BAŞKAN ERDOĞAN, MİLLETE HAYIRLI OLSUN

BAŞKAN ERDOĞAN, MİLLETE HAYIRLI OLSUN

Başbakan Erdoğan, beklendiği gibi Cumhurbaşkanlığı adaylığını açıkladı. Türkiye’deki siyasi manzarayı doğru okuyanlar, cumhurbaşkanlığı seçiminin Akparti tarafından yapıldığını/yapılacağını, seçimlerin ise bu durumu resmi/hukuki manada tescil etmekten ibaret olduğunu görüyorlar. Şu an itibariyle Akparti (aslında Erdoğan) ülkenin cumhurbaşkanının kim olacağına karar verdi, yaklaşık kırk günlük seçim süreci ise Akparti kararının tescili için devam eden bir demokratik gösteriden ibarettir. Erdoğan’ın birinci turda seçileceğine dair kehanet şovuna gerek yok, zira kamuoyu araştırmaları ittifakla neticenin öyle olacağını söylüyor, kamuoyu araştırmalarının neticeleri ortadayken, Erdoğan’ın seçileceğine veya seçilmeyeceğine dair kehanette bulunmaya çalışanlar gevezelik yapıyor.

Türkiye’nin 12. Cumhurbaşkanının kim olacağı belli olduğuna göre, artık konuşmamız gereken meseleler, seçim değil, başka mevzulardır. Bu mevzuların en önemlisi de, Erdoğan’ın nasıl bir cumhurbaşkanı olacağı meselesidir.

1982 anayasası, 1961 anayasasının aksine yürütme kuvvetini güçlendirmiş, güçlendirmeyi de Cumhurbaşkanlığı makamının salahiyetlerini artırmak şeklinde yapmıştı. Mevcut ve meri anayasa olan 1982 anayasası, Cumhurbaşkanına o kadar fazla salahiyet vermiştir ki, cumhurbaşkanının salahiyetleri, siyasi rejimi başkanlık modelini esas alan ülkelerdeki başkanın salahiyetlerinden çok daha fazladır. Misal olmak bakımından zikredilmesi gerekirse, ABD başkanının salahiyetleri, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanının salahiyetlerinden daha azdır. En önemlisi de ABD’de, başkanın kongre tarafından yoğun şekilde denetlenmesi ve mesela tayinlerinin kongre tarafından onaylanmasıdır. Oysa cumhurbaşkanının salahiyetleri TBMM tarafından paylaşılmadığı gibi, yine TBMM tarafından denetlenmemektedir.

1982 anayasası askerler tarafından yapılmış, ülkede kurulan siyasi rejim de tamamen askerlerin vesayeti altına alınmıştır. Vesayetin en tesirli kullanıldığı makam ise cumhurbaşkanlığı makamı olmuş, cumhurbaşkanlığı seçimleri ise asker tarafından gayriresmi de olsa tayin edilmiştir. Kısaca askerler cumhurbaşkanlığı makamına kendilerinin onayını almamış birisinin seçilme ihtimalini öngörmedikleri için, bu makamın salahiyetlerini, her ne kadar fazla kullanılmasa da, vesayetin sürdürülebilmesi için ihtiyat kuvveti olarak muhafaza etmiştir. Cumhurbaşkanını kendilerinin seçeceğinden o kadar emindirler ki, salahiyetlerinin fazla olmasını hiç dert etmemişler, aksine kurmayı hayal ettikleri vesayet rejimi için gerekli görmüşlerdir.

Şartlar değişti, köprünün altından ne sular aktı ve meclis çoğunluğuna sahip bir partinin “lideri”, cumhurbaşkanı makamına aday oldu. Seçileceği konusunda ise en azılı düşmanının bile fikir birliği var. Şimdi ne olacak?

Erdoğan’ın nasıl bir cumhurbaşkanı olacağı, cumhurbaşkanının mevcut yetkilerinin “başkanlık” için kafi olup olmadığı meselesine girmeden önce, anayasanın “başbakan” ile ilgili bölümünü bir okuyalım. Anayasanın başbakanlık ile ilgili düzenlemesi şu şekildedir;

“D. Görev ve siyasî sorumluluk
MADDE 112- Başbakan, Bakanlar Kurulunun başkanı olarak, Bakanlıklar arasında işbirliğini sağlar ve hükümetin genel siyasetinin yürütülmesini gözetir. Bakanlar Kurulu, bu siyasetin yürütülmesinden birlikte sorumludur.
Her bakan, Başbakana karşı sorumlu olup ayrıca kendi yetkisi içindeki işlerden ve emri altındakilerin eylem ve işlemlerinden de sorumludur.
Başbakan, bakanların görevlerinin Anayasa ve kanunlara uygun olarak yerine getirilmesini gözetmek ve düzeltici önlemleri almakla yükümlüdür.”

Başbakan ile ilgili hükümlere dikkat edilirse, Türkiye’de başbakanlık yapanların kullandıkları salahiyetlerin çok altında bir profil çizdiği görülmektedir. Anayasal düzenleme başbakanı, bakanlar arasında birinci, başka bir ifadeyle eşitler arasında birinci saymakta, onu da bir bakan olarak görmekte fakat “baş” bakan olarak kabul etmektedir. Ne var ki ülkedeki siyasi rejim, bir insanın başbakan olmasını TBMM çoğunluğuna (güvenoyu yoluyla) tabi kıldığı için, başbakan, anayasadaki düzenlemenin çok ötesinde bir yetki ve görev sahibi olabilmekte, bununla mütenasip şekilde güç ve iktidar sahibi olmasını mümkün kılmaktadır.

Buna mukabil cumhurbaşkanını çok daha yüksekte oturtmakta, verdiği salahiyeti TBMM’nin bile üstünde tutmakta, bir de “sorumsuzluk” ile taçlandırmaktadır. Anayasa, cumhurbaşkanının “görev ve yetkileri” başlığını taşıyan 104. Maddesinde, “Cumhurbaşkanını devletin başı kabul etmekte, Türkiye Cumhuriyetini ve Türk Milletinin birliğini temsil yetkisi vermekte, Devlet organlarının düzenli ve uyumlu çalışmasını gözetme” salahiyeti ile donatmaktadır. Maddenin devamında ise, Cumhurbaşkanının yetkilerini kategorik şekilde saymakta, önce “Yasama ile ilgili olanlar”, sonra “Yürütmeye ilişkin olanlar”, daha sonra ise “Yargı ile ilgili olanlar” şeklinde saymaya devam etmektedir. Bunlarla iktifa etmemekte, 108. Maddede “Devlet Denetleme Kurulu” vasıtasıyla cumhurbaşkanının, “Cumhurbaşkanının isteği üzerine, tüm kamu kurum ve kuruluşlarında ve sermayesinin yarısından fazlasına bu kurum ve kuruluşların katıldığı her türlü kuruluşta, kamu kurumu niteliğinde olan meslek kuruluşlarında, her düzeydeki işçi ve işveren meslek kuruluşlarında, kamuya yararlı derneklerle vakıflarda, her türlü inceleme, araştırma ve denetlemeleri yapar.” diyerek, devlet ve cemiyet hayatına dair neredeyse tüm alanları denetleyebileceğinden bahsetmektedir. O kadar ki, “Devlet Denetleme Kurulu”, dernekler ve vakıflara kadar uzanan denetleme yetkisiyle donatılmış ve cumhurbaşkanının emrine verilmiştir. Aynı maddenin devamında, “Silahlı Kuvvetler ve yargı organları, Devlet Denetleme Kurulunun görev alanı dışındadır.” hükmünü koysa da, cumhurbaşkanı silahlı kuvvetlerin “başkomutanı” olmak ve Yargı kuvvetinin başkanlarını ve üyelerini tayin etmek salahiyetiyle donatıldığı için buradaki istisna tutma hali işlevsizdir.

*
Cumhurbaşkanının yetkilerine kısaca temas ederek esas meselemize dönelim.
a) Yasama ile ilgili olanlar:
Gerekli gördüğü takdirde, yasama yılının ilk günü TBMM’de açılış konuşmasını yapmak, TBMM’ni gerektiğinde toplantıya çağırmak, Kanunları yayımlamak, Kanunları tekrar görüşülmek üzere TBMM’ne geri göndermek, Anayasa değişikliklerine ilişkin kanunları gerekli gördüğü takdirde halkoyuna sunmak, Kanunların, kanun hükmündeki kararnamelerin, TBMM’i İçtüzüğünün, tümünün veya belirli hükümlerinin Anayasaya şekil veya esas bakımından aykırı oldukları gerekçesi ile Anayasa Mahkemesinde iptal davası açmak, TBMM seçimlerinin yenilenmesine karar vermek,

b) Yürütme alanına ilişkin olanlar:
Başbakanı atamak ve istifasını kabul etmek, Başbakanın teklifi üzerine bakanları atamak ve görevlerine son vermek, Gerekli gördüğü hallerde Bakanlar Kuruluna başkanlık etmek veya Bakanlar Kurulunu başkanlığı altında toplantıya çağırmak, Yabancı devletlere Türk Devletinin temsilcilerini göndermek, Türkiye Cumhuriyetine gönderilecek yabancı devlet temsilcilerini kabul etmek, Milletlerarası andlaşmaları onaylamak ve yayımlamak, Türkiye Büyük Millet Meclisi adına Türk Silahlı Kuvvetlerinin Başkomutanlığını temsil etmek, Türk Silahlı Kuvvetlerinin kullanılmasına karar vermek,
Genelkurmay Başkanını atamak, Millî Güvenlik Kurulunu toplantıya çağırmak, Millî Güvenlik Kuruluna Başkanlık etmek,
Başkanlığında toplanan Bakanlar Kurulu kararıyla sıkıyönetim veya olağanüstü hal ilân etmek ve kanun hükmünde kararname çıkarmak, Kararnameleri imzalamak, Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebi ile belirli kişilerin cezalarını hafifletmek veya kaldırmak, Devlet Denetleme Kurulunun üyelerini ve Başkanını atamak, Devlet Denetleme Kuruluna inceleme, araştırma ve denetleme yaptırtmak, Yükseköğretim Kurulu üyelerini seçmek, Üniversite rektörlerini seçmek,

c) Yargı ile ilgili olanlar:
Anayasa Mahkemesi üyelerini, Danıştay üyelerinin dörtte birini, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı ve Yargıtay Cumhuriyet Başsavcıvekilini, Askerî Yargıtay üyelerini, Askerî Yüksek İdare Mahkemesi üyelerini, Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelerini seçmek.
Cumhurbaşkanı, ayrıca Anayasada ve kanunlarda verilen seçme ve atama görevleri ile diğer görevleri yerine getirir ve yetkileri kullanır.

Dünyada, diktatörlükler dışındaki hiçbir başkanlık rejiminde başkanın bu kadar salahiyet yoktur ve bu kadar denetim dışında tutulmamıştır. İlginçtir bu kadar yetkinin verildiği kişi aynı zamanda “sorumsuz” kılınmıştır. Bu ülkenin sahibi olduğunu düşünen ordunun hesap verme, sorumlu tutulma alışkanlığı olmadığı için böyle bir düzenleme yaptığı açıktır. 1982 anayasasında darbe ordusunun kurmaya çalıştığı vesayet rejiminin hesabına uygun olan ama aslında anayasa tekniği bakımından ve parlamenter siyasi rejim açısından tam bir facia olan siyasi sistem, Erdoğan’a tepe tepe kullanılması için “altın tepsi” içinde sunulmuştur.

*
Erdoğan Çankaya köşküne oturduğunda nasıl bir Türkiye manzarası ortaya çıkacak? Erdoğan Çankaya köşküne oturduğu andan itibaren dünyanın en yetkili cumhurbaşkanı yani “başkanı” olacaktır hem de sorumsuz başkan…

Erdoğan Çankaya köşküne oturduğu andan itibaren başkanlık yapmaya başlayacak, muhalefet ise bu durum karşısında çıldıracaktır. Başkan Erdoğan ise gayet net bir şekilde şunu söyleyecek; “Anayasayı değiştirelim, başkanlık sistemine geçelim, başkan da sorumlu olsun dedim, anayasayı değiştirmeye yanaşmadınız, şimdi sizin değiştirmediğiniz anayasaya göre cumhurbaşkanlığı yapıyorum, niye yerinizde zıplayıp duruyorsunuz”. Akparti yetkilileri ise şunu söyleyecek; “Anayasayı değiştirelim, başkanlık sistemini getirelim, en azından başkan sorumlu olsun”…

Muhalefet, neyle karşı karşıya olduğunu hala anlamış görünmüyor. Cumhurbaşkanı seçme telaşında… Oysa hem cumhurbaşkanı seçildi hem de başkan seçildi. Öyle bir başkan ki, dünyanın en yetkili başkanı… Allah sevdiği kuluna böyle muhalefet nasip ediyor demek ki… Erdoğan’ın anayasayı değiştiremediğine sevinen muhalefet, anayasayı değiştirmediğine, 2023 yılına kadar pişman olacak.

Dünyanın en yetkili başkanı Erdoğan, ülkeye ve millete hayırlı olsun.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir