BÜTÜN FİKRİ VE EKLEKTİZM

BÜTÜN FİKRİ VE EKLEKTİZM

(Terkip ve İnşa dergisi 6. sayı)

Hakikat yekparedir, tüm alemleri kuşatır. Bütün zamana ve mekana şamildir. Hakikatin ta kendisi olan İslam, dolayısıyla hayatı tüm üniteleri ile kuşatır, çünkü Allah’ın dininde boşluk ve zafiyet yoktur. “Kurucu şahsiyet”lerin öncülüğünde, mutlak ilim merkezli, akl-ı selim, kalb-i selim ve zevk-i selim eksenli olmak üzere hayatın tüm alanları inşa edilir. Kurucu şahsiyetler hayatı inşa ederken; akl-ı selim, kalb-i selim ve zevk-i selim ile “mutlak ilme” bağlıdırlar. Hayatın inşası meselesi de dünya görüşümüzde olduğu gibi hakikate ayarlıdır, bu sebeple yekpare, yeknesak ve müstakildir.

Tüm inşa faaliyetlerimizde bütünlük fikrine uygun hareket edilmesi gerekir. Hayatı kuşatan tüm alanlar inşa faaliyetini beklemektedir. İnşa edilemeyen tüm hayat alanlarında tefekkür zafiyetimizin olduğunu ve bu alanlardaki zafiyetten dolayı, boşluk kabul etmeyen hayatın başkaları tarafından üretilen hayat telakkileriyle işgal edildiğini artık anlamalıyız. Kendi hayatımızı kendi dünya görüşümüze nispetle inşa etmediğimiz için de, sarih veya zımnen batıya davetiye çıkarmış olduğumuz açık. Hikmet ve irfanı kaybettiğimiz için oluşan boşluğun felsefe tarafından doldurulması kaçınılmazdır, son birkaç asırdır böyle de olmuştur. Birkaç asırlık tecrübeye bakarak, felsefenin tek tefekkür mecrası olduğu vehmine kapılmak, bizim idrak zafiyetimizi bile idrak edemediğimizi gösterir. İdrak edememek marazi bir durumdur ama idrak edemediğimizi idrak edememek, taklitçiliği tek alternatif haline getirir. Taklitten kurtulamayanların önünde, kadim müktesebatımızı taklit edip basit seviyede Müslüman kalmak ile batıyı taklit edip İslam’dan uzaklaştığını bile anlamamak üzere iki ihtimal mevcuttur. Kadim müktesebatı ilmihal üzerinden taklit edenler, samimi iman sahibidirler ama kendilerinden başka kimseye ilim, irfan ve tefekkür sahasında bir faydası yoktur. Batıyı taklit eden modernist-mealci kişiler ise kaçınılmaz olarak hayatlarını eklektik haritaya çevirmiş; İman, İslam, İhsan bahislerinin saf haritasını bir daha bulamayacak derecede merkezden uzaklaşmıştır.
Bilindiği gibi eklektik felsefede Muhtelif ve hatta birbirine zıt sistemlerden seçilen, iktibas yapılan anasır cem edilerek yeni bir felsefi sistem meydana getirilir. Pratik faydaya yönelik iyileştirmeler olduğu zaman zaman görülse de, farklı bilgi telakkilerine bağlı üretimler olduğu için, bidayette bağlı olduğu dünya görüşünün nüvelerini muhtevasında taşıdığından, teşebbüsün nihayetinde doğru, güzel, iyi çıkmaz.
Birbirine zıt, birbirlerini dışlayan iki farklı epistemoloji ve ontolojinin doku uyuşmazlığı kaçınılmazdır. Bu tezat, tevhit ve vahdetten telif edilecek “bütün fikri”ne mugayirdir. Hayatımızı kuşatan mevzu ve sahaların her birini, aynı hakikatin bütünlüğü içerisinde idrak ve inşa etmek gerekir.
Batılılaşma sürecine girdiğimizde, aydınlarımız batının maddi kalkınmışlığının da etkisi ile, batının teknolojisini alalım ahlakını almayalım savrukluğu ile teknoloji transferi gerçekleştirme yoluna gitmişler. Sonuç olarak batının kendi bütünlüğü içinde oluşan, toplumun, ihtiyaçlarının rasyonelize olmuş hali olduğunu düşünemediler, sadece teknik ve teknoloji ünitelerinin aktarımını yapacaklarını zannettiler. Ama ahlakları da peşinden geldi. Teknoloji de paradigma içi üretimlerdir, toplumun ve dayandıkları varlık ve bilgi sistemlerinin izlerini, yer yer mührünü taşırlar. Paradigma bütünlüğü içinde olmayan aktarımlar eklektizme davetiye çıkarır. Bu konu açısında fikir teknesi külliyatının teklifi olan “İslam irfanının teknolojisi” kayda değer bir önem arz etmektedir.
Konuya parça bütün ilişkisi zaviyesinden baktığımızda, Hz. Ali efendimizin hikmetli sözünü hatırlamalıyız; ”Parça bütünün habercisidir”… Bu hikmet mucibince; parça yani herhangi bir hayat alanımızı inşa edecek olsak da, hakikatin yekpareliğinden yola çıkmalı, akl-ı selim marifetiyle mananın sureti inşa edilmelidir. O mana ki, hakikatin ilgili mevzua dair tecelli ve tezahürüdür, öyleyse parça bütünün ruhuna yani asli mihrakına uygun inşa edilmelidir.
Eklektik savruklukların oluşturduğu mevzu haritası, yamalı bohça gibidir. Hayat alanlarında olsun, nazari alanlarda olsun, hakikatin yekpareliğine mugayirdir. Hakikatin mana ve muhtevasına uygun değildir. Hakikatin ruhunu taşımaz, terkibi olmaz.
İçinde yaşadığımız bilgi kaosunda, bilerek veya bilmeyerek yakalandığımız eklektik haritalardan kurtulmanın yolu ancak ilimlerin tasnifi ile mümkündür. İlimlerin tasnifi marifetiyle bilgiye İslam’ın mührünü basmak kabil olacağı için, terkip güzergahının ana caddesi altın taşlarla döşenmiş olur. Terkip inşa edilebildiğinde vahdet tesis edilecek, vahdet ise tevhidin yolunu açacaktır. Hakikat idraki ile telif edilmiş İslami dünya görüşümüz; muhakkak ki diğer dünya görüşlerinden ve parça parça kurulmuş tüm alt sistemlerinden müstakil bir dünya görüşüdür. Temelinde tevhit vardır, vahdet vardır. İslam kaynakları açısından da şirk kabul etmez çözümlerini, kendi öz mihrakında bulur.
Eklektik haritalar, yabancı felsefi ve nazari unsurlar taşıyacağı için, farklı bir bilgi telakkisinin unsurlarını ihtiva eder. Eklektik mevzu haritasını kabul etmek, meseleyi derinliğine tetkik ve idrak edenler için İslam’ın eksik olduğu iddiasıdır. (Haşa) Eksik olduğu düşünüldüğü için başka bilgi telakkilerini de ihtiva eden eklektik mevzu haritası kabul edilmektedir. Kendi idrak zafiyetini, İslam’ı inkas etmek için mazeret haline getiren ahmak kontenjanının arttığı bir çağda yaşamak ıstırap vericidir. Anti-kapitalist Müslümanlar, İslam sosyalizmi, Liberal İslam gibi sentez (terkip değil) teşebbüsleri, özü ve müellifi itibariyle oryantalist taarruz olmasına mukabil, idrak zafiyetinden ve parçalanmış zihni evrenlerden dolayı bu topraklarda taraftar bulabilmiştir.
Eklektik yaklaşımların işgal ettiği Müslüman zihinler, İslam’ı, belli bir zaviyeden okuma alışkanlığına savruldular ve kendi zaviyelerini (açılarını) İslam zannetmek hatasına düştüler. “Kur’an’ı o açıdan okuyunca şunları anladım” türünden laflar, Kitabı herhangi bir açıdan okumanın zararını açıkça göstermesine rağmen, açısız olarak (veya üç yüz altmış derecedeki tüm açılardan) okuma ihtiyaç ve idrakini tahrik etmemektedir. Bunlar, açı açı gezen ama bir türlü “Bütün fikre” yabancı olanlardır, kadim müktesebatın tüm açıları cem ve tertip eden kuşatıcı idraki ret ettikleri için eklektizme düşmekten kurtulamazlar.
Kadim müktesebatı reddeden nev -zuhur grupların eklektizme düşmeleri kaçınılmazdır. Ne var ki onlar “merkezkaç düşünce” oldukları için dikkatimizi ve rikkatimizi fazla cezbetmez. Umurumuzda olan, dikkatimizi celbeden, rikkatimizin mevzuu olan Müslümanlar, Ehl-i Sünnet dairesinde olanlardır. Bunlarla ilgili bazı tezahürler ise hicranımızdır. Bunların her biri hayatın bir alanında faaliyet göstermekte, kendi alanını ise İslam’ın bütünü gibi anlamakta veya en mühim mesele gibi kabul etmektedir. Kardeşin kardeşten şikayeti olarak kabul edilmesi ve samimiyetimize inanılması talebiyle söylemek durumundayız ki, “parça fikir” parça çözüme yönelir, bu da İslam’ın ruhuna uymaz. İslam küllidir, bütünün idrakini ister. Konuyu Haki DEMİR’İN dergimizin birinci sayısındaki teşhisi ile bitirmek istiyorum. “… Hangi camiaya, cemaate, gruba, ekole bağlı olursa olsun, ilim, irfan ve tefekkür faaliyetlerini İslam medeniyet tasavvuru ve inşası ufkuna bağlı şekilde yapmayı şiar edinme vakti geldi. Hususen, bir cemaat ufkundan medeniyet tasavvuru çıkmayacağı için, tüm İslami bünyeleşmelerin nazari ve ameli çalışmalarını bu istikamete teksif etmesi, hem telif ve tefekkür çabalarının derinleşmesini temin eder hem de müşterek faaliyet alanı ve altyapı ihtiyacını karşılar.” Kısaca, İslam medeniyet tasavvuru, İslam’ın mümkün olan en geniş ufkunu gösterir, tefekkürümüzün de müntehasıdır. İslam medeniyet tasavvuru da hakikate nispeten oluştuğu için eklektik yaklaşımlara müsaade etmez.
A.Bülent CİVAN

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir