BÜYÜK VE DERİN HAMLE-12-İNSAN HAKLARI BEYANNAMESİ-10-

BÜYÜK VE DERİN HAMLE-12-İNSAN HAKLARI BEYANNAMESİ-10-
İnsan tabiat haritası çıkarılamadı, buna bağlı olarak o haritadaki “insani bölge” teşhis edilemedi, buna bağlı olarak “insan fikri” inşa edilemedi, bunlar yapılamayınca İslam’ın insan anlayışı terkip edilemedi. Fakat İslam’a muhatap olanlar yer yer böyle bir mesele olduğunu hissetti, bu meseleyle ilgilenmek isteyenler çıktı. Ne var ki çerçeve oluşturulamayınca, müthiş savruluşlar yaşandı. Müktesebat reddiyecilerinin savrulduğu nokta, “evrensel değerler” mevzii oldu, bu çok ağır bir durumdu çünkü batıya teslim olundu. Müktesebata sadık olanların içinden bu meseleyi çerçeveleyen bir gurup ise çıkamadı.
İnsani bölge meselesini ve tüm insanlığa fikir beyan etme bahsini, Fethullah Gülen ve cemaatinin anladığı zannına kapıldığımız zamanlar oldu. Bu meseleyi anladığını düşünmemize sebep olan faaliyetleri cümlesinden kabul edebileceğimiz misaller vardı, mesela hiç Müslümanın yaşamadığı bir ülkede bile okul açmak ve eğitim faaliyetinde bulunmak… İhtiyaçların ehemmiyet ve aciliyet listesi bakımından bu faaliyetleri tenkit etme bahsi mahfuz olmak üzere, İslam düşmanlığı ile temayüz etmemiş bir ülke ve halka hizmet götürmek, eğitim-öğretim faaliyetinde bulunmak, insan fikrinin stratejik tatbikatları için iyi bir misaldi. Bazılarının hafifmeşrep tenkitleri karşısında direnmemizin sebebi de, meselenin bu tür derinlikleri ihtiva etmesiydi.
Afrika’nın herhangi bir ülkesinde okul açmak, dünyanın Müslümanlar ile İslam düşmanlarından ibaret olmadığını, ikisi arasında “insani alan” bulunduğunu anlamaktı. Gerçekten de bu mesele, Fethullah Gülen’in engin ufkunda mayalanabilmişti. Belki de onun açtığı zihni ufuktan dolayıdır ki, İHH da, dünyada gayrimüslimlerin yaşadığı coğrafyalarda hizmet ve yardım faaliyetine girişti. İHH destanının bu tür faaliyetlerinden dolayı İslam’ın “güzel yüzü” görüldü ve birçok insan Müslüman oldu. Elde edilen neticeler, yolun doğru olduğunu gösterdi.
Bu meselenin engin ufku Fethullah Gülen tarafından gösterildi. Ne var ki cemaatin engin ufku, “merkezi anlayış” zafiyetinden dolayı haddini aştı ve zıddına inkılap etti. İşte bu noktada “cemaat”, Müslümanların hazin hikayesidir.
*
Kendilerinin isimlendirmesiyle “hizmet hareketi” nerede hata yaptı? Yirminci asırda, Müslümanların en büyük “insani hamlesi” olan cemaat, üzerinde ciddi tetkikler yapılmayı hak ediyor. Yanlışları bir tarafa, insan fikri üzerine inşa edilen bu büyük hamle, özü itibariyle doğruydu, yanlışlarına bakıp da, özde doğru olan bu hamle mahkum edilmemeli ve tefekkür sahamızın dışına itilmemelidir. Cemaatin yanlışlarından dolayı “insani hamle”nin yok sayılması, tefekkür zafiyeti oluşturur.
Önce cemaatin temel bazı yanlışlarını tespit edelim, onlar üzerinden meselenin tefekkür boyutunu tetkik edelim. Cemaatin basın yayın sahasındaki yüzü ve tezahür uzvu olan Zaman Gazetesi, Mısır darbesinde İhvanı desteklemedi, her ne kadar darbeyi açıktan desteklemediyse de Müslüman Kardeşlerin hem de silahlı mücadeleden hassasiyetle uzak durarak mukavemet etmesini ağır ifadelerle tenkit etti. Keza Türkiye’de, özellikle gezi parkı eylemlerinde doğru mevzie yerleşemedi ve Akparti’ye karşı bazen açık bazen sinsi bir mücadele yürüttü. Özellikle de Zaman gazetesinin İngilizce versiyonunda, (içeride az okunmasından cesaret alarak), sinsi şekilde, gezi parkı eylemlerinin dışarıdaki koalisyon ortaklarına, “sizinleyiz” mesajı verdi. Bu iki misal (karar ve tavır) meseleyi izah için kafi malzeme teşkil eder, bu sebeple yazıyı pratiğin hercümercine fazla boğmayalım, bunlarla iktifa edelim.
Bu iki misaldeki temel yanlış, Müslümanlar ile İslam düşmanları arasındaki münasebetlerde, doğru karar verme istidatlarını kaybettiklerini gösteriyor. Dikkat… Müslümanlar ile insanlar arasındaki münasebetlerde değil, Müslümanla ile İslam düşmanları arasındaki münasebetlerde… Zaten meselenin özü burası, cemaat tam da bu noktada savruldu. Bu noktayı unutmadan devam edelim.
“İnsani alan”, savaş alanı değildir. Cemaat el yordamıyla “insani hamle” geliştirmişti, insani hamle ise savaşı ihtiva etmez. Bir cemaat veya hareket sadece “insani alanda” mevzilenmiş, orada faaliyet göstermeyi tercih etmişse, savaştan bahsetmez, bu durum anlaşılabilir bir hal ve tercihtir. Fakat “insan fikri” doğru anlaşılmış ise, her ne kadar kendisi savaştan bahsetmese de, cihat eden yiğitlere karışmaz, onların yanlış yolda olduğunu söylemez. Eğer bir hareket, İslami hareketi, sadece “insani hareket” ile sınırlı tutacak bir İslami tefekkür geliştiriyorsa, o hareket İslam’dan bağımsızlaşıyor demektir. Hiçbir Müslüman hiçbir sebeple İslam’dan bağımsızlaşamaz.
Cemaat, merkezi anlayışı iptal etti ve insan fikrine demir attı. İnsan fikri, İslam’dan bağımsızlaşma tehlikesini, bünyesinde en fazla barındıran tefekkür alanıdır. Merkezi anlayış, nazari çerçevede tevhit bahsi, tatbikat sahasında da ümmetin vahdeti bahsidir. Merkezi anlayıştan kurtulanlar, nazari çerçevede tevhitten, ameli çerçevede de ümmetten uzaklaşırlar. Müslüman şahsiyet, İslam’ın merkezine en uzak bölgedeki meselede bile mihveriyle irtibatını koparmaz. İnsan fikri, İslam’ın merkezine en uzak bahislerden biri olduğu içindir ki hem fazla itibar görmez hem de İslam’dan bağımsızlaşma tehlikesini bünyesinde en fazla barındıran tefekkür alanıdır. Bu alanın İslam’ın merkezine uzak olması, İslam’ın dışında olmasından değil, İslam’ın insanlığa uzanan tefekkür ufku, uç beyliği, serhatti olmasındandır. Herhangi bir bahsin, İslam’ın merkezinden uzaklığı, aynı zamanda o bahsin ehemmiyetinin azlığına işarettir. Fakat “insan fikri” bu kaidenin istisnasıdır, bu bahis tabiatı gereği İslam’ın merkezine uzaktır ve bu uzaklık kıymetsizliğine değil, aksine kıymetine işarettir. Bütün bunlar, o meselenin bünyesinde ciddi tehlikeler ihtiva ettiği gerçeğini değiştirmez.
Cemaat, merkez kaymasına uğradı. İslami tefekkürün merkezi, İslam’ın kalbidir, tevhittir. Yeryüzündeki (aslında kainattaki) her mesele bu merkeze nispetle anlaşılır ve izah edilir. Cemaatin ve mensuplarının tevhit dışına çıktıklarını iddia etmiyoruz, itikadi manada bu kadar ağır bir ithamdan Allah’a sığınırız, burada bahsini ettiğimiz husus, İslami tefekkürün tevhidi mahiyetidir. “Merkezi anlayış” veya “anlayış merkezi” ile kastettiğimiz husus, İslam’ın mana haznesinde mahfuz olan milyonlarca mevzuun, belli başlı bir mihvere bağlı merkezi anlayış örgüsüne sahip olması lüzumudur. Fikir örgüsünün merkezindeki milimlik kaymalar, muhitte büyük hatalara sebep oluyor.
Bir hareketin “insani alan” tercihi, o sahanın boş bırakılmamasına dönük bir stratejik tercihtir. Stratejik tercihler asla tefekkür bünyesini ve örgüsünü zedelememeli, fikrin muvazenesini ve ahengi bozmamalı, merkezi yapısını dağıtmamalıdır. Cemaat “insani alana” o kadar yerleşmiş halde ki (tezahürler bu yönde), İslami tefekkürün tamamını o sahaya yığmış görünüyor. Tek bir sahada çalışmayı tercih etmek, o sahada ihtisaslaşmak ve o sahayı vazife edinmek mümkün. Ama İslami tefekkürü tek sahaya mahkum etmek, o saha İslam’ın içinde bile olsa hatta İslam’ın mühim mevzularından biri olsa bile tefekkür zafiyetidir, merkez kaymasıdır, parçaya bütün muamelesi yapmaktır.
Cemaat, insani alana o kadar yerleşti ki, tefekkürü erteledi, stratejiyi önceledi. Bu işi o kadar ileri götürdüler ki, “dini cemaat değiliz” türünden açıklamalar yaptı. Strateji, fikrin tatbikat tertibidir, asla fikrin önüne geçemez. Cemaatin “dini cemaat değiliz” açıklamaları, stratejiyi fikrin önüne koymaya başladıklarının açık alametidir.
Böyle bir hata nasıl yapılabilir? Fethullah Gülen, birbiriyle ihtilafa düşmeyen bir kadro ve cemaat yetiştirmek istedi, bu düşüncesinde de haklıydı. Hizmet edebilmek için, birbirinin enerjisini sömüren tartışmalarla meşgul bir cemaat değil, birbiriyle tesanüt içinde çalışan bir kadroya ihtiyaç var. Buraya kadar doğru fakat bu durum, aynı zamanda tefekkürü de imha ediyor. Cemaat, kasıtlı veya kasıtsız bu duruma düştü ve fikir adamı yetiştiremedi. Fikir adamı yetiştiremedi (belki yetiştirmek istemedi) ama müthiş bir ahenkle hizmet üreten bir kadro yetiştirdi. Teşkilatlanma ve idare etmede maharet kesbeden bu kadro, müthiş bir hizmet hacmine ulaştı, gözleri kamaştıracak başarılara imza attı. İşte hatanın mayalandığı yer burasıydı…
Bir tarafta tefekkür zafiyeti diğer tarafta büyük başarılar… Bu kompozisyon, sahada zafer, fikirde mağlubiyet üretti. Bir müddet sonra zaferin sarhoşluğu, bünyedeki tefekkür kırıntılarını da imha etti. Cemaat kütlesi tabii olarak, “iyi yaptığı” işe yöneldi. Zaten böyledir, ferdin zihni bünyesi, cemiyetin içtimai devinimi, iyi yaptığı işe yönelir. Bir insanı veya cemiyeti, iyi yaptığı işten alıkoymak fevkalade zordur. Cemaat, hizmeti (sahadaki çalışmaları) iyi yapmayı öğrendi, bir müddet sonra iyi yapmayı öğrendiği işin “iyi” olduğuna inandı. Ve… Bize, İslami tefekkürün merkezinin kaymasının böyle bir misali de olduğunu gösterdi. Başarılı bir İslami hamlenin (zaferin), Müslümanları İslam dışı bir alanda istihdam edeceğini düşünmezdik, imtihan çok zor. Gerçekten hazin bir hikaye… Oysa cemaatin destanını yazmak isterdik.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir