BAŞYÜCELİK HÜKÜMETİ-MUKADDİME-

BAŞYÜCELİK HÜKÜMETİ-MUKADDİME-

Büyük Doğu devletinde (Başyücelik devletinde) hiçbir makam milletin seçimi ile tespit ve tayin edilmez. Bu tanzim yapılırken dikkat edilen husus, İslam’daki devlet ve idare mefkuresinin ana ölçülerinden biri olan; “Makam talep edilmez, ehliyet ve liyakat sahipleri malik oldukları vasıf ve maharet istikametindeki makama tayin edilir” hikmetidir. Bu ölçü ve muhtevasında mahfuz olan hikmetlerin tecellisi nasıl tahakkuk ettirilebilir? Devlet ve idare mefkuresindeki en girift meselelerden birisi olan bu hikmet, “talip olmak”, “namzet olmak”, “rekabet etmek” ve “seçilmek” süreçlerini ortadan kaldırmalı mıdır?

Talip olmakla tezahür eden nefs, rekabet etme sürecine girdiğinde azmanlaşıyor, seçildiğinde ise ölçü tanımaz hale geliyor. Seçilmekle kudret sahibi de olduğu için, nefsi tahdit edecek, ölçüsüzlüklerine mani olacak, ana yapı içinde zapt altına alacak müeyyide ihtiyacı artıyor. Hukuk hakimiyetinin şuurlara kadar sirayet ettiği, ahlakın ruhlara kadar nüfuz ettiği bir cemiyet vasatında, nefsin bir şekilde zapt altına alınmış olduğu kabulü nazari olarak doğrudur. Ne var ki bir taraftan hukuk ve ahlak hakimiyetinin arzulanan kıvamda ve derinlikte cari olduğu ideal şartları bulmaktaki, bulunduğunda süreklilik arzedecek şekilde muhafaza etmekteki zorluk, diğer taraftan bu şartlar bulunsa ve devamı sağlansa bile nefs denilen muammanın her hal ve şartta nüfuz yolunu bulduğu, mahkum edilse bile mahvedilemediği, mahkumiyet duvarlarından sızmakta da mahir olduğu bilinir.

İnsanın girift tabiatında gömülü olan sınırsız sayıda tezat var. İnsanda, bu tezatları vahdete erdirecek, nefsi ise hayatı idame ettirecek sınırda ve alanda zapt edecek bir ruhi, akli, fikri kıvam ve muvazene kurmak, kurulduğunda da mütemadiyen muhafaza etmek fevkalade zor. Ferdi, cemiyet mahfazasında içtimai bağlarla bir örgünün düğümü haline getirmeden, ahlaki ve akli kıvamını kaim ve daim kılmak muhal. Ferdi cemiyete, cemiyeti ferde emanet etmek gibi dairevi bir anlayış ve ahlak inşası zaruret. Bu daire üzerine kurulacak olan çatı manasında devlet ve idare nizamı, merkezin muhiti besleyeceği ve kendi mihverinde tutacağı, muhitin ise merkezi muhafaza ve müdafaa edeceği bir anlayış mimarisidir. Mevzuu, bu iki dairenin hem kendi içindeki muvazene ve kıvamını muhafaza etmek hem de birbiriyle münasebetini temin etmektir.

Ferdi ve içtimai çalkalanışlardaki ahlaki mecralar, devlet ve idare küresi içinde bulunan merkez ve muhit arasındaki akışı da mümkün kılmalıdır. Ferdi ve içtimai mecralar birbirini besler ve muhafaza ederken, devlet nizamının oluşturduğu dairede de, merkez ile muhit arasında karşılıklı akışı mümkün kılacak mecralar olmalıdır. Ferd, cemiyet ve hayat, her sahada ve her manada akmalıdır, yavaşlamak ve durmak iştiyakı yok eder, akışı akamete uğratır, kendini yenileme, yenilenme, diri kalma imkanlarını imha eder. Zaman içinde ferdin ruhi derinliklerinde, cemiyetin müesseselerinde bulunan kudret kaynakları körelir, imal durur, tekrar başlar.

İslam’ın insan ve hayat telakkisi ruhi kaynakları ahlaki çerçevede harekete geçirmeyi arzu eder. Nefsi harekete geçirmeyi istemez lakin nefsin hayat olduğunu bilir, onun mutlaka hareket halinde olduğunu kabul eder ve onun hareket kaynaklarını sıfırlamaz, sınırlar. Mesela özel mülkiyeti serbest bırakmış olması, nefse hareket alanı tanımasıdır fakat özel mülkiyeti sınırlandırması (hukuki alanda zekat ile ahlaki alanda tüm infak çeşitleriyle) hayatın merkezine onu oturtmaması manasına gelir. Hayatın merkezini kalp ve ruha (ahlak ve akla) teslim eden İslam, çerçevelediği daire içindeki “mubahlar alanını” nefse açık tutarken, nefsin bitmez tükenmez enerji ve hamle istidadından faydalanmayı ister. Burada dikkat edilecek husus, nefsi harekete geçirmek değil, her çeşit baskı altında bile hareket halinde bulunan nefsin hamle istidadından faydalanmayı tercih eder.

Merhum Üstad, İdeolocya Örgüsünün Devlet ve İdare Mefkuremiz kısmında ördüğü Başyücelik Devlet nizamını baştan sona “ruhi-kalbi” merkeze oturtmuştur. Böyle bir nizam inşası ve tatbiki ancak sahabe kadrosundaki safiyet ve hassasiyet ile kabildir. İdeal fikir zaviyesinden bakıldığında doğrudur, ideal şartlar bulunduğunda ise tatbiki muhteşem olur. Ne var ki ideal fikir ile mevcut şartlar arasındaki güzergah için “Başyücelik Devlet Nizamına” bazı ekler yapılmalıdır. Üstadın mefkuresi, ideal fikir olarak menzilinde sabit kılınmalı ve muhafaza edilmeli, bununla birlikte, ihtiyaca göre muvakkat veya mütemadi olacak bazı ilmekler atılmalıdır.

***
Bir ülkede hangi devlet teşkilatını ve nizamını kurarsanız kurun, ne kadar güzel olursa olsun, ne kadar doğru olursa olsun, insan ve hayatın tabiatı muhalif fikir ve hareketi doğurur. Yeknesaklık arzu edilir ama asla sürdürülebilir değildir. Mevzu sadece muhalif fikir ve hareket olarak düşünülmemelidir, insanın ve hayatın tabiatında muhalefet ihtiyacından daha çok “farklılık ihtiyacı” mevcuttur. Zaten muhalefetin kahir ekseriyeti, farklılığın mümkün olmamasından kaynaklanır, farklılık mümkün olduğunda muhalefet azalmaktadır.

Farklılık veya muhalefet ihtiyacı karşılanmalıdır. Muhalefet ihtiyacı için siyasi mecralar, farklılık ihtiyacı için içtimai ve siyasi sahalar açılmazsa, zuhur etmesi muhtemel olan muhalefet hareketleri, doğrudan siyasi nizamın kalbini hedef alır. Demokratik siyasi rejimlerin yıkılmasındaki zorluğun ana sebebi, muhalefeti en uç noktaya kadar mümkün kılmasıdır. Demokratik siyasi rejimlerde muhalefet, siyasi rejimin kalbine yönelmez, çünkü rejim halka muhalefet etme ve ülkeyi değiştirme (sınırlı da olsa) imkanı tanımıştır. Demokratik rejimlerde muhalefet fikirleri ve hareketleri, siyasi rejim için tehdit değil, aksine tampondur.

Üstad, Büyük Doğu devletinde muhalefete yer vermemekle, temel nizam ile halk arasında hiçbir engel koymamıştır. Aslında bu yaklaşım, samimiyet ifadesidir. Üstadda halkı aldatma çabası hiç görülmez, her ne ise olduğu gibi yazmış ve teklif etmiştir. Muhalefet imkanını, halkı aldatacak bir manivela olmaktan çıkarmak gerekir. Farklılık ve muhalefet ihtiyacını karşılamalı, aynı zamanda da ondan ülkenin, milletin ve devletin azami derecede faydalanmasını temin etmeliyiz.

Öyle bir muhalefet mecrası oluşturmalıyız ki, hem muhalefet ihtiyacını karşılasın, hem farklılık ve çeşit ihtiyacını karşılasın, hem zarar verici değil azami fayda imal edici olsun, bir taraftan da devleti ve idareyi diri tutsun.

***
“Hakimiyet Hakkındır” ölçüsünün mer’i olduğu yerde seçime ihtiyaç olmadığı zannedilir. Hakimiyet Hakkın ise, tatbik edilecek esaslar, bizzat Şeriat-ı Ahmediye’dir, böyleyse seçim neden? Bu noktada ince bir hikmet var, mevzuu, seçimin olup olmaması değil, mevzuu, nelerin seçime konu edileceğidir. Seçime mevzuu edilecek meseleler doğru tespit edildiğinde, seçimin neticelerinin doğru veya yanlış olması sözkonusu değildir veya seçimin neticelerinin yanlış olması da kabul edilebilir.

Seçim, “Hakimiyet Hakkındır” düsturunu zaafa uğratmayacak, esasları zedelemeyecek, Ahkam-ı İslamiyenin en küçük hükmünü mer’iyetten kaldırmayacak ve tüm bunlara muvafık ve tüm bunların murakabesi altında yapılacaktır. İşte bu daire içinde kalmak ve dairenin merkezine bağlı olmak şartıyla her mevzuda seçim yapılabilir. Lakin seçim yapılacak her mevzuu bir nizama bağlanmalıdır. Esasları zedelemeyecek bir saha açılmalı, o sahanın ihata duvarları tahkim edilmeli ve seçim meselesi tanzim edilmelidir.

Seçim mevzuu, aynı zamanda muhalefetin mütemmim cüzüdür. Muhalefetin ihtiyaç olduğunu tespit ve teslim ediyorsak, seçim zarurettir.

Seçim, halkın mesuliyet yüklenmesidir. Hiçbir seçim yapmamak, halkın hiçbir mesuliyet üstlenmemesi demektir, bu durum halkın mesuliyet duygusunu yok eder. İslam, mesuliyettir. Her Müslüman için mesuliyettir, alimi için de mesuliyettir, sokaktaki insan için de mesuliyettir. Siyasi sahayı, halkın mesuliyet üstlenmesinden tecrit etmek, halkı hem mesuliyetten uzaklaştırır hem de içtimai ve siyasi “akışı” yok eder. Seçim, siyasi deveranı ve akışı temin edecek mühim yollardan biridir.

Dünyada, muhalfarz cennetteki gibi bir hayat inşa edilse bile insan ve hayatın tabiatı mutlak surette farklılığı ve muhalefeti üretir. Seçim olmayan siyasi nizamlarda meydana gelecek muhalefet, nizamın kalbine yönelir. Seçim, devlet nizamı ile halk arasındaki mesafede muhalefet ve farklılık ihtiyacını karşılayacak güzel bir yoldur, bu yol açık tutulduğunda, muhalefetin, devlet nizamının kalbine yönelmesi mümkün olmaz veya bunun mümkün olabilmesi için çok uzun bir süre gerekir.

***
Yukarıda izah edilmeye çalışılan sebepler ve zikredilmeyen başka sebeplerle, seçim meselesinin Büyük Doğu Devlet Nizamına raptedilmesi ihtiyaçtır. Mevzumuz tam olarak bu… Büyük Doğu Devlet Nizamı içindeki “Başyücelik Hükümeti” üzerinde, mevcut mimari ile tezat teşkil etmeyecek, aksine onu destekleyecek bir fikrimiz ve teklifimiz var. Hükümet mevzuunu yeni baştan ele almak, birçok eklemelerle yeniden izah ve tanzim etmek gayretindeyiz.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir