BİLİM DİKTATORYASI

BİLİM DİKTATORYASI-1-TAKDİM
Bilim mefhumunu batı bilim anlayışını ve onun verimlerini esas alarak kullanıyoruz, bu manada bilim dediğimizde mesela İslami ilimleri kastetmiyoruz. İslam irfan müktesebatından bahsederken “ilim”, batı müktesebatından bahsederken “bilim” mefhumlarını kullanıyoruz. Yazılarımızda ilim ve bilim mefhumlarının böyle anlaşılması, mana haritasını sarih hale getirecek, keşmekeşi önleyecektir.
Bilim mefhumu, sihirli bir kelimedir. Mefhumun muhtevasındaki “tanzim edilmiş veya disipline edilmiş bilgi” hususiyeti dikkate alındığında paradoksal bir ifade gibi görünen bu cümle, aslında meselenin özünü ifade etmektedir. Bilim mefhumu, aslında muhtevasında tereddüt ve şüphe, tahkik ve tetkik, idrak ve nüfuz gibi tayin ve tahrik edici unsurları taşımasına rağmen, “bilimsel” dendiğinde takınılan tavır ve muhatabından takınması istenilen tavır dikkate alındığında tam bir sihirli etkiden bahsedildiği görülür. Bilime nispet edilerek üretilen bilimsel kelimesi, bilimin muhtevasındaki tereddüt, şüphe, müphemiyet gibi tüm unsurları iptal eder ve onların yerine kat’ilik, mutlaklık vasıflarını ikame eder, böylece “nihai hükmü” inhisarına geçirir, hakikat üzerinde hususi mülkiyet inşa eder.
Bilimsel kelimesi, kendisinden doğduğu bilim mefhumunun mana haritasını ve muhteva hususiyetini fersahlarca aşmış, bilimi kuşatmış, onu sanki esir almış gibidir. Bir bilim adamı, aynı paragraf içinde, hem bilimin şüpheciliğinden bahsedebilmekte hem de bilimsel (kesin) hükümler ikame edebilmektedir. Dikkat çekici nokta, bilim adamının bilimden bahsederken ifade ettiği şüphecilik, muhatabındaki “inanç” veya “bilgi” sistemini imha etmek için kullanılmakta, arkasından eklediği “bilimsellik” kelimesiyle de kendi inanç ve bilgi sistemini “mutlaklık” vasfına sarıp sarmalayarak muhatabına zerketmek için kullanılmaktadır. İzahsız bir sahtekarlık…
Bilim ile bilimsellik arasındaki bu dehşetengiz fark, bilim üretenlere, bilimselliği propaganda malzemesi olarak kullanma imkanını bahşediyor. Batı, bilimi kendi havzasında üretiyor ancak sadece bilimselliği ihraç ediyor. Böyle bir ince tasnif neticesinde mesela Türkiye’deki üniversiteler, bilim ile değil, bilimsel olan ile ilgileniyor. Profesörler bile bilim üretmiyor, onun yerine “bilimsel eser” veriyor.
Türk üniversitelerindeki “bilimsel eserler”, batıda üretilen bilime atıf yapmaktan, onları kaynakça olarak göstermekten başka bir mahiyet taşımıyor. Bilimsel eserin muhtevası, yüzde doksan nispetinde iktibaslar ve kaynakça, yüzde beş nispetinde iktibaslar arası nispet kurma ve bakiye yüzde beş nispetinde de ürkek ve korkak şekilde fikir beyan etme şeklindedir.
Türkiye’deki bilimsel eser anlayışı, batılı bilim adamlarının reklam ve tanıtım çalışmasıdır. Türkiye’deki akademisyenlerde onların reklamcıları… O kadar ki, mesela üç yüz sayfalık bilimsel eserde yapılan iş sadece o konu ile ilgili literatür haritası çıkarmak ve bilimin batıdaki adresini ve temsilcilerini tanıtmaktır. Bir çeşit katalog, bir çeşit arşiv, bir çeşit listeleme çalışmasıdır. Kitabın ismi, “şu konuda üretilen bilim ve üreten bilim adamları” şeklinde konsa daha açık, daha dürüst, daha yön gösterici olur. Ne var ki bunu yapmaya gerek yok çünkü literatür kodifikasyonu zaten yapılmıştır.
Üniversitelerimizdeki “bilimsel eserler”, resmi intihalden başka bir şey değildir. Bilgi hırsızlığını gizli yaparsanız suç, açık yaparsanız bilimsel çalışma olur. Oysa her iki durumda da söylenen şudur; “Bu konuda benim bir fikrim yok, bu konuda benim hiçbir bilim üretimim yok”. Bilim ve düşünce üretmeyen bir insanın “bilim adamı” olmasını mümkün kılan operasyonun adı, “bilimsellik”tir.
Bilim ve düşünce üretmeyen adamın akademik titri profesör olduğu için, “bilimsellik” meselesini müdafaa etme mecburiyeti vardır. “Bilim adamı” kisvesini giymiş kişilerin sahip olmadığı istidat ile malik olamayacağı mevkii elde etmesine yarayan sahtekarlık, milletlerarası otoritelerin kendilerine reklamcı aramaları için deforme ederek kullandıkları “bilimsellik sihrini”, el çabukluğu veya akıl manevrası ile koruma vazifesini şart kılmaktadır.
Batı kültür havzasında yeşeren, baştan sona o havzanın verimi olan “bilim”, tabii ki belli bir kıymete sahiptir. Batı biliminin tenkidi başka, batının ihraç ettiği ve dünyanın gönüllü şekilde kabul ettiği “bilimsellik” tenkidi başka bir meseledir. Batıda, kendi kültür ikliminin kodlarını taşıyacak şekilde gelişmiş olan bilimin tenkidi daha ciddi bir ilmi ve fikri cehd ister muhakkak ama bunu yapmadan önce ve mecburen “bilimsellik” tabirinin tenkidi şarttır. Bilimsellik mefhumu (mefhum ifadesi de ağır kaçıyor aslında) tenkid edilmeden bilime ulaşılamıyor ve bilim tenkid edilemiyor. Bu tür teşebbüsler, Türkiye’deki akademisyenler tarafından kuşatma altına alınmakta ve boğulmaktadır.
Meselenin özü tabii ki bilimdir ve ondan başlanması gerekir ama Türkiye’deki bilimsellik kavrayışının ördüğü savunma duvarı çelikten saha sağlamdır. Kabuğu aşmadan öze ulaşmak mümkün olmadığı için, aslını (bilimi) değil, tezahürünü (bilimselliği) tenkid etmek mukaddem hale geliyor.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir