BDP VE PKK’NIN BASİRETSİZLİĞİ

BDP VE PKK’NIN BASİRETSİZLİĞİ
Kürt meselesinin ülkedeki Kemalist siyasi sistem tarafından seksen yıldır inkara dayalı militarist hamlelerle çözülmeye çalışıldığı vaka. Kürtlerle ilgili hiçbir talep, uzun süre ne muhatap bulabilmiştir ne de gündeme gelmiştir. Tüm ülkenin gündemini işgal edebilmek ve efkar-ı umumiyeyi bu meseleye yöneltmek için yapılması gereken işin silahlı mücadele olduğuna karar verdikleri son otuz yılda, ülke, çift taraflı olarak kasapların doktor gömleği giyerek ameliyathaneye dalmalarına eş bir dönem yaşadı.
Bu dönemi anlamak için bir de meseleye BDP ve PKK’nın gözüyle bakalım. Onların bakış açılarıyla hadisenin nasıl göründüğünü kısaca tasvir edelim ki, kavrayışlarının nerede tıkandığını ve basiretsizliklerinin nasıl bağlandığını anlayalım.
Seksen yıldır ülkede Kürtçe konuşmak yasak, Türkçe bilmeyen insanlar askerde, okullarda, kamu kurumlarında en hafif tabiriyle horlanmış, “insan” olarak görülmemiş, en küçük talepleri mahkeme veya militarist tepkilerle karşılaşmış, cezaevleri işkencehaneye çevrilmiş, İngilizce başta olmak üzere batılı yabancı diller okulda tedrisat dili olarak kabul edilmiş fakat yerel dillerimizden olan Kürtçenin isminin zikredilmesine tahammül edilememiş, ülkenin her tarafında İngilizce müzik itibar kaynağı olmuş fakat Kürtçe müziğin hayali dahi kurulamamış ila ahir… Mutlaka bir oturumda aklımıza gelmeyen daha birçok problem yaşanmıştır. Netice olarak bu bir zulümdü. Kürtlerin bu ülkede seksen yıllık Kemalist siyasi sistem içindeki hali, zulüm değilse, literatür zulmün tarifini yapmakta fevkalade zorlanır.
Siyaset sahnesinde bu meselelerin gündeme getirilebilmesi bir tarafa, sivil hayatın herhangi bir alanında bile konuşulamamıştır. Dipçik, namlu veya mahkemeyi (ve hapsi) göze almaksızın bu meseleleri konuşabilmek imkansız haldeydi. Bu vasatta silahlı mücadeleyi tek yol olarak görmeye başlayan Kürt sayısının artması beklenmeliydi.
Sosyolojik ve psikolojik süreçlerle hiçbir zaman ilgilenmeyen ülke, militarist baskının bir müddet sonra patlama noktasına geleceğini, baskıyla üretilen “korku”nun bir müddet sonra ortadan kalkacağını, her şeyin aşırısının aksine neticeler meydana getireceğini anlamadı. İnsanların korku kaynaklarının da bir sınırının olduğunu, bir müddet sonra aynı kaynakların cesaret üretmeye başlayacağını bilemedi. Oysa adına tarih denilen sosyal laboratuar bu tür hadiselerle doluydu. Fakat Kemalist kafa her nedense, korku yönetiminin sonsuza kadar devam edeceğine iman etti. Her imanları gibi bu da yanlıştı.
Kürtler patladı. Silahlı mücadele de dahil her metodu kullanmanın sosyal ve psikolojik altyapısı oluştu. Kırılma noktası burasıydı. Korku bariyerlerini yıkan psikolojik patlama sosyolojik çapta meydana geldi. Bir toplumun aşağı yukarı yarısı, böyle bir sosyal ve psikolojik çerçeveye savruldu. Bu çok büyük bir oran…
Neticede silahlı mücadeleyle çok ciddi bir mesafe aldılar. Kürt meselesi ülkenin birinci gündem maddesi haline geldi. Hiçbir mesele bu konudan bağımsız halde konuşulamaz oldu. Ülkeyi ablukaya aldı, ekonomiden siyasete kadar…
Fakat duracak yeri bilemediler. Silahlı mücadelenin nihai hedefi bu olmalıydı. Yani Kürt meselesini ülkenin gündemi haline getirmek… Bunu başardılar. Tam da bu noktada durmaları gerekiyordu. Çünkü ülke artık Kürt meselesini her boyutuyla konuşuyordu. Konuşulan konunun çözüleceği anlaşılmalıydı. Üstelik siyasi temsil imkanı da vardı ve siyasi mecra bu meselenin rahatlıkla aktığı bir özelliğe kavuşmuştu.
Akparti hükümetleri döneminde Kürt meselesinin çözümü için ciddi çalışmalar yapıldı. Çalışmalar eksik olabilir, eksik kalmış olabilir, talepleri tam karşılamayabilir. Fakat ciddi mesafeler alındığı vaka… Daha önemlisi ise çözüm istikametinde bir irade olduğu malum. Bu iradenin de kafi olmadığına dönük tenkitler yapılabilir, tartışmalar açılabilir. Fakat yeni bir anayasa yapma arifesinde bulunan ülke, anayasa yapma sürecinde Kürt meselesini de mecburen tartışacaktı. Bu aşamada yeniden saldırılara başlamanın anlamı ne?
BDP ve PKK’NIN basiretsizliği, silahlı mücadele ile siyasi mücadele arasındaki stratejik dengeyi doğru kuramamış olmasıdır. Silahlı mücadele ile Türkiye Cumhuriyetini yenmeyi mi düşünüyorlar? Bu nasıl bir kavrayış? Silahlı mücadeleden beklenebilecek nihai fayda(!) konunun gündeme gelmesi ve çözüm arayışlarının başlaması değil midir?
Bu kadar açık bir basiretsizliğe düşmelerinin sebebi nedir? Birkaç ihtimal var… Birincisi, bağımsız Kürt devleti istiyor olmaları ve bu hedefe Türkiye’nin hiçbir zaman müsaade etmemesi ihtimalidir. İkincisi, geçen zaman içinde meydana gelen asker ölümlerinin Türkiye kamuoyunda psikolojik zafiyet meydana getirdiği görüntüsünü yanlış değerlendirmeleridir. Üçüncüsü, BDP ve PKK’nın, Kürt meselesinin çözülmesi halinde kendilerine ihtiyaç duyulmayacağı ihtimalidir.
Bu ihtimallerin hepsinin bir oranda katkısı var gibi… Fakat esas ihtimal galiba bunların dışında… BDP ve PKK’nın gözünü kör, aklını iptal eden ihtimal, AKPARTİ iktidarının Kürt meselesini çözmek istemesiydi. Bu ihtimalin özelliği nedir? Kürt halkı ile AKPARTİ’NİN dünya görüşü arasındaki paralellik… Yani İslam… Bu paralellik, Kürt halkı ile BDP ve PKK arasında aynı oranda yok.
BDP ve PKK, gerekçelerini, Kemalist siyasi sistemden alıyor. Kemalist kafanın İslam’ı baş düşman ilan etmesi ve Türkçü yaklaşımı merkeze alması, Kürtçü siyasal hareketin gerekçelerini üreten temel kaynak idi. AKPARTİ’nin İslam hassasiyeti, Kürt halkında, BDP ve PKK’dan daha fazla karşılık buluyor.
Öyleyse durum şu; Akparti Kürt meselesini çözerse, BDP ve PKK tasfiye olur. BDP ve PKK’NIN gözünü kör, aklını iptal eden ihtimal bu…
Bu ne demek? BDP ve PKK, Kemalist siyasi sistemle Kürt meselesinin çözümsüzlüğünü, Akparti eliyle meydana gelecek bir çözüme tercih ediyor.
BDP ve PKK’NIN tüm teorik izahları, stratejik hesaplamaları, metodik kabulleri, Kemalist siyasi sistem üzerine kuruluydu. Son yıllarda Kemalist siyasi sistemin tasfiye sürecine girmesi, BDP ve PKK’nın teorik müktesebatını berhava etti. Yıllarca ezberledikleri ve Kürt halkına da ezberlettikleri metinlerin içi bir anda boşaldı. Ülkede ezberlerini tekrarlayan bir avuç Kemalist ile BDP ve PKK kaldı. Kemalist düşünce metinlerindeki betonlaşmalar (donmalar), ona karşı strateji geliştiren BDP ve PKK’da da meydana geldi. Her iki kesim de betonlaşmış metinlerinden vazgeçemiyorlar. Ezberlenmiş iki metin bloğu ülkeyi kan gölüne çeviriyor.
Kemalistlerdeki, “bizim dediğimiz olmayacaksa, ülke batsın daha iyi” anlayışı, BDP ve PKK’da da aynıyla vaki. “Bizim istediğimiz gibi çözülmeyecekse, çözülmesin daha iyi” anlayışı betonlaşmış halde. Bu nasıl bir kafa böyle… Kemalizm tasfiye ediliyor ama onun anti-tezi tasfiye edilemiyor. Türk Kemalizm’i tükendi ama Kürt Kemalizm’i direniyor.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir