BATI’NIN ÇÖKÜŞÜ NEDEN DURDURULAMAZ?

BATI’NIN ÇÖKÜŞÜ NEDEN DURDURULAMAZ?
Yükseliş ve çöküş süreçlerinin önemli olduğunu biliyoruz. Fakat dikkatimiz, zekamız ve aklımız mütemadiyen yükseliş süreçleri ile ilgileniyor. Çöküş süreçleriyle her nedense kafi derecede ilgilenmiyoruz. Bunun sebebi, yükselmeye, gelişmeye, kalkınmaya ihtiyacımız olmasıdır galiba. Hiç kimse ve hiçbir medeniyet çöküşü düşünmediği ve ihtiyaç duymadığı için dikkati, zekası ve aklı o istikamete yönelmiyor. Bu sebeple dünyanın ürettiği literatür, sayısız kalkınma modeli ile doludur.
Oysa her devlet ve medeniyet mutlaka çöküyor. İnsanlık tarihi, çökmeyen ve yıkılmayan devlet ve medeniyet misalini bize sunmuş değil. Madem çöküşün sayısı da çıkışın sayısına eşittir, bu konu üzerinde ciddi çalışmalar yapmamız gerekmez mi?
*
Medeniyet gibi giriftliği ve derinliği, müessese ve münasebet çeşidi fazla olan en büyük hayat formunda yükseliş ve çöküş süreçlerini anlamak zordur. Fakat anlaşılmasına şiddetle ihtiyacımız olan hadise yumağı da bu.
Medeniyetlerin yükseliş ve çöküş süreçleri ile ilgili bol miktarda tetkik olduğu doğru. Fakat bizim üzerinde durmak istediğimiz bir husus var ki, dikkatlerden kaçmış halde. Dikkatlerden kaçan husus ise meselenin en merkezi ve en mühim konusu…
Medeniyetlerin inşasındaki en bariz husus, dehaların istihdam edilmiş olmasıdır. Özellikle de medeniyetleri zirveye çıkaran fikir mimarlarının hepsi dehadır. Medeniyetlerin zirvesi, dehaların kaynaştığı bir zaman dilimidir.
Dehalar, basit hayat formlarına tahammül edemedikleri ve onlarla tatmin olamadıkları için medeniyete doğru akarlar. Dünyanın neresinde olursa olsun, imkan bulduğu takdirde dehalar, medeniyet havzasına dökülmüşlerdir. Medeniyetler, kendi insan kaynaklarının dışındaki dehaları da cezp etmiş ve istihdam etmişlerdir. Bu sebeple medeniyetlerin zirvede olduğu dönemlerde dehalar o merkezde cem olurlar.
Medeniyet havzası, dünya deha rezervinin ciddi bir kısmın kendinde topladığında, ilim, fikri, sanat ve sair alanlardaki gelişmeler, insanlığın ufkunda dolaşmaya başlar. Keşifleri yapan, müessese ve sistemleri inşa eden insan kaynakları dehalar olunca, ortaya göz kamaştırıcı eserler çıkar. Gözü kamaşan dünya o medeniyetin çökmez, yıkılmaz, gerilemez olduğunu vehmetmeye başlar. İşin ilginç yanı medeniyetin mensupları da, medeniyetlerinin çökmez, yıkılmaz ve gerilemez olduğu vehmini üretir ve inanmaya başlar. Zaten bir medeniyet zirvedeyken onun çökeceğini söyleyene deli derler. Bunlar gerçekten ya delidir ya da dehadır. Medeniyetlerin zirveye çıktığında çökmesini gerektirecek potansiyeli ve sebepleri taşıdığını görmek, yine dehaların harcıdır.
Medeniyetlerin çöküş süreçlerini, mekanizmalarını, dinamiklerini anlamamamızın sebebi, inşasında deha emeği olmasıdır. Dehaların inşa ettiği sistem ve müesseselerin çökeceğini anlamak fevkalade zordur. Fakat her varlık ve vakıa gibi medeniyetlerin de sonu vardır ve bir gün çökerler. Öyleyse konu, medeniyetin çöküş süreçlerini anlamaktır.
Dehaların inşa ettiği sistem ve müesseselerin çökmeye başlaması, önü alınamaz bir süreçtir. Çünkü deha çapında “kafaların” inşa ettiği müessese ve sistemlerin muhtevasındaki problemler ve problem kaynaklarının neler olduğunu, normal zeka sahibi insanlar anlamaz. Özet olarak söylemek gerekirse, dehaların ürettiği problemleri, normal insanlar çözemez.
Dehaların ürettiği problemleri dehalar çözemez mi? Madem dehalar üretti, dehaların çözebilmesi gerekmez mi? Bu soru çok mantıklı geliyor. Doğru ve mantıklı cevabının da “evet” olması gerekir. Fakat hayat bu kadar “basit matematik denklemlerle” anlaşılmaz. Dehaların ürettiği problemleri dehaların çözebileceğine itiraz etmek kabil olmasa da, insan davranışı determinist değil. Dehaların ürettiği problemleri belki dehalar çözer ama çözmüyorlar. Neden? Çünkü yıkılmakta, çökmekte, gerilemekte olan bir medeniyet ile meşgul olmak “heyecan” verici değil. “Heyecanlı” olan, inşa faaliyetidir.
Medeniyetler çözülmeye ve çökmeye başladığında ilk kaybettikleri “deha” kontenjanıdır. Bir medeniyet çökerken dünyanın başka bir coğrafyasında yeni bir inşa faaliyeti başlamış demektir. Bu günün dünyasında ise bunu fark etmemek, bilmemek kabil değil. Bu sebeple dehalar yeni havzalara doğru akıyor. Tek sebep bu mudur? Hayır. Doğrusu sadece bu sebeple konuyu izah kabil değil. Dehalarla ilgili önemli başka bir husus daha var.
Medeniyetler zirveden sona çökmeye başladığı için, medeniyeti inşa eden anlayışın ilerlemesi kabil değildir. Zirve demek, o istikametin nihayetine varıldığını gösterir. Artık ilerleme başka bir istikamette mümkündür. Başka bir istikamette ilerlemeden bahsediyorsak, “başka bir anlayış” ve “başka bir akıl formundan” bahsediyoruz demektir. Medeniyet ise sahip olduğu “akıl formu” ile zirveye çıktığı için, o “akıl formundan” vazgeçmez. Ta ki, çökme ve çözülme, gözle görülür hale gelene kadar.
Medeniyet kendi “akıl formundan” vazgeçmediği için, ilerlemeyi mümkün kılacak “istikametin” akıl formunu üretemez. O istikamette akıl formu oluşturan dehaları ise keşfedemez. Aksine o dehalara “deli” gömleği giydirir. Oysa dehalar, mevcut istikametin ufkuna varıldığını ve yeni bir istikamete ihtiyaç duyulduğunu anlar. Fakat medeniyetin mevcut “akıl formu”, dehaların o keşiflerini anlamadığı için reddeder ve dehayı da imha eder. Dehanın yok olmaktan kurtulmak için tek alternatifi kalır. Dünyadaki başka kültür havzalarına yönelmek…
*
Türkiye’de son birkaç asırdır neden çok az sayıda deha çıktığı anlaşılıyor mu? Analar deha doğuruyor ama ülkedeki kısır anlayış dehaları katlediyor. Büyük işler yapmak ve tabi ki medeniyet inşa etmek, dehaların harcıdır. Dehaları katleden siyaset, kültür ve eğitim sistemleri ve formları bu ülkenin intiharı değil midir?
*
Batının içinde bulunduğu buhran hala iktisadi kriz şeklinde anlaşılıyor. Batı medeniyetinde iktisadın ağırlıklı bir yeri olduğu için, iktisadi boyutun görünür olması anlaşılır bir durumdur. Fakat kriz iktisadi hayattan daha derinlerde, felsefi bir krizdir.
Batı içine düştüğü krizlerden neden çıkamaz? Çünkü problemlerini dehalar üretti. Normal zekaların çözmesi kabil değil. Felsefi kriz bir tarafa sadece iktisadi krizleri üreten problemleri bile çözemezler.
Çözemezler çünkü iktisadi krizin kaynağı felsefi krizdir. Batı medeniyetinin kaynağı olan felsefe, bir asırdır inkıtaa uğradı. Yaklaşık bir asırdır felsefeciler var ama filozof yok. Felsefe batı da “deha istihdamını” gerçekleştiremez hale geldi. Çünkü batı medeniyetini inşa eden “anlayışın” nihayetine gelindi. “Tarihin sonu” tezi, batı tarihinin sonu şeklinde anlaşılmalıdır ve bu haliyle de doğrudur. Yeryüzünde başka akıl formları mayalanıyor. Batı, kendi medeniyetinin akıl formundan farklı akıl formlarının mümkün olduğunu anlayana kadar çökmüş olacak. Bundan sonra batı dünyasının yüksek zekaları başka coğrafyalara akacak.
Dikkatimiz, zekamız ve aklımız çöküş süreçleriyle fazla ilgilenmediği için batının çökmeye başladığını ve bir daha da düzelemeyeceğini (düzeltilemeyeceğini) anlamıyoruz. Hatta çökeceğine bile inanmayanımız çok.
*
İslam dünyasının yapması gereken ilk iş, dehaları keşfetmek ve onlara istihdam yollarını açmaktır. Bunu yapabilmek için dehaları da içine alabilecek “akıl formunu”, yani “akl-ı selim formunu” inşa edebilmektir. İslam, orta zekalıların idrakine emanet edilecek kadar kıymetsiz değil.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir