BÜYÜK VE DERİN HAMLE-3-İNSAN HAKLARI BEYANNAMESİ-1-

BÜYÜK VE DERİN HAMLE-3-İNSAN HAKLARI BEYANNAMESİ-1-
Yirminci asırda batının kaleme aldığı ve dünyayı bir asır onunla sömürdüğü insan hakları beyannamesi miadını doldurdu. Hala batının ve Batılılaşmış mahalli ajanların, insanlar üzerinde demoklesin kılıcı gibi salladıkları bu metinler, felsefi tez olmaktan çıktı. Hala gündemi işgal etmeye devam etmesinin ise iki mühim sebebi var, birincisi batının ve batılılaşan ahmakların ezberlerinden ve istismardan vazgeçmemesi, ikinci ve daha mühim olanı ise, yerine hala yeni bir beyanname yazılamamasıdır.
Ezberlerin tekrarlanması ve istismarın devam etmesi önlenebilecek bir hadise değil, bu sebeple mesele, yeni bir beyanname hazırlanması noktasından düğümleniyor. Açık bir şekilde biliyoruz ki, hayatı veya hayatın bir alanını işgal eden bir bilgi veya fikir, ne kadar saçma olursa olsun, eğer o alanda tek ise varlığını ve tesirini devam ettirir. Saçma ve yanlış olması hayattan çekilmesi için kafi değildir, illa ki yerine yeni bir fikrin piyasaya sürülmesi gerekir. Hiçbir fikir kendiliğinden hayatı terketmemiştir, mutlaka başka bir fikir tarafından hayattan kovulmuştur. Bir fikir kendiliğinden ölebilir, bu mümkün ama kendiliğinden hayatı terketmez, işgal ettiği sahayı boşaltmaz. Kendiliğinden öldüğünde ise tortulaşır, betonlaşır ve ceset haline gelerek hayatın ilgili alanını işgal etmeye devam eder.
Batının deklare ettiği insan hakları beyannamesi öldü. Birçok sebeple öldü, bir asırdan beri süren felsefi kriz beyannamenin muhtevasını boşalttı ve kaynaksız bıraktı, kendini doğuran felsefenin iktisadi ve siyasi sistemleri çöktüğü için ideolojik kaynağı kurudu, tatbikatta ortaya çıkardığı sınırsızlık ve ölçüsüzlük hayatın muvazenesini bozdu ve fikre can veren “hayat” kaynağı tükendi, batı o kadar istismar etti ki, itimat kaynağı çürüdü. Nihayet batı umumi manada çökmeye başladığı için, beyannamenin arkasındaki “güç yığınağı” bitti.
Batının insan hakları beyannamesinin varlığını devam ettirebilmesinin tek şartı var; batı dışındaki dünyanın yeni bir beyanname yayınlamaması ve batının beyannamesine itibar etmeye devam etmesi… Bu ihtimal dışında batının yayınladığı insan hakları beyannamesinin varlığını devam ettirmesi asla mümkün değil. Uzaylılar dehşetengiz bir güçle gelseler ve batının beyannamesini devam ettirmek isteseler, buna karşı fısıltı halinde başka bir beyanname gündeme gelse, batının beyannamesi yine de hayatiyetini devam ettiremez. Artık anlamalıyız, batının insan hakları beyannamesini devam ettirenler bizleriz.
Batı karşısında aşağılık kompleksine kapılanlar, İslam İrfan Müktesebatına vakıf olmayanlar ve o müktesebatı kabul etmeyenlerdir. Gündemi yoğun şekilde meşgul eden bu türden cahil ve idraksiz kişiler, niyet olarak düşman oldukları batının ayakta kalmasına sebep oluyorlar. Şia kırmalarının, İslam tarihini zulüm tarihi olarak görmesi, hiçbir medeniyet inşa edememiş bedevi topluluklar olarak kabul etmesi, kendi medeniyetsiz halini Müslümanlara yakıştırarak onlarla eşitlenme gayretidir. İşte bu alçakça tavırdır ki, İslam tarihini, İslam medeniyetini, kadim müktesebatı, özellikle de tecrübe birikimini yok sayarak Müslümanları batı karşısında zihni ve fikri manada çırılçıplak bırakıyor ve tüm mukavemet kaynaklarını imha ediyor. Kadim müktesebatı reddeden alçaklar, batının “evrensel değerler” yalanına sonuna kadar inanıyor, felsefeye “hikmet” muamelesi yapıyor ve Müslümanları kendi kaynaklarından uzaklaştırıyor. Bütün bunları da Kur’an-ı Kerime davet ettikleri iddiası ile yapıyorlar, Kur’an-ı Kerimi felsefeyle anlayacaklarını vehmederek… Şii ve vehhabi (ve selefi) hainlerinin batı ile müşterek strateji takip ettikleri saha tam olarak burası, yani kadim müktesebatın imhası…
Son iki-üç asırdır dünya hiç bu kadar müsait olmamıştı. Dünyaya, tüm insanlığa bir beyanname yayınlayabiliriz, yayınlamalıyız. Medeniyet Şurası toplanıp, beyannameleri kaleme almalı ve insanlığa ilan etmelidir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir