BÜYÜK VE DERİN HAMLE-1-GİRİŞ

BÜYÜK VE DERİN HAMLE-1-GİRİŞ
Mısır ve Suriye’deki gelişmeler, bu gelişmeler karşısında doğu ve batı bloklarının ittifakları Türkiye’yi müthiş bir kuşatmaya aldı. Mengeneyi sürekli sıkıyorlar, bu defa niyetleri tehdit etmek değil öldürmek gibi görünüyor. İran’a karşı yapılacak bir askeri operasyonda Türkiye’yi (Akparti hükümetini) ikna edemeyen batı, bu gün Türkiye’ye karşı yapılan ve yapılacak olan her çeşit operasyonda İran’dan fazlasıyla destek görüyor.
Türkiye, ümmetin son kalesi ve tek karargahı olarak kaldı. Bunun ne manaya geldiğini ve ne kadar mühim bir mesele olduğunu anlamamız gerekiyor. Türkiye ne pahasına olursa olsun düşmemeli, buna müsaade etmemeliyiz. Karargah işgal edilemezse, karargah ele geçirilemezse, karargah kendi imkanlarıyla ayakta kalırsa, mücadele devam eder, yeni hamleler geliştirilebilir, yeni stratejiler oluşturulabilir, yeni manevralar yapılabilir. Karargah işgal edilirse her şey çöker…
Batı, Doğu ve kalbimize yerleşen İran alçaklarıyla başedecek gücümüz yok. Bu kadar büyük bir ittifak Osmanlıya karşı bile yapılmamıştı, Türkiye’ye karşı yapıldı. Oysa Türkiye Osmanlının yıkılırken sahip olduğu güce bile sahip değil hala… Karşımızdaki ittifak, onların silahlarıyla mücadele edilecek gibi değil, düşmanlarımızın silah gücüne (askeri, iktisadi, siyasi, diplomatik) denk bir güç toplayamayız. Başka bir yol (ya da yollar) olmalı…
Takip etmemiz gereken yol şöyle bir şey olsa gerek; bilinen yol ve usullerle (askeri, iktisadi, siyasi, diplomatik) stratejik savunmaya çekilmek, karargahı ne pahasına olursa olsun korumak, buna mukabil başka sahalarda taktik hamleler gerçekleştirmek… Bunu yaparken, ileri karakollardaki mevzilerimizden çekilmemeli, Mısır’da darbeye karşı direnişi, Suriye’de Yezide karşı cihadı desteklemeye devam etmeliyiz. Taahhütlerimizi asla terk etmemeli, dostlarımıza asla ihanet etmemeliyiz.
Düşmanın güçlü olduğu mevzilere saldırmak makul değil, aksine, düşmanın zayıf olduğu mevzie taarruz edilir. Düşmanın güçlü olduğu mevzilerin karşısındaki mevzilerin tahkimatı artırılır ve savunma gücü yükseltilir, düşmanın zayıf olduğu mevzilere doğru akın yapılır. Son birkaç yılda, birçok cephede hamle istidadı kazanan Türkiye, kısa sürede dehşetengiz bir kuşatmaya düştü, bu durumu gözönüne alarak yeni bir hal muhasebesi yapmamız şart.
Şu anda dünyada en fazla eksikliği hissedilen kıymet, medeniyet, adalet, ahlak ve fikir… Düşmanlarımız, barbar, zalim, vicdansız ve ahmak… Ne var ki aynı zamanda çok güçlü. İşte çetin denklem bu… Zeka ve akıllarını sadece güç biriktirmek için kullanan ahmak düşmanlarla karşı karşıyayız, bu durum, bir taraftan çok tehlikeli bir taraftan da üstesinden gelinebilir bir özelliktir. Dünyada en az olan, bu sebeple dünyanın en fazla ihtiyacı bulunan vicdan ve adalet, isabetli şekilde hükümet tarafından dillendiriliyor. Hükümet, hariciyesini, bu istikamete çevirmiş durumda, bu istikamet sabitlenmeli ve devam etmeli. Ne var ki siyaseten ve sadece konuşmalarda gündeme getirilen bu istikamet, muhtevası doldurulmamış, müesseseleri oluşturulmamış, sınırlarımız dışında hamle istidadı kazanmamış haldedir. İşte mevzumuz burası…
Mevcut şartlarda Hilafet şurasını toplayamayacağımıza göre, “Medeniyet Şurasını” toplamalıyız, tüm İslam ülkelerinden fikir ve ilim adamlarının iştirakiyle bir medeniyet şurası teşkil etmeliyiz. Bu şura, üç adet beyanname kaleme almalıdır; birincisi doğrudan Müslümanlara hitap etmeli, ikincisi dünyadaki fikir ve ilim piyasalarına hitap etmeli, üçüncüsü de tüm insanlığa hitap etmelidir. Her üç beyanname de, kaynağını İslam’dan almalı, bu husus sarahaten vurgulanmalı, kaynakları gizlemek gibi bir hafifmeşreplik ve “gizli niyet” ithamlarına maruz kalmamalıdır.
*
Müslümanlara hitap edecek beyanname, Müslüman hakların insani ve İslami bir hayat yaşayabilmelerini mümkün kılacak ana çerçeveyi ifade etmeli. Beyannamenin, Türkiye’nin siyasi bir hamlesi değil, İslam medeniyetinin ihyası şeklinde anlaşılmasına dikkat edilmeli, bunun için dil, üslup ve muhteva örgüsüne itina gösterilmelidir. İslam medeniyet tarihinden ve özellikle de son İslam medeniyeti olan Osmanlıdan tatbikat misalleriyle desteklenmeli, bunun daha önce yapılabildiği gösterilmelidir.
Kısa ve özet şeklinde bir siyasi sistem tasavvuru geliştirilmeli, bu çerçevede devlet, cemiyet, ferd, hukuk, adalet, tatbikat meseleleri izah edilmelidir. Müslüman halkların hem fikir ve ilim adamları nezdinde hem de halk nezdinde anlaşılması için gereken dil ve üslup seviyesi yakalanmalı, halkların elinde bir yol haritası mahiyeti taşımalıdır.
*
Dünya fikir piyasasına arzedilecek olan beyanname, yeni bir hak tarifi, yeni bir mevzuat şeması, yeni bir adalet emsali oluşturmalıdır. Özellikle milletlerarası münasebetlerdeki mevzuat ve müeyyide meselesi yeniden izah edilmeli, milletlerarası hukukun müeyyidesini “güçlülerin” inisiyatifine bırakan dünya siyasi şemasına dönük ciddi bir tenkit geliştirilmelidir. Hudeybiye anlaşması ve tatbikatından misallerle İslam Hukukunun milletlerarası hukuk kısmının “ahde vefa” şiarı işlenmeli, Osmanlıya kadar bu şiarın tatbikat misalleriyle muhteva zenginleştirilmelidir. Özet olarak milletlerarası hukuk ve nizam tesisinin, İslam olmadan ve İslam hukuku kaynakları kullanılmadan kurulamayacağını, muhafaza edilemeyeceğini, insan haklarının başüstünde tutulamayacağını ifade etmelidir.
*
Dünya halklarına okunacak beyanname, İslami hayat alanı ile insani hayat alanı izah edilmeli, insani hayatın altyapısı ve çerçevesi ortaya konulmalı, “insani alan” üzerinden dünya halklarına bir beyanname hazırlanmalıdır. İnsani alan, melekut aleminden hayvanlar alemine kadar tüm tabiat özelliklerini taşıyan insanın, tabiat haritasındaki “insani” alanın çerçevelenerek izah edilmeli ve şematik bir hayat alanı oluşturulmalıdır.
Dünya halklarının, dinleri, dilleri, kavimleri, dünya görüşleri, hayat tarzları ne olursa olsun, “insani çerçeve” içinde kalmak şartıyla İslam’ın siyasi hakimiyeti altında da hür şekilde yaşayabilecekleri ifade edilmelidir. İslam’ın, yeryüzünde “insani alanı” muhafaza vazifesine sahip olduğu, bu alanın muhafazası için Müslümanlarla gayrimüslimler arasında fark gözetmediği, tarihi tatbikatlarla zenginleştirilmiş şekilde gösterilmelidir.
*
Bu beyannamelerin her biri ciltlerce eserle ancak izah edilebilir, bu yazı mevzua giriştir ve devam yazılarında izah edilecektir.

Share Button

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir