ŞEHİR VE MEDENİYET-1-GİRİŞ

ŞEHİR VE MEDENİYET-1-GİRİŞ
Mahalli seçimler yaklaşıyor, aday adayları ortaya çıkmaya başladı, hızlı şekilde seçim sürecine doğru yol alıyoruz. Seçimler ve günlük politika ile ilgimiz yok ama bu durum, belediyecilik ve şehir yönetimi bahsinde fikrimiz olmadığı manasına gelmez. Seçimin “gündem” oluşturması vesilesiyle, belediyecilik ve şehir yönetimi üzerinde biraz düşünmek ve düşüncelerimizi paylaşmak uygun olur.
Şehir, bir dünya görüşünün orta büyüklükteki tatbikatı için uygun bir vasattır. Köy veya kasaba büyüklüklerinde (küçüklüğünde) bir fikrin veya mefkurenin tatbik edilmesi mümkündür fakat bu tatbikat, tatbikatın küçük boyutlu olmasından dolayı fikrin veya dünya görüşünün, tatbik edilebilirliğini “test etmek” için kafi değildir. Herhangi bir fikri, belli bir büyüklüğe kadar tatbik etmek kabildir, gerçekten inanmış bin kişi veya aileyi bir köyde (veya kasabada) toplamak suretiyle, en olmaz zannedilen tatbikatları gerçekleştirmek mümkündür. Tarihte bunun muhtelif misalleri de mevcuttur, mesela komünistlerin “komün” denemeleri vardır fakat bunlar küçük boyutlu olduğu için fikri test etmeye kafi değildir. Kısaca şehir dediğimiz, içinde yaşadığımız çağda, Türkiye misalinde, ortalama yüz bin ile bir milyon aralığında insanın yaşadığı bir merkez, herhangi bir fikri veya dünya görüşünü (mefkureyi) tatbik etmek, o mefkurenin tatbikatını test etmek için kafi büyüklükte insan sayısı ve iskan alanı demektir.
Bir dünya görüşü, bir şehirde (ortalama beş yüz bin insanın yaşadığı bir merkezde) tatbik edilebiliyorsa, o dünya görüşü “tatbik edilebilir” çeşittendir. İslam için bu meseleye baktığımızda ifade şöyle terkip edilir, beş yüz bin nüfusu olan bir şehirde İslam’ı tatbik edebilen bir kadro, hem İslam’ın muhtevasını derinliğine ve sıhhatli şekilde anlamış hem de doğru tatbikat şekillerini üretmiş demektir. İşte o kadro İslam adına konuşabilecek kifayette bir heyettir.
İslam’ı üç beş kişilik aile müessesesinde bile tatbik edemeyen, iki kardeş arasındaki ihtilafları halletmekten aciz insanlar, ümmetin nasıl yaşaması gerektiğine dair koca koca laflar ediyor, hükümler veriyor, içtihatlar(!) serdediyorlar. Bu tür insanların bazı cinsleri var ki, tatbikattan (hayatın pratiğinden) özellikle ve özenle kaçıyorlar, sadece tenkit ediyorlar, tenkit etmeyi de fikir imali zannediyorlar. Türkiye’de Müslümanların mevcut haline bakınca, tatbikat sahasındaki yanlışları görmek için yüksek bir zeka seviyesi, hacimli bir akıl bünyesi, geniş bir ufuk, derin bir idrak gerekmiyor, zaten her tarafımız dökülüyor. Bu cihetle, tenkit etmek için bol malzeme bulmak kabil, bu duruma bakıp da tenkide kilitlenmek, hassasiyet ve mesuliyet sahibi insanların yapacağı iş değil. Fikir beyan etmek asıldır, tenkit, fikirden sonra gelir. Fikri olmayanın tenkit hakkı yoktur. Tatbikattan kaçan, hiçbir tatbikat teşebbüsünde bulunmayan, tatbikatçıların içine girmeyenler, bununla beraber sadece tenkitle meşgul olanlar, büyük ihtimalle fitneye sebep olmakta, küçük ihtimalle de fitnenin şartlarını hazırlamaktadır.
İslami anlayışlar fazla nazari ve afaki durumda. Bazı köşe yazarlarının hükümetin tatbikatlarını İslami zaviyeden tenkit etmeleri, İslam’dan imal ettikleri “tatbik edilebilir” fikir sahibi olduklarından değil, tenkidin şehvetine kapıldıklarındandır. Türkiye’de, İslam’ın bu günkü şartlarda tatbik edilebilir bir fikriyatı üretilebilmiş değildir, mesela şehir idaresi meselesi ile ilgili bir tane eser yoktur. Fikri üretilmemiş bir bahiste tatbikatın yanlış olması kadar tabii bir şey yokken, fikrini üretmedikleri sahada tenkide sarılanlar, bir çeşit şehvetin peşinde koşmaktan başka bir şey yapmamaktadırlar.
Bu yazı serisi, “belediyecilik ve şehir idaresi” bahsine giriş mahiyetindedir. Meseleye dair ufkumuzu görmek, fikir üretip üretemeyeceğimizi anlamak için bir teşebbüs… İddialı olmadığımız malum, zira mesele belli alanlarda ihtisas ister. Biz, ihtisas alanlarında fikir beyan etmekten ziyade, şehir idaresine dair umumi fikirler imal etme çabasındayız. Mevzu ihtisas alanlarına geldiğinde ise çerçeveyi gösterip durmaktan başka yapacağımız bir şey yok.
Malum olduğu üzere, İslami tefekkür, umumdan (kavaidi külliyeden) hususi olana doğru gider. Bu istikamet, hem İslam’ın anlaşılmasında böyledir hem de herhangi bir sahanın anlaşılmasında böyledir. İslam’ın yekununa muhatap olmak, kavaidi külliyeye (usule-asıllara) dair temel bir anlayış edinmek, ondan sonra herhangi bir konuda İslam’ın ne dediğini, neyi teklif ettiğini, neyi men ettiğini, nasıl bir hayat talep ettiğini anlamak gerekir. Bu usul gereğince, önce “şehir idaresi” bahsinin umumi fikrinin imal edilmesi lüzumu açıktır. Yazı serimizin mevzuu; “şehir anlayışı”, “şehir hayatı”, “şehirlilik-medenilik” ve “şehir idaresi” başlıkları üzerinde umumi fikirler imal etmek, bunlardan sonra da tatbikatın, bu günün şartlarında nasıl olabileceğine dair bazı tekliflerde bulunmaktır.
Uzun süredir üzerinde çalıştığımız bir sahadan bahsetmiyoruz. Bu sebeple, yazılarımız “sesli düşünme” şeklinde anlaşılabilir. Ortaya çıkacak yazılar, “ham fikir” mahiyetinde olacaktır. Üzerinde tartışmak gerekir, tartışma imkanı oluşursa faydalı bir iş yapmış oluruz. Bu sebeple yazılarımızı okuyanlar, tenkit ve tekliflerde bulunabilirler.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir