AYIK GEZMEK, AŞK EHLİNİN ADETİ DEĞİLDİR

Ayık Gezmek, Aşk Ehlinin Âdeti Değildir

Fakîre, yüreği fikirli ateşler içinde yanan Oflu Süleyman nâmıyla maruf genç bir gönül dostundan mektup geldi ki, mesuliyeti ağır bir vecd içinde kıvrandım durdum:

“Oflo oflu Arz-ı Hâlimiz
Ak saçlı hüzünkâra;
Saldınız yüreğimize en acı dumanı, zararı yoktur dediniz sağlığa. En keskin kelimelere sardınız yüreğimize saldığınız dumanı, fikir koydunuz adını. Hasan Sabbah’ın müritlerinden beter sarhoş ettiniz bizi. Ne zaman ayık görseniz “yüreğiniz yanınızda mı efendi?” dediniz ve yürek sızılarına hapsettiniz bizi zil zurna sarhoş olana dek. Sonra bir güvercin gibi saldınız bu kentin sokaklarına; betonarme evlerin bacalarına konduk olmadı, fabrika bacalarının kara dumanları arasında süzüldükte zehri sızlatmadı yüreğimizi. Tâ ki salaş bir çayhanede demli bir çayla içimize çektiğimiz dumana türkü karana dek.”

Ey azizan! Gücünü hüzün ve türkülerden alan kelimelerimi din ü millet aşkı üzere bilip, ulvî ve fikrî “âh”lardan meydana gelen “acı duman” olarak yüreğine çeken dostun ateşinde yanmayıp da ne yapayım?

Hüznü ve türküyü yüreğine bir duman gibi çekmek, millet-i beyzânın bütün sızılarını çekmek demektir. “Acı dumanı” hüzün ve türkülere karıp yüreğine çeken, yani âli memleket dâvasını kendine sızı edinen dost sarhoş olmuşsa bu ülke kurtulacak demektir.

“ACI DUMAN” YÜREKTEN ÇIKAN BİR “ÂH” DIR

Ona derim ki: Yüreğine çektiğin “acı duman”, muazzez ve mazlum milletin, “inkılâpçı diktalardan” çektiği zulümlerin “âh”ıdır. “Sağlığa zararlı değildir” dediğim bu duman, necip milletin bin yıllık hafızasını boşaltan, yüreğini kanlı pençesiyle kanatan, mabetlerini ahıra çeviren, Kitab-ı Azimmüşşan’a “örümcekli manzumeler” diyen apoletli lâ-dinî cumhuriyetçilerin kanunlarının hâlâ yürürlükte oluşundan duyduğumuz “âh” dır.

Yüreğin yettiğince çekmelisin bu dumanı. Seni ve millet-i âliyi hüzne ve türküye karılmış bu duman kurtaracaktır. Bu duman ki, İslâmların yüreğini pörsümekten, ataletten ve gevşeklikten âri tutar. Öyle ki, bu dumanı her beş vakit çekmek gerek kalbin en derin yerine. Böylece her daim kabarmalı ve İslâmların Türkiye’si olmalıdır yüreğin…

HÜZÜN, TÜRKÜ VE DUMAN; ZİKİR, TAAT VE DUA

Hüzün, türkü ve duman; zikir, taat ve duamızın ateşleyicisi ve hattâ ikizidir. Hakikat aşkına tutulmuş bir yüreğin seyr ü sülûkudur. Hüzün, türkü ve dumanın “sağlığa zararlı olduğunu” düşünenler gaflettedirler. Ulvî sancıyı unutanlardır. Sancısız Müslümanlardır. Yatsıyı kılıp tatlı yedikten sonra yatıp uyuyanlardır.

Sen, hüzün ve türküye karıp dumanını çekmeye devam et aziz dost.

Sorarım ayık gezene: Ayık gezmek, sancısız insan ve sancısız Müslümanlık değil midir? İslâm neşvesini bilmemek ve Efendimiz Aleyhissalâtü Vesselâm’ın dâvasının asıl yüzü olan hüznü yaşamadan yiyip içip taat eden sızısız bir beşer olmak değil midir?

AYIK GEZMEK AVÂMIN, SARHOŞLUK EHL-İ İRFANIN İŞİDİR

Ayık gezmek, avâmın işidir. Sarhoş olmak ise ehl-i irfanın hallerindendir. Ayık gezmek, hamlıktır Müslümana. Sahâbe-i kirama, Hz. Yunus’a, Hz. Mevlâna’ya, mürşid-i kâmillere, tac ü tahtı terk edip derviş olan sultanlara yüz çevirmektir

Ayık gezmek, sûretten vazgeçip Pervâne gibi kendini aşk ateşine atanların mânevî cezbesini tatmadan yaşamak demektir. Ayık olmak, aşk ehlinin âdeti değildir.

YÜREĞİNDE SIZI OLAN MÜSLÜMAN AYIK GEZEMEZ

İslâmlar, sersefil haldeyken, Kur’ân-ı Kerîm’i madde ve mânamıza, hayat ve nizamımıza bir bütün olarak sokamamanın aczini yaşarken, bu ülkede İslâmlar hâkimiyet ve meşrûiyetin sahibi ve belirleyicisi değilken nasıl ayık gezilir aziz dost?

Dicle’de bir kurt bir kuzuyu kapıp yerken, Ankara rejiminin yüz çivisinden biri dahi çıkartılamamışken, Batı’nın necis nefesi hâlâ İslâmların ensesinde dolaşırken, “komşusu açken tok yatan” Müslümanların gerine gerine ortalıkta dolaşıp “adam” yerine konulduğu bir zamanda nasıl ayık gezilir?

Meramımı, tekke şiirinden, yani temasını Allah aşkıyla sarhoş olmanın üstüne kuran şiirlerden seçtiğim mısraların şerhini harmanlayıp anlatmak istiyorum:

“Ey sâkî aşk şarabı aklımı sarhoş etti; aşkın ruh artırıcı içkisinin zevki canıma can kattı. Aşk Cem’i ezelde kime aşk şarabı sunduysa o, ebediyen aşk sarhoşu oldu. Aşk şarabı beni öyle sarhoş etti ki yüz kıyamet kopsa ayılmam. Kâsesi aşkla kırılan sarhoşa Cem’in kadehi de sunulsa almaz. Aşk Cem’inin kadehi insanı sarhoş eder, aklını başından alır; kişiyi iki cihandan vazgeçirir. Arif isen yürü aşk şarabını iç; aşkın bir âlemi iki cihanın zevkine değer. Kulağıma aşk kurutuluşuna gelin çağrısı gelinceye dek sabuh kadehini sabah tayını yaptım.”

AYIK GEZEN MÜSLÜMANA SARHOŞ OLMASINI TAVSİYE EDERİM

Anlaşıldığı üzere Müslüman’ı ham ervah olmaktan çıkarıp aşk erbabı, yani sarhoş olmayı tâlim ettiren tekke şiirimiz hakiki aşkın sarhoşluktan geçtiğini ve ayık gezmemek gerektiğini tavsiye ediyor. Tekke şiirimizin “sarhoş ol” tavsiyesini anlamayan sızısız Müslümanlara âcizâne ben de ayık gezmemelerini tavsiye ederim.

Şüphesiz ki tavsiye ettiğimiz ayık gezmemek ve her daim sarhoş olmak tasavvufî mânadadır. Divan şairleri sarhoşluğu ve ayık gezmemeyi tasavvufî aşkın kamçısı olarak övmüşlerdir.

“Ben muhabbet şarabının sarhoşuyum; ezelde bana aşk içkisi içirildi” sözünün, mâna âleminde sarhoş gezmek anlamına geldiğini bilmeyen biri “acı dumanı” hüzün ve türküye karıp yüreğine çekemez ve elest meclisinde payına aşk, yani sarhoşluk düştüğünü idrak edemez.

Tasavvuf tarihimiz ve edebiyatımız, kendini Allah’a adayan sarhoşlar tarihidir. Hasan-ı Basri, İbni Arabi, Fuzûli gibi ağır aşk sarhoşlarının şathiyat, nâra ve nidalarıyla doludur.

ŞERİATIN ÖLÇÜLERİNCE SARHOŞ YAŞAYIN

Hz. Mevlâna gibi her an sarhoş olmak; namazda, câmide, Rabbin huzurunda sarhoş olup aşk ve huşûyu yakalamak…

Bir yetimin başını okşarken kalbiniz pür-sarhoş olmalıdır. Anaya babaya ve dost bildiklerinize giderken sarhoş olup çıkın yola… İbrahim Ethem Hazretleri gibi çarşıda, pazarda sarhoş dolaşın…

Bir memleket dâvasını savunmaya muhakkak ki sarhoş hâldeyken başlayın. İçinizde cevelan eden edebî duygu ve fikirleri sarhoşken yazınız, görün ne kelimeler dökülecektir yüreğinizden. Şeriatın ölçülerince sarhoş yaşayan sâlih kullardan olmak ne güzel.

Bir deneyin, derim.

Fakîre ağır zarf atan Oflu Süleyman’a hayatını sarhoş olarak sürdürmesini söylesem ona yazık etmiş olur muyum?

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir