BİLGİ İŞGALİNİN ÖNCÜ KOLU TATBİK İLİMLERİ

BİLGİ İŞGALİNİN ÖNCÜ KOLU TATBİK İLİMLERİ

(Terkip ve İnşa dergisi 8. sayı)

Tatbik ilimleri, ilmin maddi-dünyevi fayda ciheti ağır basan halidir. Bu kötü bir şey değildir, bilgiden (ve ilimden) dünyada ve dünyevi anlamda da faydalanmak gerekir, yeter ki ölçü kaçırılmasın. Müslümanlar için böyledir, yani nefs bile ölçülü şekilde hakkı verilmesi gereken bir düşman kardeştir. İslam, en özet haliyle söylemek gerekirse “ölçü”dür, ölçüden ibarettir, kıymeti ise ki ilahi ölçü olmasındandır. İnsana kalan mesele ise ölçüyü anlamak ve tatbik etmektir.
*
Batı, dünyanın her yerinde kültürel mukavemetle karşılaşmıştı. Ferdi manada iman, içtimai manada kültür ve gelenek kadar güçlü mukavemet kaynağı yoktur. Son birkaç asırdır maddi ölçülerle ilerleyen, kalkınan, dünyaya fark atan batı, buna rağmen bir kabilenin bile kültür ve geleneğinin direnişini kıramamıştı. Gelenekteki mukavemet gücü akıl alır gibi değildi.
Batı, geçtiğimiz iki asırda dünyanın yarısından fazlasını işgal etmiş ve sömürgeleştirmişti ama orduyla zapt altına altığı ülkelerdeki geleneğin mukavemetini kıramamıştı. Bu mukavemeti kırmak için birçok şey yaptı, bunların en etkilisi ise tatbik bilimlerinin öncü rolüydü.

Gelenek, saldırı karşısında kendini tahkim eden, saldırı kalktığında kendini rahat bırakan bir tabiata sahiptir. Gelenekle mücadele etmenin yolu ona saldırmak değil, rehavet halinde bünyesine sızmaktır. Batı, ordularıyla işgal ettiği bir ülkenin, okuma-yazma bilmeyen halkının bile gelenekleri karşısında şaşırmış kalmıştır.
Tatbik bilimleri, yoğun faydasıyla birlikte geleneğin karşısında değil, yanına yerleşti. Dünyanın her kültür coğrafyasının gelenekleri, batıdan gelen tatbik bilimlere karşı başlangıçta teyakkuza geçti fakat bir müddet sonra gevşedi. Gevşedi zira tatbik bilimlerin pratik faydası gözünün önündeydi ve kendisi geleneğine dayalı olarak o kadar maddi fayda üretemiyordu.
Batının tatbik bilimlerinin en etkilisi teknoloji (alet ilmi) oldu. Teknoloji hem yüksek fayda üretiyordu hem de kültür ve gelenekten bağımsız gibi görünüyordu. Yani hem geleneğe bağlı kalınabileceği hem de teknolojinin kullanılabileceği zannı oluştu. Bu zannın hakim olmasıyla birlikte çok hızlı bir modernleşme başladı.
*
İslami anlayış ve yaşayışta en hassas olan şahıs ve gurupların bile şunu söylediğine şahit olunmuştur; “batının bilim ve teknolojisini alalım”. Zaten teknolojisini alıp almama konusunda hiç tartışma yoktur.
Teknolojinin, bir bilimden kaynaklandığı, bilimin bir felsefeden kaynaklandığı, batının temel felsefesinin ise materyalizm olduğu fark edilemedi. Aslında bunların hepsi biliniyordu, mesele aralarındaki illiyet irtibatının teşhis edilmesiydi. İlliyet irtibatı koparıldı, zannedildi ki teknoloji batının felsefesinden ve biliminden müstakil bir varlıktır. Batının, mahirane şekilde dünyaya pompaladığı “evrensel değerler” şablonu da bu zannı yerleştirmeye yardımcı oldu.
Tatbik bilimlerle beraber batının bilgi ve bilim telakkisi, onunla beraber temel felsefi kabulleri sirayet etti. Hiçbir Müslüman materyalist değildir ama birçok Müslüman materyalist felsefenin bilim telakkisini ve tatbik bilimlerini kabul etmekte zorlanmadı.
*
Bilgi ve bilim üzerindeki tetkikler, batı dışı kültür coğrafyalarında seviye seviye bağımsızlaştırıldı. Mesela tatbik bilimleri, onları doğuran bilim telakkisinden bağımsızlaştırıldı ve öyle sunuldu. Türkiye ve dünyadaki başka kültür coğrafyaları, batıdan gelen tatbik bilimlerinin, temel felsefeye bağlılığını anlamakta zorlandı.
Meselenin özü belliydi, bir bilgi vahidinin veya bir bilim dalının geriye doğru bidayetine kadar, ileriye doğru ufkuna kadar illiyet irtibatı ve güzergah haritası tetkik ve idrak edilmeliydi. Nereden geliyordu ve nereye gitmeyi hedefliyordu? Bilgi veya bilim, geriye doğru illiyet irtibatından (nesep silsilesinden) ve ileriye doğru güzergah haritasından bağımsız şekilde kabul edildiği için, tatbik bilimlerinin pratik fayda yoğunluğu da dikkate alındığında, zihni ve kalbi dünyamıza kolaylıkla nüfuz etti.
Bilginin illiyet irtibatını anlamamamızın, hatta gündemimize bile almamamızın sebebi, temelde ilim telakkimizi kaybetmemiz ve ilimlerin tasnifini yapamamamızdır. Kendi ilim telakkimiz çerçevesinde ilimleri tasnif edemeyince, hangi ilmin nereden geldiğini bilemez olduk ve pratik faydaya kilitlendik. Ucuzculuk ve kopyacılık gibi, temelde ilmi ve fikri çileden tecrit edilmiş “bilimsel” çalışmalar bilimle meşgul olduğumuz vehmini üretince, batının bize nüfuz teşebbüsü bitti, bizim batılılaşma sürecimiz başladı.
*
Batıdan gelen tatbik bilimleri, kendi bilgi evrenimizi kırıp döktüğümüz bir dönemde bilgi ihtiyacımızı karşılamaya başladı. İşgalin en kötüsü ve en derini buydu, bilgi ihtiyacımızı karşıladığımız vehmediyor, kaynak olarak da batıyı görüyorduk. Bilgi ihtiyacımızı batıdan karşılamasaydık, kendi bilgi evrenimizde öyle ya da böyle bilgi üretmeye çalışacaktık. Batıdan sel gibi gelen bilgi, bilgi ihtiyacımızdan fazlasıydı ve biz bilgi ihtiyacını karşılamaktan öte hayran kalmıştık.
Bilgi ihtiyacı süreklidir. Sadece bu ihtiyaç bile keşif ve tefekkürü tahrik etmeye kafidir. Mesele, bilgi ihtiyacımızı nereden karşılayacağımızla ilgilidir. Kendi ilim telakkimizden ve kaynaklarımızdan karşılamakla batıdaki hazır bilgiyi kullanmak arasında bir tercih yapmak durumundayız. Batının, kendi bilim telakkisi için “evrensel” sıfatını ustalıkla kullanmasına aldanmayacak derin idrak sahipleri yetişmediği müddetçe, hazır bilgi kaynağı varken çileli bir tefekkür sürecine girmek zordur.
*
Neden ilim telakkisi ve ilimlerin tasnifi bahsinden başladığımızın açıklaması budur. Başka çaresi olduğunu zannedenler, batının bilgisi, bilimi, felsefesiyle düşünmekten kurtulamayacakları için, İslam medeniyet yürüyüşünü başlatma iktidarında değildir. Bunlar, yapsa yapsa batıyı kendi kültür coğrafyamızda yeniden üretirler. Batı, kendi içinde çökerken, bizim (ve dünyadaki tüm) kültür coğrafyalarında döl veriyor.
RAMAZAN KARTAL
ramazankartal2000@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir