BİR KİTAPTA AYNAYA BAKMAK

BİR KİTAPTA AYNAYA BAKMAK

Çocukluğumuzda fotoğraf çektirmek ne kadar heyecan vericiydi. Maaile süslenir püslenir gardıroplarda özenle koruduğumuz bayramlıklarımızı giyinir, bir panayır yerine gider gibi fotoğraf çektirmeye giderdik. Aslında pek te yolunda gitmeyen hayatımızın finaline fiyakalı bir son yakıştırmak, güzel hatırlanacak bir nokta koymak için geçerdik makinenin karşısına.
Delikanlılığa boy verdiğimiz yıllarda fotoğraf çektirmek, çaptan düşse de, vakayı âdiyeden sayılsa da, değerini koruyordu bizim nesil için. Henüz taranacak saçlarımız, boyalı durmasından keyif aldığımız ayakkabılarımız vardı ve artık fotoğraf makinesiyle daha sık tesadüf eder olmuştuk. Doyasıya harcayamadığımız harçlıklarımızla kıyasıya fotoğraf çektiriyorduk.
"Geçen gün ömürdendir" ve "Gün akşamlıdır" ifadelerinin uzağında olsak ta fotoğraf çektirmenin bir anlamı vardı; hayatın içinde yer almak, hatta hayatta ‘suretâ' çoğalmak.
Yeni tanıştığımız kişilere şahsi özgeçmişimiz hüviyetindeki fotoğraflarımızı göstererek yakınlaşma sağladığımız resim albümlerimiz de tedavülden kalkalı, bir köşede unutulalı çok oldu.
Kırklı yaşlarına asansör dayamış bizim kuşak artık fotoğraflardan koptu. Koptu; çünkü kendini aynada incelemeye koyuldu. Elbette ki gençliğimizdeki heyecandan farklı bir şekilde, uzak dağlara yağan karın, gelmekte olan kışın habercisi olduğunu her gün daha çok beyazlaşan saçlarında kederle seyrediyor.

Artık fotoğraf çektirmek- hele dijital makinelerde, cep telefonlarında- ne kadar antipatik, eski resimlere bakmak ne kadar hazin, aynaya bakmak ne kadar da ürpertici derken bir kitapla karşılaştım.

Usta yazar Ethem Baran'ın son eseri "Dönüşsüz Yolculuklar Kitabı"ydı bu.

"Bir kitap okudum, hayatım değişti" demeyeceğim ama, içimdeki durgun suda derin ve geniş halkalar oluştuğunu itiraf edeceğim.
Okuduğum şey bir hikâye kitabı değildi de, uzun yıllar önce yazıp, uzun yolculuklar esnasında bir yerlerde yitirdiğim hatıra defterimdi sanki.
Hani bir çağrışım elinizden çekip götürür de, eski eşyalarınızı karıştırırken yıllardır dokunmadığınız bir kitabı yeniden keşfedersiniz. Kitabın sayfalarını gelişigüzel çevirirken birden ummadığınız bir şey düşer sayfaların arasından. Kimi zaman kurutulmuş bir çiçektir bu -ki mutlaka hüzünlü bir anısı vardır-, kimi zaman yıllar önce kaleme alınmış bir not, bir pusula. Ve kimi zaman eskiye, çook eskiye ait, artık var olduğunu bile hatırlamadığınız bir resim. Sizin ya da size özel birinin- mesela sevgilinizin- fotoğrafı… Fark etmez ikiniz de bir zamanlar aynı kişiydiniz nasılsa.
Birden kalakalırsınız olduğunuz yerde. O kitabın arasından düşen "o şey" her neyse size öyle bir kroşe indirmiştir ki halıya oturuverir, başınızın üzerinde dönmekte duran yıldızları, yıldızların arasındaki bir aynaya hayali düşen geçmişinizi, bir film şeridi gibi seyretmeye koyulursunuz. Bilirsiniz işte.
Geçmişi hatırlamak aynayla yüzleşmeye götürür insanı.

"Yazmaya başlayınca en güç şey" diyor Andre Gide, "samimi olmaktır." Ethem Baran bu güçlüğün üstesinden öyle kolaylıkla geliyor ki. Evet, yazarımızı paranteze alan en belirgin özelliği bu olsa gerek; samimi olması. Öyle rahat, doğal, komplekssiz, akıcı ve içten anlatıyor ki hikâyelerini, sanki bin yıldır tanışıyoruz. Ethem Baran öykülerin kendi dünyasına değil, kendi dünyanıza götürüyor sizi. Ortada anonim, hatta kollektif bir şuur, bir hafıza var sanki. Anlatımdaki sadeliğin içinde mücella bir ay gibi parlayan belagat, edebi güzellik olmasa kendi kendimize konuştuğumuzu zannedeceğiz.
Kitapta birbirinden farklı, birbirinden bağımsız öyküler olmasına rağmen kitabın tamamını da uzun ve tek bir öykü gibi kabul edebiliriz. Taşralı, kasabalı bir insanın ergenlikle delikanlılık arasında bir zaman kesitinde hayatı tanıma ve bir anlam, bir kalıba oturtma çabaları öykülerin çoğunluğunun hâkim unsuru. Önceki Ethem Baran öykülerinden farklı olarak, sürpriz sonlar bekliyor sizi. Ortalama Anadolu insanının farklı zaman ve mekânlarına tekabül eden parçalanmış hatıralar ustaca kolajlanmış, yeni bir biçim verilmiş. Sinematografik bir dil, usta işi anlatım hemen tutukluyor sizi, muhabbet hapsine alıyor. Zorlanmadan, bir solukta okuduğunuz öyküleri bitirdiğiniz zaman eski bir dosttan ayrılmış gibi burkuluyor içiniz.
Unutmadan söyleyeyim bu kitap Türkiye Yazarlar Birliği tarafından ayın kitabı seçildi ve Yunus Nadi hikâye ödülünü kazandı.
Bir kitapta eski fotoğraflarınıza rastlamak ve kitaptan aynaya yönelmek isterseniz, bu öyküleri mutlaka okuyun, her satırına kefilim, pişman olmayacaksınız.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir