER VE ERDOĞAN’IN YİĞİTLİĞİ

SURİYELİLER VE ERDOĞAN’IN YİĞİTLİĞİ

Suriyeli misafirlerin sayısı çoktan bir milyonu aştı, hem de epeyce aştı. Ülkeye ciddi bir maliyeti var, son zamanlarda görüldüğü üzere asayiş meselesi haline de geldi. Sebebi Suriyeliler veya yerliler ama neticede ciddi meseleler yaşanmaya başlandı. Üzerinde durmaya çalıştığımız nokta, Suriyelilerle ilgili gelişen asayiş meselelerinin haklı veya haksızını aramak değil, başka bir meseleyi anlatmak niyetindeyiz.

İçeride bu tür gelişmeler yaşanırken, İran, Esed, Hizbullah şeytan üçlüsü ile Mısır’ın darbe yönetimi, İsrail, Avrupa, ABD gibi Türkiye’nin yeni halinden memnun olmayan birçok güç merkezi, Suriye iç savaşını uzatıyor, bitmesini istemiyor, özellikle de İsrail, Avrupa, ABD şeytan üçlüsü ise, iç savaşın dengede kalması ve devam etmesi için hangi taraf zayıflarsa ona yardım ediyor ve dengeyi yeniden kuruyor. Böylece Suriye’nin Türkiye’ye her alandaki maliyetini artırıyor, böylece Türkiye hükümetinin içeride zor duruma düşmesini, neticede de iktidarı kaybetmesini, bu olmazsa eğer Türkiye’nin Suriyelileri sınır dışı etmesini, böylece bölgede “hami” rolünü üstlenme imkanını kaybetmesini istiyor.
Okumaya devam et

Share Button

ABD’DEKİ HADİSENİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

ABD’DEKİ HADİSENİN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

ABD’de polisin bir siyahi genci, silahsız olmasına rağmen öldürmesinin neticesinde ortaya çıkan manzaralar nasıl okunmalı? Elleri havada, silahsız olduğu görüldüğü halde bir siyahi gencin, yedi-sekiz civarında mermiyle vurulması, bunların da üç adedinin kafasına sıkılmış olması, vakayı adiyeden kabul edilebilir mi? Veya sadece asayiş meselesi olarak değerlendirilebilir mi?

ABD’nin her yıl dünya ile ilgili (yani her ülke ile ilgili) insan hakları raporu yayınlaması ve bu rapor üzerinden ülkeleri siyaseten dövmeye alışmış olması dikkat çekici. Özellikle de polislerin göstericilere karşı aşırı (orantısız) güç kullanması meselesini yüksek sesle eleştiren ABD, silahsız ve elleri havada bir gencin öldürülmesi hadisesini devlet arşivlerinden ve insanların hafızalarından silmek zorunda. Tam da bu sebeple, yani devlet arşivlerine girmemesi ve insanların hafızalarında fazla yer edinmemesi için olmalı ki, kasabada yapılan gösterilerin üzerine muharip sınıftan asker giysileriyle polis sevketti. Kasaba siyasi karantinaya alındı ve esas şiddeti medya gördü. Zaten ABD medyası, arşivlerine girmemesi, kayıt altına alınmaması, daha sonra hatırlanmasına sebep olmaması için kasabaya uğramadı önce, sokağa çıkma yasağına rağmen ana haber bültenlerinde birkaç dakikalık, “asayiş berkemal” cinsinden haberlerle geçirdi. Devlet arşivine girmeyen olaylar böylece ABD medyasının arşivine de girmedi.
Okumaya devam et

Share Button

İSTİKLAL GÜNLÜKLERİ-25.07.2014-YAHUDİLER CESARET ÖDÜLÜNÜ GERİ İSTEMİŞ

İSTİKLAL GÜNLÜKLERİ-25.07.2014-YAHUDİLER CESARET ÖDÜLÜNÜ GERİ İSTEMİŞ

İhanet örgütünün yayın organı olan Zaman isimli mevkute, internet sitesinde, 24.07.2014 tarihinde bir haber yayınladı. Haberin başlığı, “Erdoğan’dan cesaret ödülünü geri istediler”…

Haber şu; Amerikan Yahudi Kongresi, 2004 yılında Erdoğan’a cesaret madalyası vermiş, Erdoğan’ın İsrail ile ilgili tavrından dolayı o madalyayı geri istiyor, bunun için kongre başkanı Erdoğan’a mektup yazmış, Zaman gazetesi de bu mektubu yayınlıyor.

Nasıl?

Bir taraftan Erdoğan’ı İsrail ile iş yapmaktan, Yahudilerden cesaret madalyası almaktan dolayı tenkit eden paralel örgüt diğer taraftan Yahudi Kongresi başkanının o madalyayı geri istemesinin haberini yapmış. Böylece Erdoğan, kafasının üstünde demoklesin kılıcı gibi sallanan o madalya belasından kurtulmuş olmuyor mu?
Okumaya devam et

Share Button

İSTİKLAL GÜNLÜKLERİ-(18.06.2014)- ERDOĞAN’IN ÖFKESİ ANLAŞILDI

İSTİKLAL GÜNLÜKLERİ-(18.06.2014)- ERDOĞAN’IN ÖFKESİ ANLAŞILDI

İhanet örgütüne karşı Erdoğan’ın özel bir öfkesi vardı. Gerek kendisi gerekse Bülent Arınç tarafından ifade edilen, “Bildiklerimizin hepsini söyleyemiyoruz” sözü, paralel ihanet örgütü hakkındaki öfkenin anlaşılmasını zorlaştırıyordu. Aslında kamuoyunun bile bildiği kadarıyla paralel ihanet örgütüne Erdoğan’ın duyduğu öfke çok değildi ama kamuoyuna “açıklanamayan” bilgilerin içinde öfkeyi artıran çok ciddi meseleler olduğu anlaşılıyordu.

Bunlardan birisi ortaya çıktı. Erdoğan ve Arınç’ın, soruşturmanın akamete uğramaması için anlatmadıkları “başbakanlıktaki böcek meselesi”… Operasyon başlayınca meselenin vahameti anlaşıldı, böcek operasyonunun hedefi, başbakanın eski koruma birliğiydi, koruma müdürü de dahil…
Okumaya devam et

Share Button

İSTİKLAL GÜNLÜKLERİ-(31.05.2014)-ALMANYA’DAKİ MÜLAKAT

İSTİKLAL GÜNLÜKLERİ-(31.05.2014)-ALMANYA’DAKİ MÜLAKAT

Yeni Şafak gazetesinin 31.05.2014 tarihli internet sitesinde bir haber ve haberin videosu var, haberin başlığı “Alman kanalı RTL’nin yayınlayamadığı Erdoğan röportajı”… Haberde, röportajın videosu da mevcut…

Hadise şu; Erdoğan’ın Almanya seyahati ve orada yaptığı konuşmada kendisini dinlemeye gelen gurbetçi vatandaşlarımızla röportaj yapmak için gelen RTL televizyon kanalı, Erdoğan aleyhine bazı beyanatlar almak derdiyle kıvranıyor ve üst üste Erdoğan aleyhine sorular soruyor. Röportaj yaptığı gurbetçi vatandaşımız ise müthiş cevaplar veriyor, muhabirin her defasında köşeye sıkıştırmak için sorduğu sorular vatandaşımız tarafından o kadar güzel şekilde cevaplanıyor ki röportajdan elde edilmek istenen maksadın tam aksin gerçekleşiyor. Ve Alman televizyonu o röportajı yayınlamıyor.

Önce röportajı nakledelim, sonra söyleyeceğimizi söyleyelim.
Okumaya devam et

Share Button

İSTİKLAL CEPHESİ GÜNLÜKLERİ-ŞAHİN ALPAY ZURNANIN SON DELİĞİ

İSTİKLAL CEPHESİ GÜNLÜKLERİ-ŞAHİN ALPAY ZURNANIN SON DELİĞİ

(17.04.2014)

Gerçekten bir istiklal mücadelesi yürüttüğümüz doğru, bu mücadelenin bir medyaya ihtiyacı olduğu da doğru. Ne var ki istiklal cephesi medyası meselenin ciddiyetini yeterince anlamış görünmüyor. Yaptıkları haberler, haber yapma üslupları, hadiseleri değerlendirme yeterlilikleri, süreçleri izlemedeki ferasetleri, stratejik hesaplamalar yapacak hacimli akılları yok. Pireyi deve yaparak mücadele ettiklerini zanneden genel yayın yönetmenleri, köşe yazarları, muhabirler filan işin tadını iyice kaçırdı. Mücadele aracı olarak kullandıkları “mübalağa” sanatı, ne zaman karşı tarafa zarar verir, ne zaman bize zarar verir bilmiyor, anlamıyorlar. İhanet örgütünün aleyhine haber yapmayı, bunun için her sebebe tutunmayı mücadele etmek zannediyorlar. Hacimli bir akıl, keskin bir idrak, kuşatıcı bir kavrayıştan nasibini almamış bir alay adam, çoğunluğu da konjonktürel kontenjandan cepheye sürülmüş yetersiz kişilikler karanlığa kurşun sıkıyor, kurşun bizden birini mi yoksa karşıdan birisini mi vuruyor umurunda değil. Mücadele etmeyi sadece ateş etmek zanneden kifayetsizler, her yöne ve her şekilde ateş ediyor, sıktıkları mermi kimseye zarar vermese bile mühimmatı (gazete sayfalarını) boşa harcamak gibi bir zararları var.
Okumaya devam et

Share Button

İSTİKLAL GÜNLÜKLERİ-FİKRİ ÇERÇEVE KAYBOLMASIN

İSTİKLAL GÜNLÜKLERİ-FİKRİ ÇERÇEVE KAYBOLMASIN

(15.04.2014)

Müslüman gurupların birbiriyle mücadele etmesi çok marazi bir meseledir. Ne kadar hassas davranılsa, ne kadar dikkat edilse de mutlaka kalıcı hasarlar verme istidadı var. Kaçınamayacağımız zararlarına maruz kaldığımız böyle bir hadiseyi, azami dikkat ve hassasiyet göstererek asgari seviyede tutma çabasından olmalıyız.

Müslüman guruplar arasındaki mücadelede kullanılacak fikri malzemenin İslam’ın ölçülerinden istihraç edileceği malum. Hiçbir Müslüman gurup, başka bir Müslüman gurubu, komünizmin fikri gerekçeleriyle tenkit etmez, öyleyse birbirine yöneltecekleri tenkit, tabii ve zaruri olarak İslami ölçülere dayanacaktır. Bu çaba, özü itibariyle doğrudur da, Müslüman, ancak İslam’a nispetle tenkit edilebilir.
Okumaya devam et

Share Button

İSTİKLAL CEPHESİ GÜNLÜKLERİ-KONJONKTÜREL VERİMLİLİK MESELESİ

İSTİKLAL GÜNLÜKLERİ-KONJONKTÜREL VERİMLİLİK MESELESİ

(11 Nisan 2014)

İstiklal cephesinde bazı yanlışlar var. Bunları konuşmanın zamanı değil diye bir müddet bekledik ama zaman geçtikçe bünyeye yerleşiyor ve kalıcı marazlar oluşuyor. İhanet cephesine de zamanında müdahale etmediğimiz için bu günkü gücüne ulaştı ve bugün mücadele etmekte bazı zorluklarla karşı karşıya kaldık.
İstiklal cephesi, ihanet cephesiyle mücadele ederken konjonktürel verimlilik meselesine fazla bel bağlamış, bu noktaya fazla yığınak yapmış, bazı mevzileri konjonktürel verimliliği olan kişilere teslim etmiş durumda. Konjonktürel verimlilik meselesi gözardı edilecek kadar önemsiz bir konu değil tabii ki ama lüzumundan fazla kıymet vermek konjonktürü aşan bir etki oluşturuyor.

İstiklal cephesi medyası, “konjonktürel verimlilik” meselesinin fikri (veya stratejik) anlamda tarifini yapmış ve özellikleri ile sınırlarını tespit etmiş değil. El yordamıyla farkına vardığı, kör bir kurşun gibi kullandığı için, koordinatlarını tespit etmeden, haritasını çizmeden mayın tarlası oluşturuyor. Gün geliyor kör kurşun kendini vuruyor veya kendisi mayına basıyor.
Okumaya devam et

Share Button

TAYYİP ERDOĞAN

TAYYİP ERDOĞAN

Semaver kaynıyordu içeri girdiğimde, başka da ses yoktu zaten odada. Usulca selam verdim, sessizliği bozmaktan ürken bir ses tonuyla, duydu mu bilmem, aldı selamımı başucuyla. Semaverin bir tarafından oturuyordu “dost”, öteki tarafına da ben oturdum sessizce… Semaveri kendime çevirdim, sakilik yapmak niyetiyle, tebessüm etti belli belirsiz. Kendime bir çay doldurdum, önüme aldım, şöyle bir yerleştirdim bardağı, simetrik olsun istedim. Çay ile münasebetini nizami şekilde kuramayanların adam olmakla ilgili eksikleri varmış gibi gelir bana, ehemmiyet veririm o sebeple çaya…
Okumaya devam et

Share Button

İSTİKLAL CEPHESİ GÜNLÜKLERİ-(24.03.2014)-İSTANBUL MİTİNGİ

İSTİKLAL CEPHESİ GÜNLÜKLERİ-(24.03.2014)-İSTANBUL MİTİNGİ

İşte bu… İki milyon insan bir meydana toplanır mı? İki milyon insan bir meydana niye toplanır? İki milyon insan bir meydana kim için toplanır? Bu ne muhteşem bir hadisedir.

Maya tutuyor sanki… Büyük dirilişini, büyük hamlenin, büyük doğumun mayası tutuyor olmalı… Yeniçağın içtimai altyapısı oluşuyor, cemiyet kazanındaki mayalanma hızla devam ediyor. Nasıl olabilir böyle bir şey? İki milyon insanın menfaatinin aynı istikamette olması muhal… İstanbul mitingi, ruhi bir şahlanıştır. Ruhun istikameti aynileşebilir, milyonlarca ruh bir merkezde birleşebilir, bir istikamete yönelebilir. Nefs ve akıl bu işin altından kalkamaz, nefs ve akıl bu çapta bir ittifak gerçekleştiremez.

Aylardır tüm tezvirata rağmen millet istikametini değiştirmiyor, mevzilerini terk etmiyor, liderini yalnız bırakmıyor. Muhteşem bir şey… Büyük doğumların sancısı da büyük olur, her şeyin güllük gülistanlık olmasını tabii ki beklemiyorduk. Birkaç ayda seksen yıllık iftira atıldı, seksen yıllık yalan söylendi ama belli ki bunlar büyük doğumun şiddetli sancılarıymış. Millet tüm saldırılara karşı zihninde çelikten bariyerler kurmuş. Artık ümitlenmek zamanıdır.
Okumaya devam et

Share Button

İSTİKLAL CEPHESİ GÜNLÜKLERİ-23.03.2014-MUSTAFA AKYOL VAKASI

İSTİKLAL CEPHESİ GÜNLÜKLERİ-23.03.2014-MUSTAFA AKYOL VAKASI

Zaman gazetesinin 21.03.2014 tarihli nüshasında, Mustafa Akyol ile ilgili bir haber var. Haber, Mustafa Akyol’un, New York Times gazetesine yazdığı bir yazı… Haberin başlığı ise; “Seçimlerden sonra ‘cadı avı’ başlayabilir”… Mustafa Akyol’un Amerikan gazetesine yazdığı yazısının özeti, hükümetin doğru yolda olmadığı, seçimden sonra bir “cadı avı” başlatabileceği istikametinde şekillenmiş.

Malum olduğu üzere Mustafa Akyol Star gazetesi yazarıdır. Zaman gazetesinin haberinden anladığımıza göre bir de Hürriyet Daily News gazetesinde yazıyormuş.

Mustafa Akyol, fikir adamı değil, herhangi bir sahada kendinden faydalanabileceğimiz bir hususiyeti de yok. Gazetedeki köşesi kapatıldığında bir haftada unutulacak türden biridir. Varlığı ve kıymeti işgal ettiği gazete köşesinin ebadı kadar olan, tefekkür çapı ve mahareti, bir ihtiyacı karşılamayan, kendi kendine varoluşunu gerçekleştirme istidadı taşımayan bir figür. Bunları söyledikten sonra kendisiyle neden ilgilendiğimiz sorusunun cevabını vermemiz gerekiyor ki o cevap şudur; Mustafa Akyol, Türkiye’de bir “gazeteci figürüne” denk gelir. Meselemiz Mustafa Akyol’un kişiliği değil, prototipini oluşturduğu bu gazeteci figürüdür, konumuz da tam olarak bu figür.
Okumaya devam et

Share Button

İSTİKLAL CEPHESİ GÜNLÜKLERİ

İSTİKLAL CEPHESİ GÜNLÜKLERİ

Cemaat günlükleri başlığı altında ihanet örgütünün faaliyetlerini takip ediyor ve değerlendiriyoruz. Sitemizin en fazla takip edilen yazıları da bunlar oluyor. Karşı cephenin yanlışlarını mümkün olduğunca günlük olarak yazmaya çalışıyoruz fakat bu arada (bizim de içinde bulunduğumuz) istiklal cephesinin yanlışları gözden ırak kalıyor. Bu durum, taraftarlığımızın militanca olmadığı, fikri tercihlere dayandığı gerçeği ile tenakuz oluşturuyor. İçinde bulunduğumuz cephenin yanlışlarına göz yumacak kadar fikirden anlamaz, adaletten uzak, vicdandan nasipsiz değiliz. İhanet cephesinin bu konudaki derin hassasiyetsizliğini bizim de kuşanmamız beklenmemeli, içinde bulunduğumuz cephenin yanlışlarına kör bakmamalıyız.

İhanet çetesinin büyük kalkışmasını, istiklal cephesinin “arınması” için fırsat gören bizim gibi insanlar, kendi cephemizdeki ayarsızlıkların üzerine gitmeli, yanlışları göstermeli, arınmaya katkıda bulunmalıdır. Biz “kör döğüşü” içinde değiliz, Erdoğan’ın peşinde de değiliz. Biz, İslami anlayışımızla dünyaya, insana ve hayata bakarız. Bu manada Erdoğan, bizim sitede (www.fikirteknesi.com) yaptığımız tespitlerin arkasından gelmektedir. Erdoğan, “bu bir istiklal savaşıdır” sözünü kullanmadan birkaç gün önce bizim sitemizde, “Erdoğan ikinci kurtuluş savaşının lideridir” başlıklı yazı yayınlanmıştır. Erdoğan bizim teşhislerimizi geriden takip etmektedir.
Okumaya devam et

Share Button

HÜMEYRA HANIMIN CEVABI

Hümeyra hanım, e-mail ile gönderdiği cevabının, yayınlanacağı düşüncesiyle kaleme alınmadığından bahisle kaldırılmasını talep etti, talebini yerine getirmek için yazısını kaldırdık.

Share Button

H. HÜMEYRA ŞAHİN İSİMLİ BİRİSİ

H. HÜMEYRA ŞAHİN İSİMLİ BİRİSİ

Akşam gazetesinin yazarı H. Hümeyra Şahin, 14.02.2014 tarih ve “Hz. Peygamber neden tasvir edilemez?” başlıklı yazısında, Fethullah Gülen örgütünün televizyonunda yayınlanan o malum sahneyi tenkit etmeye çalışıyor. Yazısı yer yer doğru ifadeler ihtiva etse de, umumiyetle dil ve üsluptan kaynaklanan vahim hatalar var.
Türkiye’de “dil” ve “üslup” meselesi, Müslüman yazarlar, fikir ve ilim adamları, kanaat önderleri tarafından her nedense dikkate alınmaz, dilin sadece “araç” olduğu düşünülür ve maksadın ifadesinde fazla ehemmiyeti olmadığı iddia edilir. Dil ile ilgili hafifmeşrep yaklaşım, esasın elden ve gözden kaçırılmasına bazen de (ne kadar iyi niyetli olsa da) kovulmasına sebep olmaktadır.

“Araç” diye küçümsedikleri dil, bazen muhtevayı doğrudan tayin eden, bazen muhtevaya tesir eden, bazen de kendilerinin iddia ettikleri gibi fazla ehemmiyet arzetmeyen bir mahiyet taşıyor. Ehemmiyet arzetmeyen misaller üzerinden hareket ederek dil bahsini hafife alanlar, hafif ve sığ bir tefekküre sahip oluyor, seviyesizliklerini de asla farketmiyorlar. Düşünce ve yazıda kullandıkları dil, eksiklerini ve yanlışlarını göstermeye kafi olmadığı için, mahkum oldukları dil, kendilerinde, sürekli doğru istikamet üzere oldukları zannını uyandırıyor.

Meselenin, “mana ve suret”, “muhteva ve şekil”, “idrak ve tefekkür”, “tefekkür ve ifade” gibi ağır konu başlıkları var. Fakat Türkiye’de mesele hiç bu noktalara gelemediği için, bu derinliklerdeki girift güzergahlarda gezinmeden tenkitlerimizi ifade edelim.
Okumaya devam et

Share Button

ŞU ZEYNELOV MESELESİ…

ŞU ZEYNELOV MESELESİ…

Mahir Zeynelov… Today’s Zaman muhabiri… Azerbaycan vatandaşı… Geçtiğimiz günlerde sınır dışı edildi. Sınır dışı edilme sebebi, Zaman gazetesinin haberine göre başbakanı eleştirmesiymiş. Pekala başbakanı nasıl eleştirmiş? Zaman gazetesinin 07.02.2014 tarihli haberinden takip edelim;

“Başbakan Tayyip Erdoğan da Zeynalov hakkında, “hakaret, halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama” gerekçesiyle suç duyurusunda bulundu. Zeynalov, geçtiğimiz hafta emniyet müdürlüğüne giderek suçlamalarla ilgili ifade verdi. Söz konusu suçlamalar, Zeynalov’un @MahirZeynalov hesabından attığı “Turkish prosecutors order police to arrest al-Qaeda affiliates, Erdoğan’s appointed police chiefs refuse to comply (Türk savcılar, polise El Kaide ile bağlantılı kişileri tutuklama emri verdi. Erdoğan’ın atadığı polis şefleri, bu emri yerine getirmeyi reddetti)” ve “Al-Qaeda’s Turkey operatives flee after Erdoğan-appoited officials block raid (Erdoğan’ın atadığı yetkililer baskını engelleyince, El Kaide’nin Türkiye mensupları kaçtı.)” şeklindeki iki tweeti kaynak gösterildi. Zeynalov, ifadesinde söz konusu tweetlerin medyada yayınlanan haberlere dayandığını ve hiçbir yorumda bulunmadığını dile getirdi.”
Okumaya devam et

Share Button

POLEMİKMEYDANI NE YAPMAYA ÇALIŞIYOR?

POLEMİKMEYDANI NE YAPMAYA ÇALIŞIYOR?
Polemikmeydanı’nı zaman zaman sitemizde tanıttığımız için sorumluluk hissediyoruz. Tanıttığımız sitelerin, gurupların, dergilerin yanlışlarını gördüğümüzde, kendi yanlışımız gibi sorumluluk duyuyor ve tenkit ediyoruz. Kendi sitemizde tanıttığımız için, onların yanlışlarına da referans olmak gibi bir duruma düşüyoruz, bu sebeple de tenkit etmezsek yanlışa ortak olmaktan korkuyoruz.
*
Mustafa Karaşahin’in, “Karşı-Operasyonlar” başlıklı yazı serisi, hükümetin, cemaate karşı başlatacağı karşı hamleleri açıklamak için hazırlanmış görünüyor. Başlangıçta, yazı serisinin muhtevasını, Mustafa Beyin “tahminleri” şeklinde anladık ve umursamadık. Yazı serisinin ikincisi olan “casusluk soruşturması” başlıklı yazının muhtevasının, bir gün sonra aynı manaya gelecek şekilde Başbakanın ağzından döküldüğünü görünce irkildik. Zaten bu konuyu, siteden Fatih Mehmet Kaya, “Mustafa Karaşahin’in öngörüsü, ertesi gün başbakanın ağzında” başlıklı bir yazıyla, polemikmeydanının başarısı olarak sundu. Okumaya devam et

Share Button

POLEMİKMEYDANI-4-DİKKAT ÇEKİCİ BİR YAZI SERİSİ

POLEMİKMEYDANI-4-DİKKAT ÇEKİCİ BİR YAZI SERİSİ
www.polemikmeydani.com sitesi yazarlarından MUSTAFA KARAŞAHİN’inin iki gündür yayınlanan “ŞİA İSİMLİ MELUN İNANÇ” yazı serisi mutlaka okunmalı. Ben fevkalade faydalandım, bu sebeple de duyurmak ihtiyacı hissettim.
Yazı serisinin birincisi, “Şia isimli melun inanç-1-Münafıklığın ideolojisi” başlığını taşıyor. Üzerinde düşünmediğimizden midir yoksa akletme istidadımızın kifayetsizliğinden midir bilinmez, Şia’nın bu tarafını farketmemiştik. Mustafa Bey, Şia’daki takiyye inancını işlediği bu yazısında, takiyye yoluyla yalan söylemeyi “inanç” haline getirdiğini, yalan söylemenin “münafıklık alametlerinden” olduğunu (tabii ki doğru) söylüyor ve yalan söylemeyi inanç haline getirenin, münafıklığın diğer alametleri olan “ahde vefasızlık” ve “emanete ihanet” bahislerini de zarureten gerektireceğini anlatıyor. Gerçekten çarpıcı bir bakış, herhangi bir insanın (veya Müslümanın) yalan söylemesinin çok ötesinde olan takiyye, yalan söylemeyi inanç haline getirdiği için, Şia’nın, münafıklığın ideolojisi olduğunu söylüyor.
Yazı serisinin ikincisi, “Şia isimli melun inanç-2- Kızına tecavüz eden adam” başlığını taşıyor. İnsan başlığa bakınca ürküyor önce, yazıyı okumayanlar ağır bir iftira ve hakaret zannına kapılır. Fakat yazıyı sabırla okuyunca ne kadar orijinal bir muhteva örgüsü olduğu görülüyor. Yazıyı biz anlatmayalım, kısa bir iktibasla iktifa edelim; Okumaya devam et

Share Button