“BİR” MATEMATİĞİ VE VAHDET DENKLEMİ

*“Bir” matematiği ve vahdet denklemi

(NOT: Bu yazı, “Riyaziye-2-Riyaziye ilmi” isimli eserimizden nakledilmiştir)

“Bir” matematiğinin vahdet denklemi de aslında terkip denklemidir fakat aynı cinsten birler arası işlemlerle sınırlı olan “bir” matematiğinin terkip denklemi de aynı cins birler arasındadır. Aynı cins birler arasındaki terkip denklemi, farklı cinsler arasındaki terkip denklemine nispeten çok kolaydır. Bu sebeple “bir” matematiği, terkip denklemi değil de vahdet denklemi olarak görülebilir.
“Bir” matematiğinin ufku, “bir denklemi” yani “vahdet denklemi”dir. Vahdet denklemini kuran “bir” matematiği, “iki” matematiğine geçmenin altyapısını kurmuş olur. Zira “iki” matematiği, baştan sona terkip matematiğidir, “bir” matematiği, vahdet denklemi ile “iki” matematiğinin terkip işleminin önünü açar veya onun pilot uygulamasını yapar.
Sıfır ile bir arasındaki riyazi evrenin ilmi olan “bir” matematiği, esas itibariyle tahlil matematiğidir. “Bir”den hareketle birlere ulaşan riyazi işlem, tahlildir. Bu manada “bir” matematiği, biri tahlil ederek, onun bünyesindeki birleri aramak, bulmak, tarif etmek ve kullanılabilir hale getirmekle meşguldür. Sıfırdan bire doğru çizilen güzergah, terkip güzergahı, birden sıfıra doğru çizilen güzergah ise tahlil güzergahıdır. “Bir”, hayatın ortasında ve tabii olarak görünür, bu “bir” muhakkak ki mürekkep birdir ama tezahürü sarihtir. Bu sebeple gözümüzü açtığımızda “bir”i, bir varlığı görürüz.

Tabii olarak gördüğümüz “bir”, mürekkep bir olduğu için, onun tahlili gerekir. Zaten tahlil ve terkip, aynı güzergahın zıt yönleridir. Birisi varsa, diğeri de vardır. Sıfır ile bir arasındaki sahanın tabiatını tahlil ile ifade etmemiz, “bir”i tabii olarak ve zahmetsiz görebilmemizdendir. Tabii olarak gördüğümüz “bir”in, birçok birden mürekkep olduğu gerçeği, tabii olarak gördüğümüz “bir”den başlayarak tahlil güzergahının açılmasını şart kılar. İlim, zaten tabiatı itibariyle, beş hassamızla görmediğimiz varlıkları ve beş hassamızla gördüğümüz varlıkların da beş hassamızla görünmeyen hususiyetlerini tetkik ve keşif için vardır. Varlık, doğrudan görebildiğimiz hususiyetlerinden ibaretse, ilim faydasız bir meşgaleden ibarettir.
*
İlim, hayatın başladığı yerden başlar. İlmin kaynağı hayat veya onun herhangi bir şartlar manzumesindeki hali değildir fakat idrak hayatın başladığı yerde zuhur edeceği için, ilim de orada ihtiyaç haline gelir. Öyleyse insan, varlığı, muhatap olduğu halden başlamak üzere tetkik sürecini başlatır.
Hayat, insan için varlığın ortasında hazırlanmıştır. Dünyanın ölçüsü, kainatın (makro kozmosun) ufku ile zerrenin (mikro kozmosun) ufkunun ortasında olmalıdır. Tam olarak böyle midir bilinmez ama bazı bilgiler bunu düşündürüyor. Öyle ya da böyle, insana bir hayat alanı, bir hayat aralığı hazırlanmış, insan oraya gönderilmiştir. Belli bir ses aralığını duymak gibi, belli bir mesafeyi görmek gibi, belli bir düşünce ufkuna sahip olmak gibi… Muhakkak ki insan, bu afakı aşacak tabiat özellikleriyle yaratılmış olarak bu hayat alanına gönderilmiştir.
İlim, içine doğduğumuz hayat alanının ufkunu aşmak, tabiatımıza gömülmüş hususiyetlerin daha geniş olan ufkuna yürümek içindir. İlim, içine doğduğumuz vasattan başlayarak, derinlik güzergahında tahlil, yükseklik güzergahında terkip marifetiyle yol almayı mümkün kılan disiplinli bilgi demetidir. Tecrit ise hem tahlil güzergahında hem de terkip güzergahında mümkün, mevcut ve elzemdir.
*
Sıfır ile bir aralığı, hayata “bir” ile başladığımız için, tahlil güzergahını teşkil eder. Riyaziyenin bidayetinin sıfır olması, hayata oradan başladığımız manasına gelmez. Varlık sıfırdan başlasa da, hayat sıfırdan başlamaz, varlığın içinde başlar ve zaten “saf bir” ile başlar.
Gözümüz açtığımızda gördüğümüz varlıkların, “saf bir” veya “mürekkep bir” olduğunu bilmeyiz. İlimde biraz mesafe alındığında görülür ki, her şey terkipten ibarettir. Ortasından başladığımız varlığı, bir taraftan tahlil etmeli diğer taraftan terkip etmeliyiz. Tahlil ve terkip faaliyetini ise ancak tecritle gerçekleştirebiliriz.
*
İnsanlık; tecrit, tahlil ve terkip faaliyetini, insiyaki de olsa yapıyor. Hayatın her tarafı bu üç işlemle dolu, her sayısız tecrit, tahlil ve terkip yapıyoruz. Yanlış yapıyoruz, ölçüsüz yapıyoruz, doğru neticeleri alıyor veya alamıyoruz ama bunları yapıyoruz. Cins kafalarda ise bu faaliyetlerin ufkunu görüyor, manasının ne olduğunu onların tefekkür hamlelerinden anlıyoruz.
İnsiyaki olarak yaptığımız tecrit, tahlil ve terkip teşebbüsleri, umumiyetle doğru ölçü ve kıvamı bulamadığı için müspet netice vermiyor. İki kişinin arkadaş olması, birbirlerinde hoşlarına giden özellikleri dikkate alıp, farkına bile varmadan zihninin bir taraflarında, hoşuna gitmeyecek özelliklerinden tecrit etmek yoluyla gerçekleşmektedir. Mesele toplama işlemi seviyesinde kaldığında, yani çok seyrek münasebet kurulduğunda, arada sırada bir araya geldiklerinde problem çıkmıyor ama münasebet yoğunlaştığında “dostluk” mefhumunda terkip olması gerekiyor. Dostluk, ara sıra bir araya gelen arkadaşlıktan çok ileri bir münasebet ağı ve derinliği oluşturduğu için, bir müddet sonra hoşlanmadıkları özellikleri olduğunu da fark ediyor, bunu da, bedeli olan bazı yanlışlardan sonra görüyor ve münasebet yoğunluğu terkip ile neticelenmiyor aksine kavgayla bitiyor. Mesela bir kadın ile bir erkeğin, “aile” mefhumunda bir araya gelmesi ancak terkip denklemiyle kabildir, terkibin ölçü ve kıvamı yakalanmadığında kısa sürede boşanmalar meydana geliyor.
Bir boyutlu birler matematiğinde terkip usulü ile iki boyutlu “iki” matematiğinde terkip usulü farklı ufka sahiptir. Bir boyutlu birler matematiğinde terkip, aynı cins birler arasındaki gerçekleştiği için, terkip; kendini oluşturan unsurları hususiyetlerinden uzaklaştırmıyor. “İki” matematiğinde, farklı cinslerin terkibinden bahsettiğimiz için, terkip; kendini oluşturan unsurların hususiyetlerini görünmez hale getirebiliyor.
Vahdet denklemi, aynı cins “bir”lerin terkibidir. İnsanlar bir araya gelerek aileyi oluşturuyor, aile; kendini oluşturan unsurların özelliklerinin toplamından fazla özellikler taşıyan bir terkiptir. Bununla birlikte, kadın ve erkeğin özelliklerini tamamen ortadan kaldırmıyor, sadece terkibi mümkün kılacak ayarlamalar yapıyor. Bu ayarlamalardan sonra ortaya çıkan netice, iki kişinin özelliklerinin toplamından fazla bir şey haline geliyor.
Belli sayıda insan bir araya geliyor, bir gurup, bir cemaat, bir içtimai bünye oluşturuyor. Ortaya çıkan içtimai terkip, unsurların tamamının özelliklerini belli nispetlerde taşıyor ama onların toplamından fazla bir özellik listesi oluşuyor. Terkip kıvamına uygun olmayanlar bünyede yaşayamıyor ve ayrılıyor, yani terkip, kendini zehirleyecek unsuru bünyesinden atıyor. Cemaatlerdeki içtimai terkibin doğru yapılıp yapılmadığı başka bir mevzu ama ortaya bir içtimai terkibin çıktığı, ona uyamayanı bünyesinden attığı veya o unsurun kendisinin ayrıldığı vakadır. Dolayısıyla bir terkip olduğu açık…
Riyaziye serimizin beşinci cildinde tetkik edilen “Beşeri riyaziye”, bir boyutlu bir matematiğinin tatbikatlarından birisidir. Riyaziye tamamlansaydı, içtimai riyaziye gibi tatbikatlarına sıra gelecekti. Beşeri riyaziye, içtimai hadiselerdeki riyazi sırları, özellikle içtimai bünyelerin terkip sırlarını, terkip ölçülerini, terkip kıvamını tetkik etmektedir.
*
Vahdet denklemi, farklı cins birler arasında muhaldir. Bu sebeple bir boyutlu “bir” matematiği kıymetsiz değil, aksine ciddi faydaları ve neticeleri var. Fakat bir boyutlu “bir” matematiğinin vahdet denklemi kurulamadığı, aynı cins “bir”ler arasındaki terkip gerçekleştiremediği için mevcut matematik değersizleşmektedir. Sadece toplama yapan mevcut matematik, herhangi bir film için sinemaya giden birbirinden habersiz kalabalıkları oluşturur ancak.
Aynı cins “bir”leri beşeri ilimler mecrasında kadimden beri terkip eden insanlığın, bunun matematiğini kuramamış olması hazindir. İçtimai terkibi, en yoğun, en derin, en girift, en nizami altyapıyla kuran İslam medeniyeti, riyaziyeyi ikmal edemediği için “Beşeri riyaziye” tatbikatına ulaşamamıştır. İçtimai terkibin mimari karargahı olan tekke, terkip kıvamındaki üstün idrak ve tatbikatı gerçekleştirmiş olmakla meşhurdur. İçtimai terkipte, tarihteki İslam cemiyetlerinin emsaline dünyada rastlanması muhaldir. Böyle bir zihni ve ilmi altyapı ve maharet, riyaziyenin ikmali ve muhtelif sahalarda tatbikat numuneleri oluşturmak için ihtiyaç duyduğumuz müktesebatı telif etmiştir.
“Bir” matematiğindeki terkip, “iki” matematiğindeki terkibe göre daha kolay, daha basit ve daha zahmetsizdir. Aynı cinslerin terkibi, farklı cinslerin terkibine göre tabiaten daha kolaydır, anlaması da tatbikatı da… Fakat aynı cinslerin terkibinde göze çarpmayan bir zorluk var ki, teşebbüsleri umumiyetle akamete uğratan odur.
Aynı cinslerin bir araya gelmesi, birlikte bir şeyler yapabilmesi, terkip ihtiyacını ortadan kaldırıyor veya seyrek münasebet ağının terkip zannedilmesine yol açıyor. Basit tuzakların girift tuzaklardan daha etkili olduğu çağ, idrak zafiyetinin insan haysiyet sınırını aştığını gösterir. Aynı cinslerin bir araya gelmesinin terkip ihtiyacını ortadan kaldırması, kalabalıklarla cemaatin veya cemiyetin arasındaki farkın anlaşılmaması demektir ki, bu kadar derin bir tefekkür krizi, kıymetlerin katli ve kıymet ölçülerinin istismarı için uygun vasatın oluştuğunu göstermez mi? Bir ülkede, idrak ve tefekkür mecralarındaki basit tuzakların yaygın şekilde işe yaramaya başlaması, idrakin satıhta kaldığına, tefekkürün de gevezelik haline geldiğine işarettir.
*
Aynı cins “bir”lerin terkibindeki zorluklardan birisi de, tecrit bahsiyle ilgilidir. Aynı cins “bir”lerin müşterek hususiyetleri fazladır. Müşterek hususiyetlerin fazlalığı, sathi idrakler için terkip ihtiyacını ortadan kaldırıyor. Aynı cins “bir”lerdeki tecrit, hususiyet gösterir ve çok ince bir hat takip eder. Kaba hatlarıyla tecrit (kabalık kelimesi ile tecrit mefhumun bir arada kullanmak garip) faaliyetini bile gerçekleştiremeyenler, hususiyet isteyen ince tecrit faaliyetini zaten gerçekleştiremezler.
İnsan dışındaki varlıkların tabiat haritasındaki benzerlik nispeti çok yüksektir, insan cinsindeki tabiat haritası ise çok girift… İnsandaki tabiat haritası ise kendine münhasır hususiyetler taşıyor.
İnsan tabiat haritası, müşterek havuz olarak insanlara mizaç hususiyetlerini sağlıyor. Her insan, müşterek havuzdaki hususiyetlerin kahir ekseriyetini kendinde mizaç hususiyeti olarak bulabilir. Kaba bir anlayışla meseleye bakılınca, insanların müşterek hususiyetleri fazla zannediliyor. Oysa her insan, müşterek havuzdan mizaç hususiyetlerini farklı nispet ve miktarlarda almıştır, aynı hususiyeti binlerce insanda görmek mümkündür ama nispeti farklıdır. Bu durum, felaketle neticelenen yanlışlara sebep olmaktadır. Mesele burada bitmiyor, her insan müşterek havuzdan farklı miktar ve nispetlerde aldığı mizaç hususiyetlerinin terkibinden meydana gelmiştir. Farklı nispetlerdeki mizaç hususiyetleri, kendi aralarında muhteşem bir terkip mimarisine sahiptir ve bu durum her insanı farklı bir ferd haline getirmektedir. Esas yanıltıcı olan nokta da burasıdır.
Bir mizaç hususiyetini binlerce insanda görebilirsiniz ama bir taraftan o hususiyetin miktarını (gücünü) tespit için diğer taraftan tüm mizaç hususiyetlerinden meydana gelen terkibin tespiti için çok ince bir tecrit faaliyeti gerekir. Aynı mizaç hususiyeti, içinde bulunduğu terkibin bünyesine göre farklı neticeler verebilmektedir. Kainatta insan kadar girift bir varlık olmadığı dikkate alınırsa, aynı cins “bir”lerin terkibinin insan bahsinde ne kadar zor olduğu anlaşılır.
*
İnsanı hayvanın bir çeşidi olarak gören batı kafası, insan cinsleri arasındaki terkip hamlesini gerçekleştiremezdi. Nitekim gerçekleştiremedi ve liberalizmde karar kıldı. Liberalizm, aynı cins “bir”lerin başıboş bırakılmasıdır, bunun efsunlu ismi ise hürriyettir. Felsefedeki diyalektik işleyişin insan telakkisindeki son menzili olan sosyalizm, içtimai terkip teşebbüsüydü. Özü itibariyle cemiyet mefkuresiydi sosyalizm, yani aynı cins “bir”leri terkip teşebbüsüydü. Ama batı kafası, içtimai terkip gibi girift bir meseleyi anlayamazdı ki inşa edebilsin. Neticede sosyalizm liberalizmden daha erken çöktü. Sosyalizmin erken çökmesi mukadderdi zira cemiyet terkibi, girift, derin, ince bir tecrit ve terkip mahareti isterdi. Oysa liberalizm, hiçbir cehd istemez, bırak insanları ne yaparsa yapsın türünden tefekkür fakiri bir siyasi tavırdır. Sosyalizmden daha uzun sürmesi ise, nefs gibi bir kaynağa sahip olmasıydı. Cemiyet terkibi, nefsin aşılmasını ve ruhi kaynaklı bir ahlaki altyapı kurulmasını, yani fedakarlığı gerektiriyordu.
Liberalizmin matematiği olmaz, başarabilselerdi sosyalizmin matematiği olabilirdi. Liberalizm, kelle saymaktan ibaret bir matematiğe ancak geçit verebilir ki, mevcut matematik onun için fazla bile gelir. Ne var ki sosyalizm, bütün bu inceliklerden habersiz bir ütopyanın peşine düştü, materyalist felsefi altyapının üzerine, idealist bir cemiyet numunesi teklif etti. Komik, hangi ahlak ve fedakarlık anlayışıyla yapabilirsin ki bunu.
Liberalizmin anlamadığı ama umursamadığı, sosyalizmin ise anlamadığı ama üzerine bina etmeye çalıştığı terkip mimarisindeki temel mesele, merkezi terkip unsurudur. “Beşeri riyaziye” kitabında görüleceği üzere, aynı cinsler arasındaki terkip denkleminde, merkezi terkip unsuru ya aynı cinslerden birisi, yani insan ya da aynı cinslerin dışındaki tek terkip unsurudur, iman gibi, ahlak gibi, mefkure gibi… Bunların son ikisi de aslında imanın tezahürleridir. Önce imanı, sonra da onun tezahürleri olarak ahlak ve mefkureyi telif ve teklif etmek gerekiyor, sosyalizm-komünizm iman üretemedi çünkü materyalistti, buna rağmen mefkure üretmeye çalıştı, komikleşti. İlliyet silsilesini tersten işletmeye kalkıştı, tabii ki olmazdı, olmadı. Çünkü evlat babayı doğuramazdı.
*
Vahdet denklemi, aynı cinsleri terkip ederek “bir”e ulaşmaktır. Sıfır ile bir arasındaki bir boyutlu “bir” matematik sahasındaki vahdet denklemi, aynı zamanda tahlil yoluyla “bir”i oluşturan birleri, kendi özellikleriyle keşfetme maharetidir. Terkip yoluyla “mürekkep bir”e ulaşmak, tahlil yoluyla mürekkep birin unsurlarının hepsini tek tek “bir” halinde tefrik etmektir. Bu işin “Beşeri riyaziye” bahsi için İslam’daki bilgisi ahlakta, mahareti ise tasavvuftadır. İslam ahlakı, “Beşeri riyaziye”nin müntehasını gösteren bir terkip mimarisine sahiptir.
Aynı cins birleri toplamaktan başka bir iş yapamayan mevcut matematik; varlık, insan ve hayat bahislerine o kadar yabancıdır ki, binlerce yıllık insanlık tarihinde her gün yaşadığımız milyarlarca terkip misaline rağmen çok basit seviyede kalmıştır. Aynı cins birleri toplamaktan ileri bir safhaya ulaşır, terkip denklemini kurmaya başlarsak, zaten “Beşeri riyaziye”yi de kurmuş olacağız.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir