AMAÇ TÜRKİYE’Yİ SICAK SAVAŞA SÜRÜKLEMEK

Amaç, Türkiye’yi sıcak savaşa sürüklemek!

Aslında şu an Türkiye bir savaşın içinde, ancak bunun bir sıcak savaşa dönüşmesi için sabredilmesi zor bir tahrik var Batı’dan.

Türkiye’yi saldıran taraf olarak savaşa sürüklemek için Mısır’da ve Suriye’de daha binlerce insan sırf Türkiye’yi tahrik etmek için katledilecektir. Türkiye’nin yakında içinde bulunacağı bir savaş şaşırtıcı olmaz, soru savaşı kimin başlatacağıdır.

Eğer savaşı başlatan taraf Türkiye olursa, hangi topraklara saldıracak? Bu soru muammadır. Türkiye’nin Mısır topraklarında darbecilere direkt bir müdahalesi makul bir hareket olmaz çünkü Batı’ya karşı yapılan bir savaş için Müslüman topraklarını savaş meydanı olarak kullanmak Batı’nın asla kaybetmeyeceği bir savaş olur.
Okumaya devam et

Share Button

SON DEM TEMAYÜLÜ – İNKAR

Mevcudu inkar noktasında birleşti akıllar, hemen hemen herkes!

Bakmayın akıllar dediğimize, onlara sorduklarında, akılları sıra, akıllarını tatmin etmeye çalıştıklarını söylerler. Rahatsızlık duydukları meseleleri, şu şu şu kötüdür, çünkü şundan bundan dolayı gibi mantık silsileleriyle izah ederler bir bir.

Kalplerdeki sıkışmalar, iç bunaltıları, gönül aleminde dalgalanan buhranlar… Yazık ki insanoğlu tüm bunların altında rasyonel nedenler arar durur bir kaç zamandır… Zaman insana ruhunu unutturduğundan bu yana, insan var gücüyle ruhundan gelen sesleri duymazlıktan gelir, adeta var gücüyle sıkar kendini!

Batı’nın her alandaki hakim muktesebatı, insanoğlunun yalnızca öfkeli inkarına muhatap artık.

Zamanın ortak aklının ittifakla hem fikir olduğu unsur; “İNKAR”!
Okumaya devam et

Share Button

PROPHET VE BATI’YA İSLAMI TEBLİĞ MESELESİ

PROPHET VE BATI’YA İSLAMI TEBLİĞ MESELESİ

Temel meseleler dönüp dolaşıp “dil” bahsinde düğümleniyor. Kendi dilini oluşturmamış meseleler ya da dili unutulmuş olan meseleler mevzu-u bahis olduğunda, fikir piyasası, her kafadan çıkan farklı seslerden müteşekkil asenkron papağanlar korosu halini alıyor.

“Meselenin dili” bahsinden evvel, “dil bahsini” mevzu edinmek elzemdir. Dil bahsi(lisan değil), herhangi bir mevzuya ait dil ile bağlantılı olmaksızın, yalın olarak anlaşılmadan,  herhangi bir meseleye ait dili konu edinmek zorlaşıyor. Bir kere dil ile lisan mefhumlarını birbirine karıştırmamak lüzumunun tespiti zarurettir. Herhangi bir lisanın halk dilince kavranması, o lisana atfedilen tüm dillerin de, yani o lisanda ifade edilen tüm meselelerin de kavranabileceği yanılgısı oluşturuyor.

Mesela bugün teknoloji dili (lisanından bahsetmiyoruz) İngilizcedir, keşifler batı kaynaklı olduğu için dili de batının yaygın dili olan İngilizce olmuştur. Örneğin yazılım konusuna dair bir eğitim veya alakası olmayan bir İngiliz ya da Amerikalının tamamen İngilizce olan yazılım içerikli kitap ya da makaleleri okuması ya da birilerinin ona herhangi bir usule bağlı olmaksızın yazılım meselesinden bahsetmesi, İngiliz ya da Amerikalı kişi için herhangi bir anlam ifade etmeyecektir. Yazılım konusunda çalışmak için İngilizce öğrenme gereği, metodik ihtiyaçlardandır, ne var ki yazılımın esasına dair konulara girmek için lazım olan usullerden yalnızca bir tanesi ingilizce öğrenmektir. Usul halledilmeden esasa girilmesi, yazılım meselesinin esasına dair konuların, eksik ya da yanlış kavranması ile neticelenir. Bu konu, diğer bilim dalları için de aynıdır.
Okumaya devam et

Share Button

AT ve FELSEFE

AT ve FELSEFE

Pozitif ve rasyonalist düşünme yöntemlerinin ve çıktılarının insanoğlunu tatminden uzak olduğunun pek bir hissedildiği modern çağımızda, manevi tatminsizliklerin bir nevi devası iddiasında, bir takım muteber nam zevat diliyle lafızlar türediğine şahit oluyoruz. Efendim, din ve felsefe, bilim ve felsefe, sanat ve felsefe v.s. ikilemelere sıkça rastlar olduk. “Kavramları, felsefe kelimesiyle birlikte kullanmak suretiyle müşerref(!) kılma çabası” akımı pek bir revaçta. Meseleleri,  doğrudan ya da dolaylı bu başlıkla gündemine alan onlarca televizyon programı, makale ya da kitap bulmak mümkün. Üniversitelerin nadide öğretim üyeleri, bir takım din(!) adamları ve “ben de adamım bakmayın” ifadesi yüzünde çakılı duran bir takım eziklerden müteşekkil zevatın öncülük ettiği bu güruha hemen her gün bir yerlerde rastlamamak imkan dahilinde değil.
Okumaya devam et

Share Button

ÖNGÖRÜ VE KAHANET KAVRAMLARI

İKİ ELMA İKİ ELMA DAHA DÖRT ELMA EDER Mİ?

Öngörü ve kahenet konularının zihinlerde, kendi yer ve yörüngelerinin ayrı ayrı tespit edilemiyor olması, teorik düşünme yetimizin olmamasından, zayıf olmasından ya da bir sebeple kaybolmuş olmasından kaynaklanıyor.

Çocuk yaşlardan itibaren alınan eğitim(!), herhangi bir düşüncenin zihinlerde teorik olarak seyretmesini imkansız kılıyor. Bundan dolayıdır ki, zihinlerde dolaşan düşünceler, dış dünyada tecessüm ya da en azından tezahür etmiş objelerin dışına çıkamıyor, bu hal zihinlerimizde keşfî herhangi bir düşüncenin varlığını zaten imkansız kılıyor.

Dış dünyada aranan bu hal, yani düşüncenin cisimlendirilme ihtiyacı, konu zaman kavramına geldiğinde de benzer bir hal alıyor. Benzer şekilde henüz gelmemiş bir zaman tahayyül edilemediğinden ötürü düşünceler, içinde bulunulan “an” da tecessüm ya da tezahür edenlerden ibaret kalıyor. Geçmişe dair her hangi bir hal de içinde bulunulan andaki yansımaları haliyle yerleşiyor zihinlere. Bu sebepledir ki geleceğe dair herhangi bir öngörü(kehanet değil), günümüz zihinleri için gerçeklenmesi imkansız bir haldir, bu zihinlerin bir öngörü üretebiliyor olması durumu bir yana, herhangi bir şekilde modernizmin mermilerinden kurtulmuş bir zihne ait öngörüleri de anlama imkanı elde etmeleri de muhaldir.
Okumaya devam et

Share Button

İMAN VE İNANÇ ÜZERİNE

İMAN VE İNANÇ ÜZERİNE

 

İmana dair konular üzerindeki mütalaaların bir noktada tıkanması, konunun iman üzerinden devam etmesinin tamamen izafi hale geleceği zannedildiği için müşterek menzile ulaşma imkanı bulunamaması, dolayısıyla üzerinde ittifak edilen hiç bir söz söylenemez(!) duruma düşmesi, iman ile inanç kavramlarının birbiriyle aynı olduğu zannından kaynaklanıyor. Bu tür konularda, “mevzu-u bahis” imana dairdir, yani mütalaa edilmesi ihtiyacı, imana dair bir husustur. Fakat “iman”a dair bir mevzuunun cevabı, “inanca” dair sorularla aranırsa mevzu tıkanır. Konu, bu ihtimalde, iki Müslüman arasında bile “sen öyle inanıyor olabilirsin ama ben böyle inanmıyorum” şekline dönüşür, dönüşmektedir.

İman ve inanç mefhumlarının aynı mana üzere olduğu yanılgısına düşülmesinin sebebi ise, batı pozitif(müsbet değil) aklının, insanlığın aklını teslim almış olmasıdır.

İmana dair her bahsin inanç hükmünde değerlendirilmesinin; imana dair cevapların, inancı muhatap alan sorularla elde edilmeye çalışılmasının nedeni de, akli ufkun, pozitif evrenin dışına çıkamayacağının zannedilmesinden ve bu zannın kayıtsız şartsız kabul edilmesinden kaynaklanıyor. Ancak ve sadece pozitif evrende mevcut olan soruları sorabiliyor olmamız bu nedenledir. Ortaya çıkan hal ise pozitif evrende olmayan cevapları da pozitif evrendeki sorularla arıyor olmamız garabetinden başka bir şey değildir.

Bu girizgahtan sonra, iman ve inanç kavramlarından anladığımızı dilimiz döndüğünce aktarmaya gayret edelim.
Okumaya devam et

Share Button

AMERİKA ÇÖKÜYOR-4 (DOLARIN SEFALETİ)

Amerikan doları dünya ülkelerinde, Amerika tarafından karşılığı üretilebilecek hacmini çoktan aştı. Sayısal bir takım verilerden ve hesaplamalardan önce para hakkında birkaç hususu dile getirmekte fayda var. Sözlüklere dayalı basit tabiriyle para; “mal veya hizmetlerin değişim aracı” olarak ifade ediliyor. Yani bir ülke’nin parasal hacmi esasında emtiasının hacmine işaret ediyor.

Enflasyon, faiz v.s. ile para ile emtia arasındaki denklik durumu zaman zaman değişkenlik gösterse de, genel hatlarıyla bu şekilde ifade edilebilir.
Ülkelerin para basması, bastığı paranın mal veya hizmet olarak karşılığını sağlayabileceğinin de taahhüdü aslında. İşte bu taahhüt sağlanamadığında develüasyonlar, krizler oluşuyor. Faiz sisteminin, yani somut karşılığı olmaksızın parasal değer elde edilmesinin de kaçınılmaz sonucu bu anlamda krizler.
Amerika iktisadi tarihine kısaca göz attığımızda, belli dönemlerde başkaca krizler yaşadığı kolayca farkedilebilir. 2008-2009 da yaşanan son krizin öncekilerden neden farklı olduğunu, Amerika’nın önceki krizlerden nasıl olup da sıyrılabildiğini fakat bu krizin neden Amerika’nın ekonomik sonunu getireceğini sayısal ve kavramsal olarak anlatmaya çalışalım. Okumaya devam et

Share Button

AMERİKA ÇÖKÜYOR-3 (İŞSİZLİK SORUNU)

AMERİKA’DA İŞSİZLİĞİN DÜŞTÜĞÜ YALANI

Başta Amerikan medyası olmak üzere batı medyasının ABD ekonomisinin güya iyileşmekte olduğuna işaret olarak gösterdiği son işsizlik oranları koca bir yalandan başka birşey değil. Aslında birazdan açıklayacağımız verilerden de anlaşılacağı üzere işsizlik oranlarında herhangi bir değişme yok.

Öncelikle işsizlik oranlarının nasıl hesaplandığıyla ilgili kısa bir bilgi verelim.

ABD de, her ülkede olduğu gibi belli bir yaş aralığı “iş gücü nüfusu” olarak belirleniyor. İş gücü nüfusu şöyle açıklanıyor;

“İş gücü çalışabilme yaşında olan kişilerin sayısıdır.[1] Bu da genel olarak 16 yaş üstü ve 65 yaş altı olarak belirtilir. Bunların içinden öğrenci olanlar, emekliler, ev hanımları, mahkumlar ve iş bulmaktan ümidini kesmiş olanlar(discouraged workers) gibi kişiler bu sayıdan düşülür.” Kalan sayı iş gücüne dahil olan kişilerin sayısını verir.[2] Bu sayı içinde bir işi olmayan kişilerin sayının[3] da iş gücü tabir edilen sayıya([2])  oranı işsizlik oranını verir.(İşsizlik oranı = [3]/[2] olarak ifade edilebilir bu durumda.) Bu sayıdan arta kalanlar([2]-[3]) ise çalışan toplam kişi sayısıdır[4]. Okumaya devam et

Share Button

AMERİKA ÇÖKÜYOR-2 (ÇÖKEN SAĞLIK SİSTEMİ VE AÇLIK SORUNLARI)

PATLAYAN SOSYAL YARDIM HARCAMALARI

Devletin hemen hiç bir alanda olmadığı, mümkün olan tüm kurumların özel sermaye eliyle yürütüldüğü bir sistemle idare ediliyordu bugüne kadar. Bugün artık tıkandı.

Halkın parası üç beş sermaye merkezinde birikti ve halkın çok ciddi bir kısmı gıda ve sağlık gibi temel ihtiyaçlarını dahi karşılayamayacak duruma geldiler.

Amerikada 100 milyon kişi, 80 farklı sosyal yardım programlarının en az birinden yardım alıyor. Birçoğu birden fazla kurumdan yardım alıyor. Alttaki grafik yıllara göre yardım alan kişilerin sayısını gösteriyor.

Grafik hane halkından en az bir konuda yardım alanların yıllara göre dağılımını içerir.(Evsizler bu grafikte yok, onların durumu bilinmiyor olmalı.)
Kaynak: Nüfus idaresi Hanehalkı gelir durumu ve sosyal yardım programına katılım durumu araştırması.
Okumaya devam et

Share Button

AMERİKA ÇÖKÜYOR-1 (İKTİSADİ DURUM)

İKTİSADİ DURUM
Amerikan rüyası kabusa dönüyor Amerikan devleti ve halkı için. Fikirteknesinde Batı’nın çöküşünün felsefi ve psikolojik temelleri üzerinde çokça durduk. Bu minvalde yaptığımız araştırmalar sonucu elde ettiğimiz sayısal veriler de bizi çok çarpıcı sonuçlara ulaştırdı.

Bırakın süper güç olmayı, bir kaç sene sonra ciddiye alınacak bir Amerika bile kalmayabilir dünya sahnesinde.

Durmaksızın para bastığı halde neredeyse değişmeyen devlet bütçesinin yanında 2008’den bu yana yılda ortalama 1.5 trilyon dolar artan bir borç yüküyle karşı karşıya ABD. Bugün toplamda 16.3 trilyon doları bulan bir borç yükünden bahsediyor Amerikan resmi kaynakları.

100 milyon kişinin devletin yardımıyla ayakta kaldığı bir Amerika var artık.

Suç oranları vahim boyutlara ulaşmış durumda ve gittikçe de önü alınamaz bir kaosa doğru sürükleniyorlar. Öyle ki bazı eyaletlerin güvenlik ofisleri, halka gerektiğinde kendilerini korumaları için silahlarını dolu tutmalarını söylüyor. Okumaya devam et

Share Button

MISIR’DA REZONANSIN ARTÇI TİTREŞİMLERİ

MISIR’DA REZONANSIN ARTÇI TİTREŞİMLERİ
Batı medeniyetinin çöküş sürecinin psikolojik rezonansı, felsefi yıkımını tamamlamasının ardından zahiri rezonanslarının da tetikçisi oldu.
Zahir rezonans kendini en güçlü olarak iktisadi sahada gösterdi. İktisadi sahadaki güçlü yankı, esasen bu sahadaki yıkımın diğer sahalardakinden daha fazla olduğundan değil, devletlerin ve toplumların diğer sahalardaki(aile kurumu, sosyal yapı, eğitim, yüksek öğretim v.b.) yıkımlarını iktisadi alandaki yıkım gibi önemsememiş, önemseyemememiş olmasından kaynaklanıyor.
Batının iktisadi yapılanması, aslında medeniyetinin de son kalesiydi. Batılı devletlerin feryadının semaya yükselmesi son kale olan iktisadi kalenin yıkımının ardından gerçekleşti.
Kapitalizm tabir edilen, tüm felsefi, psikolojik ve fizyolojik yapıların madde temeline oturtulduğu bir sistemin çöküşünün ilk tezahürünün zaten başka türlü gerçekleşmesini öngörmek sistemi kavrayamamak olurdu. Batı açısından hazin olan da zaten bu. Sistemin zavallılığı, maddenin manayı kucaklayabileceği savına dayandırılmasından ileri geliyor. Bu sistemde, tüm felsefi ve psikolojik yapılar yıkılmadan, fizyolojik yıkımın gerçekleşemeyeceği gerçeği, çöküşün öngörülmesini ya da gerekli tedbirlerin alınmasını imkansız kıldı. Sistemi kurarken ilk olarak felsefesini ve ardından psikolojik yapısını yok eden bir sistemin, çöküşün felsefi ve psikolojik değerlendirmesini yapabileceğini düşünmek abesle iştigal olur. Okumaya devam et

Share Button