BATI DÜNYASI NEREYE GİDİYOR?

BATI DÜNYASI NEREYE GİDİYOR?

Sürekli Türkiye’yi ve İslam dünyasını konuşuyoruz. Dünyanın geri kalanı ne durumdadır, nereye gidiyor, neler bekleniyor, bunlara pek bakmıyoruz. Bu durum tabiidir zira ağır hadiseler yaşıyoruz, canımız yanıyor ve kaçınılmaz olarak kendimizle ilgileniyoruz. Fakat bu noktada ciddi bir tuzak var, ciddi bir problem var. Batının durumunu tahlil etmezsek, ne halde olduğunu anlamazsak, nereye doğru gittiğini farketmezsek, İslam dünyası hakkında da sıhhatli muhakeme yapma imkanımız yok. Sadece İslam dünyasına baktığımızda, gözümüze çarpan kaotik yapı, batının çökmekte olduğu gerçeğini görmediğimiz takdirde derin ümitsizliklere sebep oluyor. İslam ülkelerinde (özellikle Ortadoğu’da) kurulan ve sahaya giren örgütlerin batı tarafından yönetildiği ve yönlendirildiği şablonu, hala batının (özellikle Amerika’nın) “yeryüzü tanrısı” gibi anlaşıldığını gösteriyor.

Batı hızlı şekilde çöküyor ama hala dünyayı yönettiği zannı ve vehmi kalp ve zihinlerimizi işgal etmiş durumda. ABD ve AB, o kadar zor durumda ki, kendi meselelerini çözemiyor, enerjisinin ve aklının ciddi bir kısmını kendi meseleleriyle ilgilenmek için kullanıyor ama hala her şeyleri yerindeymiş de bizi yönetiyormuş gibi davranıyoruz. Dünya değişiyor, güç ve servet el değiştiriyor, batı büyük sarsıntılarla çöküyor ama kafamızdaki batı hala aynı şekilde devam ediyor. Bu nasıl bir psikolojik çöküştür…

*
Batı hızla çöküyor. Batı, yaşadığı iktisadi krizden dolayı çökmüyor, iktisadi kriz, batının çöküş süreçlerinin neticelerinden birisidir. Batının çöküş süreci, yirminci asırla birlikte felsefenin krize girmesiyle başladı. Felsefenin krize girmesinden sonra tefekkür öldü, hayat tefekkür altyapısını kaybetti, hayatı üreten tefekkür olmaktan çıktı. Tefekkür (batıdaki adıyla felsefe) hayatı üretemez, hayatın altyapısını şekillendiremez hale gelince, akıl kenara çekildi ve nefs tamamen sahaya hakim oldu. Nefs, bir taraftan tefekkürün tükenmesi, tıkanması, ölmesi ile diğer taraftan iktisadi refahın (dikkat iktisadi krizin değil) yükselmesi ile istediği tüm imkanlara ve fırsatlara sahip hale geldi. Nefsi çıldırtan iktisadi kriz değil, tam aksine iktisadi refahtır. Batının çöküş sürecinin birinci safhası felsefenin kriziyle yirminci asrın başlarında, ikinci safhası ise yirminci asrın ikinci yarısında (ikinci cihan harbinden sonra) başlamıştır.

Batının dillere destan iktisadi refahı, yirminci asrın ikinci yarısında üretilmiştir. Müthiş bir iktisadi üretim ve refah seviyesine ulaşmış, ne var ki refahı bir insan ömrü kadar sürmemiştir. Zaten sürmezdi, süremezdi, zira nefs asla doymaz, doymamıştır. Kapitalist iktisadi sistemin yanlışlığından bahsedenler, meselenin daha derinlerde olduğunu, ahlak-nefs ekseninde yaşandığını farketmediler. Ahlaksızlık ve nefsin sınırsızlığı, sadece kapitalist iktisadi yapıyı değil, sosyalist iktisadi yapıyı da çökertti. Kapitalist iktisadi sistemde nefs tamamen başıboş bırakılmış, doymaz iştihasıyla kaynaklara saldırmıştır. Sosyalist iktisadi sistemde ise, cemiyetin öncelenmesi, özü itibariyle bir ahlaki çerçeve gerektirmesine rağmen, sosyalizmin materyalist felsefe tabanlı olması, nefsin terbiyesi gibi girift ve derin bir meselenin halledilmesini imkansız kılmıştır. Sosyalizmi, terbiye edilmeden baskı altına alınan nefsin patlaması yıkmış, kapitalizmi ise sınırsız şekilde hür bırakılan ve doyurulmaya çalışılan nefsin sınırsız iştihası yıkmıştır. Kapitalist dünya, iktisat ilmini tarif ederken bile bunu itiraf etmektedir; “Sınırlı kaynaklarla sınırsız ihtiyaçları karşılama ilmi”… Sınırsız ihtiyaç, nefsin doymak bilmez iştihasıdır.

Batı, yirminci asrın ikinci yarısında ürettiği iktisadi değer ile birkaç yüz yıl yaşayabilecekken, o birikimi yirmi birinci yüzyılın on-onbeş yılında tüketmenin eşiğine geldi. İktisadi dengeyi üretim merkezinde değil, tüketim merkezinde kurduğu için bu hale geldi. İktisadi bünyeyi ahlaki çerçevede izah etmek yerine, ahlakı iktisadi dinamiklerle izah etmeye başladığı için bu hale geldi. Hayatın kaynağını ahlak olarak değil, iktisat olarak tespit ettiği için bu hale geldi.

Batı, 2008 yılında başlayan ve hala derinleşerek devam eden iktisadi krizden kurtulamayacaktır. Zira batı, felsefe ve ahlak krizindedir. Felsefe ve ahlak tükenmişti, yarım asırdır sadece iktisat ile ayakta duruyor, iktisadi gücün türevleri olan siyasi ve askeri güç ile hakimiyetini devam ettiriyordu. İktisat, belirli iktidarları (güçleri) üretebilir ve başka ülke ve milletler üzerinde bir hakimiyet imkanı verebilir ama iktisadi gücü elinde bulunduranların kendi içtimai bünyelerini ayakta tutmaz, tutamaz. Bir milletin kendini ayakta tutmasının kaynakları, tefekkür ve ahlaktır. İktisat (kapitalist ve sosyalist kutuplarıyla), bir milletin kendini inşa etmesi, kendi varoluşunu gerçekleştirmesi için kaynak kıymetinde değil ancak alet (vasıta) kıymetindedir. Eğer bir millet, varoluşunu tefekkür merkezinde ve ahlak çerçevesinde gerçekleştirmek çabasında değilse, iktisat ve iktisadi refah, o milleti ayakta tutmak için kafi gelmediği gibi, ruhi çürümeyi tahrik edecek, hızlandıracak bir fonksiyon icra eder. Bunları anlamak için gereken tefekkürdü, batıda felsefe krize girdikten sonra refah üretildiği için, iktisadın ne doğru dürüst tarifi yapılabildi, ne de cemiyet için anlamı keşfedilebildi.

*
Felsefi krizden sonra bilimde de kriz başlamıştı. Yirminci asır boyunca temel bilimlerdeki ilerleme çok az, çünkü bilimin muharrik kuvveti olan tefekkür bitmişti. Ne var ki yirminci asır boyunca, daha önce temel bilimlerdeki ilerlemenin verimlerini topladılar. Yirminci asır, temel bilimlerin değil, tatbik bilimlerin çağıdır. Mesela matematik ilerlememiştir, matematik tabanlı mühendislikler (tatbik bilimleri) ilerlemiştir, mesela biyolojideki ilerlemenin yüzlerce katı gelişme biyolojinin tatbik bilimi olan tıpta gerçekleşmiştir. Yirminci asırda batı, daha önceki dönemde felsefe ve temel bilimlerdeki keşiflerin ve gelişmenin verimlerini toplamaktan başka bir şey yapmadı. Ne var ki tatbik bilimleri, hayatın altyapısını ürettiği için, temel bilimlerdeki gelişmelerden çok daha görünür özelliğe sahipti, bu sebeple yirminci asırdaki felsefe ve bilim krizi farkedilemedi.

Tatbik bilimler aynı zamanda iktisadi kıymet taşıyan, iktisadi kıymetler üreten disiplinler olduğu için, yirminci asrın ikinci yarısında göz kamaştırıcı bir refah üretimini gerçekleştirdi. Temel bilimlerin ticari (iktisadi) değeri yoktu, hatta sadece gider kaleminde görünüyordu, oysa tatbik bilimleri doğrudan iktisadi kıymet üretmekteydi, bu sebeple önce felsefe sonra da temel bilimler krize girdi. Felsefe krize girdiği gün zaten ahlaki kriz başlamıştı, yirminci asrın başlarında felsefe yerini tatbik bilimlere bıraktığında ahlak artık sıfırın altına indi. Zira bilim ahlaktan bahsetmez, batı kültür evreninde ahlakın kaynağı ya Hıristiyanlıktır ya da felsefe… Hıristiyanlığın hesabı daha önce görüldüğü için felsefe kalmıştı sadece, o krize girdikten sonra “gelişmeler” tamamen ahlaki çerçeveyi kaybetti. Batı kültür evreni ahlaki çerçeveyi kaybettiği içindir ki, iktisadın tarifinde “sınırsız ihtiyaçtan” bahsetti.

*
Tefekkür bir şekilde ruhi çabayı gerektirir, sadece nefisten kaynaklanan bir tefekkür olmaz zira nefsin alamet-i farikası atalettir ve faydaya en kısa yoldan ulaşmak ister. Derin tefekkür, öyle ya da böyle ruhtan beslenir, kafirde de böyledir, müminde de… Batıdaki adıyla felsefe tıkandığında tefekkür cehdi bir müddet temel bilimlerde emekledi. Temel bilimlerdeki keşif heyecanı da nihayetinde ruha bağlıdır, nefs bir keşif için günlerce laboratuvarda inziva hayatına razı olmaz. Nefs, tatbik bilimlerdeki bir keşif için günlerce laboratuvara girmeyi göze alır zira neticesinde milyonlarca dolar kazanma ihtimali vardır. Temel bilimlerde ise iktisadi kıymet üretmediği için, nefsin günlerce laboratuvara girmesi ve münzevi bir hayat yaşaması kabil değildir.

Yirminci asır kaçınılmaz olarak iktisat çağı haline gelmiştir. Tefekkürün tıkanması, temel bilimlerin yavaşlamasını, temel bilimlerin iktisadi kıymet üretmemesi ise tatbik bilimlerin şöhret kazanmasını tahrik etmiştir. Neticede bir iktisat çağı, yani “nefs çağı” başlamış, ne var ki nefsin ahlaktan yoksun olması, doymaz bilmek iştihası, varoluşun kaynağı olan ruhi çabayı yok etmiş, batı “homo ekonomikus” gibi bir hayvan üretmiştir. Tam bir maymunlar cehennemi yaşamaya başlamış, artık hayvanlar gibi ölmekten başka bir çaresi de kalmamıştır.

*
Her medeniyetin kalbi ahlak, ruhu ise tefekkürdür. Farklı ahlak telakkileri ve farklı tefekkür tarzları olması ayrıdır ama her medeniyet için tefekkür ve ahlak bedenin ruhudur. Tefekkür ve ahlakını kaybeden medeniyet ve cemiyet, ruhu kabzedilmiş bir kadavradan ibarettir. Tefekkür ve ahlakını kaybeden bir cemiyetin elinde iktisattan başka bir şey kalmaz, bu halde iktisat, kadavranın süslenmesinden başka bir mana ifade etmez.
Batı, bir asırdan beri ruhunu kaybetti, sürekli olarak kadavraya makyaj yapmakla meşgul. Bunun adetini de geliştirmiş durumda, hani batıdaki defin ananesinde, cesede makyaj yapıp, en güzel giysilerini giydirerek gömerler ya, tam o misal, batı kadavrayı makyajlayarak dünyaya pazarlıyor. Makyajla ne kadar güzel gösterirse göstersin, neticede o bir ölüdür.

*
Batı, yaşadığı krizi hala farketmedi, yirminci asra damgasını vuran iktisadı hayatın merkezi olarak gördüğü için sadece iktisadi kriz yaşadığını zannetmektedir. Bu sebeple tüm çabasını iktisadi krizi çözmeye sarfetmektedir. İktisadi kriz bir sebep değil netice olduğu için, iktisadi krizi çözme imkanı yoktur. İktisadi krizi çözmek için aldığı ve alacağı her tedbir, krizi derinleştirmekten başka bir işe yaramayacaktır. 2008 de birinci dalgası kıyılara vuran iktisadi kriz, daha büyük ikinci dalgasını mayalamakta, daha şiddetçi vurmak için malzeme toplamakta, her geçen gün dalga boyunu gizliden gizliye büyütmektedir. Meselenin ilginç yönü, krizin ikinci dalgasını besleyen ve dalga boyunu büyüten malzeme birikimi, birinci dalganın çözümü için alınan tedbirlerdir. Batı böyle bir sarmala girdiği içindir ki çöküşü durdurma imkanı yoktur.

İktisadi krizin ikinci dalgası yakın gelecekte batıyı vuracak, birinci dalgada nispeten harekete geçirdiği sosyal dalgayı (patlamayı) bu defa çok daha şiddetli şekilde sahaya sürecektir. İkinci dalga çok büyük bir sosyal faciayı tetikleyecek, hayatın altyapısı tamamen çökecektir.

Batı, iktisadi krizin ikinci dalgasından kurtulamayacak, ayakta kalamayacak, dünyadaki etkisini tamamen kaybedecektir. Artık insanlık, batının hakim olmadığı, ancak kendi detleriyle uğraştığı, hatta iç savaşlara sürüklendiği bir dünyaya hazır olmalıdır. Tüm stratejik hesaplar buna göre yapılmalı, bu noktayı atlayan stratejik planların akim kalacağı unutulmamalıdır.

Yıllardır hayalini kurduğumuz, rüyasını gördüğümüz, ümitle beklediğimiz batının çöküşü mukadder hale gelmiştir ve yakındır. Dünya Müslümanları bu fırsatı iyi kullanmalı, Çin ve Rusya’nın batının mevzilerine yerleşmeden, emperyal hakimiyetini kurmadan, en azından kendi coğrafyasına hakim olmalıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir