AHMET DAVUTOĞLU’NUN ANLAMI

AHMET DAVUTOĞLU’NUN ANLAMI

Ahmet Davutoğlu kimdir ve başbakan adayı olarak açıklanmasının anlamı nedir? Tayyip Erdoğan ile arasındaki temel fark nerede aranmalıdır? Erdoğan’ın başbakanlık ve genel başkanlığını Davutoğlu’na devretmesini nasıl görmek ve değerlendirmek gerekir?

Erdoğan gençliğinden beri siyasetin içinde, dolayısıyla pratiğin içinde, dolayısıyla tefekkürle münasebet yoğunluğu az olan birisidir. Temel tasnif olan tefekkür ve tatbikat sahaları dikkate alındığında Erdoğan, tatbikatçı, yani aksiyon adamı, yani pratisyendir. Yaşadığı pratiğin, mücadelenin yoğunluğu, tefekkür için kafi derecede zaman bırakmaz. Zaten mizaç olarak tefekkür adamı olmaktan ziyade aksiyon adamıdır, pratikte o kadar yoğunlaşması başka bir teşhise fırsat vermez. Bütün bunlara rağmen Erdoğan’ın kesintisiz düşünce faaliyeti içinde olduğunu söylemek gerekir, zira pratiğin yoğunluğu aynı derecede düşünce faaliyetini de gerektirir. Tefekkür adamı olmadığını söyledikten sonra kesintisiz düşündüğünü ileri sürmek bir paradoks veya tezat değil, çünkü Tayyip Erdoğan’ın düşüncesi, yaşadığı pratiğin gerekleridir. Tefekkür adamı veya tatbikat adamı olmak konusundaki temel tasnifimize göre tefekkür adamı olmanın yolu, dünya görüşü çapındaki düşünceden, temel meseleler üzerine kafa patlatmaktan, çetin meselelerde onlarca eser vermekten geçer. “Bir seçimi nasıl kazanırım?” sorusunun peşine düşmek, bu sorunun doğru cevabını bulmak için uykuyu bile kaybetmek, tefekkür adamı değil tatbikat adamı olduğunun delilidir. Doğrusu pratik düşünce meselesinde sahip olduğu maharet ve istidat fevkaladedir ve değme fikir adamının fersahlarca ilerisindedir.
Okumaya devam et

Share Button

HAYRUNNİSA GÜL, SUS!

HAYRUNNİSA GÜL, SUS!

Hayrunnisa Gül bahsine girmeden önce Abdullah Gül meselesine bir bakalım. Abdullah Gül, Akparti kurucu kadrosundaki çelik iradenin yalınkılıç neferlerinden birisidir. Bu millet için kefen giyen kadro üyelerinden biri olan Abdullah Gül, yine bu millet tarafından cumhurbaşkanlığına kadar omuzlarında taşıdığı kahramanlardan birisidir. Halkı bir avuç batıcı serseriye ezdirmemek için kefen giyen, bu sebeple de halk tarafından çevresinde çelikten bir zırh örülen, vampirlere yedirmediği halk tarafından vampirlere yem edilmeyen bir mücadele adamıdır. Bütün bunlar tabii ki yalnız başına yaşanmamıştır, bir kadro ve hareket içinde yaşanan, kefeni de yalnız başına giymeyen, Akparti çelik çekirdeğinin birbirlerinin kefenlerini düzleyerek meydana çıktığı kadro hareketinin bir üyesidir. Karşılıklı vefa ve sadakatin neticesinde ülkede “sessiz devrim” yapabilen bu kadro, halk tarafından kahramanlık nişanı ile mükafatlandırılmıştır.
Okumaya devam et

Share Button

HİZMETÇİLER TOPTAN ÇILDIRDI

HİZMETÇİLER TOPTAN ÇILDIRDI

Cemaat toptan çıldırdı, artık içlerinde akil ve baliğ kimse kalmadı. Bir tane “ceza ehliyetine” malik adam bulsam, ellerinden öpüp, meseleyi munis şekilde konuşmak isterdim.

Ali Ünal’ın 04.08.2014 tarihli yazısı çılgınlığın zirvesiydi, İbrahim Sancak o yazıyı, “Yapma Ali Ünal, kendini kaybediyorsun” başlıklı bir yazıyla tenkit etti dün. Aynı gün hezeyanın zirvesine çıkan sadece Ali Ünal değildi, Abdullah Aymaz da zirvelerde dolaşıyordu.

Abdullah Aymaz’ın yazısının başlığı şu; “Güneş dururken, mum peşinde dolaşmak olur mu?”… İslam ahlak ve adabına göre, güneş-mum dilemması Kur’an-ı Kerim için veya Sünnet-i Seniyye için kullanılır, yani muma nispetle güneş mukayesesi büyük bir mukayesedir ve genellikle böyle kullanılagelmiştir. Adamlarda izan ve ölçü kalmadığı, idrak ve akıl tatile çıktığı, ahlak ve adap intihar ettiği için, hiçbir mikyası doğru kullanamaz hale geldiler.
Okumaya devam et

Share Button

KALBİM DAYANMIYOR

KALBİM DAYANMIYOR

Gazze’de parçalanan çocuk ve bebek bedenlerine kalbim dayanmıyor, bakamıyordum. Çin denen cüsseli domuz Şarki Türkistan’da katliama başladı, kalb mi dayanıyor buna. Daha önce Suriye’deki katliama dayanamamıştı fakat Suriyeli mültecilere birazcık olsun yardım yapmak ruhi mukavemetimi artırmış gibiydi. Mukavemetim artmış gibi olduğu esnada Suriyeli mültecilere karşı ülkedeki bir avuç serserinin saldırıları başladı, kalb nasıl dayansın ki. Öyle ya da böyle dayanacak ama bitmiyor ki, kah Mısır’dan haber geliyor, kah Irak’tan, kah Somali’den, kah Arakan’dan… Hangisine dayanacaksın, nasıl dayanacaksın…

Katliamlardan daha dayanılmaz olan varmış, onu gördük birkaç yıldır, ihanet… Önce Şia isimli büyük fitnenin ihanetini gördük, Suriye’de katlettiği birkaç yüz bin masum ve mazlumdan daha ağır bir duyguydu ihanet etmiş olması. Utanıyorum bunu yazmaktan, ihanetin yüz binlik katliamlardan daha dayanılmaz olduğunu söylemekten. Ama bana öyle geldi, arkasından Fethullah Gülen terör örgütünün ihaneti ortaya çıkınca, ihanetin katliamdan daha ağır ve daha dayanılmaz olduğuna kanaat getirdim.
Okumaya devam et

Share Button

HALA HESAP SORMAKTAN BAHSEDİYORLAR!

HALA HESAP SORMAKTAN BAHSEDİYORLAR!

İhanet örgütünün emniyet ayağına dönük küçük bir operasyon başladı. Gözaltına alınan ve savcılığa sevkedilen “kahramanlar”, hala hesap sormaktan bahsediyor. Bir taraftan mağduriyet manzaraları oluşturmaya çalışırken diğer taraftan hala güçlü olduklarını ve hesap sorma zamanlarının geleceğini iddia ediyor. Kısaca tehdit etmeye devam ediyorlar, “sıra bize gelecek ve hepinizden hesap soracağız” mealinde…

Ahmaklar hala anlamadılar, sıra kendilerine gelmişti, on iki yıldır sıra kendilerindeydi, sıralarını iyi değerlendiremediler, her şeyi berbat ettiler. Şimdi sıra kendilerinden hesap sorulmasına geldi ama onlar hala sıranın geleceğini zannediyorlar.
Okumaya devam et

Share Button

HİZBULLAH’IN SİNSİLİĞİ…

HİZBULLAH’IN SİNSİLİĞİ…

Katil İsrail sürülerinin vahşet ve katliamlarının başlamasından bu yana Hizbullah, İran ve sair Şii gurupların hiçbir açıklaması ve desteği yoktu. Birden bire, ne oldu da Hizbullah ortaya çıkıp propaganda yapmaya başladı?

Medyada yer alan habere göre Hizbullah Genel Sekreteri olan Hasan Nasrallah isimli Suriye halkının ve Müslümanlarının katili, Filistin’e ve Gazze’deki direnişe destek açıklaması yapmış. Desteği de, telefon edip, “sizi destekliyoruz” demekten ibaret.

Yahudi vahşeti başladığı günden beri dilini yutan Hasan isimli katilin şu kadar zaman sonra bu açıklamayı yapmasının sebebi, İsrail’in kara harekatında ağır kayıplar vermeye başlamasıdır. İsrail ordu yetkilileri tarafından, “Lübnan (Hizbullah) savaşından daha ağır bedeller ödüyoruz” açıklamasını yaptığının ertesi günü Hizbullah isimli Müslüman katillerinin yetkili bu açıklamayı yaptı. Çünkü Hizbullah efsanesi çöktü.
Okumaya devam et

Share Button

HAMAS’IN ASALET VE ZAFERİNİN ANLAMI

HAMAS’IN ASALET VE ZAFERİNİN ANLAMI

İsrail’in Gazze saldırısı, hem milletlerarası şartlar hem de bölge (Ortadoğu) şartları bakımından en uygun bir dönemde gerçekleşti. İsrail, son yıllarda en güçlü olduğu, Hamas’ın ise en zayıf olduğu bir dönemde saldırdı. Şiilerin, Suriye’nin, Hizbullah’ın ve İran’ın hiçbir desteğinin olmadığı bir döneme denk gelmesi ayrı bir hususiyettir ki, böylece Filistin meselesi Şii tasallutundan da kurtulmuş durumdadır.

Hamas için en kötü şartların olduğu açık, en zayıf döneminde olduğu da açık. İzzettin El-Kassam Tugaylarının bu şartlar altında kara harekatına karşı muhteşem bir savaş yürütüyor olması, İsrail’in karada ilerlemesini ilk adımlarında durdurması, İsrail ordusuna ağır kayıplar verdirmesi, bütün bunların da İsrail ordu yetkilileri tarafından itiraf edilmesi, Allah Azze ve Celle’nin rahmet ve nusretinin Gazzeli yiğitlerle beraber olduğunu gösteriyor. En zor şartlarda, en zayıf durumda, her şeyin aleyhlerine olduğu bir vasatta İzzettin El-Kassam Tugaylarının yürüttüğü “iman savaşı”, yeni dönemin işaretidir.
Okumaya devam et

Share Button

ALİ ÜNAL BASİRET İSTEMİŞ!

ALİ ÜNAL BASİRET İSTEMİŞ!

Ali Ünal, 20.07.2014 tarihli, “Filistin meselesi ve AKP” başlıklı yazısının sonunu şöyle bitirmiş; “Her şeyden önce birazcık basiret!” Yazısının sığlığına bakınca neden “birazcık” basiret istediği anlaşılıyor, oysa bize lazım olan derinliğine bir basirettir, biz derin basiretin ne olduğunu kendisine gösterelim.

Ali Ünal, Erdoğan’ın İsrail’e çalışan birisi olduğunu söylüyor, bu sebeple Filistin meselesine sahip çıkamayacağını, Filistin davasını yüklenemeyeceğini iddia ediyor. Kendinin de mensup olduğu ihanet örgütünün İslam dünyasında ve hatta tüm dünyada İsrail’in en büyük sivil toplum kuruluşu ve o kisve altında istihbarat örgütü olduğundan hiç bahsetmiyor. Kendilerle ilgili en ciddi iddia bu olmasına rağmen, bu iddianın da sayısız delili varken, bu ithamlara hiç temas etmeden başkasını suçlaması basiret gereği değil, bizi ahmak yerine koymaktan ibaret bir ahmaklıktır.
Okumaya devam et

Share Button

HİZBULLAH BEŞ ÇAYINDA…

HİZBULLAH BEŞ ÇAYINDA…

İran ve Hizbullah, yıllardır İsrail’e karşı olduklarını söyleyerek Müslümanlar arasında meşruiyet sağlamaya, reklam ve propaganda yapmaya, İslam’ı ve cihadı kendilerinin temsil ettiğini iddia etmeye çalışıyordu. Bizim de bir müddet samimiyetlerine inanmak gibi bir gaflet içinde olduğumuz Hizbullah denilen hainler topluluğu, Gazze havadan, denizden ve karadan ateş altına alındığı bugün, beş çayına çıkmış görünüyor. Şiilerin İsrail ve ABD gibi bir derdinin olmadığı, Irak’taki ABD işgali zamanında ABD ordusuyla birlikte Müslümanları katlettiği, Suriye’de ise İran, Hizbullah ve Esed isimli yezidin çevresinde toplanarak tüm Şiilerin Müslümanları ve mazlum halkı katlettiği görülüp de maskeler düşünce, Gazze’nin saldırı altında olmasını umursamalarına bir sebep kalmadı.

İsrail’in Gazze saldırısına sessiz kalan iki kesim var, İslam dünyasında Şiiler ve Türkiye’de de Fethullah Gülen… Şiilerin ümmete ihaneti artık açıkça ortaya çıktı, zannedilmesin ki bu yazıda Hizbullah’ın Gazze’ye destek için İsrail’e saldıracağını ümit veya talep ediyoruz. Böyle bir şey yapmayacakları bugüne kadar ki tavırlarından açıkça ortaya çıktı. Hizbullah, Suriye’de Müslümanları ve halkı katletmekle meşgul, İsrail’e karşı savaşacak adamı yok.
Okumaya devam et

Share Button

HAYRETTİN KARAMAN HEZEYANINDA ISRAR EDİYOR

HAYRETTİN KARAMAN HEZEYANINDA ISRAR EDİYOR

Hayrettin Karaman, 2010 yılında Yeni Şafak gazetesindeki köşe yazısında, “Recm yoktur” başlıklı yazı yazabilmişti, bu yazıya gerekli tepki de verilmemişti. Biz mesele üzerine tenkit yazısı yazmıştık ama kamuoyundan çok daha ciddi tepkiler olması gerekiyordu. Yeterince tepki almamış olmalı ki, hezeyanına hala devam ediyor.

Ali Ünal, üyesi olduğu terör örgütünün sabıkasına bakmadan Hayrettin Karaman’ı tenkit edince mesele tekrar gündeme geldi. Hayrettin Karaman, Ali Ünal’a isim zikretmeden cevap verdiği 17.07.2014 tarihli “Başka konular” başlıklı yazısında recim cezası ile ilgili eski görüşlerinin aynen devam ettiğini, geçen zaman içinde görüşlerinin değişmediğini tekrarlayan bir yazı yayınladı. Ali Ünal’ın yazısından sonra cevabi bir yazı bekliyorduk ve cevabında da, eski görüşlerini değiştirdiğini beyan edeceğini ümit etmiştik. Heyhat!
Okumaya devam et

Share Button

MUHALEFETİN ADAY STRATEJİSİ VE PSİKOLOJİK SÜREÇLER

MUHALEFETİN ADAY STRATEJİSİ VE PSİKOLOJİK SÜREÇLER

Muhalefetin aday stratejisi belli, “çatı aday” formülü ile seçimi kazanacağını düşündükleri bir yola başvurdular. Bu stratejinin altındaki psikolojik durum ise, Akparti ve Erdoğan’ın yenilmezliği ile ilgili “fikri sabit” haline gelen acizlik… Çatı aday formülü bir tercih değil, acizlikle malul hale gelen psikolojik süreçlerinin zaruri neticesidir.

Çatı adayın tercih edilmesi ile mecbur kalınması arasında psikolojik süreçler bakımından ciddi farklar var. Mecbur kalmış olmaları (ki vakıa böyle) artık siyaset üretmediklerini (hiç üretmediler ama darbe gibi ümit bağladıkları yollar vardı), sadece Erdoğan’a bakarak savrulduklarını, onun tavrına ve hareketine göre mevzilendiklerini gösteriyor. Yani üretemiyorlar, müthiş bir kabızlık hali var.
Okumaya devam et

Share Button

FETHULLAH GÜLEN’İN TAKİYYE YAPAMADIĞI TEK KONU

FETHULLAH GÜLEN’İN TAKİYYE YAPAMADIĞI TEK KONU

Fethullah Gülen, takiyyeyi inanç haline getirmek ve bir metot olarak kullanmak bakımından Şiilerle yarışıyor. Takiyye konusunda hangisinin daha ileri gittiği sorusuna verilecek net bir cevap yok, sadece Fethullah Gülen’in bir konuda takiyye yapmadığı veya yapamadığı dikkate alınırsa Şia’nın takiyye konusunda daha ileri olduğu düşünülebilir. Çünkü Şia’nın takiyyesinde sınır yoktur, istisna yoktur, kırmızı çizgi yoktur, Fethullah Gülen isimli başhainin takiyyesinde ise bir sınır, bir istisna, bir kırmızı çizgi mevcut.

Fethullah Gülen, İsrail ve Yahudiler konusunda takiyye yapmıyor veya yapamıyor. Fethullah Gülen’in İsrail konusunda takiyye yapmaması, Şiilerin her konuda takiyye yapmasından daha mı iyidir yoksa daha mı kötüdür, orası belli değil…
Okumaya devam et

Share Button

STRATEJİK MAĞLUBİYETİN TESCİLİ, EKMELEDDİN İHSANOĞLU

STRATEJİK MAĞLUBİYETİN TESCİLİ, EKMELEDDİN İHSANOĞLU

Mücadele dendiğinde umumiyetle iki taraf akla gelir. İki hasım tarafın birbiriyle mücadele etmesi şeklinde anlamak temayülü yerleşiktir. Sıradan insan bile hasım sayısının tek olmadığını gördüğü halde ikili mücadele matematiği zihinlere yerleşmiş ve kökleşmiştir.

İkili mücadele matematiği tabiatı gereği problemlidir. İkili mücadele anlayışı, kaçınılmaz olarak “biz” ve “onlar” temeline oturur. Müslümanlar bu anlayışa, “Küfür tek millettir” mukaddes ölçüsünü yanlış anladıkları için fazla kapılmış durumdadır. “Küfür tek millettir” muhakkak ama kendi içinde parça parçadır. Küfrün tek millet olması, nazari çerçevedeki bir tarif bahsiyle ilgilidir ve tatbiki sahada ise kendi aralarındaki parçalı yapı sözkonusudur. Yani mücadele stratejileri oluşturulurken, hem tek millet olması esası hem de kendi içinde parçalı olması esası dikkate alınmalı, buna göre yol haritaları çizilmelidir.
Okumaya devam et

Share Button

İHANET ÖRGÜTÜNÜN HASAR RAPORU

İHANET ÖRGÜTÜNÜN HASAR RAPORU

Fethullah Gülen, sadece Türkiye’de değil, sadece Türkiye Hükümetine değil, tüm dünyada Müslümanlara savaş açtı. Baştan beri bu istikamette faaliyet gösteriyordu lakin takiyyeyi Şiilerden bile iyi yaptığı için bu özelliği ortaya çıkmamıştı. Türkiye’de hükümete açıkça savaş ilan edince, tüm Müslümanlara da savaş açmış olduğu aşikar hale geldi. Bu sebeple “hasar raporu”, Türkiye’deki “cemaat-hükümet” parantezinin çok ötesinde bir bakış açısıyla hazırlanmalı.

İhanet örgütünün kırk yılda meydana getirdiği birikim kırk günde berhava oldu. Bilindiği üzere yıkmak yapmaktan, harcamak kazanmaktan çok kolay… Bu sebepledir ki “muhafaza” çok mühim bir meseledir, bazen onlarca yılda yaptığınızı onlarca günde, bazen birkaç asırda yaptığınızı birkaç yılda yıkabilirsiniz.

Fethullah Gülen, muhafaza meselesinde acemi biri değil, kırk yıllık macerası (mücadelesi değil) bunu gösteriyor. Türkiye’de, 28 Şubat darbecileriyle anlaşıp bütün Müslümanlara ihanet etme pahasına hareketini “muhafaza” etmişti. Bunun gibi sayısız misali var muhafaza konusunda ne kadar hain ve şahsiyetsiz davrandıklarına dair…

Şimdi hasar raporunu çıkarma zamanı…
Okumaya devam et

Share Button

STRATEJİK HEDEF; LİDER

STRATEJİK HEDEF; LİDER

Meseleyi, ana hatlarıyla şu üç unsur üzerinden değerlendirmek mümkün; dava, lider, taban…Dava, insanların duygu ve düşüncelerinin toplam ifadesidir. Bir hayat tarzı, bir hedef, bir hareket teklif eder. Tabanı tek şemsiye altında toplayan, onları belli bir istikamete sevkeden, ataletten kurtarıp harekete geçiren, kendi halindeki insanları büyük bir hareketin parçası haline getiren kişi ise liderdir.

Dava, bir insan kalabalığını belli bir çerçevede disipline eden teorik kaynaklardır. Aynı davaya (dünya görüşüne) mensup olmak, ruhi ve akli olarak aynı istikamete yönelmektir. Aynı istikamete yönelen insanların hareket haline gelmesi veya bir hareket oluşturması için teşkilat gerekir. Teşkilat, aynı istikamete yönelen insanlara içtimai bünye kazandıran örgüdür. Lider, dünya görüşü ile halkı harmanlayarak harekete dönüştüren şahsiyettir.
Okumaya devam et

Share Button

Erdoğan istese, Millet Milyarlarca Dolar Bağış Yapar

ERDOĞAN İSTESE, MİLLET MİLYARLARCA DOLAR BAĞIŞ YAPAR

Şu yolsuzluk meselesi… Tayyip Erdoğan’ın ve oğlunun yolsuzluk yaptığına dair iddialar ve montaj ses kayıtları… İhanet şebekesi ve onun kurduğu tuzaklar fazla amatör. Galiba biraz da aceleye getirmiş olmalılar, çünkü vakitleri kalmadı, hesapları görülecek. Zamanları kalmayınca çıldırmış gibi basit ve inanılmaz yollara başvuruyorlar.

Tayyip Erdoğan yolsuzluk yapacak olsa, düşmanlarıyla kavgayı bir derece düşürdüğünde hesapsız paraya kavuşur. Mesela İsrail ile ilişkileri belli bir seviyeye çıkarsa, birkaç milyar dolar vermezler mi? Böylece düşmanlarının hışmından da kurtulmuş olmaz mı? Mesela Fethullah Gülen örgütünün istediklerini yapacak olsa o ihanet şebekesi neler vermez.
Okumaya devam et

Share Button

LİDERLER PAZARDAN MI ALINIYOR?

LİDERLER PAZARDAN MI ALINIYOR?

Lider yetiştirmek mümkün değil, hiçbir eğitim programı lider yetiştiremez. İdarenin için bile “okulu yok” denir, değil ki lider… İyi insan yetiştirebilirsiniz, akıllı ve donanımlı insanlar yetiştirebilirsiniz, uzman insan yetiştirebilirsiniz ama lider yetiştiremezsiniz. Liderler için bir eğitim programı geliştirilememiştir, geliştirilmesi de mümkün değildir.

Bakın Cumhuriyet tarihine, Özal ve Erdoğan’dan başka lider görebilir misiniz? Siyasi parti genel başkanları görebilirsiniz, cumhurbaşkanları, başbakanlar görebilirsiniz ama lider görebilir misiniz? Her siyasi görüşün, her fikriyatın kıymet verdiği insanlar var ama milletin yarısının gönülden bağlı olduğu bir lider bulabilir misiniz?
Okumaya devam et

Share Button

ERDOĞAN’IN DİRİ DİRİ DERİSİNİ YÜZERLER

ERDOĞAN’IN DİRİ DİRİ DERİSİNİ YÜZERLER

Erdoğan bu ülke ve Müslümanlar için o kadar büyük işler yaptı ki, bu ülkenin, bu milletin, bu ümmetin düşmanları, fırsatını bulurlarsa diri diri derisini yüzerler. Yaptığı işleri burada sıralamak lüzumsuz, zaten imkansız. Neler yaptığını, az bir vicdan sahibi olanlar görüyor.

Yaptıklarının hepsi bir tarafa, Türkiye ve dünya Müslümanlarına bir ruh üfledi. Ümmetin birkaç asırdır mahkum olduğu “sürekli mağlubiyet” devrini bitirdi, yerleşik hale gelen “beceriksizlik hissini” imha etti, batı karşısındaki “aşağılık kompleksini” yendi. Meselenin özü bu değil miydi? Biz, sürekli yenilmeye mahkum olmuş nesiller değil miydik, batının bizden üstün olduğunu kendi okullarımızda öğrenmemiş miydik, hiçbir şey beceremeyeceğimiz konusunda derin bir psikolojik organizasyona savrulmamış mıydık? Tüm başarısızlığımız bundan kaynaklanmıyor muydu? Müslümanlar kendi ülkelerinde parya değiller miydi? İkinci sınıf vatandaş olmak bile bir imtiyaz haline gelmemiş miydi?
Okumaya devam et

Share Button

ERDOĞAN’I, TUVALETİ SOM ALTINDAN SARAYDA YAŞATIRDINIZ

ERDOĞAN’I, TUVALETİ SOM ALTINDAN SARAYDA YAŞATIRDINIZ

Fethullah Gülen, o muhteşem tevazuu kisvenin altındaki muazzam kibrin ifşa oldu. Bundan sonra tevazuu gösteriyorum diye boyun bükme, eğilip yamulma. Suretin siretinin, bedenin ruhunun, ahlakın imanının tezahürü olsun. Biliyoruz, takiyyenin kaşiflerine (Şiilere) ders verecek çap ve kıvamda bir takiyye ustasısın ama artık kendini zorlama, deşifre oldun. Kırk yıldır takiyye yapa yapa muhtemeldir ki hakiki hüviyetini kaybettin, bul onu, kuşan onu, mümkünse yeniden kendin ol. Oyun bitti, maske düştü, takiyye anlaşıldı, yalan söyleme artık.

Bilmiyor muyuz, anlamıyor muyuz zannediyorsun? Hani o “arkadaş”ın var ya, hani Recep Tayyip Erdoğan ismiyle maruf ve meşhur, işte onu tuvaleti bile som altından olan saraylarda yaşatırdın, sana teslim olsaydı. El etek öpseydi eğer divanında, cennetten köşk sözü bile verirdin de, bu dünyasını da altına boğardın. Diz kırsaydı huzurunda, her gün binlerce sahtekar adamın rüyasında görürdü Erdoğan’ı, hem de cennette, hem de Efendimiz Aleyhisselatü Vesselama komşu olarak.
Okumaya devam et

Share Button

CEMAATİN TASFİYESİ VE ERDOĞAN’IN SORUMLULUĞU

CEMAATİN TASFİYESİ VE ERDOĞAN’IN SORUMLULUĞU

Fethullah Gülen örgütü, kırk yıldır bir asalak gibi bu milletin kanını içti. Derin bir takiyye, bitmez tükenmez bir suskunluk, sinsi bir faaliyet ile bugünlere geldi. Suskunluğunun takiyye olduğu ise yeni anlaşıldı. Zannediyorduk ki, mensuplarına suskunluğu emreden örgüt lideri, tartışmadan uzak durulması ve iş yapılması çabasındadır. Takke düşüp de kel görününce, suskunluğun sebebinin takiyye olduğu anlaşıldı.

Sustukları için tanınmayan, Yahudi ve Hıristiyanları Müslümanlardan daha fazla seven, sevgisini de bağrına basıp platonik aşık gibi yaşayan Fethullah Gülen ve örgütü, iyi niyetli Müslümanların hepsini aldattı. Takiyyesini de, “ya sus ya da hayır konuş” gibi kıymetli ölçülerle perdeleyen sinsi ihanet çetesi ağzını bir açtı ki ne görelim, tam bir kanalizasyon mecrasıymış.
Okumaya devam et

Share Button