BİLGİNİN İSLAMİLEŞTİRİLMESİ

BİLGİNİN İSLAMİLEŞTİRİLMESİ

(Terkip ve İnşa dergisi 4. sayı)

Çağımızın bilgi ve bilim meselesi ile ilgilenen Müslüman fikir ve ilim adamlarının bir kısmı, batının ürettiği bilgi miktarının sayı ve çeşit olarak büyüklüğü karşısında şaşkına dönmüş, onun temelindeki bilgi ve ilim telakkisini tartışmaya açmamış, İslami hassasiyetler taşıması sebebiyle de kaçınılmaz olarak “bilgilinin İslamileştirilmesi” bahsini gündeme getirmiştir. Oysa bilginin mahiyetine nüfuz eden kültür iklimi, bilgiyi keşif ve inşa sürecinde mülkiyetine geçirmektedir. Bilgi, hangi düşünce kültür ikliminin mamulü ise, baştan sona onun mührünü taşır ve başka kültür ve düşünce iklimine taşınması ancak ve sadece “kiracılık” münasebetiyledir. Bilginin İslamileştirilmesi bahsi, ancak bilginin kiralanmasını mümkün kılan ama mülkiyet nakli muhal olan bir bakış ve yaklaşımdır.

Bilim, batıdaki haliyle bilgi üretim süreçlerinin adıdır, bu sürecin neticesinde ortaya çıkan bilginin adı değil. Türkiye, İslam alemi ve dünyanın geri kalanı, batının ilmi faaliyetlerinin neticesinde elde edilen bilgiye, ilim muamelesi yapmakta, ilmin ta kendisi olan üretim sürecini tamamen atlamaktadır. Bilimin birkaç asırdır neden batıda olduğunu da izah eden bu idrak körlüğü ve epistemolojik teslimiyet, ilmin bir “idrak usulü” olduğunu, bu usulün kullanılarak bilgi üretim sürecinin faili olmak gerektiğini unutturdu. İdrak usulü hangi kültür iklimine aitse, ortaya çıkan neticenin (bilginin) o iklimin mührünü taşıyacağı tabii ki anlaşılmaz oldu.
Batının bilgi ve bilim telakkisini alternatifsiz epistemoloji kabul eden dünya ve Müslümanların bir kısmı, imanın muharrik gücüyle meseleyi çözmek için çırpınırken, “parça düşünce” maluliyetiyle ancak bilginin İslamileştirilmesine ulaşabildiler. Bu ufuksuzluk ve sığlık, kabul ve tahammül edilebilir bir hal değil.
*
Batının beşeri ilimler alanında ürettiği bilginin tamamı genetik olarak bozuk. Maddeyle ilgili ürettikleri bilgiler de genetik olarak bozuktur ama onlar nispeten maddenin bilinebilir sınırlarıyla kayıtlıdır. İnsan meselesine gelince, batı insana dair hiçbir şey bilmez, batı sadece “gelişmiş hayvan” ile ilgili bazı bilgilere sahiptir. Evrim yoluyla hayvandan geldiklerine inandıkları için, “insan” ile ilgili bir cümleleri yoktur, sadece gelişmiş hayvana dair tetkikleri vardır. Zaten bu sebeple “insan ilmi” yoktur batıda, biyoloji vardır. Biyoloji, canlı bilimi olarak insan ve hayvan arasında fark gözetmez, insanı da bir hayvan çeşidi olarak tetkik eder.
Batıda “insan” yaşamaz. Onlar, gelişmiş hayvandır.(*) Batının bilgi telakkisinin temelleri materyalizm, pozitivizm ve evrim olduğu için, insanın varlığını müstakil olarak kabul etmez. Hayvanlar alemine ait olduğuna inandığı insana dair bir şey söylemesi, söyleyebilmesi mümkün değildir. Bu manada batıda, “Beşeri ilimler mecrası” yoktur, zaten bu ismi kullanmazlar, bilgi telakkileri buna müsaade etmez. Onlar, sosyal bilimlerden bahsederler, yani hayvanların ve gelişmiş hayvanların birlikte yaşamalarını tetkik eden bilimlerden bahsederler.
*
Meselenin özü, beşeri ilimler mecrasında mahfuzdur. Beşeri ilimlerde sıhhatli bir mecra açamayan batı kültür iklimi, “insan” tezine sahip olamaz, insandan bahsedemez. İnsandan bahsedemeyince, “insan idraki”nden bahsetmesi beklenmez. Bu sebeple batının insan tezinin temeli olan “gelişmiş hayvan”, ruha sahip değildir, tefekkür dediğimiz kıymet ise beyindeki bazı nöronların hareketlerinden ibarettir. Batının insana dair söylediği en derin cümle, hayvanı bile hakkıyla izah edemez.
Ruhu kabul etmeyen batı, insanı kabul etmez. İnsanı sadece gelişmiş hayvan olarak kabul eden batı, insan idrakiyle ilgili bir şey söyleyemez. İdrak ile ilgili bir şey söylenmediğinde, ancak genetiği bozuk bilgi üretir.
İnsan ile ilgili bir tek cümlesi olmayan batının, hayvana dair ürettiği bilgiyi İslamileştirme imkanı yoktur. Mesele sadece İslamileştirilmesi değil, aynı zamanda insanileştirilmesidir. Batı hayvana ait bilgi üretmiştir, ürettiği bilginin mahiyeti tamamen hayvanidir. Hayvana ait bilgi ile insana ait bilginin mahiyetinin aynı olduğuna dair temel kabul, insanın müstakil bir varlık olmadığı, hayvandan geldiği, gelişmiş bir hayvan olduğu hususunda karar kılmış bir epistemolojik evrene aittir. İnsan ile hayvanı aynı derece ve kıymette gören batının ürettiği bilgiyi insanileştirmek imkanı yoktur ki İslamileştirmek imkanı olsun.
İnsan, akıl, idrak gibi, beşeri ilimlerin temel esaslarına dair sıhhatli ve doğru fikriniz yoksa, bu sahada ilim sahibi olamazsınız, ilim üretemezsiniz, ilmi müktesebat oluşturamazsınız. Batı, hayvana dair bilgi müktesebatına sahiptir ve bunu da gizlemek niyetinde değildir. Hatta tüm dünyaya bunu (evrimi) dayatmak için şiddetli mücadeleler vermektedir. Bu kadar açık bir durum karşısında batıdan etkilenmek, az veya çok hayvanlaşmayı gerektirir. Hayvana dair bilgiyi kabul etmek, bunu ilim olarak sahiplenmek, başka bir ilim mecrasının da olmadığını, olamayacağını iddia etmek, hayvani hayatı kabul ve kanıksamakla mümkündür.
Batı sinemasının en anlamlı filmi, “Maymunlar Cehennemi”dir. Maymunlar Cehennemi gerçekleşmiştir. Batı, tüm dünyaya (insanlığa) hayvan olduğunu, hayvandan geldiğini, hayvandan tek farkının biraz gelişmiş olduğunu anlattı ve kabul ettirdi. İnsan ırkını, insanilikten aldı ve hayvani derekeye kadar indirdi. Bunu da Maymunlar Cehennemi filmiyle değil, üniversiteler eliyle yaptı.
Gerçekten dünya son iki asırdır batının bilgi telakkisine (epistemolojisine) teslim olmakla, hayvani bilgi sistemini kabul etti, o bilgiyle kendini izah etmeye, hayatını yaşamaya başladı. Hayvana dair bilgiyle yaşanacak hayatın hayvan gibi yaşanmaktan başka bir ihtimali var mıdır? Bunu üniversite eliyle yapmış olması ise ayrıca hayret ve hüzün vericidir.
*
Müslümanlar “bilginin İslamileştirilmesi” gibi tuzaklara düşmemelidir. Bugünün batı patentli bilgisini insanileştirmek bile mümkün değilken, İslamileştirilebileceği iddiası tam manasıyla felakettir.
Bilginin şahı, insana dair bilgidir, maddeye dair bilgi değil. Maddeye dair bilginin sıhhatli olması için insana dair bilginin sıhhatli olması şarttır.
İslam’ın on dört asırlık dev müktesebatının en hacimli olanı, insana dair bilgi alanındadır. Bunun karargahı da tasavvuftur. Tasavvuftaki insan telakkisi o kadar derin, zengin ve çeşitlidir ki, müktesebata ulaşma imkanına sahip olduğumuzda batının bilgisine ihtiyaç duymayız.
Bu ve benzeri sebeplerle İslam Medeniyet Tasavvuru, ilimlerin tasnifi, müktesebatın tedvini gibi temel meselelerden bahsediyor, bunları gündeme getirmeye çalışıyoruz.
(*) Bu mesele, epistemoloji ve ontoloji meselesiyle doğrudan ve derinden ilgilidir. Haki Demir’in “İslam İlim Mecrası” başlıklı yazısında izah ettiği gibi, epistemolojiniz neyse, ontolojiniz de odur.
AHMET SELÇUKİ

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir