SEÇİMLERİN PSİKOLOJİK NETİCELERİ

SEÇİMLERİN PSİKOLOJİK NETİCELERİ
2002 seçimlerinde Akparti’yi ciddiye almadılar, iktidara gelemeyeceğini, iktidar için gereken çoğunluğu aldığı takdirde bile hükümet kurdurulmayacağını, hükümet kursalar bile muktedir olamayacaklarını düşündüler. İktisadi krizde yerle bir olmuş ülkeyi yönetemeyeceğini, eline yüzüne bulaştıracağını, bir sonraki seçimde silinip gideceğini, böylece “irtica” tehdidinin de tehlike olmaktan çıkacağını düşündüler. Oysa asla düşünme istidadına sahip olamamışlar, sadece bazı ezberlere teslim olmuşlardı. 2002 seçiminin neticelerine şaşırdılar, sonra Akparti’nin hükümet kurmasına şaşırdılar, sonra 2007 yılına kadar ülkeyi yönetebilmesine şaşırdılar. 2002-2007 döneminde şaşırmaktan başka bir şey yapamadılar, Akparti ile mücadelelerini de ezberleri üzerinden yürüttüler, her defasında ezberlerinin işe yaramadığını gördüklerinde yine yeniden şaşırdılar.
Okumaya devam et

Share Button

CEMAATİN PSİKOLOJİK KAOSU-7-ZİHNİ SIKIŞMIŞLIK

CEMAATİN PSİKOLOJİK KAOSU-7-ZİHNİ SIKIŞMIŞLIK

Bir fikre inanıyorsunuz, o fikrin dünyayı ve insanlığı kurtaracağına kanaat getirmişsiniz, çünkü hakikati bulmuşsunuz, geriye kalan tek şey insanların o fikre inanması, liderinin önünde sıraya girmesi ve emir beklemesidir. Çok özet olarak anlattığımız bu olay, insanın psikolojik evreninde nükleer patlamaları tetikleyecek kadar büyük gerilimler üretir.

Paralel örgüt misali ise çok ilginçtir. Müslümanların ufku, mehdidir. Müslümanların meczupları ancak mehdiliğini ilan etmiştir, bu tür meczup ise tarihte çok sayıda mevcuttur. Hıristiyanların meczupları ise Hz. İsa olduğunu iddia ve ilan eder, çünkü onların mehdisi odur. Delilik kültürel özellikler taşır, her kültürün delisi, o kültürün ufkunda dolaşır. Pagan kültür evrenlerindeki deliler, tanrı olduklarını iddia etmişlerdir ve bu durum yaygındır.
Okumaya devam et

Share Button

CEMAATİN PSİKOLOJİK KAOSU-6-KİN VE ÖFKE BİRİKİMİ

CEMAATİN PSİKOLOJİK KAOSU-6-KİN VE ÖFKE BİRİKİMİ

Fethullah Gülen, örgütünü “takiyye” üzerine kurduğu için, örgüt üyelerinin tepki reflekslerini ve sinirlerini baskı altında tuttu. “Size karşı ne yaparlarsa yapsınlar, hatta bana ana avrat sövseler bile sesinizi çıkarmayın” türünden talimatlar sürekli tekrarlandı. Bizzat şahidim ki, örgüt üyesine karşı, Fethullah Gülen’i kastederek, “O it ne söylüyor öyle” diyen birine karşı, örgüt üyesi başını önüne eğmiş ve hiçbir şey söylememişti. Büyük tepkiler göstermeyebilirsiniz, kavga zemini oluşturmayabilirsiniz ama hiç değilse, “edebimizi muhafaza edelim, tenkitlerimizi bu çerçevede yapalım” diye bir beyanda bulunmak gerekmez mi? Hayır, adam başını önüne eğdi ve taraflar birbirinden ayrılana kadar da (ama kısa süreydi) öyle kaldı.

Yıllarca örgüt üyelerinin bu hallerini olgunluk olarak değerlendirenler oldu. Örgütün başındaki adamla birlikte üyelerinin tamamı bu tavrı (tavırsızlığı) olgunluk olarak anlattılar. “Dövene elsiz gerek, sövene dilsiz gerek” gibi tasavvufi bir şiar ile izah ettiler. Ama Fethullah Gülen “Şeyh” değil, adına cemaat dedikleri örgüt tarikat değil, üyeleri de “mürid” değildi. Hal böyle olunca, kendilerine dönük tenkit, hakaret, küfürler karşısındaki bu tavırsızlıkları ve tepkisizlikleri, ruhi inkişafın yüksek seviyelerindeki derin hoşgörüyle yok edilmedi, aksine takiyyeyle gizlenmiş, zamanını bekleyen, beklerken de sürekli biriken bir kin ve nefret depoları oluşturdu.
Okumaya devam et

Share Button

CEMAATİN PSİKOLOJİK KAOSU-5-TAKİYYE

CEMAATİN PSİKOLOJİK KAOSU-5-TAKİYYE

İslam soslu bir eğitim vereceksiniz, cemaati prapsikolojik uygulamaların deneği haline getireceksiniz, bu yaptığınızı da tüm Müslümanlardan gizleyeceksiniz… Bu nasıl olacak? Bunu yapabilmeniz için ihtiyaç duyduğunuz sihirli kelime, takiyyedir.

Takiyye öyle ilginç bir yoldur ki, bir cemiyetin içinde o cemiyet ile zıt bir cemaat kurabilme imkanı veriyor. Takiyye, dünyada bir çok fikri ve siyasi hareketlerin bir derecede uyguladığı metotlardan biridir ve zannedildiğinden çok daha yaygındır. Fakat bu metodun kurucuları ve uzmanları Şiilerdir. Üstelik Şiilerde bu metoda dair yüzlerce yıllık tecrübe müktesebatı da mevcuttur.

*
Takiyyenin temel iki özelliği var; birincisi normalin dışına çıkan (yani anormal) bir fikri yapıyı empoze etmek, ikincisi ise bunu cemiyete rağmen yapmak… Bu iki şartı aynı anda gerçekleştirebilmek için takiyyeye ihtiyacınız vardır.
Okumaya devam et

Share Button

CEMAATİN PSİKOLOJİK KAOSU-4-CEMİYETTEN SOYUTLANMAK…

CEMAATİN PSİKOLOJİK KAOSU-4-CEMİYETTEN SOYUTLANMAK

“Normal ölçüsü” arayışı çok girift bir meseledir. Psikiyatrinin ve psikolojinin hala altından kalkamadığı, hala bir ölçü geliştiremediği bilinmeli. Psikiyatrinin “normal ölçüsüne” ihtiyacı hayati mahiyettedir, bu ölçü olmadan hastalarını teşhis ve tedavi edemez. Bu sebeple psikiyatrinin normal ölçüsü arayışından vazgeçmesi düşünülemez.

Psikiyatri ve psikolojinin bulamadığı ve geliştiremediği “normal ölçüsü”, kültürler tarafından tayin edilmeye çalışılmıştır. Her kültür evreni, kendi esaslarına ve hassasiyetlerine göre bir normal ölçüsü geliştirmiştir. Keza, kültürlerle birlikte hayat da bir normal ölçüsü ortaya koymaktadır.
Okumaya devam et

Share Button

CEMAATİN PSİKOLOJİK KAOSU-3-PARAPSİKOLOJİK METOTLAR

CEMAATİN PSİKOLOJİK KAOSU-3-PARAPSİKOLOJİK METOTLAR

Beyin yıkama metodu da bir eğitimdir. Eğitim modellerinin uç noktasında bulunur. Normal ötesidir, hem metodik olarak normal ötesidir hem de neticeleri bakımından normal ötesidir. Kısacası paranormal metotlardır.

Batıdaki adıyla parapsikoloji, doğudaki adıyla mistik bazı uygulamalardan bahsediyoruz. İslam ve İslami tedrisat, ne doğudaki mistik uygulamalara ne de batıdaki parapsikolojik metotlara cevaz verir.
Her kültür evreni “normal ölçüsünü” kendine göre tarif ve tayin eder, bundan dolayı başka bir kültür evreninin normal ölçüsü, paranormal görünür. Bu zaviyeden bakıldığında İslami tedrisat, batı pozitif eğitim anlayışına göre (ama parapsikolojiye göre değil) paranormal görünür. Bunun gibi, batı pozitif eğitim anlayışı ile birlikte parapsikolojik metotlarda İslami tedrisata göre paranormal alandadır. Normal ölçüsünde müşterek bir zemin olmadığı için, her kültür evreni kendi dışındakileri normal dışı olarak tarif etmekte ve kendi normal ölçüsünü dayatmaktadır. Bu mesele derin ve girifttir ve uzun izahları gerektirir. Bizim burada esas aldığımız kıstaslar manzumesi, İslam’dır ve İslami tedrisattır. Çünkü Fethullah Gülen Müslüman olduğunu söyleyen, dolayısıyla İslami tedrisata göre kendini savunacak olan birisidir.
Okumaya devam et

Share Button

CEMAATİN PSİKOLOJİK KAOSU-2-BEYİN YIKAMA METODU

CEMAATİN PSİKOLOJİK KAOSU-2-BEYİN YIKAMA METODU

Cemaat nasıl bir eğitimden geçiriliyor? Kimse bu soruyu sormuyor ve cevabının peşine düşmüyor. Herkes, cemaatin yapısı nasıl, örgütlenme modeli nedir, nasıl bir inanç haritasına sahiptir gibi soruların peşinde. Temel soru olan “nasıl bir eğitim?” sorusu cevaplanmadan, diğer soruların hiçbirinin cevabı bulanamaz.

“Cemaat nasıl bir eğitimden geçiriliyor?” sorusunun sorulmamasının esas sebebi, bu sorunun cevabının bilindiği zannı. Türkiye’de genellikle cemaatlerin nasıl bir eğitim uyguladığı, özel olarak da nurcuların nasıl bir eğitimle ilgilendikleri bilindiği için, Fethullah Gülen cemaatinin de aynı eğitimi uyguladığı kanaati yaygın. Bir konunun anlaşılması ve araştırılmasının önündeki en büyük engel, o konunun bilindiği zannıdır. İnsan, bildiğini düşündüğü konu üzerinde düşünmez ve araştırma yapmaz. Fethullah Gülen’in sahip olduğu en orijinal “perdeleme” imkanı, işte bu kanaat…
Okumaya devam et

Share Button

CEMAATİN PSİKOLOJİK KAOSU-1-GİRİŞ

CEMAATİN PSİKOLOJİK KAOSU-1-GİRİŞ

İman çok nazik bir ruhi temayüldür. Muhafaza etmek için keskin bir hassasiyet, ince bir rikkat, kesif bir dikkat ister. Asla hoyratlık, kabalık, serkeşlik, serserilik, savrukluk kabul etmez.

İslam’ın teklif ettiği iman, diğer dinlerin ve düşünce akımlarının inanç tekliflerine benzemez. İslam imanı, berrak, saf, temiz bir mahiyete, dosdoğru bir istikamete, muhteşem bir terkip mimarisine, ruhu mutmain eden bir muhtevaya sahiptir. Herhangi bir harici unsurun dahline (şirke) tahammül etmez.

İslam’ın teklif ettiği iman, doğrudan ruha hitap eden bir berraklığa sahiptir. İman, nefs seviyesinde kalır ruha ulaşmazsa, aklı, akl-ı selime tahvil edemezse, idraki, feraset ve basiret haline getiremezse, sureta imandır ama kendinden beklenen tesirleri ve neticeleri gerçekleştirmemiştir. Ruha ulaşan ve kalbe yerleşen, akl-ı selimi inşa eden, idraki feraset ve basiretle taçlandıran iman, küfrü, en ince tezahürlerinde bile tanıyan ruhi hususiyet ve kalbi maharet kaynağı haline gelir.
Okumaya devam et

Share Button

Fethullah Gülen’in Psikolojik Profili-4-EKSİK KİŞİLİK

FETHULLAH GÜLEN’İN PSİKOLOJİK PROFİLİ-4-EKSİK KİŞİLİK
Evlilik konusu önemli, bir kişinin evlenmemesi ise mahfuz bilgi alanına ait… Hassas bir konuda kalem oynatmak zor, çünkü bazı ölçüleri ihlal etmek kolay… Konu gündeme getirilecekse azami dikkat şart, azami dikkate rağmen ölçü ihlalinin önüne geçememek de muhtemel.
Önceki yazımızda ifade ettiğimiz gibi, bir insanın neden evlenmediği konusu üzerinde durmayız. Ne var ki, evlenmemeyi bir fedakarlık olarak sunmak, konunun gündeme getirilmesini şart kılıyor. Fethullah Gülen’in bağlıları, evlenmemesini büyük bir fedakarlık olarak sunuyor ve bununla bizim manevi dünyamızı aşındırıyor. Kalbimiz, imanımız ve hassasiyetlerimiz üzerinde bir Demokles kılıcı haline getirmekten imtina etmeyecek kadar edepsiz bir yaklaşımları var. Bu kadar pervasız, bu kadar hoyrat, bu kadar ölçüsüz şekilde kullanmaktan kaçınmadıkları bu sopa ile dayak yemekten bıktık.
Fethullah Gülen’in evlenmemesi bedeni veya ruhi bir eksiklikten kaynaklanıyorsa, evlenmemekle “fedakarlık” yapmıyor demektir. Bu ihtimal vaki ise konu dokunulmazlık alanındadır. Kimsenin ruhi ve bedeni zafiyetleri üzerinden fikir imal etmek gibi bir hafifmeşreplik yapmayız. Fakat bu durumda evlenmemesini “fekadarlık” olarak sunmaları ve bizi onunla sürekli dövmeleri çok ahlaksızca bir davranıştır. “Amanın harama bakmamasında sevap yoktur” ölçüsü, evlenmeye mani bir hali olanın, bu zafiyetini fedakarlık olarak sunması büyük bir ahlaksızlıktır. Okumaya devam et

Share Button

Fethullah Gülen’in Psikolojik Profili-3-OLAĞAN DURUM, OLAĞANDIŞILIK, OLAĞANÜSTÜLÜK

FETHULLAH GÜLEN’İN PSİKOLOJİK PROFİLİ-3-
OLAĞAN DURUM, OLAĞANDIŞILIK, OLAĞANÜSTÜLÜK
Fethullah Gülen’in psikolojik hallerinin olmadığını, aksine her hal ve sözünün hikmet ihtiva ettiğini düşünen bakışlar, onun psikolojik profilini çıkaramaz. Tabii (normal) olanın dışına çıkmak çok problemli bir meseledir, genellikle olağandışı ile olağanüstü birbirine karıştırılır. Olağanüstü de olağandışıdır ama aynı zamanda bir yükseliş, bir inkişaf, bir saflaşma anlamına da gelir. Olağan altyapısından hareket etmek ve onun genel çerçevesini aşmamak şartıyla, sadece ve sadece yukarıya doğru olağandışına çıkmak yani olağanüstülüğe ulaşmak önemli bir kıymettir. Fakat bir insanın her hal ve sözüne hikmet nazarıyla bakmaya başlandığında, olağandışılıkları (anormallikleri) olağanüstülük zannetme hatası kaçınılmaz hale gelir.
Olağan, olağandışı ve olağanüstü konuları, özellikle de mistik kişiliklerden bahsedildiğinde hayati önem taşır. Mistik kişilikler, batının materyalist ve pozitivist anlayışlarına göre de, İslam’ın maneviyat anlayışına göre de olağandışı kişiliklerdir.
Önce bir misal… Fethullah Gülen’in yakınlarında bulunan ve Herkul.org sitesini yönettiğini zannettiğimiz Osman Şimşek’in “Mazlumun Ahı, Titretir Arşı!..” başlıklı yazısından bir paragrafı iktibas edelim.
“İşte böyle bir çirkinlik yaşanıyor ülkemizde. Hayatını insanlığa adamış, dünya zevki namına hiçbir şey tatmamış ve İnsaniyet-i Kübra’nın yücelmesinden gayrı muradı olmamış bir insan işaret ettiğim tuhaflığın çok ötesinde bir zulümle karşı karşıya bulunuyor.” Okumaya devam et

Share Button

Fethullah Gülen’in Psikolojik Profili-2-POZİTİF BİLİM, MİSTİK KÜLTÜR, MANEVİYAT ANLAYIŞI

FETHULLAH GÜLEN’İN PSİKOLOJİK PROFİLİ-2-
POZİTİF BİLİM, MİSTİK KÜLTÜR, MANEVİYAT ANLAYIŞI
Mistik dokunulmazlığın efsunlu etkisine yakalananlar, psikolojik profil çalışması yapamadığı için Fethullah Gülen’in açıkça anormallik sergileyen davranışlarını görmüyorlar. Modern psikoloji ve psikiyatri bilimine göre sayısız anomaliler tespit etmek mümkün. Zaten batılılar ve ABD’li bilim adamları Fethullah Gülen’i hayretle izliyorlar, kendi bilimsel verilerine göre “deli” kriterlerine fazlasıyla uymasına rağmen, on binlerce insanı etkiliyor ve yönetiyor olmasını anlamıyorlar. Onlara göre Fethullah Gülen, doğu mistisizminin anlaşılmaz giriftliği içinde kendine bir profil oluşturan ve yine doğu mistisizminin yaygın olduğu kültürel evrende büyük bir etki alanı oluşturan birisidir.
Batının kültür kodları ve sosyal bilimlerine göre “anormal” tarifi içinde yer alan Fethullah Gülen ve etki çevresi, batılı istihbarat örgütleri için “çılgınca projeleri” üstlenebilecek ve uygulayabilecek normal dışı bir kişilik ve normal dışı bir etki sahibi olarak görünüyor. Batılı bilim adamları, mistik dokunulmazlık gibi efsunlu profilleri kabul etmedikleri için Fethullah Gülen’in psikolojik profili üzerinde çalışabilirler. Fakat çalışmıyorlar veya yaptıkları çalışmalardan kamuoyunun haberi yok.
Fethullah Gülen “efsunlu profil” olarak ele geçmez bir “denek” olmasına rağmen neden üzerinde çalışılmaz veya yaptıkları (yapmışlarsa eğer) çalışmalar neden kamuoyuna sunulmaz? Oysa batılı bilim adamları bu türden mistik profillere (kabul etmemelerine rağmen bilimsel kaygılarla) bayılırlar ve üzerinde mutlaka çalışırlar.
Bu sorunun cevabı çok önemli… Batılı bilim adamlarını durduracak tek engel, ABD deki “ulusal güvenlik zırhı”dır. Fethullah Gülen, ABD’de, “ulusal güvenlik sırrı” içine alınmış olmalıdır ki, hakkında bilimsel çalışma yapılması yasaklanmış veya yapılan çalışmalar gizli yürütülmüş olsun. Fethullah Gülen ABD’de ulusal güvenlik konusu haline getirilmişse bunun tek bir nedeni olabilir, o da, mistik etki sahibi birinin, rasyonel olmayan operasyonlar için kullanılması meselesidir. Yani istihbarat örgütlerinin (CIA, FBI, MOSSAD) operasyonel birimleriyle irtibat içinde olmalıdır. Okumaya devam et

Share Button

FETHULLAH GÜLEN’İN PSİKOLOJİK PROFİLİ-1-

FETHULLAH GÜLEN’İN PSİKOLOJİK PROFİLİ-1-
Fethullah Gülen’in psikolojik profili ile kimse ilgilenmedi. Birçok şey yazıldı, çok çeşitli eleştiriler yapıldı ama psikolojik dünyası kimsenin dikkatini çekmedi. Fethullah Gülen’in psikolojik profili ile ilgili yazı yazılmamış olması önemli bir konu.
Neden psikolojik dünyasına temas edilmedi, psikolojik profili çıkarılmadı? Çünkü kitlesel etkiye sahip kişilerin psikolojik profili olmaz, onların halleri, hareketleri, tavırları, edaları, mimikleri, öfkeleri, sevinçleri vesaire ancak ve ancak “hikmet” yüklü olabilir. Hikmet sahibi olduğuna inanılarak bakılan kişide hikmetten başka bir şey görünmez. Kitlesel etkiye sahip kişilerin “insani halleri” olması beklenmez.
Psikolojik profilinin olmadığına inandığınız bir insandan bahsediyorsanız, ciddi problemleriniz var demektir. İnsanın putlaştırılması tam olarak budur.
Kişilerin putlaştırılması konusu çok konuşulur ama yanlış konuşulur. Mesela dernek, vakıf veya herhangi bir teşkilat içinde alınan kararlara uymayı, aklı kiraya vermek, aklını askıya almak, liderini putlaştırmak şeklinde anlamak ve anlatmak moda olmuştur. Oysa teşkilatlı olmak, teşkilatlı faaliyet göstermek, teşkilatta alınan kararlara uymayı gerektirir. Alınan kararlar temel yanlışlar içermiyorsa, teorik yanlışlara sevketmiyorsa, onlara itiraz etmek, aklını kullanmak değil teşkilatın ve teşkilatlı faaliyetin ne olduğunu anlamamaktır. Okumaya devam et

Share Button

BENEDİCT CAREY’İN MAKALESİ HAKKINDA

BENEDİCT CAREY’İN MAKALESİ HAKKINDA
Benedict Carey’in, 26.11.2012 tarihinde New York Times gazetesinde yayınlanan, “Psikiyatride tanımlı “Kişili bozuklukları” konusunu yeniden düşünmek” başlıklı makalesi, yeni yazarlarımızdan ve tercümanlarımızdan Sinan Demir tarafından tercüme edilerek 03.12.2012 tarihinde sitemizde yayınlandı. Bu vesileyle Sinan Demir’e hoş geldin diyoruz. Sinan bey tercüme faaliyetine benim ihtisas alanımdan başladı, bunu iltifat kabul ediyor, teşekkür ediyorum.
Makale üzerindeki değerlendirmelerimizi birkaç noktada sınırlandırıp, netice kısmına, hüküm kısmına temas etmek istiyoruz. Makalenin esas muhtevası netice kısmındadır ve özel olarak psikiyatrinin, genel olarak da batı kültür havzasının hangi noktada ve çıkmazda olduğunu göstermesi bakımından dikkat çekicidir. Bizim sürekli tekrarladığımız gerçeği batıdan bir bilim adamının bizzat itiraf etmesi ise doğru yolda olduğumuz göstermesi bakımından harikulade bir misal. Okumaya devam et

Share Button

İSLAMCILIK TARTIŞMASININ PSİKİYATRİK İNCELEMESİ-2-ZİHNİ EVREN PSİKOLOJİK EVREN PSİKİYATRİK EVREN

İSLAMCILIK TARTIŞMASININ PSİKİYATRİK İNCELEMESİ-2-
ZİHNİ EVREN PSİKOLOJİK EVREN PSİKİYATRİK EVREN
Önce konunun teorik altyapısını açıklayalım. Konuyu teknik dile boğmadan ve psikiyatrinin batılı müktesebatıyla birlikte Müslüman insan modelini de esas alarak değerlendirelim. Bu nokta önemli, psikiyatriyi batılı müktesebatından ibaret gördüğünüz takdirde, mesela ruhu inkar etmeniz gerekir ki, o zaman psikiyatri Müslümanlar için “sıfır” değerindedir. Bu bağlamda konuya baktığımızda, psikiyatrinin insan modelini bir tarafa bırakıp, onun klinik tarafını kullanmamız gerekiyor. Halkı Müslüman bir ülkede esas alınacak insan modeli ise, Müslüman insandır. Müslüman insan modelini esas alıp, psikiyatrinin klinik tarafını kullanmak çelişki değil midir? Çelişkidir hem de derin bir çelişki. Bu durum, bakir teorik üretim alanı olarak orta yerde duruyor ve sahiplerini, fikir ve ilim adamlarını bekliyor. Kısa bir yazı dizisinde bu derinlikte bir çelişkiyi ortadan kaldırmamız beklenmemeli değil mi?
Bu çelişki bağlamında yapacağımız şey şu; psikiyatrinin klinik tarafını alırken, Müslüman insan modeline uygulanabilen müktesebatını kullanmaya dikkat edeceğiz. Konunun tabiatı derin bir çelişki taşıdığı için, ne yaparsak yapalım, bir şekilde çelişkiden kurtulma imkanımız olmadığını biliyoruz. Bu tür riskleri dikkate alarak hassas değerlendirmeler yapmak gerektiğinin farkındayız. Okumaya devam et

Share Button

YUSUF KAPLAN’IN DİLİ İLE İLGİLİ YAZIMIZ HAKKINDA AÇIKLAMA

YUSUF KAPLAN’IN DİLİ İLE İLGİLİ YAZIMIZ HAKKINDA AÇIKLAMA
İslamcılık tartışmasının psikiyatrik incelemesi-1-önsöz yazımızın sonunda, “İlk yazımız Yusuf Kaplan’ın dili ile ilgili bir inceleme” olacak demiştik. Bu yazımızın yayınlanmasından sonra Yusuf Kaplan’ın köşesinde yayınlanan yazıya baktık da, bizim üzerinde çalışma yaptığımız eski yazılarındaki “dil” kalmamış, yerine berrak bir dil gelmiş. Böyle bir dil kullanmaya başlamışken, yazdığımız yazıyı yayınlamak, üzüm yemekten ziyade bağcı dövmek olacaktı. Her ne kadar Yusuf Kaplan bize bir “yazıya” mal olduysa da, “şan olsun” diye yazı yazmadığımızın bilinmesini isteriz. Bu arada yazıyı kendisi isterse gönderebiliriz.

Share Button

İSLAMCILIK TARTIŞMASININ PSİKİYATRİK İNCELEMESİ-1-ÖNSÖZ

İSLAMCILIK TARTIŞMASININ PSİKİYATRİK İNCELEMESİ-1-ÖNSÖZ
İslamcılık tartışması başladığından beri heyecanla gazeteleri takip ediyoruz. Heyecanlanmamak mümkün değil çünkü ilk defa (diğer arkadaşlarda bahsetti ama zikretmeden geçemeyeceğim) medyada bu kadar önemli bir mesele tartışmaya açıldı. Özellikle ve dikkatle takip ediyoruz.
Tartışmaya www.fikirteknesi.com sitesinden iki yazar “seri yazı” ile katıldı. İbrahim Sancak, tartışmayı, Türkiye ortalamasının çok üzerinde götüren, özellikle de tartışmanın istikametini tayin etmeye çalışan, tartışmayı önemli meselelere çekmeye uğraşan yazılarıyla güzel bir katkıda bulunuyor. Nurettin Saraylı’nın kendine özel bir alan açması da dikkat çekici, İslamcılık tartışmasının haricileri yazı serisi, tartışmayı “cepheden” savunan bir pozisyon alışın misali. Gerçekten çok hoş…
Aslında bu mesele benim işim değildi. Tartışmaya yazılarla katılmak yerine okuyucu olarak dahil oluyordum. Son zamanlarda medyada boy gösteren bazı yazılar (Nurettin beyin konu edindiği yazılar), biraz dikkatle incelendiğimde benim sahama girdiğini gördüm. Psikiyatrik zihni organizasyonlarla karşı karşıyayız ama kimse bunun farkında değil. Okumaya devam et

Share Button

HİPNOZ-3-HİPNOZUN TEHLİKELERİ NELERDİR?

HİPNOZ-3-HİPNOZUN TEHLİKELERİ NELERDİR?
Hipnoz yapmak da, yaptırmak da tehlikelidir. Bu işi yapanlar umumiyetle hiçbir tehlikesi olmadığını söyler, bu düşüncelerinde de ısrarlıdırlar. Tehlikeli olmadığına dair yığınla bilgi ve malzeme verirler. Kullandıkları bilgilerin bir kısmı doğrudur ama o bilgiler hipnozun tehlikeli olmadığını göstermez. Zaten hipnoz yapanların, hipnozun tehlikeli olduğunu söylemeleri beklenmez. İşleri odur ve işlerinin tehlikeli olduğunu söylediklerinde işsiz kalırlar. Bundan ibaret değil tabii ki, hipnozla ilgilenenlerin (uzmanları da dahil) yüzde doksan dokuzu hipnozun ne olduğunu bilmez. Hipnozun ne olduğunu bilmek ayrıdır, onu uygulamak ayrı. Hipnozla ilgilenenler, uygulayıcısıdırlar. Hipnozun mahiyeti ile ilgili sorular sorulduğunda duraklarlar. Çünkü hipnozun mahiyetini bilmezler. Bunların bir kısmı (batıda tamamına yakını) ruhu kabul etmedikleri için hipnozun mahiyetini anlamak için gerekli olan zihni donanıma sahip değillerdir. Mahiyetini bilmedikleri bir konunun tatbikatı hakkında söyledikleri “tehlikesizdir” sözü, tabii ki muteber değildir.
Birinci tehlikesi, hipnozun mahiyetini bilmeyen insanlar tarafından yapılıyor olmasıdır. Mahiyetini bilmeyenler, pratik tecrübeleriyle yol almaya çalışıyorlar. Fakat hipnoz, tüm boyutlarıyla tecrübe edilmiş bir alan değil. Mevcut tecrübe birikimi, muhtemel neticelerinin tehlikeli olmadığını söylemeye kafi değil. Okumaya devam et

Share Button

HİPNOZ-2-HİPNOZLA İNSANA NELER YAPTIRILABİLİR?

HİPNOZ-2-HİPNOZLA İNSANA NELER YAPTIRILABİLİR?
Hipnoz yoluyla insanda hangi derinliğe kadar inilir ve neler yaptırılabilir? Hipnozun kritik sorusu budur.
Hipnoz yoluyla insanın zihnine kadar girilir. Zihin irade dışı etkilere açık olduğu, bu tür etkilenmelere aşina ve alışık olduğu için mümkündür. Zihni evrende hipnoz yoluyla birçok şey yapılır ve yaptırılır. Hipnoz konusunda kritik eşik de burasıdır.
Zihni evrene girilir de kalbi evrene girilir mi? Kural olarak hayır fakat bazı durumlarda kalbi evrene girilmesi de mümkündür. “Kalp ruhun ikametgahıdır, zihin aklın ve nefsin…” (Kaynak Haki Demir) Kalbi evrene girilmesi ile zihni evrene girilmesi arasında çok fark var. Zihni evrene girmek çok kolay fakat kalbi evrene girmek zor… Kalbi evren ruhun ikametgahı olmasından dolayı, oraya girmek için ruhu etkilemek gerekir. Hipnoz, temelde ruhu etkileyecek bir metot değildir.
Ruhun temel iki yönelişi var; iman ve aşk… İki temel faaliyetin kaynağıdır, duygu ve düşünce… Ruh bunlar vasıtasıyla etkilenebilir. İman ve aşk, duygu ve düşünce…
Ruh iman ettiğinde kalbi evrende tam tasarruf sağlar, aşık olduğunca ise maşuk, kalbi evrene kadar girer. Kalbi evrene kestirmeden girmenin yolu, iman ve aşktır. Bunların dışında doğrudan kalbi evrene girmek imkansız gibidir. Okumaya devam et

Share Button

HİPNOZ-1-HİPNOZ GERÇEĞİ NEDİR?

HİPNOZ-1- HİPNOZ GERÇEĞİ NEDİR
İnsan çok karmaşık bir varlık. Beş hasseden (beş duyudan) ibaret olmayan, beş hasseden ibaret kabul edildiğinde birçok özelliği reddedilen bir varlık. İnsanın karmaşıklığı birçok açıdan mevcut ve bunlardan biri de, etkilenme yollarıdır. İnsan sadece beş hasse ile etkilenmiyor, bunların dışında etkilenme yolları da var. Hipnozun beş hasse yoluyla yapılması, beş hassenin etkilenme yolunun kullanıldığı anlamına gelmez. Ses ve obje vasıtasıyla kulak ve göze hitap edilmesi, beş hassenin etkilenme şekillerinden birinin kullanıldığını göstermez. Beş hasse ile etkilenmelerde, hipnoz neticeleri elde edilmez. Hipnoz her ne kadar beş hasseden faydalanıyor olsa da, başka bir etkileme-etkilenme yolunu kullanıyor.
Beş hasse yoluyla etkilenmek, aklı harekete geçirir. Dış dünyadan alınan herhangi bir etki, beş hasseden biriyle gerçekleştiğinde, zihni evrene intikal eder etmez akıl faaliyete geçer. Akıl, bizzat dış dünyadan elde etmek istediği bir etkinin peşine düşerse zaten faaldir, kendinin dışında beş hassa yoluyla zihni evrene intikal eden herhangi bir etkiyi gördüğünde de akıl derhal teyakkuza geçer. Aklın teyakkuzda olduğu veya derhal teyakkuza geçtiği (veya faal hale geldiği) etkilenmelerde hipnoz meydana gelmez. Okumaya devam et

Share Button

AKIL-HÜRRİYET AÇMAZINDA PSİKİYATRİ

AKIL-HÜRRİYET AÇMAZINDA PSİKİYATRİ
Akıl, belirli sınırlar içinde bulunmak, herhangi bir faaliyeti bir sebebe dayanarak ve bir maksadı hedefleyerek yapmak, toplumsal ölçülere sahip olmak gibi özellikler taşır. Her şeyi yapan melekeye akıl denmiyor, bilakis her şeyi yapmayan, yaptığını açıklayabilen melekeye akıl deniyor. Öyleyse akıl, hürriyetin değil, nizamın adıdır. Nizama tabi olmak, bir nizam çerçevesinde kalmak akıllılık halidir. Herhangi bir nizama tabi olmamak, hiçbir ölçüye riayet etmemek, akıllılık hali olarak tarif edilmiyor. Öyleyse kadim nizam-hürriyet paradoksu (ve tartışması), akıllılık-delilik tartışmasıdır. Akıllılık hali nizam, delilik hali ise hürriyet…
Her delilik hali, hürriyet fakat her hürriyet, delilik hali değil. Münasebeti tersinden kuranlar, her ikisini aynı şey zannederler.
Nizamı akıl temsil ediyorsa, nizamsızlığı (nam-ı diğer hürriyeti) ne temsil ediyor. Nizam, pozitif bilimlerde, aynı sebebin aynı neticeyi vermesi değil midir? İçtimai alanda ise nizamı, hangi sebebin hangi neticeye vereceğinin bilinebilir olması şeklinde tarif etmiyor muyuz? Ne zaman ne yapacağı veya hangi etkiye karşı hangi tepkiyi vereceğini bildiğimiz insana akıllı demiyor muyuz? Deliliği ise, ne zaman nasıl davranacağı bilinmeyen, hangi etkiye hangi tepkiyi vereceğini bilemediğimiz psikolojik hal olarak tarif etmiyor muyuz? Aynı zamanda hürriyet de böyle değil midir? Ne zaman ne yapacağını bilmemek, hürriyet hali değil midir? “Hür olmak istiyorum” diye bağıran adam, ne istiyor? Ne zaman ne yapacağımı planlamayın, ne zaman ne yapacağımı bilmeyin, beni bana bırakın, demiyor mu? Okumaya devam et

Share Button