BATI MEDENİYETİNİN FAKİRLİKLE İMTİHANI

BATI MEDENİYETİNİN FAKİRLİKLE İMTİHANI
Medeniyet binasının birçok sütunu var. Bunlardan birisi zenginlik… Hakikaten medeniyet pahalı bir iştir ve ciddi bir zenginlik ister. Tarihteki medeniyetlerin hemen hepsi zenginlikte baş döndürücü seviyelere çıkmıştır.
Medeniyetler için kültür ile zenginlik münasebeti ilginçtir. Kültür mü zenginliği üretir, zenginlik mi kültürü üretir. Ahlak bunun neresindedir? Bu mesele tavuk-yumurta hikayesine benzer bir parça. Birbirlerini etkiler ve doğururlar muhakkak. Fakat bunlardan birinin burun farkıyla da olsa, önce olması gerekir. Bunu tespit etmenin yolu, tarihte hüküm sürmüş medeniyetlerin kuruluş süreçlerine bakmaktır. Medeniyetlerin nüvelenme ve mayalanma dönemleri olan kuruluş başlangıçları, zenginlikten uzak olduğunu gösteriyor. Önce bir ruh hakim oluyor coğrafyaya ve cemiyete. Büyük fikir zuhur ediyor, hacimli ve uzun soluklu. Sonra büyük bir coğrafyada “kültür havzası” oluşturuyor o fikir. Fikir ve kültür, hayatın tüm şubelerini sardığı ve inşa ettiğinde, zenginleşme de başlıyor. Zenginleşme başladıktan sonra kültür, medeniyetini inşa ediyor.
Tarihte sayısı bellisiz fikir hareketi (fikri-felsefi cereyan) var. Fikir cereyanları, kültür havzaları oluşturamadığında medeniyet inşa edemeden sönüp gidiyor. Hayatın her alanına şamil olacak hacimde bir kültür oluşturamayınca, medeniyetini inşa edemiyor. Tarihteki fikri cereyan sayısı ile medeniyet sayısı farklıdır, onda bir nispetinde… Her on fikirden birisi medeniyeti ancak inşa etmiştir. Tarih laboratuarından anlaşıldığına göre, medeniyetlerin kuruluş silsilesi (süreci), fikir, kültür, medeniyettir. Bu silsile ana süreçleri gösteriyor ki aralarında başka safhalar da var. Zenginlik kültürden sonra medeniyet ile beraber meydana çıkıyor. Yani kültür, bir taraftan zenginlik üretiyor diğer taraftan medeniyet. Zenginlik üretemeyince medeniyet de üretemiyor.
Yanlış anlaşılan nokta, zenginliği medeniyetin ürettiği hususudur. Zenginlik ile medeniyet, kültür tarafından ve aşağı yukarı hem zaman olarak üretilir. Medeniyet inşası süreci ise zenginliği artırır. Bu nokta yanlış anlamaya sevketmektedir. Medeniyet inşası sürecinin zenginliği artırması, zenginliğin medeniyet tarafından üretildiği zannını besliyor. Zenginliğin medeniyet tarafından üretildiği zannı, medeniyetlerin çökmeyeceği vehmini doğuruyor. İşte bu vehim halkta yayılmaya ve derinleşmeye başladığında, medeniyet çöküş sürecine giriyor.
Medeniyetlerin zirve dönemleri hatırlanır. Zirveye çıkmış medeniyetlerin, o zirveye çıkışta kullandığı merdiven çabuk unutulur. Oysa zirveye merdivenle çıkılmıştır.
Önce fikir zuhur eder, fikir ahlakını üretir, ahlak kültürünü, o da medeniyetini… Ahlak kültür toplamı içinde görünmez hale gelir. Ahlakı fark etmek gerekir. Kültür, fikir ve ahlak ile inşa edilir. Ahlakını üretememiş fikirler, entelektüel gevezelik olarak kalır. Ahlak üretildikten sonra kültür gelişmeye başladığı için onun bünyesine yerleşir ve bazen görünmezleşir. Bu sebeple çoğunlukla ahlaktan değil kültürden bahsedilir. Günümüzde ahlak tamamen görünmez hale gelmiştir. Dolayısıyla kültürü izah etmekte, değiştirmekte zorlanıyoruz. Fikir hatırlanıyor, unutulması zaten mümkün değil ama ahlak çabuk unutulan disiplinlerdendir. Sadece fikri değiştirerek, kültürü değiştirebileceğimizi zannediyoruz, oysa fikirdeki değişiklikler, mevcut kültürün özünde mevcut olan ahlaka çarpıyor ve etkisizleşiyor.
*
Batı felsefesi Hıristiyanlığa karşı zaferini ilan ettiğinde, Hıristiyan ahlakını imha etti ama yerine bir ahlak koymadı. Ahlak hayatın her alanını kuşatan bir disiplindir. Böyle bir ahlak anlayışı getirmeyen modern batı, “çalışma ahlakı” üretti. Şöyle bir yaklaşım sergiledi, “çalış, metodik olarak çalış ve üret, gerisi senin bileceğin şey”. Modern batı, tarihte ilk defa hayatın bir kısmını ahlakla inşa etti. Bu insanlık için ilginç bir yaklaşımdı ve ilkti. İnsanların nasıl yaşayacağına, kazandıklarını nasıl harcayacağına dair hiçbir ilke teklif etmedi. Liberalizm denilen fikri cereyan, özünde hiçbir ahlak teklifinde bulunmamaktır. Üretti, üretti, üretti. Yavaş yavaş zenginlik halka yayılmaya başladığında, üretti tüketti, üretti tüketti, üretti tüketti. Zenginlik ve medeniyet zirveye ulaştığında, tüketti, tüketti, tüketti. Çünkü tüketim üretimden çok daha zevkli ve lezzetliydi.
Sadece üretim ahlakı (çalışma ahlakı) teklif etmiş olan batı kültürü, tüketim ahlakı inşa edemedi. Medeniyet, tüketim üzerine kuruldu. Bir müddet dünyayı sömürerek ahlaksızca tüketimi sürdürdü. Dünyayı sömüremez hale gelince, bankacılık sistemiyle, halka kredi vererek, yirmi otuz yıllık geleceğini sömürdü. Otuz yıllık tüketimi bu gün gerçekleştirmiş oldu. Üretim ahlakı vardı ama tüketim ahlakı yoktu ya, insanların geleceğini sömürdüler. İnsanlarda da tüketim ahlakı olmadığı için, gelecek yirmi otuz yılını bu günden tüketti. Hiçbiri farkına varmadı, aslında medeniyeti tükettiler. Fikir adamları anlamadı, siyasetçileri anlamadı, halk anlamadı.
Bu gün ürettiği kadar tüketen cemiyetin tüketimi, bankacıları tatmin etmedi. Bu günkü üretim kadar tüketim, büyüme ve kar için kafi gelmedi. Aslında kafi idi ve fazlaydı bile. Fakat doymak bilmez iştiha, daha fazlasını istedi. Çünkü daha fazla kar daha fazla tüketimdi. Daha fazla tüketmek için daha fazla kar etmeleri gerekiyordu. Fakat halkın kazancı ortadaydı, kazandığından fazla nasıl harcayacaktı ki, kapitalistler daha fazla kar edebilsin. Uzun vadeli kredi ve taksitli satış formülü bu problemi çözdü. Bu gün üç bin dolar kazanan vatandaşın üç bin dolar harcaması (o kadar tüketmesi) gerekmiyordu. Gelecek yılın kazancını da bu günden harcayabilirdi. Herkes bu oyuna geldi. Böylece “ekonomik büyüme” devam etti. İyi de bir insanın elli yıllık veya yüz yıllık geleceğini ipotek edemezsiniz ki, neticede ortalama ömür ve ölüm var. Otuz yıllık üretimini kredilerle harcadılar, bitirdiler. Şimdi neden büyüyemiyoruz diye feryat edip duruyorlar. Yahu halkın tüketim imkanı kalmadı ki. Otuz yıllık üretimini zaten sana harcamış. Adama elli yıllık kredi verebilirseniz büyüme devam eder. Verebilir misiniz? Ki bir çılgınlık yapıp verseniz, adam alır mı?
Hayatın tamamını kuşatan bir ahlakı yok batının. Her medeniyet ahlaksızlaştıktan sonra yıkılmaya başlamıştır. Fakat bu günkü batı medeniyeti, kurulurken yıkılmaya başladı. Batının halka yayılmış zenginliği, ikinci dünya savaşından sonradır ve hepi topu elli yıllıktır. Elli yılda tükettiler. Tarihte hiçbir medeniyet, zenginliği bu kadar çabuk kaybetmemiş, daha doğrusu zenginliği bu kadar çabuk tüketmemiştir. Buyurun size liberalizm ve kapitalizm… Hala hayasızca başka bir iktisadi sistem olmadığından bahsediyorlar.
Zenginliklerini kaybetmeyi göze alamıyorlar. Medeniyet gururu da yok bunların. Osmanlı gerilemesine rağmen asırlarca batı karşısında kültür ve medeniyet olarak direnmişti. Ta ki son asrında batıyı taklit etmeye başladı. Oysa batı medeniyeti, hala dünyanın en zengin coğrafyasına sahip olmasına rağmen, geriye gitmeye başlayınca, Osmanlı’daki vakıf müessesesinin ve anlayışının ABD için kurtarıcı bir formül olduğunu söylemeye başladı. Vatikan, İslami bankacılık ve tahvil formülünü teklif etmeye başladı. Dünyanın en zengin coğrafyası olan batı, dünyanın fakir coğrafyalarından biri olan İslam dünyasındaki fikri gelişmelerden etkilenmeye ve kurtuluşu orada aramaya başladı. Üstelik İslam coğrafyasında hala ne bir bankacılık modeli geliştirilebilmiş, ne de ciddi sistemler üretilebilmiş durumda. Zengin fakiri taklit etmeye başladı. Hayret… Medeniyet gururunuz nerede? Veya siz buna mı medeniyet diyorsunuz? Anlaşılan o ki, gerileme başlayınca bu adamlar çok komik olacaklar.
Şimdi batı medeniyetinin fakirlikle imtihan zamanı… Ne var ki imtihanın heyecanı yok. Çünkü imtihanın neticesini biliyoruz. Sıfır alacaklar. Nereden biliyoruz, çünkü sebebini de biliyoruz. İmtihandaki sorular, batının çalışmadığı yerden sorulacak.
Bir medeniyet, fakirlik testinden geçemezse, ayakta kalma ihtimali yok. Fakirlik imtihanını geçebilmenin yolu, sağlam ve derin bir ahlaka sahip olmaktır. Hani batıda izi bile kalmayan şey…
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir