BÜYÜK ÇÖKÜŞ -2- BATI NASIL TASFİYE EDİLMELİ?

Batıdaki kriz aslında felsefi krizdir. Felsefi kriz, derin bir kriz olduğu ve filozoflarca ancak teşhis edilebildiği için anlaşılması biraz zordur ve zaman alır. Batının felsefi krize yuvarlanması ise yaklaşık bir asır öncesinde başladı. Bu güne kadar derinleşerek geldi lakin bu teşhisi yapan sesler cılız kaldı ve çağımızın gürültülü hayatında kendini duyuramadı. Batı felsefi üretimlerinin neticesi olarak elde ettiği bilim ve teknolojinin zirvesine bu dönemde ulaştığı için ne felsefi krizi teşhis etmekte maharet gösterebildi ne de felsefi krizi umursadı. Bir asra yakın zamandır devam eden felsefi krizin teşhis edilememesi ve umursanmaması, krizi çözülemeyecek kadar derinleştirdi. Artık batı felsefi krizi çözmenin zihni organizasyonlarından fersahlarca uzaklaştı.
Konut kredileri krizi veya finansal kriz veya başka çeşit iktisadi krizlerle vakit kaybeden batı, krizi derinleştirmekten başka bir şey yapmıyor. Herhangi bir iktisadi kriz çeşidi ile bile baş edemeyen batı, (kriz, iktisadi kriz bile değil) daha derinlerde gerçekleşen ve bugün neticeleri ortaya çıkan felsefi kriz ile hiç baş edemeyecektir. Bu krizi en derin noktasına kadar ve doğru teşhis edenler, dünyanın geleceğine sahip olacaklar.
Yirminci asrın sonlarına doğru dünyanın hemen hemen her coğrafyası maalesef batılılaşma macerasını ciddi şekilde ilerletti. Doğrusu batının felsefi altyapısı dünyaya yayılmadı ama daha yüzeye yakın batılı kavrayış formları dünyayı işgal etti. Batı dışında kalan “batılılaşmış coğrafyalar”ın yaşayacağı kriz çok daha ilginç olacak ve doğrusu batının yaşadığı derin krizin sahtesini yaşayacaktır.
Batı ile beraber dünya da, batının krizini çözemeyecek ve anlaşılmaz çalkantılar yaşanacak. Dünyanın batılılaşmış coğrafyalarının batı anlayışına alternatif üretecek fikri/felsefi kaynakları olmadığı veya batılılaşma sürecinde kalmadığı için yeni bir hayat ve medeniyet üretimi mümkün görünmüyor. Batının dünyayı felsefi (aslında kültürel) ve fiili işgali neticesinde tüm medeniyetleri ve medeniyet kaynaklarını yok ettiği için, dünya, tarihinde hiç bu kadar derin bir medeniyet krizine yakalanmamıştı. Batı, kendi dışındaki medeniyetleri imha etmekle hem kendini ve hem de insanlığı sonu gelmez bir çöküşe sürükledi.
*
Dünyada medeniyet üretebilecek derli toplu kaynak ve çok sayıda medeniyet üretmiş olmakla devasa bir medeniyet tecrübe ve birikimine sahip olan sadece İslam kaldı. Tarihte farklı coğrafyalarda ve farklı kavimlerle medeniyetini üretebilmiş olan İslam, tekrar medeniyet üretebilecek kaynaklarını muhafaza etmiştir. Batının dünyayı işgal ve medeniyetleri imha etmesinden, İslam coğrafyası da nasibini almıştır. Fakat İslam, medeniyet kaynaklarını muhafaza edebilmiş tek din ve tek dünya görüşüdür. Bu sebeple batı medeniyeti dışında bir medeniyet inşa etme imkanı devam etmektedir.
Müslümanlar öncelikle bu durumu bilmeliler. Batının teorik katliamlarından Müslümanlar da ağır zayiatlar verdiler ama dünyada da tek medeniyet kaynağına sahip olarak kaldılar. Bundan sonra dünyada kurulacak medeniyet, mecburen İslam medeniyeti olacaktır. Bu durum, Müslümanların üzerine tarihi bir mesuliyet yüklemektedir. Sadece Müslümanlar için değil aynı zamanda tüm insanlık için yüklenmiş bir mesuliyet…
*
Batının çöküşünün temel sebebinin felsefi kriz olması ve dünyanın diğer coğrafyalarında medeniyet inşa edecek çapta bir teorik (fikri) üretimin halen gerçekleşmiyor olması, dünyada yaşanacak olan mücadelelerin felsefi/fikri mahiyette değil, güçler çatışması şeklinde olacağını gösteriyor. Batının hem filozofik üretim zafiyeti hem de sahip olduğu devasa güç yığınakları, mücadelenin fikri mücadeleden ziyade güç mücadelesine savrulmasına sebep olacaktır. Batı, çökerken kendisinin güçlü olduğu alanlarda ve sahip olduğu güç çeşitleriyle mücadeleyi yürütmekte ısrar edecektir. Müslümanların bu noktada mümkün olduğunca mücadeleyi fikri alana taşıması birinci stratejileri olmalıdır.
Dünyadaki mücadelelerin fikri sahaya taşınması ve burada tutulabilmesi için iki şart var. Birincisi, dünyanın içine yuvarlandığı kriz ile ilgili ciddi ve ikna edici teşhisler yapılabilmeli ve uygulanabilir projeler geliştirilebilmelidir. Uygulanabilir projeler, batı için de işe yaramalı ve batı, kurtuluşunun bu projelerde olduğuna kanaat getirebilmelidir. Ve gerçekten de uyguladığı takdirde işine yaradığını görmelidir. Böyle bir ihtimal, batının, mücadeleyi fikri/felsefi alanda yürütmesine ve çıplak güç mücadelelerinin vahim neticelerinden uzaklaşmasına vesile olabilir. Ne var ki bu ihtimal kendi muhtevasında ciddi bir tehlikeyi barındırmaktadır. Batının da işine yarayan projelerin batıyı ayakta tutması ihtimali… Batıyı ayakta tutacak her ihtimal, insanlık için en büyük felakettir zira batının kendisi insanlık tarihindeki en büyük facia ve vahşettir. Bu sebeple Müslümanlar veya dünyadaki diğer batılı olmayan milletler ve kültür havzaları, batıyı tasfiye etmeyi tarihi bir vazife addetmelidir. Öyleyse ortaya çıkan çetin çelişki nasıl çözülecek?
Üretilecek olan projelerin muhtevası, batılı anlayış formlarından ve felsefi köklerden bağımsızlaşmış ve başka bir teorik kaynaktan beslenmiş olmalıdır. Bu durum, hem problemleri çözecek reçetelerin keşfedildiğini hem de bunların batı medeniyetinin muhtevası ile imtizaçsızlık içinde olduğunu göstermelidir. Batı dışındaki coğrafyalarda uygulanabilen ve verime dönüştürebilen projeler, batı tarafından tatbik edilmek istendiğinde, doğrudan tatbik etmesi mümkün olmayan ve tatbik etmek ve verim alabilmek için kendi hayatında muhteva değişikliğini mecburi kılan özellikler taşımalıdır. Yani eklektik nitelikler taşımayacak projeler olmalı ki, batı doğrudan kendi bünyesinde uygulama imkanları bulamasın. Bu durum, batının kendi medeniyet, insan ve hayat kavrayışlarının altını tamamen boşaltacak ve kendinden uzaklaşmasına sebep olacaktır.
Batı, kendi medeniyeti ile imtizaçsızlık gösteren bu projelere direnecek fakat başka ülkelerdeki başarılı uygulamaları gördüğü müddetçe de direnişi kırılacaktır. Zira yok olmak ile değişmek arasında kalan insanın tercihi bellidir. Kapitalizmin ürettiği insan anlayışı, “homo-ekonomikus”tur ve bu insan türünün, değişerek var olmak yerine değişmeye direnerek yok olmayı göze almasını beklemek sanırım komik kaçar.
Batının güçlü zamanlarındaki kibirli edalarını hatırlayanlar ve o edalarının değişmez olduğunu zannedenler, bu teşhisleri anlamakta zorluk çekebilirler. Batı medeniyetini derinliğine teşhis edebilenler, “sağlam insan” veya “metin insan” veya “dirayetli insan” veya “inançlı insan” veya “güçlü insan” terkipleriyle ifade edilebilecek şahsiyet formları oluşturamadığını iyi bilirler. Batının sahip olduğu kibrin kaynağı, “öz cesaret” değil, güçten kaynaklanan cesaret şovudur. Batı dünyasının fakir ve güçsüz insanları bir tarafa, zengin ve kudret sahibi insanlarının dayanamayacağını herkes bilmelidir. Çünkü batı, önce kendinde ve sonra da dünyada, kudretin en büyük kaynağı olan “iman”ı yok etti. Pozitif gücü ve zenginliği elinin altından kaymaya başladığında köpekler gibi yalvarmaya başlayacaktır.
HAKİ DEMİR
demirhaki@gmail.com

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir