HULUSİ DEMİR hakkında

www.fikirteknesi.com Yönetici-Editör 2008-2016

MEDENİYET AKADEMİSİ KURULUYOR

medeniyet

Tefekkür ve tezekkürün zirvesi tevhid, insan ve hayatın zirvesi vahdettir. Tevhide; terkip, tecrit ve tenzih güzergahından ulaşılır, vahdete ise ahlak, edep, takva yoluyla… Tevhid; ferdin ruhi-deruni cihetindeki inkişafla mümkün, vahdet ise sayısız içtimai mecranın bir havzaya dökülmesiyle mümkündür.

            Tevhid ve vahdet, İslam Medeniyetinin nihai menzili, nispeti, ölçüsü, mikyasıdır. Her şey bu iki mikyasa göre anlaşılır, kabul ve tatbik edilir. İçtimai manada vahdete, ferdi manada tevhide ermeyen tüm yollar yanlıştır.

            Ferdi hürriyet, içtimai manada vahdete, ferdi manada tevhide muhalif olamaz. İslam, hürriyeti serkeşlik (liberalizm) olarak anlamaz, kabul etmez. İman ferd için, İslam cemiyet içindir ve ikisi terkip edildiğinde “insan mimarisi” kurulmuş ve tüm cihetiyle kuşatılmış olur.

*

Okumaya devam et

Share Button

CEMAAT Mİ İSTİHBARAT ÖRGÜTÜ MÜ? E KİTAP

CEMAAT

Son zamanlarda Fethullah Beyin cemaati için kamuoyunda “örgüt” ifadesi kullanılıyor. Fethullah Bey, konuyu erkenden teşhis etti ve daha birkaç kişi örgüt ifadesini kullanmaya başlar başlamaz, “biz örgüt değiliz, biz camiayız” gibi ön alıcı laflar etmeye başladı. Konunun nerelere kadar uzanacağını anladığı için, örgüt diyenlere o kadar ağır sözler söyledi ki, karşımızda bir İslam Alimi değil, tam bir propagandist vardı. Okumaya devam et

Share Button

İHANET GÜNLÜKLERİ E KİTAP

ihanet

Fethullah Gülen ve örgütünün Müslümanlara karşı yürüttüğü savaşta tarafsız kalmak imkansız. Çok açık bir ihanet var ve Müslümanlara karşı açılmış küresel savaşın tetikçiliğini yapan bu örgüte karşı bizim safımız ve tarafımız belli. İsrail’e, ABD’ye, İngiltere’ye karşı olma sebeplerimiz, aynı zamanda Fethullah Gülen ve örgütüne karşı olma sebeplerimizdir. Meselenin fikri cihetinden bakıldığında, Cenab-ı Allah Azze ve Celle’ye ve Hz. Resul-i Ekrem Aleyhisselatü Vesselam Efendimize sadakatimiz, Fethullah Gülen ve örgütünün yanında değil karşısında olmamızı gerektiriyor. Okumaya devam et

Share Button

DÜŞÜNCE NEDİR, DÜŞÜNÜR KİMDİR-E KİTAP

DÜŞÜNCE NEDİR, DÜŞÜNÜR KİMDİR-KİTAP ABDULLAH TATLI

DUSUNCE

Düşünce testi geliştirme çabası, çok iddialı bir zihinsel eylemdir. Detaylara kadar inecek bir düşünce testi geliştirmek gerçekçi midir bilmem ama bizim yapmaya çalıştığımız iş, ana hatlarıyla bir test geliştirmek. Ana hatlarıyla düşünce testi geliştirmenin mümkün olduğunu sandığımız için girişimde bulunduk. İster ana hatlarıyla olsun isterse detaylı, düşünce testi geliştirebilmek gerçekten çok fazla ihtiyaç duyduğumuz bir iştir. Okumaya devam et

Share Button

ZAMAN GAZETESİ -OPERASYON MEDYASI- E KİTAP

ZAMAN

E- KİTABI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN

Share Button

TAKSİM

Sen BÜYÜ yavrumm
Büyü ki ezilsin içimdeki TAKSİM
Kırılmalar, yakılmalar, naralar tükensin
Salyalar, sümükler, köpükler
Sen KON/uş yavrummm
Kahır/amanlar, gazeteler, san AT çılar
Figüratif figüranlar duran adam/lar
Sen TÜKÜR yavrumm
Taş, sopa, nara, mAl/otoflar
Arsız bedenler, liw’es kot, devrim, anti-AMerikana
… Şampanya patlat/ AN ASINI şempanzelerin
Sen BİRiktir yavrum
Doldur heybeni/heybetini
Öfkeni, sükûnetini, acını, Okumaya devam et
Share Button

“HAL OKUMALARI” ve İNSAN İNŞASI

 “HAL OKUMALARI” ve İNSAN İNŞASI

 

Küçük yaşlardan beri bizlere, Kemalizmin eğitim kitaplarında Osmanlı Devleti’nde okuma oranının düşük olduğunu, okuma yazma bilen kişilerin azlığını ve bu yüzden geri kalındığını söyler veya alt satır olarak hissettirir. Batı toplumlarının ilerleyişini Osmanlı olarak göremeyişimizin, fark edemeyişimizin nedenlerinden bazılarını; çürüyen eğitim sistemi ve okuma oranının düşüklüğü olarak gösterilir. Bu söylemlerin tamamen yanlış olduğu iddiasında değilim. Bu söylemlere denecek bir şey varsa oda “kısmen doğru“ ifadesidir. Bu “kısmen doğru” ifadesi Osmanlı Devleti’nin son yüzyılları için geçerlidir. Zira toplumun eğitim dinamikleri olan “medrese” “tekke-zaviye” kurumları son dönemlerde bozulmaya başlamış ve devletin yıkılışına kadar bozulma devam etmiştir. Okumaya devam et

Share Button

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki, Okul Baskını ve Düşündürdükleri

Amerika Birleşik Devletleri’ndeki, Okul Baskını ve Düşündürdükleri

14 Aralık 2012 Cuma günü Connecticut Eyaletinde okul baskını gerçekleşti. Okul baskını gerçekleştiren Adam Lanza(20) 27 kişiyi öldürdükten sonra intihar etti. Bu olayı Türk ve Dünya medyasında bireysel silahlanmayla ilişkilendirildiğini okuduk. Okumaya devam et

Share Button

İLETİŞİM ve DUYGULARIMIZ



İnsan ilişkilerinde karşılaşılan en önemli faktörlerden biri
duygulardır. Ne kadar önemli bir düşünceden bahsedersek edelim eğer o düşünceyi
tamamlayan duygu yansıması bizde yoksa iletişim eksik kalmış hatta
karşımızdakiyle hiç iletişime girmemişizdir demektir. İnsanlar söylenenleri
sadece akıllarıyla değil aynı zamanda kalpleriyle de değerlendirirler. Öyle ki
insanların duygu alıcılarına olumsuz mesajlar verdiğimizde ne kadar akla,
mantığa uygun, hatta inkar edilemeyecek sözler söylersek söyleyelim iletişim
tam anlamıyla tamamlanmamıştır.

            Etrafımıza
baktığımızda etkili konuşma yeteneği olmayan binlerce insan aslında sırf duygu
dünyalarını kontrol ettikleri için ve bunları pozitif anlamda etrafa yaydıkları
için iletişimin zirvesine çıkmışlardır.

            Duygu
dünyamızın çevremize yayılmasını sağlayan iki önemli nokta vardır. Sözlerimiz
ve dış dünyaya karşı sergilediğimiz davranış bütünlüğü. Sözlerimiz ne kadar
istemesek de ses tonu, söyleyiş biçimimiz ile birlikte duygularımızı da ele
vermektedir. Dış dünyaya karşı sergilediğimiz davranış yumağı ise  çevremize yansıttığımız kimliğimizi oluşturan
en temel unsurdur. İletişime girdiğimiz kişilere sözlerimizin ve tutumlarımızın
toplamıyla birlikte yaklaşırız. Kendi duygularımızı tanıyabilmemizin en temel
gerçekliği bizim taşıdığımız duygular kadar iletişime girdiğimiz
insanlarında  duygu yükü taşıyabildikleri
gerçeğini kavramaktır.

            İletişim
sürecinde karşılaştığımız genel problemleri ve olumlu katkı yapan unsurları
şöyle göz önün getirip incelediğimizde iletişimin mantık ve  fikirden çok duygularla yönlendiği
gerçeğidir.

            1-Benlik direnci

            Tüm insanlar
birer “ego” yani “ben” taşırlar. Ve insanların hayatta en önem verdikleri kendi
“ben” leridir. İnsanlar “benlerine” yönelik en küçük tehdide, en küçük bir karşı
koyuşa şiddetli bir direniş, bir savunma 
verirler. Bu direniş mantıktan çok duygusal bir tepkidir. İnsanın en
önem verdiği öğe olan  kendi “ben”ine,
duygusal bir tavırla yaklaşması insanları yönlendiren en önemli faktördür.
İletişimde mantığın kurallarından çok duyguların ağırlığı geçerlidir. İletişim
esnasında sık sık karşılaştığımız,  insanın  “duygusal savunma kimliği” her ne şekilde
olursa olsun insanı yönlendirir.

            Sağlıklı
bir iletişimin ilk basamağı insanların “benlerini” rencide etmemektir. Eğer
benleri hırpalanmışsa kendi iç dünyasında bir direnç merkezi oluşturacaklardır
ve kendisiyle iletişim kurmak isteyen insana karşı kırılması güç bir kabuk
oluştururlar. Benlik direncini etkileyen bazı faktörler vardır.

            a-İnsanları eleştirmeyin…

            Karşınızdaki
kişi eğer bir hata yapmışsa ve bunu açığa çıkarmışsanız “ego”su artık
yaralanmış demektir. Böylelikle o kişi size karşı bir nefret, şiddetli bir karşılık
verecektir. Bu karşı koyuşla birlikte iletişim süreci büyük bir yara almış demektir.
Kesinlikle insanları eleştirmeyin.

            b–Hatalarınızı
kabul edin…

            İnsanlar kendi eksikliklerini görmeye isteksizdirler. İlk
olarak siz kendi hata ve eksikliklerinizi içten bir şekilde karşınızdakiyle
paylaşın. Bu şekilde davrandığınızda iletişimde karşılaşılan engellerin bir
çoğu bertaraf edilmiş olacaktır. Siz hatalarınızı kabul ettikçe karşıdaki kişi
de kendi kendisini sorgulamaya başlayacaktır. Karşıdaki kişide bir istek
oluşacak ve kendini anlatmaya başlayacaktır.

            c–Tartışmalardan
kaçının…

            İletişime
geçtiğiniz insanı “evet-hayır” kilitlenmesine girdirmeyiniz. İnsan evet-hayır
kilitlenmesine girdiğinde savunmacı bir kişiliğe bürünecek ve evet diyebileceği
noktalarda bile hayır kelimesine yer verecektir. Bunun sebebi tartışma
esnasında tartışılan konulardan çok “ego”ların çarpışması olarak insanlar
tarafından algılanmasıdır. Böyle algılayan insan “ego”sunun rencide edilmemesi
için duygusal bir savunma sergileyecektir. İletişim sürecinde kazançlı çıkmak
istiyorsak iletişime girdiğimiz insanlarla kesinlikle tartışmaya girmemeliyiz.
Girdiğimiz zaman iletişim süreci olumsuz yönde gelişir.

            d-Hayır
demeyin-Dedirtmeyin

            Yanlış bir
fikir, yanlış bir değerlendirme veya size olumsuz gelen bir bilgi ileri
sunularak size bir teklif yapılırsa asla doğrudan “hayır” cevabını vermeyin.
Eğer kişi başkalarının düşüncesini size aktarıyorsa “hayır” diyebilirsiniz. Ama
eğer anlattığını başkalarından alıntılarsa  bu kendisinin de kuvvetle benimsediği bir
yaklaşım ise hemen hayır demeyin. Bunun yerine “Sizi anlamaya çalışıyorum, çok
önemli bir soru soruyorsunuz, ilginç bir değerlendirme yapıyorsunuz” şeklindeki
yaklaşımlardan birini kullanın.
          Siz bir kişiye soru sorarken, birine
görüş bildirirken bir teklif götürürken özellikle başlangıçta cevabının “evet”
olduğunu bildiklerinizi kullanmaya özen gösterin. Bunun için insanların neye
evet diyebileceğini önceden öğrenebilmek için dikkatli olun. Seri olarak
alacağınız “evet”lerin ardından, yeni bir teklife evet cevabı alma ihtimaliniz
kuvvetlidir. Örneğin “Hepiniz güzel konuşmayı ister misiniz?” sorusunun cevabı
evet olduğu halde aynı konuda “herhangi biriniz kötü konuşmacı olmak ister mi?”
sorusunun cevabı mutlaka hayırdır.
             
e-Büyüklenmeyin ve Küçümsemeyin.
        
Büyüklenme veya
küçümseme kişiler arasındaki “ego” dengesini olumsuz etkiler ve ego direnci
oluşur. dengenin her zaman korunması arada duygusal duvarların oluşmasını
engeller. Ancak burada bir incelik vardır. Dinleyici açısından konuşmacının
yüceltilmesi fikirlerin lehinedir. Büyüklenme ve küçümseme dinleyici açısından
konuşmacıyı küçültür; tevazu ve dinleyiciye verilen önem ve yapılan samimi övgü
de konuşmacıyı yüceltir. Büyüklenme ve küçümseme temelde duygusaldır, bunlar
duygusal olarak yaşanır ve dinleyici tarafından mutlaka algılanır. Ancak bu
psikoloji kolaylıkla konuşmalara da yansıyabilir. “ Ben şimdiye kadar hiç hata
yapmadım, bu güne kadar bir çok başarıya imza attım, bu insanlara çok büyük
faydam dokunmuştur(büyüklenme), bir sanatçı olarak bir çok kişinin nasıl da
gülünç şekilde sanatçılık oynadığını görüyorum, şu geri zekalı insanlar
arasında yaşamaya çalışıyorum(küçümseme)” gibi ifadeler doğru da olsalar bile konuşmacıyı
ve konuşulan konuyu tüketirler.
            2-Görünüşün Etkisi
      
İnsanlar sizi ilk
gördükleri izlenimleri her zaman sizinle birlikte hatırlarlar. İlk verdiğiniz
izlenim tüm hayatınız boyunca sizi tanımlamaya devam eder. Çünkü ilk algılanan
izlenim karşınızdaki kişinin zihnine sizin adınızla birlikte kazınır.
Görünüşünüz insanların en az % 80’i için sizin ne kadar dinlenilmeye değer veya
güvenilir olduğunuzun göstergesidir. Çoğumuz fikirlerin mantıklılığına ve
delillendirilme derecesine dikkat etmeyiz. 
iletişimin başlangıcındaki olumlu olumsuz gücleri bu noktada
toplanmıştır. Bu noktada toplanan olumlu özellikleri ele aldığımızda karşımıza
şunlar çıkmaktadır.
            a) Enerjik Görününüz.
        
Yorgun insanlar yavaş,
tutuk ve donuk konuşurlar. Heyecan eksikliği nedeniyle inandırıcılıkları
zayıftır. Görünüşleri sanki inanmadıklarını söylediklerini düşündürmektedir. Tokluk ve uykusuzluk canlılığı ve konuşma seriliğini olumsuz etkiler. Enerjik
insanlar tüm organlarına hakim imiş gibi görünürler. Fazla tok, uykusuz veya
ihtiyaçtan fazla ve uyumuşsanız konuşmaktan kaçınmalısınız. İhtiyacınız varsa
hafifçe glikoz içeren tatlı sıvılar veya süt alabilirsiniz.
            b) Temiz Giyininiz.
         
İnsanın dış görünüşü iç
görünüşünün aynası olarak algılanır. İç görünüşün en önemli yansıması yüz
hatları ve vücudun genel duruşu olsa da izleyici ilk anda en az bunlar kadar
kişinin giyimine ve temizliğine dikkat eder. Düzgün tıraş, bembeyaz parlayan
dişler temizliğin ve asilliğin ilk işaretlerindendir. Buna paralel olarak
düzgün ütülenmiş yani görünümlü takım elbise, boyalı sağlam ayakkabı, sıra dışı
olmayan renkler önemli giyinme faktörüdür. Kesilmiş tırnaklar, aşırı makyajı
olmayan bir yüz uzağa yayılmayan ama kucaklaşma veya öpüşme esnasında hissedilebilecek
hafif ve güzel bir koku, vücut hatlarını göstermeyen vasat bir örtünme
tarzı…. Bunlar ciddiyetin ve etkililiğin en önemli faktörleridir.

           c)Görünümünüzü Kontrol Edin
         
Özellikle
gurup karşısında iseniz takip edenlerce nasıl bir görüntünün neresindesiniz?
Kendinize bakın. Öfke, heyecan, titreme gibi bir izlenim veriyor musunuz? Ne
kadar sakin “gülümseyebiliyorsunuz”? Gülümserken dişlerinizin gözükmesi
gerekmez. Sakince vücudunuzu gevşetmelisiniz.
          Düz bir ortamda konuşuyorsanız
ez azından omuzlarınıza kadar görünebilmek için biraz yükseğe çıkmaya çalışın.
kürsü önünde iseniz arkasına gizlenmeyin. Kürsü omuzlarınıza kadar çıkıyorsa
kürsüyü kaldırın. Konuştuğunuz noktanın hemen çevresinde hareketli insanlar,
nesneler olmamalıdır. Oturuyorsanız yığılır gibi değil diri diri oturun. Çok
hızlı hareket etmeyin, ellerinizle aşırı oynamayın, kontrol edemiyorsanız
ellerinizi arkaya bağlayın, tek elinizi cebinize koyun veya elinizde bir kalem
tutun veya en iyisi her ikisini aşağıya salın ve istedikleri gibi davransınlar.
         d)Jestleriniz Tabii Olsun
       
Söz söylerken jest çok
önemlidir ama tabiiliği bozulduğunda jest her şeyi mahveder. Jestlerin anlamını
çok iyi öğrenin ve iyice yerleştirinceye kadar kullanın. Ancak konuşma yaparken
jestlerin anlamını düşünerek onları kullandığınızda yapmacıklıktan
kurtulamazsınız. Jestlerinizi yapınızın tercihine bırakın ve bir hareketi asla
sürekli tekrarlamayın.
             3-Benliği Coşturmanın Etkisi
            
Kalplerin ikna
edilmesi yolunda kullanılacak bir diğer yöntem de muhatap kitlenin “ben”
duygularını harekete geçirmek ve yükseltmektir. Önceki bölümde benlik
direncinin kırmanın önemi üzerinde durduk. Muhatabınızın “beni” asla sizden
aşağıda tutulmamalıdır. Şimdiki yolla onların benlerini yükseltme yolunu
kullanıyorsunuz. Aşağılanmaya direnen veya karşı çıkan benler yüceltenlere de
sahip çıkar. Bu çerçevede üzerinde duracağımız yöntemler aşağıdadır.
          a-Karşınızdaki kişiye olumlu şeyler söyleyin:
          
Tüm insanlar samimi iltifattan
hoşlanırlar. İltifat gururu okşama veya kompliman şeklinde kendini
gösterebilir. Sizi dinleyenlerin değer verdiklerini bildiğiniz bir
özelliklerini takdir ettiğinizi onlara söyleyiniz. Eğer bu özellik onların bile
farkında olmadığı bir özellikse çok etkileyici olacaktır. Örneğin bir Amerikalı
bizimle konuşuyor: “Biz Amerikalılar bilgiye ve zekaya çok önem veririz.
Ülkemize gelen büyük zekalar arasında Türklerin önde gelmesi hep dikkatimizi
çekmiştir. Şimdi büyük zekaları yetiştiren böyle bir topluluğun karşısında
konuşmanın heyecanını yaşıyorum.”
           b- Üstünlük Atfediniz:
         
Dileyicilerinizi
dürüst, namuslu ve üstün insanlar olarak tanımlayınız. Öyle olmasalar bile
insanları bu üstün vasıflara sahip göstermeniz veya en azından bu üstün vasıfları
seven ve bunlara değer veren insanlar olduklarını ifade etmeniz etkileyici
olacaktır.
           Örneğin Alkolizme düşmüş bir
topluluğa konuşuyorsunuz:” Şimdi karşımda her şeye rağmen insanlık onurlarını
korumaya adanmış bir topluluk görüyorum. Gözleriniz bana diyor ki ‘biz temiz
insanlarız, dürüstlüğü ve onurlu yaşamayı gönülden yaşamayı arzuluyoruz.’ Sizi
tebrik ederim. İnanıyorum ki bir gün hepiniz çok gurur duyulacak başarılara
ulaşacaksınız.”
            c- İyimserlik Yayınız.
           
Konuşmanızda bir
sorunu veya çirkinliği dile getiriyor olabilirsiniz. Ancak kötü durumları
tasvir ettikten sonra bir çaresizlik, ümitsizlik ve karanlık havası
oluşturmanız tehlikelidir. Bu durumda dinleyicinin heyecanını kırar, onu
üzersiniz ve bu yolla kendi imajınızı zedeleyerek kötü olaylarla birlikte
hatırlanır hale gelirsiniz.
            Kötü durumlara vurgu
yapılacaksa bu durumlar ayrıntılı tasvir edilmemeli, çabucak geçildikten sonra
bunların düzeltilebilmesinin mümkün olduğunun ayrıntılı anlatılması gerekir.
Böylece oluşturulan iyimser hava ile konuşmacı-dinleyci duygusal yakınlaşması
sağlanır.
             d-Sevgi Yayınız:
           
Dinleyici kitleyi
sevmeye büyük önem vermelisiniz. Onlar son derece değerli ve sevilmeye layık
varlıklardır. Bu olumlu duygunuz onların da eninde sonunda sizi sevmelerine yol
açar. Sizin duygularınız onların duygularını etkileyen en önemli faktördür.
Nefret duygusu vererek insanların fikirlerinizi sevmelerini bekleyemezsiniz.
Sevginiz kendinizi “güler yüz” ile yansıtacaktır. Gerçek bir güler yüz o yüze
bakan herkesi güler hale getirir. güler yüz iç gerginliği azaltıp her şeye
rağmen huzur ürettiği için güler yüzlü konuşmacı dinleyicinin içinde sevinç
üretmesine katkıda bulunur. İnsanlar kendilerine zevk veren her şeyi severler.
           e-Emin Olunuz:
         
Sizin söylediklerinize
ilişkin kesinlik inancınız en önemli duygusal ikna nedenidir. İnsanlar çoğu
zaman söylediklerinizi anlamazlar veya sizden farklı yüzlerce düşünce varken
yaşayıp görmedikleri tezinizden emin olamazlar. Herkes dinlediğinin doğru
olmasını arzuladığında konuşmacının gerçekten de kendisini ikna etmesini
sağlar. Konuşmacının çabaları işe yaramayabilir ama konuşmacının kendisinden
emin olması, hiç bir şüphe duymaması aynen algılanır. Hiç şüphe duymadan
fikirlerini savunan insan hatalı da olsa çok kalabalık toplulukları kendine
inandırabilir. Şu halde tüm gücümüzle savunduğumuz bir fikir varsa ona ilişkin
inancımızı kuvvetlendirmemiz gerekir. İnancın kuvvetlenmesi ise ancak ısrarlı
ve detaylı araştırma ve tahkike dayanır.
          4-İnanmanın Etkisi
         a) inancınız net-kesin olsun

         Emin  olmadığınız 
bir konuyu savunurken etrafa şüphe  yayarsınız. Siz inandığınızdan emin misiniz?
Yani neye inandığınızı biliyor musunuz? İnsan birbiriyle çelişen inançlarla
kimseyi ikna edemez. Örneğin yeni bir dil öğretim tekniğini duydunuz ve çok
etkili bir teknik olduğunu defalarca duydunuz. Sonra birileri size bu tekniğin
hiç de sanıldığı gibi etkili olmadığını söyledi. inancınız sarsıldı mı? Küçük
bir şüphe oluştu mu? Oluştu ise inancınız kesin ve net değildir.
        b) İnancınız Güçlü Olsun
       
İnandığınız konu hakkında
şüpheniz yoktur ama kolay şüpheye düşebilecek konumdasınızdır. Bu durumda
inancınız zayıftır. İnancınızın en güçlü olduğu noktada aksini görseniz bile
inancınızdan vazgeçemezsiniz. Çünkü inancı o kadar çok tekrar ettiniz ve o
kadar onu destekleyen tecrübe aldınız ki o inanç tüm hücrelerinize işledi.
         c)İnancınızın Hedefi Belli Olsun
        
İnandıktan sonra bu
inancınızı kime anlatmak istiyorsunuz. Bu hedef kitleyi inancınızla birlikte
sürekli düşünmelisiniz. Onlara vermek istediğiniz mesaj sevgi sayesinde tüm
problemlerin hallolabileceği inancı mı? O zaman onları tüm kalbinizle sevin,
sanki ayni sevginin hepsini kuşattığını ve aralarındaki tüm problemleri
hallettiklerini duyun. ama bunu yaparken hangi kitleye hitap ettiğinizin
mutlaka farkında olmalısınız.
            Yukarda bahsettiğimi bütün
iletişim ayrıntılarında görülen en önemli özellik iletişimde duyguların güçlü
etkisidir. Günlük hayatta duygusal kimliğimiz hemen hemen tüm yaşantımıza
hakimdir. Dış dünyaya bu önemli ayrıntıyı unutmadan çıktığımızda daha az
kaybeden ve daha fazla kazanan oluruz. Duygularını kontrol edebilen bir insan
her zaman edilgen değil etken bir insandır.

Share Button