BÜYÜK ÇÖKÜŞ-3- MÜSLÜMANLARIN TARİHİ MESULİYETİ

Müslümanlar, batının büyük çöküşü konusunda kendilerini çok hızlı şekilde ikna etmeliler. Çünkü bu konudaki tartışma beyhudedir ve zaman ve enerji israfına yol açar. Bu konuda kendini ikna etmeyenler veya ikna edilemeyenler, birçok sebepten bahsedebilirler ama tüm sebeplerin neticesi aynı noktaya çıkar. Bu nokta; “Ya batı büyük çöküşü yaşamıyorsa” ve “biz yanlış teşhis yapıyorsak” endişesi veya düşüncesidir. Bu endişe doğru olsa ve hakikaten batı küçük krizler yaşıyor ve kısa süre sonra tekrar dimdik ayağa kalkacak durumdaysa ne olacak? Bu endişenin zihinleri vakumlamasına fırsat ve imkan tanınmamalıdır. Zira batının büyük çöküşünün gerçekleşmeye başladığı teşhisinin doğru veya yanlış olması halinde Müslümanların yapmaları gereken iş aynıdır. İki ihtimalde de aynı işlerin yapılacak olması bu tartışmayı bitirmeye kafidir. Bu sebeple batının çökeceğine olan inanç, Müslümanların kendilerine gelmelerine vesile olacaktır.
Batı medeniyetinin çökmesi yalnız başına bir şey ifade etmez. Esas önemli olan nokta, dünyada yeni bir medeniyet kuracak anlayış, fikir ve bilgi kaynaklarına sahip bir dünya görüşü ve kültür ikliminin olmamasıdır. Yeni bir medeniyet kurulamayacak olmasının manası, tüm insanlığın “vahşet çağına” gireceğini gösterir. Tüm dünyayı saracak bir vahşet çağı, insanlığa çok pahalıya patlar. Tarihte eşi görülmemiş bir yıkım ve kıyım yaşanır.
Batının dünyaya hakim olduğu son birkaç asırdır zaten “vahşet çağı” yaşanıyor. Fakat batı medeniyetinin muhtevasında mevcut olan “vahşet”, bilim ve teknolojideki gelişmelerle görünmez kılınmıştır. Oysa ki, bilim ve teknolojideki gelişmelerle üretilen araçlarla batı, sadece yirminci asırda yüzmilyona yakın insanı katletmiş ve katline sebep olmuştur. Yirminci asırda katledilen insan sayısı sadece istatistik olarak görülmeyecekse eğer, batı medeniyetinin insanlığa maliyeti, tarihteki hiçbir medeniyetin bedeli ile mukayese edilemez.
İnsanlık namına batı ile hesaplaşmak ve batının cesedini yeryüzünden kaldırmak vazifesi, yeryüzündeki tüm insanların mesuliyetindedir. Batı büyük çöküşü yaşamıyor olsa da dünya bu hesabı görmek mecburiyetindedir. Eğer batı büyük çöküşü yaşıyorsa, dünya bu çöküşü fırsat bilmeli ve batılılaşmış uzuvlarını kesip atmalı ve anlayışlarını da batıdan bağımsızlaştırmalıdır. Dünya, batılılaşmış olmasından dolayı batıyı başka coğrafyalarda yaşatmak durumunda kalmamalı, hem kendini ve hem de batıyı, batının çirkefliğinden bir an önce kurtarmalıdır.
Batı medeniyet katliamı yaptı ve kendinden başka bir medeniyetin yaşamasına fırsat vermedi. Bu durum önceleri batının tek medeniyet ve tek hakim olarak varlığını mütemadiyen sürdüreceği vehmini üretti. Tüm medeniyet mümessilleri bu vehme sahip olduktan sonra kendi kaynaklarını terk etti ve batılılaşmaya başladı. Ne büyük, ne vahim, ne akılsız bir hata… Bu vehim yerleşik hale gelince, diğer medeniyet havzalarında, insanlar kendi medeniyetlerine ihanet etmeye ve kendi medeniyetlerini gönüllü tasfiye faaliyetine başladılar. İnsanlık tarihi bu çapta bir rezillik, bu büyüklükte bir kepazelik, bu derinlikte bir idrak zafiyeti, bu enginlikte bir ihanet görmedi. Bu hadisenin en büyüğü de son medeniyet olan İslam medeniyetinin nihai kalesi Türkiye’de yaşandı. Türkiye’de İslam’ı ve İslam Medeniyetini, bizzat bu ülkedeki insanlar tasfiye etti.
*
Yeni bir medeniyet kurabilecek kaynak sadece İslam’da mevcuttur. Öyleyse, Müslümanlar sadece batı ile hesaplaşmak veya yeniden dirilmek gibi sebeplerle sınırlı olmaksızın tüm insanlığı vahşet çağından ve eşi görülmemiş yıkım ve kıyımdan kurtarmak için de medeniyet kurmakla mesuldürler, hatta buna memurdurlar.
İslam’ın tüm kaynakları muhafaza edilmiştir. Bu kaynaklar tarihte çok sayıda İslam Medeniyeti inşa etmiştir. Endülüs İslam medeniyeti, Hind İslam medeniyeti, Türkistan İslam medeniyeti, Selçuklu ve en son Osmanlı İslam medeniyeti… İslam medeniyetleri batı medeniyetinden mukayesesiz şekilde ileridedir. Batı medeniyeti yeni olmasına ve İslam medeniyetleri daha eski olmasına rağmen, İslam medeniyetleri batı medeniyetlerinden çok ileridir. Batı medeniyetinin ileri olduğu alanlar, pozitif bilimler ve bunun tatbiki olan teknolojidir. Bunların dışındaki tüm alanlarda kronolojik olarak daha önce olmasına rağmen İslam medeniyeti, batı medeniyetinden fersahlarca ileridedir. Musiki de hala Osmanlı medeniyetinin tozuna yetişememiştir. Musiki ile ruh hastalıklarını tedavi etmek gibi bir konu başlığı yoktur hala batının… Edebiyat ve şiirde batı medeniyeti ile İslam medeniyetlerinin mukayesesini yapmak, idrak zafiyetinden başka bir şey değildir. Mimariden şehirleşmeye, yardımlaşmadan dayanışmaya, içtimai nizamdan ferdi hürriyete kadar her alanda İslam medeniyeti hala batı medeniyetinden bin yıl ileridedir. Her alanı tek tek saymak ve mukayese etmek bu yazının hacmini aşar. Söylemek istediğimiz nokta şudur; Müslümanlar, tarihte kurulmuş olan medeniyetlerini yeniden tetkik ederlerse göreceklerdir ki, bir çok alanda yeniden keşfe gerek kalmaksızın inşa faaliyetine başlayabilirler.
İslam medeniyet tarihi, medeniyet çöplüğü değil, yeniden kurulacak medeniyetin malzemelerini muhafaza ediyor. Bu gün içinden çıkılamayan sayısız içtimai meselenin Osmanlı da dahiyane bir şekilde çözüldüğü görülecektir. Şeklinin yeniden üretilmesi lüzumu açıktır ama Osmanlıdaki birçok müessese hala fevkalade işe yarayacaktır.
Müslümanların tefekkür faaliyeti medeniyet çapında gerçekleşmelidir. İslam’ı anlama çabasını, “Kur’an-ı anlamalıyız” cümlesine sıkıştıranlar, tarihi bir hata yapıyorlar. On dört asırlık İslam medeniyet müktesebatını ve tecrübesini yok saymak, batının İslam medeniyetini imha etme çabasından daha ağır zararlar veriyor. Her Müslüman’ın tek tek, İslam medeniyet müktesebatından müstakil olarak Kur’an-ı Kerim’i anlama çabasına girmesi, “bedevi anlayış” üretiyor. Kur’an-ı Kerim’i medeniyet çapında anlayamayacak olanların, ilmihal bilgisiyle hayatını idame ettirmesinde fevkalade fayda bulunmaktadır.

HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir