BİLGİ EVRENLERİ ARASINDAKİ DEVERAN

BİLGİ EVRENLERİ ARASINDAKİ DEVERAN

(Terkip ve İnşa dergisi 7. sayı)

Bilginin deveranı meselesi unutuldu, oysa bilginin kendisi kadar mühimdi. Modern dünyada bilginin deveranı denilince, kitle iletişim araçlarındaki bilgi akışı anlaşılmaya başlandı. Batının bilgi işgalinin teknolojik aletleri, bilgi kirliliğini, kendi isimlendirmeleriyle dezenformasyonu, bilginin deveranı olarak piyasaya sundular, ilginçtir bu yaklaşım da genel kabul gördü. Tam da bu noktada ağır bir işgale uğradık ama bu işgalin derinliğini fark edemedik.
Bilgi deveranı meselesi vuzuha kavuşturulmalı, deveran mecraları sıhhatli şekilde tespit edilmeli, o mecralara yabancı müdahalesine asla müsaade edilmemelidir. Aksi takdirde yeni İslam çağını başlatmak, yeni tefekkür hamlesini mayalamak kabil olmayacak, batının bilgi işgali (epistemolojik işgali) altında ne yapacağımızı bilemez halde savrulup duracağız.
*

Bilginin deveranı, kendi ilim telakkimize bağlı olarak yaptığımız ilimlerin tasnif haritasında mümkün ve lüzumlu olduğu kadar, bilgi evrenleri, yani farklı bilgi telakkilerine bağlı kültür evrenleri arasındaki deveranı da söz konusudur. Fikirteknesi külliyatında yapılan ilimlerin tasnifinde yatay dört ilim mecrası ve dikey dört ilim mertebesinin oluşturduğu bilgi evreni (ve haritası) içindeki bilgi deveranı hayati ehemmiyettedir. Bununla birlikte bir de bilgi evrenleri arasındaki bilgi deveranı bahsi var ki, lüzumundan daha çok tehlikeleri mevcuttur.
Batı son birkaç asırdır bilgi üzerinde neredeyse özel mülkiyet kurdu, dünya da bunu her nedense kabul etti. Dünyanın kabul etmesi belki anlaşılabilirdi ama Müslümanların ciddi bir kısmının bu tuzağa düşmesi anlaşılabilir bir durum değildi. Batının bilim telakkisi ve o telakkiye uygun şekilde ürettiği bilimlerin Müslüman coğrafyaya gümrüksüz girmesi dehşetengiz bir durumdu. Bir tane Amerikan askeri gördüğünde kırmızı görmüş boğaya dönen bazı Müslümanlar (ki bu tepkilerinde yerden göğe kadar haklıdırlar), batıdan gelen bilim kisveli bilgilere hiçbir bir tepki göstermedi ve hiçbir gümrük muamelesine tabi kılmadı. Oysa epistemolojik işgalle zihinlerimiz ele geçirilmişti, Amerikan askeri gelmese de zaten müstemleke ülkeleri haline gelmiştik.
Batının epistemolojik işgaline karşı kimse ne yapacağını bilmiyor. Bazen hafif bazen şiddetli savrulmalar yaşıyor, savrulma derecelerine göre oluşturduğumuz zihni altyapımızla kendi aramızda tartışıyoruz. Çok komik bir durum… “Batının bilimini alalım, ahlakını almayalım” veya “Batının teknolojisini alalım, ahlakını almayalım” türünden sayısız çeşitte ve dozajda görüşler oluşturuyor ve birbirimizle bu görüşleri tartışıyoruz. Özü itibariyle “batıdan ne kadar etkilenelim” cinsinden bir tartışma biteviye devam ediyor. Çünkü kimsenin meseleye dair kuşatıcı bir çözümü ve teklifi yok.
İşte bu vasatta yayınlandı Haki Beyin “İlimlerin tasnifi” isimli eseri. “İslam medeniyet tasavvuru” serisinin dördüncü cildi olan “İlimlerin tasnifi” başlıklı eser, ilimlerin tasnifine girmeden önce, “Tasnif üstü tasnif” başlığı altında; “Mutlak İlim”, “Nispi ilimler”, “İzafi ilimler” tasnifini teklif etti. Bu tasnif birçok faydayı muhtevi olduğu gibi aynı zamanda bilginin, bilgi evrenleri arasındaki deveranının da çerçevesini sunuyor.
*
Mutlak İlim, kitap ve sünnettir. Nispi ilimler, Müslüman aklının (yani akl-ı selimin) Mutlak İlmin muhtevasındaki mana ve hikmeti keşfeden bizim ilimlerimizdir. İzafi ilimler ise Mutlak İlimden kaynaklanmayan ve gayrimüslimlerin aklıyla yaptıkları çalışmalardan elde ettikleri bilgi toplamıdır.
İzafi ilimler, sadece batının bilimleri değil, Müslümanlar dışındaki farklı kültür evrenlerinde üretilen bilgiyi ifade eder. Bugün için batının bilgi işgaline maruz kaldığımız için izafi ilimlerle ilgili tedbirlerin umumiyetle batıya dönük olması, konjonktürel ihtiyaçtan ibarettir.
*
Bugünün dünyasında (ve muhtemelen geleceğin dünyasında da) bilginin küresel çapta deveranını engelleyecek müşahhas tedbirler alma imkanı yoktur. Ülkeyi dünyaya kapatmak, dünyadaki gelişmelere kör ve sağır olmak tedbir değil, aksine zamanın dışına savrulmak anlamına geliyor. Dünyadaki gelişmeleri takip etmek, gerektiğinde onlardan faydalanmak lazım ama bunu yaparken kendi bilgi ve ilim telakkimizi zedelememek ve kendi bilgi evrenimize itimat etmek zorundayız. Bunu yapabilmenin yolu, İslam dünyasının sınırlarına maddi duvarlar örmek değil, Müslümanların zihni evrenlerinde gümrük kapıları kurmaktır.
Haki Beyin yaptığı tasnif üstü tasnif olan “Mutlak İlim”, “Nispi ilim”, “İzafi ilim” teklifi; Mutlak İlme iman etmek, Nispi ilimlere (ki bunlar bizim ilimlerimiz) itimat etmek, İzafi ilimleri ise tenkit mevzu kabul etmek şeklindeki bakıştır ve harikulade bir tertip ve tasnif çerçevesi oluşturur.
Bu teklifi ilim telakkimizin umumi çerçevesi haline getirdiğimizde, izafi ilimler başlığı altındaki her bilgiye gümrük uygulayacak, onları kesif bir tenkide tabi tutacağız. Gümrük noktalarını birere “bilgi karantinası” haline getirecek, murakabe (ve tabii ki tenkit) etmediğimiz bilginin geçişine imkan tanımayacağız.
*
İzafi ilimlere dair tek kelimelik bilgi bile, Mutlak İlim ve Nispi İlimlerin tahlil ve tenkit süzgecinden geçmeden bilgi evrenimize giremeyecektir, girmemelidir. Gümrük işlemlerinin ise ilim, irfan ve tefekkürde belli bir seviyeye ulaşanlar tarafından yapılması zarurettir.
Bazı Müslüman kisveli oryantalistlerin, ümmetin kadim müktesebatına ve alimlerine (yani nispi ilimlerimize) gümrük uyguladığı, bilgi karantinası başlattığı, buna mukabil batıdan gelen bilgilere hiçbir gümrük işlemi yapmadığı bir çağda yaşıyoruz. Bilgi, kendi bilgi evrenimizde deveran edemez hale gelmişti zaten, yerli ve yabancı oryantalistler tarafından bilgi evrenleri arasındaki deveranın kapası sonuna kadar açıldı. Acilen Müslümanların kalbi ve zihni evrenlerinde gümrük duvarları örülmesi gerekiyor.
*
Farklı bilgi evrenleri arasında bilgi deveranının lüzumlu ve faydalı olduğu malum… Bir bilgi evrenindeki inkişaf ve terakkinin yavaşlaması veya durması ihtimalinde, başka bilgi evrenlerine göz atmak, oradaki gelişmeleri takip ve tarassut altında tutmak, bilgi karantinası uygulamak suretiyle bilgi alışverişinde bulunmak, idrak ve tecessüs ataletini ortadan kaldırıcı tesirler yapabilir. Özelliklede hayatın altyapısının gelişmesi, buna paralel yeni bilgi alanlarının oluşması durumunda farklı bilgi evrenlerinin takibi, ilmi inkişaf ve terakki için faydalı olabilir.
Osmanlı misali mevzuu anlatmak için uygundur. Osmanlının son birkaç asrı, İslam bilgi evrenindeki bilgi deveranının yavaşlaması ve bir müddet sonra durmasıyla neticelenmiştir. Tam o esnada batıda keşif ve terakkinin yeni bir heyecanla başladığı vakidir. Batıdaki bir takım gelişmeler (mesela teknolojideki gelişmeler) hayata yeni alanlar açmış, bu sebeple yeni bilgi sahaları doğmuştur. Kendi bilgi evrenimizdeki deveran durana kadar batıya bakmadığımız, durduktan sonra batıya bakmaya başladığımız için, bilimin orada olduğunu ve başka bir yerde olmadığını zannettik. Kendi bilgi evrenimizdeki deveran yavaşlamaya başladığında batıya baksaydık (ki batı o devirde barbar ve vahşi bir hayat yaşadığı için tenezzül etmedik) yeni bilgi alanlarının doğuşunu görebilir, kendi ilim sahamızdaki bilgi hareketini hızlandırabilirdik.
Tabii ki esas olan farklı bilgi evrenlerinden bilgi alışverişi değil, kendi bilgi evrenimizdeki deveranın canlı tutulmasıdır. Ne var ki öyle ya da böyle farklı bilgi evrenlerinde farklı bakış açıları olabildiği için, bizim göremediğimiz yeni bilgi alanlarının doğması mümkündür. Bu sebeple, farklı bilgi evrenlerinden bilgi alışverişi yapmaktan ziyade, onları tarassut altına almak, kendi ilim ve idrak bünyemizi teyakkuzda tutmak için faydalı olabilir.
Öyle ya da böyle farklı bilgi evrenleri arasında bilgi deveranı gerçekleşiyor, özellikle de modern dünyada bu deveranın önünü kesmek kabil olmuyor. Farklı bilgi evrenlerinde faydalı bilgiler üretilmiş olması mümkündür ve onlardan mahrum olmak makul değildir.
Bugün batıya topyekun karşı çıkmamızın temel sebebi, ilimlerin tasnifinin yapılamamış, gümrük duvarları örülememiş, izafi ilimlerle nispi ilimler hatta yer yer mutlak ilim (mesela Sünnet-i Seniyye ve Hadis-i Şerifler mevzuunda) birbirine karıştırılmış olmasıdır. Önce saflaşmak, kendi kaynaklarımıza dönmek, ilim telakkimizi arı duru kurmak ve ilimlerin tasnifini yapmak gerekiyor. Bunlar yapıldığı takdirde bilgi karantinası uygulama imkanı hasıl olacağı için, batıyı daha rahat şekilde tetkik etme imkanını elde edeceğiz.
Bugün batı, oryantalist taarruzla bilgi evrenimizin Müslümanların zihni dünyasındaki karşılığını darmadağın etti. Bazı Müslüman kisveli yerli oryantalistler, ümmetin alimlerine itimat etmek yerine batılı oryantalistlere itimat edecek kadar serkeşliklere düştü. Hal böyle olunca, batının dokuz yanlışının içindeki bir doğruyu da görmezden gelmek pahasına ona karşı topyekun savunma hattı kurmak zaruret halini aldı.
İslam’ın ilim telakkisine vakıf olmayanların batının bilimine itibar ve itimat edeceği açıktır. Kendi bilgi ve ilim evrenimizi yeniden ihya ve inşa etmeden, farklı bilgi evrenlerine açılmak fevkalade tehlikelidir.
SELAHATTİN ADANALI
selehattinadanali@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir